Yusuf Akçura ile Türk Milliyetçiliği

Yusuf Akçura ve Türk Milliyetçiliği

  1. Yusuf Akçura’nın Hayatı

Şehabettin Mercani ve İsmail Gaspıralı gibi Türkçülük ideolojisini filizlendiren önemli isimlerden feyz almış ve bu düşünceyi “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesiyle doktrinleştirip Anadolu coğrafyasına sunmuş olan Yusuf Akçura 2 Aralık 1876’da İdil nehri kıyısındaki Simbir şehrinde doğmuştur. Kazan’da tekstil fabrikası olan varlıklı bir ailenin ferdi olmasına karşın babasının erken yaşta vefatı üzerine varlıklarını yitirmişler ve bunun üzerine 1883 yılında annesi ile birlikte İstanbul’a yerleşmişlerdir (Berk, 2017).

Yusuf Akçura.
https://www.aydinlik.com.tr/haber/yusuf-akcura-doguya-dayandikca-yenilmez-oluruz-309526

1885 yılında Koca Mustafa Paşa Askeri Rüştiyesine kaydolarak askerlik yoluna girmiş, 1892 yılında Kuleli Askeri İdadisinde, 1894 yılında Harbiye Mektebinde ve 1896 yılında teğmen olarak Erkan-ı Harbiyede eğitim görmüştür (Akçura, 1976; Georgeon, 1986). “Musavve Malumat” dergisinde yayınladığı yazılarında hürriyet destekçiliği sebebiyle II. Abdulhamit’in talimatıyla Fizan’a sürgün edilmiş lakin yeterli maddi kaynak sağlanamaması sebebiyle Trablusgarp’ta kalmalarına karar verilmiştir (Berk, 2017).

Eğitim hayatına devam etme isteğinde olan Akçura Tunus üzerinden Fransa’nın başkenti Paris’e kaçmış ve burada “Ecole Libre des Science Politiques” (Siyasal Bilimler Serbest Okulu)’ nda dönemin önemli milliyetçi akademisyenlerinden dersler almıştır. Bu dönemde “Genç Türkler” ile temas haline girmiş ve bazı makaleler yayınlamaya başlamıştır (Berk, 2017).

1903 senesinde Paris’teki eğitimini başarıyla tamamlayan Akçura, memleketi Kazan’a gitmiş ve 1904 yılında burada kendisinin en meşhur eseri olan “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesini kaleme almıştır (Berk, 2017; Arai, 1994). Bu makale Kahire’deki “Türk” gazetesinde okuyucuya sunulmuş ve ardından pek çok kişi tarafından karşılık verilmiştir (Berk, 2017).

1905 senesinde 1. Rusya Müslümanları Kongresine dahil olmuş ve tüm Rusya Müslümanlarının birlikte hareket etmesi fikrini savunmuştur (Akçura, 1928). Bu dönemde Çarlık yönetimi tarafından çeşitli yıldırma girişimleri ve 1907 senesinde Duma’nın Çar tarafından feshedilmesi sonucu Rus coğrafyasında hürriyet aramanın manasız olacağı düşüncesi ile II. Meşrutiyet’in ilan edildiği Osmanlı İmparatorluğu’na gelmiştir (Georgeon, 1986).

İlk geldiği dönemlerde Payitahtta Türkçülüğün esamesi okunmuyor, Jön Türkler hala bir Osmanlı milleti oluşturabilecekleri düşüncesini savunuyordu (Berk, 2017).  Yeni kurulan hükümetin İngiltere yanlısı olmasını eleştiren Akçura, Almanya ile ortaklık kurmanın doğru olacağı fikrini savunmaktaydı ve bu dönemde İttihatçılar ile arasına mesafe koymaya başlamıştır (Berk, 2017).  Bazı araştırmacılara göre bunun sebepleri arasında düşünce özgürlüğünü savunma endişesi bulunmaktadır (Georgeon, 1986). Nitekim Trablusgarp ve Balkan savaşları sonrası İttihat ve Terakki Cemiyeti kendisinin bahsettiği çizgide politikalar takip etmeye başlamıştır (Berk, 2017).

1914 senesine kadar fikirlerini kültürel faaliyetlerle savunma yolunu tercih etmiş ve bunun için Türk Derneği, Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocağı gibi kurumların kurulmasında önemli rol oynamıştır (Berk, 2017).

Anadolu’da kurtuluş mücadelesinin verildiği dönemde Ekim 1919’da Milli Türk Fırkasının kuruluşunda görev almıştır. Bu fırka aynı zamanda Türk adını taşıyan ilk siyasi parti olma özelliği ile dikkat çekmektedir. İlerleyen dönemde Ankara’ya giderek Mustafa Kemal Paşa’nın saflarında yer almış ve Sakarya Meydan Savaşı’nda görev almıştır (Berk, 2017).

Cumhuriyetin ilanından sonra 1923 yılında milletvekilliği görevini ihva etmiştir. 1931 senesinde Türk Tarih Kurumu kurucuları arasında yer almış ve 1932 senesinde kurumun başkanlığını üstlenmiştir. 12 Mart 1935 tarihinde fenalaşarak hayatını kaybetmiştir (Akçura, 1981).

Yusuf Akçura, 6 Ekim 1923’te İstanbul’u TBMM adına teslim alan anlaşmayı imzalıyor.
https://qha.com.tr/haberler/guncel/turk-tarihciliginin-sembol-ismi-yusuf-akcura-nin-vefat-yil-donumu/308668/
  1. Üç Tarz-ı Siyaset

Yusuf Akçura 1904 senesinde Rusya’da yazdığı ve Kahire’deki “Türk” gazetesinde yayınlanan “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesiyle Türkçülük ideolojisinin akademik arenada tartışılmasına ön ayak olmuş ve fikirleriyle milli devlet yapısında bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve kurucu elitinin fikir babalığını yapmıştır.

Bu makale temel olarak üç görüşü değerlendirerek Osmanlı İmparatorluğunun sahip olduğu sorunları nasıl çözebileceği üzerine yorumlar içermektedir. Bu üç görüş Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülüktür (Özçelik, 2015).

  • Osmanlıcılık

Yusuf Akçura, Osmanlıcılık fikrini İmparatorluk içerisinde bulunan Müslüman ve gayrimüslim tebaaya aynı düzeyde politik ve sosyal haklar tanıyarak birbirine karıştırma sonucunda yeni bir milliyet teması üzerinde duran bir görüş olarak tanımlamıştır. Bu sayede Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi bir millet tanımı yapılarak devletin sınırları bozulmadan korunması amaçlanmıştır (Akçura, 1976). Bu düşünce teoride gayet mantıklı ve faydalı görünse de Akçura bu fikrin beyhude olduğunu şu şekilde savunmuştur (Özçelik, 2015):

  1. Osmanlı’daki Türk tebaa, 600 senedir egemenliği altında tuttuğu milletlerle aynı düzeyde olmayı kabul etmemektedir.
  2. Türk olmayan Müslüman tebaa da bu duruma karşı çıkıyordu. Gayrimüslim toplumlar ile aynı statüde bulunmayı reddetmektedir.
  3. Gayrimüslim halk ise yıllardır hükümdarlığı altında yaşadığı Türkler ve Müslümanlar ile karışma fikrine onay vermemektedir.
  4. Rusya güdümündeki küçük devletler Osmanlı içerisindeki “Slav milliyetçiliği” fikirlerini körüklemektedir.
  5. Diğer Avrupa devletleri de tıpkı Rusya gibi Osmanlı içerisinde kendilerine güç sağlayan Hristiyan tebaayı kaybetmek istememektedir.

Akçura’ya göre bu modelin ABD’de işe yaramasının sebebi yeni ve ortak tarihe dayalı bir kuruluş aşaması olmasıdır. İngiltere’ye karşı ortak bir bağımsızlık mücadelesi verilmiş ve nitekim laik bir yönetim anlayışı benimsenmiştir. Osmanlıda millet olabilmenin en önemli özelliklerinden olan “bir gayede birleşmek” kavramı yer almamaktadır (Özçelik, 2015).

Osmanlıcılık fikri ilk kez II. Mahmut döneminde filizlenmiş 1839 senesinde Tanzimat Fermanı ile uygulanmaya çalışılmıştır. Bunun için II. Abdulhamit tahta getirtilmiş, Meclis-i Mebusan kurulmuş ve Kanun-i Esasi ilan edilmiştir. Ancak beklenen kaynaşma gerçekleşmemiş, azınlıkların isyankâr tavırları ve 93 harbi sonrasında II. Abdulhamit meclisi kapatmıştır (Özçelik, 2015). Sonuç olarak Akçura haklı çıkmış üstelik Osmanlı İmparatorluğu “İstibdat Dönemi” olarak adlandırılan baskıcı bir döneme girmiştir.

  • İslamcılık

Kimilerine göre “Kızıl Sultan”, kimilerine göre ise “Ulu Hakan” olarak isimlendirilen II. Abdulhamit, Osmanlı içerisindeki Müslüman olmayan tebaanın Devlet-i Aliye’ye şeklen bir bağlılığının bulunduğu ve sıklıkla emperyal kuvvetlerin kışkırtmalarıyla istikrarsızlaştırıcı tutum içerisinde olduklarını düşünmekteydi. İngiltere’nin “Avrupa’nın Hasta Adamına” desteğini çekmesi ve Rusya’nın hudutlarında kendi güdümünde devletler kurulmasını sağlaması sonucunda II. Abdulhamit rotayı “İslamcılık” olarak belirlemiş, buna uygun politikalar uygulayarak hilafetin gücünü kullanmak istemiştir (Eraslan, 1994).

Bu siyasi vizyon ile Osmanlı yönetimi, başta kendi hakimiyetindeki topraklar olmak üzere dünyadaki tüm Müslümanları soylarına bakmaksızın ortak paydası inanç olacak şekilde hilafet şemsiyesi altında birleştirmek istemiştir (Akçura, 1976). Bu uğurda Hindistan ve Çin gibi ülkelerde İslamcı faaliyetler örgütlemiş, Hicaz demiryolunun açılması için çalışmalarda bulunmuş, tarikat şeyhleri ile temas halinde kalmış ve dini eğitimin artırılmasını sağlamıştır (Ortaylı, 1994; Köseoğlu, 1994).

Fakat Tanzimat Fermanı ile hedeflenen eşitlik ilkesinin bu politikalar ile uygulanmasının mümkün olmaması, Müslüman tebaaya sahip gayrimüslim ülkelerin hilafetin güçlenmesine karşı gösterecekleri direnç ve Asya’daki, Afrika’daki ve Avrupa’daki Müslümanların kültürel farklılıkları sebebiyle birleşmesinin zorluğu İslamcılığın uygulanmasında karşılaşılacak başlıca engeller olarak değerlendirilmiştir (Akçura, 1976).

Nitekim I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu “Cihat” ilan ederek “Allah Rızası İçin” tüm dünya Müslümanlarını Hilafeti korumaya davet etmiş ancak Hint Müslümanları gibi bazı toplumlarda karşılık bulmasına karşın başta Araplar olmak üzere pek çok cephede onlara karşı mücadele vermek zorunda kalmıştır (Özçelik, 2015). Bu yönü ile de Yusuf Akçura İslamcılık üzerine fikirlerinde haklı çıkmıştır.

Türk dünyası haritası.
https://www.quora.com/Is-there-any-political-movement-that-proposes-the-unification-of-all-the-Turkic-nations
  • Türkçülük

Türkçülük akımı, diğerlerine göre nispeten daha sonra olgunlaşmış olmasına karşın Cumhuriyetimizin kurucu ideolojilerinden biri olmuş; yönetim kadrolarını derinden etkileyen bir görüştür.

Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset makalesinde bu fikri kesin olarak savunmamış avantajları ve dezavantajları üzerinde durarak kararı okuyucuya bırakmıştır (Akçura, 1976). Bu makalenin “Türk Milliyetçiliğinin Doktrini” kabul edilmesinin sebebi bu fikre yer veren ilk makale olmasıdır. Akçura, Türkçülük ile ilgili olarak:

  1. Türklerin uzun yıllardır varlığını korumuş ve büyük milletler arasında görülüyor olması,
  2. Büyük olarak ithaf edilen milliyetlerin çoğunlukla 19. Yüzyılda dillendirilmeye başlamış olması,
  3. Diğer iki fikir akımının tecrübeler sonucu siyasi bir başarı elde edememiş olması (Özçelik, 2015).

Bu ideolojinin muzaffer olabilmesi için izlenmesi gereken adımlar ise şu şekilde sıralanmıştır:

  1. Osmanlı tebaası içinde bulunan Türklerin bilinç düzeyinin yükseltilmesi,
  2. Soy olarak Türk olmamasına rağmen yüzyıllardır bir arada yaşama sonucunda belirli bir noktaya kadar kaynaşmış olan toplumların Türk toplumuna dahil edilmesi,
  3. Osmanlı tebaası içerisinde bulunmasına rağmen herhangi bir kaynaşmaya dahil olmamış toplumların Türk toplumuna dahil edilmesi,
  4. Osmanlı tebaası dışında kalan Türklerin bilinç düzeyinin yükseltilmesi (Özçelik, 2015).
Ahmet Vefik Paşa.
https://www.nkfu.com/ahmet-vefik-pasa-kimdir-osmanli-yazarinin-hayati-eserleri-nelerdir/

Türkçülük ideolojisinin ilk nerede ve kim tarafından çıktığı bir tartışma konusu olsa da Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları adlı eserinde Türkçülüğün ilk savunucularının Ahmet Vefik Paşa ve Süleyman Paşa olduğunu belirtmiştir (Gökalp, 1966). İlerleyen yıllarda Türkçülük, aydın kesim tarafından destekçi bulmaya devam etmiş ve Fuat Köprülü gibi ilim insanları Türkoloji üzerine çalışmalar yapmıştır (Özçelik, 2015).

  1. Düşünce Yapısı

    • Milliyetçilik Hakkındaki Düşünceleri

Yusuf Akçura, milliyetçilik hakkında iki önemli çıkarımda bulunmuştur. Bunlar emperyalist milliyetçilik ve demokratik milliyetçiliktir (Berk, 2017).

  • Demokratik Milliyetçilik

Akçura’ya göre belirlenmiş olan millet değerlerinin farklı her toplum için hak olarak değerlendirildiği; Türk olanlar için istenenin geri kalanlar için de istenmesi ve savunulması gerektiği belirtilmektedir. Milliyetçiliği demokratik değerler içerisinde savunanlar, Türk milletinin sahip olduğu gücün sadece kendisini revize etmesine yeteceğini bilir ve başka milletlerin sorumluluğunu üstüne almaktan geri durur. Hayalperest genişleme kalkışmalarında bulunmaz. Fakat bunun yanında hak ettiği değerleri almak ve savunmak için mücadeleden geri durmaz. Demokratik milliyetçilik, kurulması muhtemel Türk Birliğini reddetmemesine karşın hayalperest uygulamalardan kaçınılması konusuna vurgu yapar.

  • Halkçı Milliyetçilik

Bu tür milliyetçilik demokratik olan yönetim biçimlerinde uygulanabilir. Ana hatları ile bu tür milliyetçilik sadeleştirilmiş bir dil bilgisini, milli kanunların oluşturulmasını, kadınların geçmiş zamanlardaki Türk kültürüne uygun olarak haklar kazanmasını, milli sanatın yaygınlaştırılmasını amaçlar.

Bir milleti yüceltmenin en iyi yolu o milleti oluşturan bireylerin yaşam koşullarını güçlendirmek; bilim ve sanat gibi sahalarda önünü açmak ile mümkündür. Bunu sağlamak da halkçı uygulamalardan geçer. Dolayısıyla milliyetçilik ve halkçılık birbirinin ardılıdır ve ayrılamazlar.

  • Emperyalist Milliyetçilik

Emperyalist milliyetçilik ise Avrupa’da ortaya çıkmış olan “Faşizm” ile eş değer olarak değerlendirilir. Kendi soyundan gelenlerin refahını artırmak diğer toplumları ise sindirmek bu tür milliyetçiliğin yapısını oluşturur. Akçura bu tür milliyetçilik anlayışının genişlemeci olduğu, mensubu olunan toplumun egemenliğini artırmak için her türlü hak, değer ve toprağa saldırılmasının meşru kabul edilen hayalperest bir görüş olarak belirtmiştir.

  • Ekonomi Hakkındaki Düşünceleri

Akçura, siyaset ve iktisadın birbirinden ayrı ele alınmasına karşı çıkmıştır. Osmanlıdaki Türklerin sadece askerlik ve tarım için uygun görülmüş olmasından kaynaklı olarak devlette hiç “Türk Burjuvazisi” oluşmadığını vurgulamıştır. Ona göre milli burjuvazinin oluşması ile milli bilinç yükselecektir (Berk, 2017).

Akçura liberalizm ve onun Jön Türkler arasındaki ateşli savunucusu Prens Sabahattin’e kesin bir dille karşı çıkıyordu. Liberalizmin halkın çıkarını gözetmediğini ve Osmanlıda halkın fakirleşmesini de Tanzimat dönemindeki uygulamalar olduğunu düşünüyordu. Çözüm olarak ise Türk girişimcilerin desteklenmesi ve böylece orta gelirli Türklerin sayısını artırarak kalkınmayı sağlamayı savunuyordu.

Ziya Gökalp.
https://www.biyografya.com/biyografi/4084
  1. Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura

Yusuf Akçura en ünlü eseri olan “Üç Tarzı Siyaset” makalesinde Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük görüşlerini değerlendirmiş, Osmanlı İmparatorluğunun sahip olduğu sıkıntılardan çıkış için o güne kadar göz önünde bulunmayan Türkçülük fikrini okurlarına sunmuştur.

Devlet-i Aliye’ de Türkçülüğün uygulanmaya başlaması durumunda yüzyıllardır kendisini bir Balkan İmparatorluğu olarak gören Osmanlı, bir Asya İmparatorluğuna dönüşecektir (Çalen, 2018).

Akçura dünya üzerinde Türk olan ve bir dereceye kadar Türkler ile kaynaşmış olan toplumları birleştirerek dili, soyu ve kültürü ortak birleşmiş bir Türk milleti oluşumunu desteklemekteydi. Ona göre Türkçülüğün önündeki engeller İslamcılığınkinden daha azdı (Çalen, 2018).

Ziya Gökalp ise “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” adlı eseriyle isimleri geçen üç fikri değerlendirmiştir. Bunlardan “Muasırlaşmak” net bir düşünce akımı olarak değil daha çok diğer düşüncelerin içerisinde bir niyet olarak değerlendirilmiştir. Ziya Gökalp’in gayesi “Modernleşmiş İslam Türklüğü” oluşturmaktır. Bunun için modernleşmenin milli değerlere sadık kalınarak yapılması gerektiğini söyler. Modernleşmek adı altında Batı dünyasının kültürünü benimsememek, sadece ilimde örnek almak gerektiğini savunur (Çalen, 2018). Fakat bir kültürün sadece seçilen bir özelliğinin alınıp diğer özelliklerinin dışarıda bırakılması mümkün değildir. Etkilenme, dereceleri değişse de her alanda gerçekleşir.

Gökalp’e göre Müslümanlık, Türklük bilincinin ana unsurlarından birisidir. Ona göre Yakut Türklerinin önünde Müslümanlığa yönelerek Türk kalmak veya Hıristiyanlığa yönelerek Bulgarlara benzer şekilde Slavlaşmak gibi iki yol vardır (Çalen, 2018).

Toplum içerisinde Ziya Gökalp, Yusuf Akçura’ya kıyasla daha fazla bilinmektedir. Bunun sebeplerinden en bariz olanı Ziya Gökalp’in İttihat ve Terakki Cemiyeti döneminden beri siyasette aktif görevlerde bulunmuş olmasıdır. Yusuf Akçura ise İttihat ve Terakki içerisinde bulunmanın kendi çalışmalarını olumsuz etkileyeceği düşüncesi ile bundan geri durmuştur. Ayrıca tarihçilik anlayışında Müslümanlığı Ziya Gökalp kadar işlememiş ve Cengiz Han’ı Türk olarak kabul etmiş olması sebepleriyle milliyetçi çevrelerce nispeten göz ardı edildiğini düşünen araştırmacılar bulunmaktadır (Berk, 2017).

  1. Sonuç

Yusuf Akçura hayatı boyunca daima inandığı doğrular için yaşamış ve daima bunları geliştirmeye çalışmış bir ilim ve dava adamıdır. Ömrü boyunca pek çok sivil toplum kuruluşunda çalışmalar yapmış aynı zamanda birçok makale kaleme alarak aydın çevrelerce dikkat çekmeyi başarmıştır. Bunlardan en ünlüsü olan “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesi Türkçülüğün miladı olarak kabul edilmiştir. Osmanlı’da askeri eğitim almış, Fransa’da seçkin hocalarla çalışma fırsatı yakalamış ve pek çok farklı coğrafyada yaşayarak vizyonunu geliştirmiş bir kişi olarak II. Meşrutiyetin getirdiği hürriyet havası içinde kendisi de fikirlerini belirtmekten geri durmamıştır. Savunduğu düşünceler ilk başta karşılık bulmasa da özellikle Balkan Savaşları ve Trablusgarp Savaşı sonrası haklı olduğu ortaya çıkmış ve I. Dünya Savaşı sonrasında görüşleri Kuruluş Savaşı’nın perçinleyici güçlerinden olmuştur. Fikirleri ve faaliyetleriyle Mustafa Kemal Atatürk’ün de takdirini kazanan Akçura, milli cumhuriyetin ilanı ile birlikte tarihçiliğiyle Türk toplumuna hizmet etmiştir.

Uğur Bozdoğan

KAYNAK: https://www.stratejikortak.com/2022/10/yusuf-akcura-ve-turk-milliyetciligi.html

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir