Felsefe Kavramları Özet Olarak

Felsefe: sözcük anlamı, “bilgelik sevgisi” ya da “bilgi sevgisi”dir.Phileo (Seviyorum) ve Sophia (bilge, bilgelik) sözcüklerinden oluşur.

Hikmet: bütün olup bitenlerin esasını bilmektir.

Reklesif: felsefenin kendini de ele alması, sorgulaması anlamına gelir. Düşünce üzerine düşünmektir.

Mitoloji: İnsan ve evrenle ilgili olayların doğaüstü güçlerle ve dinsel inançlarla(efsane) hayal gücüne dayalı açıklamalardır. Yunanlıların; rüzgarı Tanrı Zeus’un öfkesi olarak düşünmeleri gibi.

Bilimsel ödeyi(öngörü): Henüz gerçekleşmemiş bir olayı bilimsel araştırmalara dayanarak önceden haber verme, kestirme tahmin etmedir. Örneğin: hava tahminleri.

Bilimde Nesnellik(objektiflik): Bilimsel bilgiler kişilere göre değil, herkesin kabul edebileceği genel geçer bilgilerdir.

Bilimde Genellenebirlik: Tek tek olgulardan hareketle, o olgu sınıfının tümü hakkında özellikleri açıklamasıdır. Örneğin; demirin, bakırın, alüminyumun ve gümüşün ısı karşısında genleşmesi araştırılarak, tüm metallerin genleştiği konusunda bir genellemeye ulaşır.

Bilimde Evrensellik: Bilimsel bilgiler hiçbir devletin, ırkın, ulusun malı değildir. Tüm insanlığın ortak ürünüdür.

Epistemoloji: Bilgi Felsefesini ele alan disiplinin adıdır.

Bilgi: Özne ile nesnenin birleşmesi sonucu elde edilen üründür.

Tümdengelim (Dedüksiyon): genel ilkelerden hareket ederek tek tek olaylar hakkında bir yargıya ulaşma yoludur. Kısaca, genelden özele ve genelden genele uzanan düşünme biçimi olduğu söylenebilir.

Tümevarım (Endüksiyon): Tek tek olgulardan genel önermelere geçmek için izlenen düşünme yoludur. Diğer bir deyişle özelden genele, tikelden tümele ulaşmaktır.

Gerçeklik: Düşünülen ya da zihinde tasarlanan değil, somut ve bilinçten bağımsız olarak var olandır. Örneğin: deniz atı gerçektir.(somut, algılanabilir) Deniz kızı ise gerçek değildir.(Sadece düşünce ürünüdür)

Doğruluk: Bir düşüncenin gerçekle uyuşmasıdır. Doğruluk düşünceye ait bir kavramdır. Doğruluk düşüncedeki bir şey üzerine söylenmiş bir yargıya veya önermeye aittir. Örnek: Su soğuktur diye bir düşünce ortaya atalım. Musluğu açıp baktığımızda gerçekten su soğuksa o düşüncemiz gerçeğe uygun olduğundan doğrudur.

Uygunluk: Doğruluk, bir önermenin doğruluğu hakkında konuşulan varlık esas alınarak karar verilir. Bir önerme ancak ve ancak kendisine dayanak olan varlığın durumuna uygun oluyorsa doğrudur.

Tutarlılık: Bir yargının doğruluğunu gerçeklikle olan ilişkisi belirlemez, daha önceki bilgilerimizle çelişip çelişmediği belirler. Tutarlılık, bir önermenin doğruluğu sistemde daha önce kabul edilmiş doğru önermelerle çelişmemesine dayanır.

Tümel Uzlaşım: Bir bilginin doğruluğu herkesin ya da çoğunluğun onayına bağlanmıştır.

Apaçıklık: Bir bilginin hem açık ve seçik, hem de kuşku duyulmayan olması demektir.

Yarar: Bir bilginin ya da düşüncenin doğruluğu verdiği yararla ölçülür.

Temellendirme: ileri sürülen bir düşüncenin, çeşitli verilerle ispat edilmeye çalışılmasıdır. Felsefede temellendirme akıl ve mantık ilkelerine göre yapılır. Bilimdeki temellendirme ise olgularla, yani deney ve gözlem yoluyla yapılır.

Diyalektik: kelime kökü diyalog ve etik kurallı bir şekilde tez ve antitezin ortaya konulmasıyla belli bir konu üzerinden ortak değerlerin inşası anlamına gelir

 Sofistler: Genel geçer(herkes için ortak) doğru bilgi yoktur. Bilgi kişilere göre değişir. Rüzgâr üşüyen için soğuktur, üşümeyen için soğuk değildir.(Protagaras) Doğru bilginin kişiden kişiye değiştiğini savunan bu görüşe relativizm(göreceli) adı verilir.

Septisizm(Şüphecilik): Kesin bilgilere ulaşılmayacağı için her tür bilgiden şüphe edilmesi gerektiğini savunan görüştür. Septikler doğru bilinemeyeceğinden yargıdan kaçınmak gerektiğini savunurlar.

Taoizm (Taoculuk): Dış dünyadaki nesnelerin gerçekte var olmadığını savunan bir başka görüş de Taoizmdir. Taoizm MÖ 6. yüzyılda Lao- Tse tarafından kurulmuştur. Bu görüşe göre her şey Taodur. Taodan akar, Taoya döner.

Descartes’in Metodik Şüphesi: Descartes, şüpheden hareketle yani şüpheyi araç olarak kullanarak evrende kesin bilgilere(açık-seçik) ulaşır.Septiklerde ise şüphe amaçtır,yani evrende kesin bilgilere ulaşılmayacağından her şeyden şüphe ederler.Hatta Şüphe ettiklerinden bile şüphe ederler.

Dogmatizm: Felsefe tarihinde iki farklı anlamda kullanılmıştır. Genel olarak herhangi bir düşünceyi körü körüne inanma anlamına gelir. Bu anlamda Ortaçağ felsefesi skolastik bir özelliğe sahip olduğundan doğmatik bir özelliğie sahiptir. Dogmatizm, bilgi felsefesindeki asıl anlamıyla evrende kesin bilgilere ulaşabileceğini savunan görüştür.Bu anlamda dogmatizm ve septisizm birbirine zıttır.

Fenomoloji(Öz Felsefesi): Olayları değil, olayların içindeki özü bilmeyi amaçlayan felsefi sistemdir. Temsilcisi Husserl’dir. Yöntemi pazrenteze almadır.

Hipotez(Varsayım):Doğru olup olmadığı belli olmayan bir önermedir.(Fikirdir)

Kuram(Teori):Hipotezin deney ve gözlem yoluyla kısmen doğrulanmasıdır.

Yasa(Kanun):Kuramların tüm zamanlar için genel geçerli olabilecek bir şekilde matematiksel ifadelerle ortaya konmasıdır.

Pragmatizm(Faydacılık):Bu görüşe göre bir bilgi bize fayda, yarar sağlıyorsa doğru, sağlamıyorsa yanlıştır. Bilgide önemli olan yaşamamızı kolaylaştırması, sorunlarımızı çözmesidir.

Paradigma: Bilim adamlarının bir döneme hâkim olmuş, bir dönem geçerliliğini korumuş bilimsel düşünce, bakış açılarıdır. Paradigmalar zaman içerisinde değişikliğe uğrayabilir.

Rasyonalizm(Akılcılık):Bilginin kaynağının akıl olduğunu savunan akımdır. Bazı rasyonalistler(Sokrates, Platon) bilgilerin doğuştan akılda yer aldığını savunurlar.

Emprizm(Deneycilik):Bütün bilgilerin yaşantı sonucu deneyim, tecrübe yoluyla kazanıldığını savunan görüştür. İnsan zihnini doğuştan boş bir levhaya benzeterek doğuştan bilgiye dolayısıyla rasyonalizme karşı çıkarlar.Tabula rasa John Locke‘un ortaya attığı “boş levha” önermesine işaret eder.

Kristisizm(Eleştiricilik): Bilginin deney ile aklın ortak ürünü olduğunu savunan görüştür. Bu görüşe göre, bilgi deneyle başlar, fakat deney tek başına yeterli değildir. Deneyim yoluyla alınan bilgileri düzene koyan, işleyen, bilgi haline getiren akıldır. Temsilcisi Kant’tır. Kant bu durumu,’algısız kavramlar boş, kavramsız algılar kördür’ sözüyle özetler.

Apriori: Doğruluğu deneyimlerimize, gözlemlerimize dayanmayan savlara, önermelere, düşüncelere, yargılara denir.

Aposteriori: deneyimden, gözlemlerden çıkan önermeler, düşünceler, yargılar ise olarak adlandırılır.

Mantıkçı empirizm(Analitik felsefe): Gerçeğin bilgisine mantıksal dil çözümlemeleriyle ulaşılabileceğini savunan görüştür. Bu görüşe göre felsefenin konusu bilimsel önerme ve kavramlardır. Felsefenin asıl görevi ise, bilimlerin dilini çözümlemek kavram ve yapısını kurarak yöntemini mantısal bir temele oturtmaktır. Çalışmalarında sembolik mantığın büyük önemi vardır.  Temsilcisi Wittgenstein’dir.

Sensualizm(Duyumculuk):Doğru bilgiye ancak duyu organları ile ulaşılabileceğini savunan görüştür.

Entüisyonizm(Sezgicilik):Doğru bilgiye doğrudan ve aracısız bir şekilde sezgi yoluyla ulaşılabileceğini savunan görüştür. İslam dünyasındaki en önemli temsilcisi Gazali’dir. Gazali’ye göre, mutlak gerçekliğe ancak gönül(kalp) gözüyle,yani insanın gönlüne inen bir nurla ulaşılabilir.

Pozitivizm(Olguculuk):Deney ve gözleme dayanan bilgiler doğrudur. Sadece somut olanı, Bilimsel olanı incelemek gerektiğini savunarak metafizik düşünceyi reddederler.

Metafizik(Fizikötesi):Duyu organlarıyla algılanamayan; bilimin çözemediği, yani deney ve gözlem yöntemiyle açıklanamayan ancak akılla temellendirilmeye çalışan konulardır. Olgusal olarak doğrulanması imkansız olan ve aynı zamanda felsefenin de konuları içerisine giren varlık, ahlak, sanat, siyaset ve din metafiziksel konulardır. Örneğin: -Evren sonlu mudur?

Ontoloji: Varlığın var olup olmadığını ve varsa nerden meydana geldiğini ele alıp sorgulayan felsefi disiplindir.

Realizim(Gerçekçilik):İnsan zihninden bağımsız, Somut bir gerçekliğin olduğunu savunan görüştür. Raalizme göre nesneler biz düşünmesek de vardırlar. Bu yönüyle idealizmin zıttıdır.

Monizm(bircilik): her şeyin bir tek zorunluluğun, ilkenin, madde veya enerjiden olduğunu iddia eden veya tek bir tözden kaynaklandığını savunan felsefi görüş.

İkicilik (Düalizm): Herhangi bir alanda birbirlerine indirgenemeyen iki karşıt ilkenin varlığını ileri sürme. Descartes da, evrendeki bütün gerçekleri, birbirlerine indirgenemeyen ruh ve özdek ikiliğinde toplar.

Çokçuluk (Çoğulculuk, Pluralizm): Evrenin, birbirlerine indirgenemeyen birçok varlıklardan meydana geldiğini ileri süren öğretilerin genel adı.

Varlığı Oluş Olarak Kabuk Eden(Herakleitos): evrenin sürekli değişim, akış ve oluş halinde olduğunu söylemiştir. Ona göre temel olan, değişmeyen töz değil, değişmenin, akışın ve oluşun kendisi olan “ateş”tir.

İdealizm(Fikircilik):Nesnelerin varlığını insan düşüncesine, bilincine bağlayan görüştür. Diğer bir ifadeyle idealizm, varlığı madde üstü metafiziksel güçlerle(Tanrı, yaratma, ruh) açıklamaya çalışan felsefi sistemdir.

Materyalizm(Maddecilik): Varlığın maddeden meydana geldiğini savunan görüştür. Metaryalistler varlığı maddeyle, nesneyle, cisimle açıkladıklarından idealizme karşıdır.

Nihilizm(Hiççilik):Varlık yoktur diyen görüştür. Daha geniş anlamda hiçbir değer, kural ve ahlaki öğreti kabul etmeyen görüşün adıdır.

Etik: Ahlak felsefesini inceleyen disiplindir.

İyi ve Kötü: Bireyin yapması gereken, ahlakça değerli olan davranışlara iyi; bireyin yapmaması gereken davranışlara da kötü denir.

Özgürlük: İnsanın aklını ve iradesini kullanarak doğru olduğunu düşündüğü bir eylemi bilinçli olarak seçebilme yetisidir.

Sorumluluk: Bir insanın bilerek ve isteyerek yaptığı bir eylemin sonucunu kabul etmesi, üstlenmesidir.

Bir davranıştan sorumlu olunabilmesi, o davranışın özgürce yapılabilmesine bağlıdır. Aynı şekilde özgürlük de beraberinde sorumluluğu getirilmektedir.

Erdem: İradenin ahlaki iyiye yönelmesidir. Dürüstlük, yiğitlik, cömertlik, alçakgönüllülük birer erdemdir.

Vicdan(İç mahkeme):Tutum ve eylemlerimizin iyi ya da kötü olup olmadığını değerlendirme, yargılama yetisidir.

Determinizm: İnsan ahlak kurallarının belirlediği sınırlar içinde hareket etmek zorunda olduğu için özgür değildir.

İndeterminizm: İnsanlar ahlaki eylemlerde bulunurken özgürdür. Çünkü insan eylemlerini etkileyen, belirleyen veya kısıtlayan hiçbir etken yoktur.

Otodeterminizm: İnsan davranışını belirleyen, etkileyen bir takım etkenler olsa da özgürlük kişisel olarak elde edilebilir. Kişiye özgürlük, ahlaki ortam hazır olarak sunulmaz fakat bu kişinin asla özgür olamayacağı anlamına gelmez. Çünkü kişi kendi özgürlüğünü kendi yaratır.

Liberteryanizm: İnsan eylemleri birtakım kurallara göre ortaya çıkmaz. İnsan eylemlerini belirleyen kurallar olmadığından insan özgürdür.

Fatalizm: İnsanlar olaylara hükmedemezler. Başlarına gelecek olanları önceden öğrenmiş olsalar bile, bunu değiştirmek ellerinde değildir. Bu yüzden özgürlüğünü değiştiremez.

Kant’ın Ödev Ahlakı: İnsanların gerçekleştirmekten sorumlu oldukları ve hissetmeleri gereken davranıştır. Kant’a göre ödev iyi niyettir, iyiyi istemektir. Gerçekleşmesi ya da gerçekleşmemesi önemli değildir. Dolayısıyla davranışın sonucu değil, amacı önemlidir.

Bencillik(Egoizm):Bireyin yalnız kendi çıkarını düşünmesi, başkalarının hakkını göz ardı etmesidir.

Hendonizim(Hazcılık):Yaşamın amacının en yüksek hazza erişmek olduğunu savunan görüştür. Hazzı sağlayan her şeyi iyi, acı veren her şey ise kötüdür.

Utilitarizm (Faydacı Ahlak): insan sadece kendi eylemlerinin etkisi altında değildir, bir arada yaşadığı insanların eylemlerinin de etkisi altındadır. Bu nedenle insanı mutluluğa götürecek en yüce haz “Olabildiğince çok sayıda insana en çok fayda sağlayan hazdır.” Yani buradaki haz toplumun faydası ön planda düşünülerek seçilirse bizi mutluluğa götürür.

Egzistansiyalizm(Varoluşçuluk):Bu anlayışa göre, insanın varoluşu özünden önce gelir. Yani insan önce vardır, kendi özünü ve değerini ise kendi üzerindeki varlık değil, yine kendisi yaratır. Dolayısıyla insan doğuştan iyi, kötü ve suçlu değildir. Özgürce yaptığı eylemler sonucu iyi, kötü ve ahlaki değerlerini oluşturur.

Anarşizm: Genel olarak her türlü otoriteyi(din, ahlak, hukuk) dolayısıyla devletin varlığını reddeden ve onu kişinin mutluluğu için engel gören bir anlayıştır.

Meşrutiyet: İktidarın kendisini meydana getiren kaynağına uygun olmasıdır. Buna göre bir hükümet ülkenin mevcut yasalarına göre iktidara gelirse meşrudur.

Sivil Toplum: Devlet işlerinin hiyerarşik bir düzen içerisinde memurlar aracılığıyla yürütülmesidir. Dernekler,Vakıflar ve sendikalar gibi.Sivil Toplum kuruluşları bir toplumda demokratikleşmenin göstergesidir.

Bürokrasi: Devletin işlerini yürütmek için hiyerarşik bir yapı içinde sınıflandırılmış bir çalışma biçimidir. Bu çalışma biçimi ise memurlar aracılığıyla yürütülür.

İktidar: Yönetme gücünü elinde bulundurmadır.

Normatif: ideal olanı ortaya koymaya çalışan, kural koyucu.

Egenmenlik: iktidar olmaktan doğan gücü kullanmadır. Bir toplumun egemen olması demek yasama, yürütme ve yargı organlarını kendi elinde bulundurması demektir.

Ütopya: Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi mümkün olmayan hayali devlet tasarımlarıdır.

Estetik: Güzeli ele alıp sorgulayan felsefe alt dalıdır.

Din: Bir kutsala inanan, onun etrafında bir birlik meydana getiren insanların o kutsalla ilgili olan inanç, ibadet ve ayinlerinden oluşan sistemdir.

Tanrı: Zaman ve mekânla sınırlandırılamayan, öncesiz ve sonrasız olan, sınırsız güç sahibi ve her şeyin nedeni, kaynağı, yaratıcısı olan ilk varlıktır.

Yüce: Tanrı’nın ilksizlik ve sonsuzluk niteliğini gösterir. Kelime anlamı en büyük ve en üstün olan demektir.

Fıtrat: Bir şeyin yaratılırken kazanmış olduğu özellikler bakımından durumudur. Tanrı’nın evreni bir bütün olarak yaratmış olması da denilebilir.

Tevhit: Allah’ın birliğine inanma, bir sayma, bir olarak bakma anlamındadır. Tanrı’nın birliğini bilme ve bu birliğe inanma anlamına gelir.

Teoloji: inanca dayanır, inancın sınırları dışına çıkmaz. Bu nedenle her dinin kendine özgü bir teolojisi vardır. Teoloji, belli bir dini ve bu dine ait konuları ele alır. Her din açıklamalarını, inandığı kutsal kitaplarına, peygamberlerinin bildirdiklerine ve din büyüklerinin yorumlarına dayandırır.

Teizm: Evreni yaratan ve yöneten, vahiy yoluyla insanlara buyruklar veren bir tanrının varlığına inanır.

Deizm veya Yaradancılık: mantık ve doğal dünyaya dair gözlemlerin kaynağını oluşturduğu; dinsel bilgiye dolaysız biçimde sadece akıl yoluyla ulaşılabileceği ilkesini esas alan, bu sebeple vahiy ve esine dayalı tüm dinleri reddeden tek Tanrı inancı olarak tanımlanır.

Panteizm: Bir bütün olarak kavranan evrenin Tanrı ile özdeş olduğu ve evrende açığa çıkan bileşik töz, güçler ve yasalar dışında Tanrı olmadığı öğretidir.

Panenteizm (Diyalektik Teizm): Her şey Tanrı’dadır ve Tanrı ile evren bir değildir. Bu anlayışa “Çift kutuplu Tanrı anlayışı” denir. Tanrı’yı soyut, mutlak ve değişmez gibi yönleriyle evrenin üstünde (aşkın); somut, göreli ve değişen yönleriyle de evrenin içinde (içkin) görür. Tanrı evrenin dışında bir aşkınlığa sahiptir, onunla birlikteyken.

Agnostisizm (Bilinemezcilik): Teolojik anlamda Tanrı’nın varlığının ya da yokluğunun, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi bir akımdır.

Politeizm: sözlük anlamıyla birden çok tanrıya inanmak, tapınmak manalarına gelmektedir.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir