Yunanistan ne yapmaya çalışıyor? Sisam’da askeri tören geçidi

Yunanistan Sisam adasında komando birliği olarak nitelendirdiği askerlerle askeri tören geçidi düzenledi. Görünürde hiçbir manası olmayan bir tarihte yapılan bu faaliyet Türkiye tarafından dikkatlice izlendi ve not edildi. Ancak Yunanistan’ın durduk yere yaptığı bu askeri faaliyetin içinde çok anlamlar ve gizli politikaların mevcut olduğunu tahmin etmek hiç zor değil.

Yunanistan Sisam adasında komando birliği olarak nitelendirdiği askerlerle askeri tören geçidi düzenledi. Görünürde hiçbir manası olmayan bir tarihte yapılan bu faaliyet Türkiye tarafından dikkatlice izlendi ve not edildi. Ancak Yunanistan’ın durduk yere yaptığı bu askeri faaliyetin içinde çok anlamlar ve gizli politikaların mevcut olduğunu tahmin etmek hiç zor değil.

Yunanistan bu eylemi ile öncelikle uluslararası hukuka saygı duymadığını göstermektedir. Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan, Türkiye’ye karşı hiçbir zaman sahada kazanamadığını Avrupalı devletlerin desteğiyle her zaman masada kazandığı için kışkırtıcı eylemlerle Türkiye’yi sahada, Türkiye için haklı ama Batılı ülkeler açısından olumsuz görünecek eylemlere yöneltmek amacıyla hareket etmektedir. Sisam adasındaki bu askeri faaliyeti de bu kapsamda düşünmek gerekiyor. Peki Yunanistan bu tören geçişini neden yaptı?

Öncelikle Yunanistan Lozan Barış Antlaşmasıyla statüsü belirlenen Ege Adaları ve On iki Ada’nın imzacısı bir ülke olarak bu faaliyeti ile uluslararası hukuka saygı göstermediğini ortaya koymuştur. 1923 tarihli Lozan Anlaşması’nın 13. Maddesi; Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarının hukuki durumunu net olarak açıklamaktadır. Bu madde “Barışın korunmasını sağlamak amacı ile Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adalarında aşağıdaki önlemlere saygı göstermeği üstlenirler” cümlesi ile başlar ve aşağıdaki fıkralarda bu önlemler sayılır. Bu önlemler arasında söz konusu bu adalarda hiçbir deniz üssü ve hiçbir istihkam kurulamayacağı yer almaktadır.

Yunanistan’ın 1960 yılından itibaren Ege Adaları üzerinde uyguladığı silahlandırma ve asker bulundurma politikasının bugünkü tezahürü ise tamamen son günlerde uluslararası alanda meydana gelen gelişmelerden kaynaklanmaktadır. Bu gelişmeleri dört başlık altında toplamak mümkündür.

TÜRK DİPLOMASİ BAŞARISININ ATİNA’DAKİ YANKISI

Birincisi Rusya-Ukrayna krizinde Türkiye’nin üstlendiği “Barış Diplomasisidir.” Türkiye NATO ülkeleri arasında hem Rusya hem de Ukrayna ile dostane ilişkisi olan ve taraflarla samimi diyalog kurabilen tek ülke olarak barışın sağlanmasında oldukça büyük mesafe kat etmiş ve bu durum barış isteyen tüm ülkeler tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Türkiye’nin kazandığı bu diplomatik başarı Yunan Hükümetini adeta çılgına çevirmiştir.

İkincisi, yine Rusya-Ukrayna krizinin bir kez daha gösterdiği gibi, Ortadoğu, Kafkasya, Akdeniz ve Balkanlar arasındaki bu coğrafya, Türkiyesiz bir enerji ve güvenlik politikasının uygulanamayacak olmasının ortaya çıkmasıdır. Bugün Avrupa kıtasının enerji ihtiyacının giderilmesi için gerekli olan bütün alternatiflerde Türkiye’nin mutlaka yer alması gerektiği görülmüştür. İsrail, Almanya ve Yunanistan liderlerinin ziyareti bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bir diğer husus ise güvenlik hususudur. Akdeniz’de, Karadeniz’de Ege’de, Kafkasya’da, Suriye ve Irak bölgesi başta olmak üzere Arap yarımadasında Türkiye’nin yer almadığı bir güvenlik politikasının planlanmasının ve uygulanmasının başarılı olmayacağı son yıllardaki gelişmelerde ortaya çıkmıştır.

Üçüncüsü, 24 Mart 2022 tarihinde Brüksel’de düzenlenen NATO Liderler Zirvesi’nde Türkiye’nin vazgeçilemez bir ülke olduğunun Avrupa’nın önemli ülkeleri tarafından ortaya konulmasıdır. Yunanistan’a Doğu Akdeniz’de, uluslararası hukuka aykırı hareket etmesine destek veren, savaş gemisi ve savaş uçağı satan Fransa ile İtalya’nın Türkiye ile daha önce başlatılan ama bir süredir işlemeyen “Türkiye-Fransa-İtalya İş Birliği Platformu”nun taraflarca tekrar gündeme alınması ve işlerlik kazandırılması yönünde irade beyanları Yunan Hükümetini telaşa sürüklemiştir.
STRATEJİK PUSULA BELGESİNDEKİ ÜÇÜNCÜ ÜLKE

Dördüncüsü ise Avrupa Birliği tarafından geçtiğimiz hafta kabul edilen “Stratejik Pusula” belgesidir. Avrupa Birliği 27 üyesi ile dünya siyaseti ve ekonomisi üzerinde önemli bir aktör olmasına rağmen, güvenlik ve savunma politikalarını NATO ve ABD’ye bağımlı bir şekilde yürütmek zorunda kalması, birçok alanda zemin kaybetmesine ve istemediği politikaları uygulamak zorunda kalmasına neden olmuştur. Bunlardan en önemlileri NATO’nun ve ABD’nin Afganistan politikası, Fransa’nın Avustralya ile yaptığı denizaltı anlaşmasından ABD zorlamasıyla çıkarılması ve Asya-Pasifik bölgesinden uzaklaştırılması, Rusya-Ukrayna krizinde Avrupa kıtasının savaş alanına döndürülmesi gibi hususlar yer almaktadır. AB, bu belge ile kendi güvenlik ve savunma politikalarını bağımsız bir şekilde belirleyebilmek için ilk etapta 5 bin kişiye kadar çıkarılabilen kara, hava ve deniz birimlerinden oluşan bir kuvvet teşkil etmeyi düşünmektedir. Stratejik Pusula belgesinde belirtilen bir husus ise “Üçüncü ülkelerle ortaklık” konusudur. AB ülkelerinin üçüncü ülke olarak ilk etapta ABD, İngiltere gibi ülkeler olsa da esas olarak Türkiye’yi kastettiği aşikardır. Türkiye’nin savunma sanayisindeki gelişmeler, tecrübeli ve güçlü ordusu ile AB’nin güvenlik politikalarında ortaklı yapacağı bir aktör olarak Türkiye’yi her daim ön plana çıkarmaktadır.

Bütün bu gelişmeler Yunan Hükümetini telaşlandırmış ve Türkiye’yi AB nezdinde olumsuz bir duruma düşürecek kışkırtıcı eylemler yapmaya yöneltmiştir. Gelecek günlerde özellikle Doğu Akdeniz ve Ege Adalarında bu duruma daha sık rastlanması mümkündür.
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.