Geçmişten Günümüze Yeni Dünya Düzenleri

Geçmişten Günümüze Yeni Dünya Düzenlerine Siyasi Bir Bakış

Değişmeyen bir tek şey var o da değişimdir. Her şey değişmekteyken elbette Dünya’nın siyasi yapılanması da tarih boyunca değişime uğramaktadır. Vakti zamanında Dünya da şehir devletler vardı. Sonrasında Feodal sistem sahnedeki yerini aldı. Dini otoritenin baskın olduğu teokratik yönetim şekilleri de insanlara kan kusturdu. Dinlerin kendi aralarındaki üstünlük savaşları inanılmazdır. Tanrı adına işlenen cinayetler, sadece basit bir şehir olan Kudüs için düzenlenen nice haçlı seferleri, dinini yaymak maksadıyla yıkılan, yakılan ve yağmalanan daha nice şehirler, ülkeler, tarihe göz atan ve henüz insanlığını yitirmemiş kişilere, son derece korkunç duygular yaşatıyor.

Sonrasında asırlar süren kılıç kalkan savaşlarının hüküm sürdüğü imparatorluklar devri, babadan oğula geçen tahtlar ve taht uğruna verilen savaşlar da dâhil yapılan çok kanlı savaşlar ile insanlar nice çileler çekti. 1 nci ve 2 nci Dünya savaşlarında milyonlarca insan bir hiç uğruna öldü. Yaralandı, sakat kaldı. İnsanoğlu atom bombasını icat etti ve maalesef kullandı. Nihayetinde imparatorluklar birer birer yok oldu. Yerine milliyetçilik akımlarıyla ortaya çıkan ulus devletler boy gösterdi. Halen de Dünya ulus devletler olarak son yüzyıldır siyasi varlığını devam ettiriyor. İçinde bulunduğumuz çağda ulus devletler ön plana çıkmış ve dünya ulus devletler bütünü haline gelmiştir. Ancak yine bir değişimin arifesindeyiz. Yaşanan keşifler, teknolojik gelişmeler bu düzenin değişeceğinin ilk sinyallerini vermiştir. Sanayi devrimi sonrası süreçte buharlı makinelerin kullanılmaya başlaması, denizaşırı ülkelere buharlı gemi ve trenlerle kolayca gidilmesi küreselleşmeye zemin oluşturmuştur.

Avrupa devletlerinin sömürgecilik faaliyetleri 1 nci Dünya savaşına kadar sürmüş ve tüm insanlığa kan ağlatmıştır. Afrikalı siyahi insanların başta Amerika olmak üzere Avrupa’nın sömürgeci emperyalist devletleri tarafından köleleştirilmesi, insanlık utancı olarak tarihin kara sayfalarına kanla yazılmıştır. Britanya, İspanya, Portekiz, Fransa gibi ülkelerin gerek Amerika’da gerekse Asya ve Afrika’daki sömürgecilik faaliyetleri insanlığın ilerlemesini durduran bir başka dünya düzeni olmuştur. İngiliz, Portekiz, Fransa’nın Kızılderili soykırımları, Fransa’nın Cezayir katliamları, İngiltere’nin Hindistan işgali ve sömürüsü insanlık adına unutulmaz yüz karalarıdır.

Uluslararası sömürü pazarında bir yer edinmek isteyen Almanya ve İtalya da bu işlerin içine girmek isteyince 1. Dünya Savaşı kaçınılmaz olmuştur. 1. Dünya Savaşı ile sömürgeci devletler birbirleriyle kıyasıya savaşırken, sömürge altındaki devletler de savaşın sonrasında imparatorlukların zayıflamasını bir fırsat bilerek, bağımsızlıkları için mücadele etmiştir. Böylece bağımsızlıklarını kazanmalarıyla birlikte, ulus devletlerin hüküm süreceği yeni Dünya düzeni de kurulmuş oldu. Elbette eski düzenden yenisine geçişler oldukça sancılı olmaktadır. Yeni düzenin insanlar tarafından hazmedilmesi öyle kolay bir süreç değildir. İnsan düzeninin bozulmasından hoşlanmaz. Bunun için savaş gibi çok güçlü bir ateşleyiciye ihtiyaç olur. Dikkat ederseniz düzenden düzene geçişler her zaman büyük savaşlarla olmuştur. İnsan pes etmiş ve sonunda ne olacaksa olsun da yeter ki bu savaşlar bitsin diyerek boyun eğmek zorunda bırakılmıştır.

1. Dünya savaşından sonra yolunda gitmeyen şeyler vardı. Bazı devletler ülkelerin paylaşılmasını ve Osmanlı, Almanya, Avusturya-Macaristan imparatorluklarının yıkılışının ardından ortaya çıkan ulus devletlerin sınırlarının belirlenmesindeki haksızlıkları kabul etmediler. Almanya kendisine diretilen yoğun isteklere karşı içinde zamanı gelince patlayacak korkunç bir kin büyüttü. Böylece ulus devletçilik olan yeni Dünya düzeninin yerine oturabilmesi için 2. Dünya savaşı çıktı. Yine milyonlar öldü. Evler yakıldı, yıkıldı. Sakatlıklar, hastalıklar, kıtlıklar ve daha niceleri sokaklarda kol geziyordu. Ancak istenen hedefe ulaşılmıştı. Milliyetçilik kökenli ulus devletler birer birer yerine oturmuştu. Bunlardan en önemlisi de Ortadoğu’da bir İsrail devleti kuruldu.

2. Dünya Savaşı’nın ardından ise Soğuk Savaş denilen yeni bir savaş anlayışı ortaya çıkmış ve bunun ortaya çıkmasıyla da Dünya, iki kutuplu bir sisteme dönüşüvermişti. Bir tarafta Amerika, diğer tarafta da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği vardı. Anlaşmalara göre ise bir tarafta NATO diğer tarafta da VARŞOVA PAKTI bulunuyordu. 20. Yüzyılın en etkili gelişmelerinden birisi de Komünizmin başarıya ulaşmasıydı. SSCB’ de örnek bir Komünist rejim kurulmuştu. Bu rejim 1991’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasına kadar devam etti. 1991’de SSCB’nin yıkılmasıyla iki kutuplu sistem de sona erdi. Hemen sonrasında da ulus devletçilik akımı dağılan SSCB’nin topraklarında bir güneş gibi doğdu ve onlarca irili ufaklı devletler kurulmaya başladı. Bu gelişmeler bizi çok yakından ilgilendiriyordu. Çünkü kurulan bu devlerin çoğu Türk devletleriydi.

Artık 21. Yüzyıl’a girilmişti. Yeni ve nihai son bir Dünya düzeni kurulma zamanı gelmişti. 1950’li yıllardan beri devam eden bu yeni Dünya düzeninin kurulması çalışmaları artık sona yaklaşmaktaydı. Örneğin Birleşmiş Milletler kurulmuştu. Dünya Sağlık Örgütü, UNESCO gibi başında Dünya ismi geçen onlarca uluslararası örgüt mantar gibi bitmeye başladılar. G8’ler, G20’ler, Grup 15’ler (Asya, Güney Amerika ve Afrika’nın gelişen 15 ülkesi), G77’ler ( Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya dışındaki ülkeler), Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı, G-3’ler (Meksika-Kolombiya-Venezuela), G4’ler (Brezilya, Çin, Hindistan, Güney Afrika), G4 nations (Brezilya, Almanya, Japonya ve Hindistan) gibi son 50 yılda birçok Dünya çapında uluslararası anlaşmalar ile yeni gruplar belirdi. Türkiye’de elbette kendisine uygun olan BM’lere üye oldu. Ayrıca NATO’ya katıldı. Avrupa Birliğine de 1960’lı yıllardan beri girmeye çalışıyorsa da henüz girebilmiş değiliz.

Bir yandan da kıta ülkelerinin aralarında yeni birlikler oluşturması destekleniyordu. Avrupa Birliği, Asya Birliği, Afrika Birliği gibi. Dünya 7 kıtaya bölünerek merkezi bir yönetime bağlanmaya çalışılıyordu. İnsanlık, çok yönlü bir çaba ile içten içten gizli planlarla yürütülen yeni Dünya düzenine doğru akıl almaz bir hızla sürükleniyordu. Siyasi, ekonomik, sosyal, eğitim, eğlence, medya ve hatta sosyal medya üzerinden yürütülen propaganda faaliyetleri amaçlarına ulaşmaktaydı. Bilgisayarlar, cep telefonları, internet, Tv, basın vb. her yerde artık yeni Dünya düzeni işleniyordu. Peki, neydi bu Yeni Dünya düzeni?

Siz buna ister deccal deyin, ister dijital deyin, sonuç değişmeyecek. Evet, sevgili kardeşlerim, nihayet günümüzdeki gelişmelerle şeytan son kartını açtı. İnsanlık dijital bir bilişim Dünyasına sürükleniyor. İsimlerden değil numaralardan meydana gelecek olan insanları artık şirketler yönetecek. Şirketleri de yapay zekâlar ile idare edilecek. Yapay zekâların hepsi de en nihayette ana zekâya bağlanacak.

İşe yaramayan insanlar ayıklanarak Dünya nüfusu indirilecek. Eski teknolojiler ortadan kaldırılacak ve yeni enerji kaynağı ile tüm Dünya kesintisiz enerji kaynağına bağlanacak. Yapay yiyecekler üretilecek. Kılık kıyafet anlayışı değişecek. Tek bir dil kullanılmaya başlanacak. Para kaldırılacak ve dijital para sistemi ile ticaret yapılacak.
Ülkelerin sınırları kaldırılacak ve nihayet tek bir DÜNYA DEVLETİ kurulacak. Dünya Birleşik Devletler Federasyonu. İşte yeni Dünya Düzeni budur.

Bu hedefe nasıl ulaşılacağını yukarıda tarihten örnekleyerek yazmıştım. Tekrar hatırlatayım. Elbette ki bunları ancak büyük savaşlarla, hastalıklarla, kıtlıklarla insanları bezdirerek elde edecekler. Dünyayı yönetmeye ant içmiş sözde elit bir azınlıktan oluşan Karunlar kendilerini şeytana satmış ve insanlığın sonunu getirmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Peki, bizler ne yapıyoruz? Ezik hayatımızdan şikâyet ederek bir araya gelmekten uzak şahsi menfaatlerimizin peşinde günü kurtarmaya uğraşıyoruz.

İşte günümüzdeki örneklere bakın! Hala görmeyecek miyiz? İşte 11 Eylül İkiz kuleler saldırısı, bitmek bilmeyen terör faaliyetleri, Dünya’nın her yerindeki bölgesel savaşlar, Ortadoğu’daki Irak, Suriye iç savaşları, İsrail’in Filistin zulmü, Arap baharı adında Arap ülkelerindeki iç ayaklanmalar, Afganistan iç savaşı, milyonlarca insanın göç etmesi, ölenler yaralananlar, sakat kalanlar ve daha neler neler, hala görmeyecek miyiz? Sonunda Dünya genelinde laboratuvar ortamında suni olarak üretilen KORONA virüsü de görev başına geçti. Her gün binlerce insan ölüyor. Bunları da mı görmeyeceğiz?

Amerika Birleşik Devletleri Terör Örgütü, uluslararası hukuku kendi lehine kullanarak Dünyanın istediği her yerinde cirit atıyor ve sözde insanlık ve demokrasi adına zulüm yapıyor. Yeni Dünya düzenini kurmak isteyenlerin askeri terör kanadını oluşturuyor. Dünyayı karıştırmak için elinden geleni yapıyor. Çin ile Rusya ile danışıklı dönüşümlü sürtüşmelere çoktan başladı bile. ABD ve Çin arasında yaşanan bu rekabet ticarette yeni bir soğuk savaş ortamının oluşmasına yol açıyor. Bu rekabet yeni Dünya düzeninde oldukça etkili olacak.

Bu noktada enerji sorunundan bahsetmekte fayda var. Dünya’nın bilinen enerji bölgelerindeki petrol ve doğal gaz rezervlerinin tükenmeye başlamasının, Dünya ülkelerini yeni kaynaklar aramaya sevk etmesiyle, Doğu Akdeniz ve Arktika bölgesi yeni çatışma alanları olarak ortaya çıktı. Doğu Akdeniz hepinizce malumdur. Ben Doğu Akdeniz konusunda önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Maalesef Doğu Akdeniz gerginliği ile olası bir Türk-Yunan savaşına karşı ABD-Yunanistan askeri işbirliği arttırılmaktadır. ABD Yunanistan’a ve Ege adalarına askeri yığınak yapmaya devam ediyor. Eminim devletimin yetkilileri bu hususu mercek altına almışlardır. Elbette tedbirlerini de alıyorlardır. Diyeceğim odur ki ABD sinsi bir plan dâhilinde Türkiye’yi batıdan kuşatmaktadır. Ne diyelim ki Allah sonumuzu hayreylesin.

Bir diğer bölge de Arktika demiştik. Belki de bazılarınız bu kelimeyi ilk kez duyuyor. Dünya üzerinde siyasal ve hukuksal olarak ihtilaflı bölgelerden olan Arktika Bölgesi Kuzey Kutbu’nda yer almakta olup uluslararası hukuk tarafından bir düzenlemeye tâbi olmadığı gibi komşu ülkelerce de üzerinde kesin bir egemenlik kurulmuş değildir. Özel bir sözleşme ile statüsü netleştirilmemiş olan Bölge bu belirsizlik yüzünden zaman zaman gerilimlerin kaynağı olmaktadır. Arktika Bölgesi, önemini keşfedilmemiş fakat varlığı ve büyüklüğü hesaplanabilen petrol ve gaz rezervlerinin önemli bir kısmının Kuzey Kutup Bölgesi’nde; bunların da yaklaşık 1/3’ünün de Arktika Bölgesi’nde bulunmasından almaktadır. Geniş buz kütlelerinin kapladığı bölge, enerji kaynaklarının önem kazandığı 21. Yüzyılda sınır ülkeleri başta olmak üzere dünya ülkelerinin dikkatini üzerine çekmiştir. Arktika’nın dikkat çekme sebeplerinden bir diğeri de deniz ulaşımıdır.

Dokuz milyon kilometrekarelik kısmı kara alanı olmak üzere, toplamda yaklaşık 27 milyon kilometrekarelik Arktik bölgesi üzerinde sekiz ülke hak sahibi olarak görünüyor. Bu ülkeler, 1996 yılında Ottawa Deklarasyonu ile çevresel koruma ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek amaçlarıyla hükümetler arası nitelikteki Arktik Konseyi’ni kurdular. Bunlar Rusya, ABD, Kanada, Danimarka, İzlanda, Norveç, İsveç ve Finlandiya’dır. Sadece Rusya, ABD, Kanada, Norveç ve Danimarka’nın (Grönland) doğrudan Arktik okyanusuna kıyısı bulunuyor ve bu ülkeler “Arktik beşlisi” diye adlandırılıyor. Çin, Japonya, Güney Kore, Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkeler Konsey’de gözlemci olarak yer alıyor.

Arktika bölgesi, kalitesi henüz belirlenmemiş, ama dünyanın bilinen rezervleri kadar büyüklükte yeraltı kaynaklarına sahip olduğu biliniyor. Örneğin Arktika’daki rezervler Türkiye’nin petrol tüketimini yaklaşık 330 yıl, doğalgaz tüketimini ise bin yıl karşılayacak seviyede.

Doğu Akdeniz, Arktik gibi bölgelerde bulunan petrol ve doğalgaz rezervlerinin bölge ülkelerce paylaşımı konusu olacaktır. Gerek Doğu Akdeniz’de gerekse Arktik’te son dönemlerde bulunan rezervlerin bölge ülkelerinin yeni rekabet alanını oluşturmuştur. Arktik bölgesi için karşı karşıya gelecek ve yeni bir soğuk savaş ortamını yaratacak iki ülke ise ABD ve Rusya olacaktır. Bulunan petrol ve doğalgazın paylaşımı, küresel ısınma sebebiyle eriyen buzulların ortaya çıkardığı yeni ticaret yollarına hâkimiyet gibi konularda rekabet edecek iki ülke için bölge, gelecekte bir oyun sahası haline dönüşecektir.

Ulus devlet düzeninden küreselleşen dünya düzenine doğru evirilen uluslararası sistemin örümcekleri Dünya’nın başına çorap örmeye devam ediyorlar. Görünen odur ki sabrımızı test etmek üzere cümle belaları başımıza açan küreselciler durmayacaktır. Ancak enerji sorunları onlar için de büyük bir sorundur. Bu nedenle enerji menfaatlerinde anlaşamadıkları sürece aralarındaki enerji savaşları hala zamanımızın olduğunu bize gösteriyor. Onlar kendi aralarında savaşa dursunlar bizler de belki bir araya gelir ve Dünyamız için onların karşısına dikiliriz. Durum ne olursa olsun kötü günlerin bizi beklediği aşikârdır. O günler için hem ruhen hem de maddeten hazır olmak zorundayız. En önemli hazırlıksa birlik ve beraberliğimizi yeniden tesis etmek, toplumsal güveni yeniden inşa ederek ruhen yeniden dirilmektir.

Evet, sevgili kardeşlerim, bu duygularla hepinize sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Allah’a emanet olun. Hoşça kalın. Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir