59. Ders Arapça Öğreniyorum | Sülasi Mucerred Fiillerden İsm-i Fail ve İsm-i Meful Türetmek

Türkçede “etken ortaç” kavramı ile ifade ettiğimiz “ism-i fâ‘il” yapısı ve “edilgen ortaç” kavramı ile karşıladığımız
“ism-i mef‘ûl” yapısı hem sulâsî mucerred, hem de sulâsî mezîd fiillerden elde edilen yapılardır. Sulâsî mucerred fiillerde fiili yapan, eylemi gerçekleştiren isim elde edilmek istendiğinde “fâ‘il” kalıbı; fiilin ifade ettiği işten etkilenen varlığı göstermede “mef‘ûl” kalıbı kullanılır. Önce ism-i fâ‘il konusunu görelim:

İsm-i Fâ‘il

İsm-i fâ‘il (etken ortaç), fiilden türeyen ve işi yapanı gösteren kelimedir. Sulâsî mucerred fiillerde, fiilin فاعِلٌ (fâ‘ilun) formuna uyarlanmasıyla elde edilir. Fiil, bu yapıya girince artık bir isme dönüşmüş olur ve mastar köküne -en, -an, -ar, -er, -ci, -cı, -man, -men, -gin, -kin, -gün, -kün gibi ekler ilave edilerek anlamlanan yeni bir kelime olur. Daha önce ifade ettiğimiz gibi, fiilin bu yapısı bazen şimdiki zaman anlamı vermede de kullanılır.

Örneğin;

كَتَبَ (yazdı) fiilini ( فاعِلٌ ) kalıbına uyarlayacak olduğumuzda, ( كاتِبٌ ) sözcüğünü elde ederiz. Bu yeni sözcüğü “yaz-an”, “yaz-man”, yaz-ar”, “yaz-ı-cı” biçiminde anlamlandırmak mümkündür. İster geçişli, ister geçişsiz olsun bütün sulâsî fiiller bu kalıba uyarlanabilir. Fark edileceği üzere bu yapıda ziyade harf, “fâu’lfi‘ l”den sonra getirilen bir elif harfidir. Bu yapıda bir kelimenin anlamı için sözlük kullanılacağında, üçlü fiil kökünü bu ziyade harfi atmak suretiyle elde edeceğinizi biliyorsunuz. Şimdi başka birkaç fiili daha bu yapıya uyarlayarak elde edilen yeni anlamları görelim:

عَلِمَ (bildi) fiilinden عالِمٌ (bilen, bilgin, âlim),
شَعَرَ (hissetti) fiilinden شاعِرٌ (hisseden, şâir),
فَتَحَ (açtı) fiilinden فاتِحٌ (açan, açık -renk-),
سَكَنَ (oturdu) fiilinden ساكِنٌ (oturan, sâkin),
حَكَمَ (hükmetti) fiilinden حاكِمٌ (hükmeden; yargıç) sözcükleri ism-i fâ‘il olarak türetilebilir.

Bu yapının sonuna dişil te’si (tâu’l-marbûta) getirmek suretiyle sözcüğün dişil için kullanılan formu elde edilmiş olur; ( حاكِمَةٌ( ,)شاعِرَةٌ( ,)عالِمَةٌ ) gibi. Orta harfi illetli olan (ecvef ) fiiller ( فاعِلٌ ) kalıbına uyarlandıklarında kesra harekesi alacak olan ortadaki illetli harf (aslı ister vâv ister ye olsun) hemzeye dönüşür.

Örneğin;

قَالَ (söyledi) fiilinden قائِلٌ (söyleyen),
نامَ (uyudu) fiilinden نائِمٌ (uyuyan),
باعَ (sattı) fiilinden بائِع (satan, satıcı),
جاعَ (acıktı) fiilinden جائِعٌ (aç),
صامَ (oruç tuttu) fiilinden صائِمٌ (oruçlu) biçiminde erken ortaç türetilir.

Nitekim Yusuf Sûresi 10. ayet-i kerimede bu şekilde türemiş bir sözcük bulunmaktadır. İnceleyelim:

(İçlerinden biri Yusuf ’u öldürmeyin dedi.) ﴾. ﴿قالَ قائِلٌ مِنْهُمْ لا تَقْتُلوا يُوسُفَ

Son harfi illetli olan (nâkıs veya lefîf ) fiiller ( فاعِلٌ ) kalıbına uyarlandıklarında türeyen kelime belirsiz kullanıldığında, merfû ve mecrûr durumda sondaki illetli harf düşer ve “aynu’l-fi‘l” çift kesra ile harekelenir. Belirli olarak kullanıldığında veya mansûb durumda illetli harf ortaya çıkar ve aslı ister vâv isterse ye olsun, hep ye olarak görünür.

رَمَى (fırlattı, attı) fiilinden رامٍ (fırlatan, atan). Mansûb: رامِيًا , belirli: .الرامِي
بَكَى (ağladı) fiilinden باكٍ (ağlayan). Mansûb: باكِيًا , belirli: .الباكِي
بَ قيَِ (kaldı) fiilinden باقٍ (kalan). Mansûb: يًا باقِ , belirli: .الباقِي
رَوَى (anlattı) fiilinden راوٍ (rivayet eden, anlatan). Mansûb: راوِيًا , belirli: .الراوِي
قَضَى (hükmetti) fiilinden قاضٍ (hükmeden, kadı, yargıç). Mansûb: قاضِيًا , belirli: .القاضِي

Nahl Sûresi 96. ayet-i kerimede bu şekilde türemiş bir sözcük bulunmaktadır. İnceleyelim:

﴿ما عِنْدَكُمْ يَنْفَذُ و ما عِنْدَ اللهِ باقٍ.﴾

(Sizin yanınızda olan şeyler tükenir, Allah katında olan şeyler bâkîdir.)

İsm-i Mef‘ûl

İsm-i mef‘ûl (edilgen ortaç), fiilden türeyen ve fiilin ifade ettiği işten etkileneni gösteren kelimedir. İsm-i mef‘ûl, sulâsî mucerred fiillerde fiilin, مَفْعولٌ (mef‘ûlun) formuna uyarlanmasıyla elde edilir. İsm-i mef‘ûl formuna yarlanabilen fiiller, sadece nesne alabilen, yani geçişli olan fiillerdir. Nesne almayan fiillerin, ism-i mef‘ûl formunda türeyeni pek bulunmaz. Bu kalıptan bir sözcük, ilgili fiilin edilgen mastar köküne –en, -an, -miş, -mış, -muş, -müş, -li, -lı gibi ekler ilave edilerek anlamlandırılabilir.

Örneğin;

كَتَبَ (yazdı) fiilini ( مَفْعولٌ ) kalıbına uyarlayacak olduğumuzda, ( مَكْتوبٌ ) sözcüğünü elde ederiz. Bu yeni sözcüğü “yaz-ıl-an”, “yaz-ıl-mış”, “yaz-ılı” biçiminde anlamlandırmak mümkündür. Fark edileceği üzere bu yapıda ziyade harf, “fâu’l-fi‘l”den önce getirilen ve fetha ile harekeli bir mim harfi ve “aynu’lfi‘ l”den sonra getirilen bir vâv harfidir. Bu yapıda bir kelimenin anlamı için sözlük kullanılacağında, üçlü fiil kökünü bu ziyade harfleri atmak suretiyle elde edeceğinizi biliyorsunuz. Şimdi başka birkaç fiili daha bu yapıya uyarlayarak elde edilen yeni anlamları görelim:

عَلِمَ (bildi) fiilinden مَعْلومٌ (bilinen, öğrenilmiş, malum),
حَزَنَ (hüzün vermek) fiilinden مَْزُونٌ (hüzünlenmiş, hüzünlü),
فَتَحَ (açtı) fiilinden مَفْتُوحٌ (açılmış, açık -kapı, zarf vs-),
غَلَبَ (yendi) fiilinden مَغْلُوبٌ (yenilen, yenilmiş),
حَكَمَ (hükmetti) fiilinden مَْكُومٌ (hükmedilen; hükümlü) sözcükleri ism-i mef‘ûl olarak türetilebilir.

Bildiğiniz gibi muzâri form, hem geniş zaman kipi hem de şimdiki zaman kipi için kullanılmaktadır.
Bir eylemi içinde bulunduğumuz an itibariyle yapmakta olduğumuzu ifade için ism-i fâ‘il ve ism-i mef‘ûl
yapılarından yararlanılabileceğini biliyorsunuz. Her iki yapı, istendiğinde sadece şimdiki zaman anlamı
ifade etmek üzere de kullanılabilir. Örnek:

(Ben fakülteye gidiyorum -veya giderim-.) . أنا أَذْهَبُ إلى الكُلِّيَّة
(Ben fakülteye gidiyorum.) . أنا ذاهِبٌ إلى الكُلِّيَّة

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Warning: call_user_func_array() expects parameter 1 to be a valid callback, class 'ZeroSpam\Modules\Comments\Comments' does not have a method 'enqueue_davidwalsh' in /home/kudretug/public_html/wp-includes/class-wp-hook.php on line 287