“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır.” Yunus Emre

“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır.”
Yunus Emre

(İlim, bir şeyi öğrenmektir; ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen, bu nasıl okumaktır?)

İlim; fen, feyiz, maarif, bilim gibi manaları bulunan çok anlamlı bir kelimedir, ilim; bir şeyi bilmek demektir.
insan, yaratılış itibarıyla bilmeye, kendisine gizli görünenleri öğrenmeye, meraklı bir yapıya sahiptir. Daima arayış ve araştırma ihtiyacı içindedir. Bu özellik doğuştan başlar. Belirli bir bilgi birikimine sahip olan insanın, bu kadar bilgi bana yeter dediği, âdetten değildir. Yaşanan yıllarla/zamanla ilgisi yoktur bilginin. Bu yüzden okumanın/öğrenmenin yaşı yoktur denmiştir.
İslamiyet’ten başka, ilmin mukaddes sayıldığı bir inanç yoktur herhalde. Zira bizde, bilen insan makbul sayılmıştır. Bilen insan akıl sahibidir. Din de akıl sahibini muhatap alır kendine. “Oku” emri ile başlayan kitabımızın, muhtelif ayetlerinde bilmenin gereği ve faydası vurgulanmıştır. Yine, ilim Çin’de dahi olsa talep etmeye teşvik yahut beşikten mezara kadar ilim felsefesi biz Müslümanlara aittir.
Edebiyatımızda hikmetli beyitlerin ilk temsilcisi sayılan şair Nâbî, kendi çocuğunun şahsında bütün gençlere, insanlara bilginin önemi ile ilgili şöyle bir mesaj veriyor
“Cehldir âdeme zindân-ı belâ Ki düşenler göremez rûy-ı rehâ.”
(İnsanı belâ zindanına kapatan şey cehalettir, öyle bir zindana düşenler kurtuluş yüzünü göremezler.)
İlim, sonsuz bir okyanustur. Her insan, bu ummandan kapasitesi kadar faydalanabilir ya da bu ummana damlalar bırakabilir.
Çağımızda özellikle son beş on yıl içerisinde baş döndürücü bir değişme yaşanıyor ve çoğu insan bunu birterakkî kabul ediyor; fakat etrafımıza şöyle bir baktığımız zaman insanların sadece maddi yönde bir gelişme kaydederken, manevi yönden korkunç bir buhrana sürüklendiğini görüyoruz. Yani her yenilik ya da her buluş, insanların huzuruna, mutluluğuna, rahatlığına hizmet etmiyor aslında. İnsanlar teknolojik gelişmeler içinde boğuluyor, bunalıyor; âdeta makineleşiyor ve yalnızlaşıyor. Bugün bunun numune- lenni birçok alanda görebiliyoruz. Sadece interneti ele aldığımızda özellikle gençlerimizin faydasından kat kat fazlasıyla zararını gördüklerine hepimiz şahit oluyoruz.
Bir düşünür, “Doğru işlemeyen akıl, keskinmiş neye yarar, saatin iyiliği koşmasında değil, doğru gitmesin- dedir.” diyor. İnsan zekî olabilir; ancak öğrendiklerini hayra yönlendirmiyor, hayırlı işlerde kullanmıyorsa zekâsını boşa harcıyor demektir. Bilmenin, öğrenmenin bir kuralı, bir hedefi olmalı. İnsanlığa faydası
olmayan bilgiden yani faydasız ilimden sakınmak gerek Efendimiz (s.a.s.)’in bu minvalde bir duası vardır. “Faydasız ilimden Allah’a sığınının.”
Hikmetli Bir Latife
Evvel zamanda bir padişah, hünerli kimseleri ödüllendireceğini tellal çağırtarak ilan ettirmiş. Bir de hakem heyeti kurmuş. Elemeler sonunda heyetin en başarılı bulduğu adamı padişahın huzuruna çıkartmışlar. Sormuş hünkâr: “Sen ne yaparsın?” Adam: “Ben, kırk dikiş iğnesini arka arkaya dizer, ipliği de kırk adımdan bir fırlatışta kırkının birden deliğinden geçiririm.” demiş. Ustalığını padişahın karşısında da göstermiş. Padişah hakem heyetine emretmiş: “Bu adama kırk altın verin!” Adam sevinçten dört köşe olup, huzurdan ayrılmak üzere iken, padişah ikinci emrini vermiş: “Şimdi de falakaya yatırıp kırk sopa atın!”
Adamcağız, sesini çıkarmadan sopayı da yedikten sonra merakını gizleyememiş, sormuş padişaha: “Hünkârım, önce kırk altınla ödüllendirdiniz, sonra da falakaya yatırtıp kırk sopa vurdurdunuz. Bunun hikmeti nedir?” Padişah: “Kırk altın verdirdim, çünkü bir marifet gösterdin; kırk sopa vurdurdum, çünkü böyle işe yaramaz bir işle nice zaman harcamışsın!”
ilimde mesafe kat eden insanlarda birçok üstün özellik görülür. Olgunlaşmış buğday başaklan gibi, tevazuu artar. Malayani ile uğraşmaz. Etrafına ışık saçar.
Alim, kendini bilir. Kendini bilmek, bütün âlimlerin, mürşitlerin tavsiyelerinden biridir; çünkü insanın kendini bilmesi; okumaktan, ilim tahsil etmekten asıl maksattır. Yani son nokta kendini bilmektir.
Çok Bilinen Bir Nükte
Adamcağızın biri evladından çok çekmiş olacak ki sonunda ona: “Sen adam olamazsın!” demiş. Aradan epey yıl geçmiş. Bir gün evlat, babasını huzuruna çağırtmış: “Bak, sen bana adam olamazsın demiştin; ama ben mevki sahibi oldum.” demiş. Baba da içini çekmiş: “Ah evladım ben sana mevki sahibi olamazsın demedim; adam olamazsın demiştim. Eğer adam olsaydın babanı ayağına getirtmez, gelir elimi öperdin.” demiş.
Pekiyi, kendini bilmek ne demektir? Kendini bilmek, bir bakıma nüktede vurgulanmak istenen düşüncedir; yani adam olmaktır.
Kendini bilmek, insanın niçin yaratıldığının şuuruna varması, dünyaya ne için geldiğini düşünmesi, hayatın maksadını anlaması, gideceği/döneceği yeri bilmesi demektir. Bu nevi düşünceleri gönlünden, beyninden, kalbinden çıkarmayan insan toplumsal hayatın gereklerini en ideal şekilde yerine getirmesini de bilir. Kalp kırmaz, insanlara faydalı olmak için elinden geleni yapar. Bilgisini olumlu alanlara yönlendirir. İnsanlığın zararına olan davranışlardan kaçı-nır. Konuşmasını bilir, susmasını bilir, oturmasını bilir, kalkmasını bilir. Sonra, kendini bilen insan, Rabbini bilir. Rabbini gerçek manada bilen insandan sadece iyilik, güzellik beklenir. Rabbini bilene güvenilir; çünkü o, emindir. Onun elinden, dilinden diğer insanlar da emin olur.
Yunus Emre, bilge şairlerimizden biridir. Az sözle çok manalar ifade etmesini bilen hakiki bir söz ustasıdır. O, sadece bir şair değil; aynı zamanda gösterişsiz bir mürşittir. Yukarıya aldığımız beyitte ilim öğrenmenin de bir gayesi olduğuna dikkat çeker Yunus… Hedefsiz bir öğrenmenin kuru bir emek olduğunu da o söyler. En akıllı makineye bile ne yüklenirse, makine o komuta göre hareket eder. Doğru ya da yanlış; iyi ya da kötü yaptığını/yapacağını dü-şünmez. Fakat insan bilgiyi şuurlu kullanmak zorundadır. İnsanla makine arasındaki fark şuur farkıdır. Bilgi, bir hedef için ve olumlu yönde kullanıldığı zaman faydalıdır. Hedefsiz ya da kötüye kullanılan bilgi, eksik olsun daha iyi, diye düşünür Yunus…

Vedat Ali Tok

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir