20. Ders Tecvit Öğreniyorum | Mülk Suresi ile Tecvit Uygulaması

Sözlükte “bir şeyi güzel ve sağlam yapmak, onu süslemek” anlamındaki tecvîd kelimesi için “ifrat ve tefrite kaçmadan sıfatlarına uygun şekilde harfleri mahreçlerinden çıkarmak”, “Kur’an harflerinin mahreç ve sıfatlarının konu edildiği ilim”, “Kur’ân-ı Kerîm’i harflerin mahreç ve sıfatlarına riayet edip vakıf, vasıl, sekte vb. tilâvet kurallarına uyarak güzel ve hatasız okumayı öğreten ilim” gibi tanımlar yapılmıştır. Tecvid nazarî bilgilere dayanmakla birlikte pratik ve sanat yönü ön plana çıkar. Nitekim Birgivî tecvidi tarif ederken harflerin mahreç ve sıfatlarını hakkıyla telaffuz etme melekesinden söz etmiş, Keşfü’ẓ-ẓunûn’da tecvid mûsikiye benzetilip sadece bilginin yeterli sayılmadığı ve üzerinde alıştırmalar yapılarak kazanılacak bir meleke olduğu ifade edilmiş, tecvidin amelî yönünün ehlinden (fem-i muhsin) öğrenilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de tecvid kelimesi bulunmamakla birlikte “Kur’an’ı yavaş yavaş, tane tane, düşünerek okuma” anlamında “tertîl” geçmektedir (el-Furkān 25/32; el-Müzzemmil 73/4). Kur’an’da ayrıca “kıraat” (el-A‘râf 7/204; en-Nahl 16/98; el-İsrâ 17/106; el-Kıyâme 75/18; el-İnşikāk 84/21) ve “tilâvet” (el-Bakara 2/252; en-Neml 27/92; Fâtır 35/29; el-Beyyine 98/2) kelimeleri yer almaktadır. Hadislerde de Kur’an’ın okunmasıyla ilgili “tertîl, tahsîn, tezyîn, kıraat, tilâvet” vb. kelimeler geçmektedir (Wensinck, el-Muʿcem, “rtl”, “ḳrʾe”, “tlv” md.leri).

İbnü’l-Cezerî’nin Hz. Ali’ye nisbet ettiği “et-tertîl tecvîdü’l-hurûf ve ma‘rifetü’l-vukūf” sözüne itibar edilirse (aş.bk.) tecvid kelimesini ilk defa Hz. Ali’nin kullandığı söylenebilir. Daha sonra İbn Mücâhid ve Ebü’l-Hasan Ali b. Ca‘fer es-Saîdî gibi âlimlerde rastlanan tecvid, harflerin fonetik farklılıklarını ve tilâvet kurallarını içine alan ilmin adı olarak Mekkî b. Ebû Tâlib ile Ebû Amr ed-Dânî’nin eserlerinde zikredilmiş ve zaman içinde yaygınlaşmıştır. Önceleri tecvid yerine tertîl, “hüsn-i edâ” gibi ifadelere yer verilmiştir. Tecvid ilminin harflerin mahreç ve sıfatları açısından lugat ilmiyle, kelimelerin telaffuzu açısından kıraat, resmü’l-mushaf, vakıf ve ibtidâ ilimleriyle ilgisi vardır.
Tecvidin konusunu genel anlamda telaffuzu yönünden Kur’ân-ı Kerîm harflerinin teşkil ettiğini söylemek mümkünse de bu ilimde incelenen başlıca konular arasında harflerin mahreç ve sıfatları, lâm-ı ta‘rif, tenvin, sâkin nûn ve sâkin “mîm”in okunuşuyla ilgili kurallar, idgam, med ve hükümleri, “râ”nın okunuşuna dair kurallar, kalkale, zamir, lafzatullahın okunuşu, sekte, Kur’an okurken ortaya çıkabilecek hatalar (lahn), vakıf ve ibtidâ, vaslın kuralları, Kur’an lafızlarının ifade ettiği mânaya uygun biçimde sesin yükseltilip alçaltılması ve tilâvet âdâbı gibi hususlar yer alır. Tecvidin gayesi Kur’ân-ı Kerîm’in tertîl ile ve hatasız şekilde okunmasını sağlamaktır. “Kur’an’ı tertîl ile oku” (el-Müzzemmil 73/4); “Onu tertîl üzere okuduk” (el-Furkān 25/32) meâlindeki âyetler tecvidin gerekliliğine bir işaret kabul edilmiştir. Nitekim Hz. Ali, âyetlerde geçen tertîli Kur’an harflerinin mahreç ve sıfatlarına uygun biçimde telaffuz edilmesi ve durulacak yerlerin bilinmesi diye açıklamıştır (İbnü’l-Cezerî, en-Neşr, I, 209). Burada, harfleri en güzel şekilde telaffuz etmenin lüzumuna ve okuma sırasında nerede durulup nereden başlanacağının bilinmesine temas edilmiştir. Bu da Kur’an kıraatinde ses ve cümle bilgisiyle anlam bilgisinin önemini gösterir (EI2 [İng.], X, 72-73).
Hz. Peygamber’in hanımı Ümmü Seleme’ye onun kıraati sorulduğunda, “Resûlullah kıraatini ayırırdı (tane tane, dura dura okurdu)” cevabını vermiştir (Tirmizî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 23; Ebû Dâvûd, “Vitir”, 20). Enes b. Mâlik de, “Resûlullah’ın kıraati medli idi” dedikten sonra besmeleyi örnek olarak zikretmiş ve Hz. Peygamber’in “bismillâh”ı, “er-rahmân”ı ve “er-rahîm”i uzattığını söylemiştir (Buhârî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 29). Abdullah b. Mes‘ûd, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî ve Ebû Huzeyfe’nin âzatlısı Sâlim gibi bazı sahâbîler Kur’an’ı güzel sesle ve tecvidle okudukları için Resûl-i Ekrem’in övgüsünü kazanmışlardır (Buhârî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 31; Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 236). Kur’an lafzı ve mânasıyla birlikte indirildiğine göre onun lafzının orijinal şekliyle korunması için tecvidin öğrenilmesi farz-ı kifâye, Kur’an okurken harflerin zat ve sıfât-ı lâzımelerinin bozulmasıyla ortaya çıkan lahn-ı celîden sakınacak biçimde tecvid kurallarına uyulması farz-ı ayın veya vâcip kabul edilmiştir (bk. LAHN). Tecvid kaidelerine uygun şekilde Kur’an öğretimi semâ ve arz yoluyla yapılır. Semâ “işitmek, dinlemek” anlamındadır; bununla Kur’an’ı bir hocanın okuması ve öğrencinin onu dinlemesi kastedilir. Arz ise “sunum, öğrencinin hocaya okuması” demektir. Bu sebeple önce öğrencinin hocasını dinlemesi ve ardından işittiklerini, öğrendiklerini hocasına sunması esastır. Bu iki yöntemin birlikte uygulanmasına “edâ” adı verilmiş, kıraati edâ yöntemiyle öğrenip öğrencilerine aynı yöntemle öğreten âlimlere de “ehl-i edâ” denilmiştir.
“Kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, kitabı ve hikmeti tâlim edip bilmediklerinizi öğreten bir resul gönderdik” meâlindeki âyette belirtildiği üzere (el-Bakara 2/151) Resûlullah kendisine gelen vahiyleri hem ezberliyor hem ashabına okuyarak tebliğ ediyordu. Cebrâil vahiy getirince Resûl-i Ekrem onu dinlerdi; Cebrâil gidince getirdiği âyetleri o nasıl okumuşsa kendisi de öyle okur (Müslim, “Ṣalât”, 148), daha sonra ashabına öğretirdi. Bu da Kur’an öğretiminin başlangıçtan itibaren semâ ve arz yoluyla gerçekleştiğini göstermektedir. Tâbiîler Kur’an’ı kaidelerine uygun biçimde okumayı sahâbîlerden öğrenmiş ve kendilerinden sonraki nesillere öğretmiştir. Aralarında Hz. Ömer ile Zeyd b. Sâbit’in de bulunduğu birçok kişi tarafından söylenen, “Kıraat sünnettir (takip edilmesi gereken bir yoldur); sonra gelen önce gelenden alır; size öğretildiği gibi okuyunuz” sözü (İbn Mücâhid, s. 49-52) bunu ifade etmektedir. Kur’an okuyuşunun orijinal şekliyle korunmuş olmasında şifahî naklin büyük önemi vardır.
Tecvid ilminin konusunu teşkil eden harflerle bunların mahreç ve sıfatları Arap dilcileriyle kıraat âlimlerinin ilgi alanına girdiğinden onlar tarafından da işlenmiş, tecvid müstakil bir ilim haline gelmeden önce bazı tecvid meseleleri Arapça dil bilgisi ve kıraat kitaplarında ele alınmıştır. Nitekim Sîbeveyhi el-Kitâb’ında harflerin mahreç ve sıfatları, vasıl ve vakfın kuralları, imâle, idgam vb. hususlar üzerinde durmuştur. Öte yandan muhtevasında idgam, izhar, kalb, med ve kasır, vakıf ve vasıl, fetih ve imâle, sekte gibi birçok tecvid konusunun yer aldığı kıraat kitaplarının telifine Yahyâ b. Ya‘mer’le (ö. 89/708 [?]) başlandığı rivayeti dikkate alınırsa (Sezgin, I, 5) bu ilmin şifahî naklin yanı sıra I. (VII.) yüzyıldan itibaren kitaplara da girdiğini söylemek mümkündür. Ancak tecvidin müstakil bir ilim halinde ortaya çıkışı, III. (IX.) yüzyılın ikinci yarısı ile IV. (X.) yüzyılın ilk yarısında yaşayan âlimlerin yazdığı eserlerle gerçekleşmiştir. Bu alandaki eserlerin geç yazılmış olması tecvid ilminin teşekkülünün de geç dönemlere rastladığını göstermez. Çünkü Kur’an tecvid kurallarıyla birlikte öğretilegelmiş, kıraat tedrisinin de ilk basamağını teşkil etmiştir.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir