Hilye-i Hakani Türkçe Tercümesi | Videolu

1. Türk edebiyatında hilye türünün ilk örneğini Hâkânî Mehmed Bey (?-1606) vermiştir. “Hilye-i Hâkânî” diye bilinen eserin tamamı 712 beyittir. Bu esere daha sonra, çok sayıda nazîre yazılmıştır. Eser mesnevi şeklinde yazılmış olup, dili ve anlatımı yalındır. Şair, Peygamber Efendimizin yüzü ile ilgili hususları dile getiriyor.

2. Hilye-i Hakani’den örnek beyitler
2.1. İttifak itdi bu mânâda ümem Ezherü’l-levn idi fahr-i âlem
(Bütün ümmet Peygamber Efendimizin yüzünün aydınlık, parlak olduğu hususunda birleşmiştir.)
 
2.2. Yüzünün hâli idi ağı katı Ruhların sâf idi sâfî sıfatı
(Yüzünün akı lekesiz bembeyazdı, yanakları da yüzü gibi tertemizdi.)
 
2.3. Reng-i rûyu gül ile yek-dil idi Gül gibi kırmızıya mâ’il idi
(Yüzünün rengi gül rengiydi. Yani gül gibi kırmızıya çalıyordu.)
 
2.4. Kaplamışdı yüzünü nûr-ı sürûr Sûre-i nûr idi yâ matla’-ı nûr
(Onun yüzünü sevinç nûru kaplamıştı. Çünkü o yüz yâ Nûr Sûresi, ya da güneşin doğuş yeriydi.)
 
2.5. Mushaf-ı hüsn idi ol vech-i cemîl Hatt-ı ruhsâresi nass-ı tenzîl
(O gül yüz, güzellik mushafıydı, yanağındaki yazıyı andıran tüyler, indirilen Kur’ân’ın gerçek deliliydi.)
 
2.6. Gün yüzünden utanıp âb-ı hayât Meskenin etdi verâ-yı zulumât
(Ölümsüzlük suyu, güneş gibi parlayan yüzünden utandığı için karanlıklar ötesinde yerleşti.)
 
2.7. Vech-i berrâkının ashâb-ı safâ Humreti gâlib idi der hattâ
(Ashap, Peygamber Efendimizin aydınlık yüzünün biraz fazlaca kırmızı olduğunu söylerdi.)
 
2.8. Gökde olmuşdu o rûy-ı rengîn Şem’-i cem’-i harem-i illiyyîn
(O parlak yüz, gökte gizli ve mukaddes yerlere ait toplantıların mumuydu.)
 
2.9. Ana vermişdi kemâl-i zînet Kâtib-i çehre-guşâ-yı fıtrat
(O’na, yaratılış çehresine şekil veren Kâtib, bütün güzelliği vermişti.)
 
2.10. Arak-âlûd olıcak ol sultân Gül-i pür jâleye benzerdi hemân
(O sultan tere bulanınca üzerine çiğ düşmüş güle benzer.)
 
2.11. Hem demişler dürür eşrâf elhâk Ârız-pâk arak-nâk olıcak
(Ayrıca, büyükler, “Doğrusu temiz yanağı terleyince)
 
2.12. Dâne-i dürr gibi rûyında teri Hoş-nümâ eyler idi ol güheri
(Yüzünde inci tanesi gibi duran ter, o cevheri güzelleştirir” derler.)
 
2.13. Şem’-i ruhsârı dönerdi mâha İki kandîl idi arş-ı ilâha
(Yanaklarının mumu aya benzerdi ve sanki kutsal arş’ın iki mumuydu.)
 
2.14. Itr-ı hûbıyla pür olurdu meşâm Bûy-ı misk idi yâhûd anber-fâm (Burunlar, onun amber veya misk kokusunu andıran güzel kokusuyla dolardı.)
 
2.15. Terlese ol gül-i gülzâr-ı sürûr Cûş ederdi sanasın kulzüm-i nûr
(O mutluluk bahçesinin gülü terlediği zaman, nûr denizi dalgalandı sanırsın.)
 
2.16. Nitekim şu’le-i şem’-i hâver Berk ururdu ruh-ı pâkinde o ter
(Nitekim gün doğusu mumunun ışığı olan o tertemiz yanağında şimşek gibi parlardı.)
 
2.17. Olup envâr-ı ruhı iki alev Der ü dîvâra salardı pertev
(İki aleve benzeyen iki parlak yanağı her yanı aydınlatırdı.)
 
2.18. Berg-i gül gibi o rûy-ı nîgû Terlediğince olurdu hoş-bû
(O güzel yüz, gül yaprağı gibi terledikçe daha hoş kokular saçardı.)
 
2.19. Gördü Kevser arak-ı gül-bûyın Nice akmasın ağzı suyın
(Cennetteki Kevser ırmağı onun gül kokan terini gördü, nasıl ağzının suyunu akıtmasın.)
 
2.20. Dahî sîmâ-yı şerîfinde anun Bilinürdi garazı ol cânun
(Ayrıca onun şerefli yüzünde, niyetinin ne olduğu sezilirdi.)
 
2.21. Nûr idi âyine-i vech-i Nebî Zâhir olurdu rızâ vü gazabı
(Peygamber Efendimizin yüzünün aynası nûrdu; onda rızâ ve gazap açıkça görünürdü. Kalbinde olan yüzüne yansırdı.)
 
2.22. Kendi nefsi içün ol pâk-neseb Etmedi kimseye ömründe gazab
(O soyu temiz, kendisi için ömrü boyunca kimseye gazap etmedi.)
 
2.23. Olmadı hergiz o la’l-i nâ-yâb Hiç kimseyle cihânda şeker-âb
(O, eşsiz yâkut dudaklı, dünyada kimse ile kırgın olmadı.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir