Akıl Tutulması

Anlamıyorum. Galiba toplumca akıl tutulması yaşıyoruz. Kime bakarsam bakayım, garip bir çelişkinin içinde olduğunu görüyorum. Büyük bir kimlik bunalımı içerisinde debeleniyoruz. Ne yardan vazgeçiyoruz, ne de serden. Birilerinin yaşamamız için servis ettiği hayatı yaşamaya gayret ediyoruz ama pek memnun da değiliz hani. Hayatımızın her alanında görülen bu çelişkiyi, ben sadece dini yaşantımızda ele alacağım ve bir kaç örnekle göz önüne sermeye çalışacağım.
Geçmiş gün. Bir kardeşimizle cuma namazında karşılaştık. Namazdan sonra ayak üstü biraz sohbet ettikten sonra bu kardeşimiz bankadan kredi çekmek üzere yanımdan ayrıldı. Araba alacakmış. Her neyse ne alacağı önemli değil de cuma’dan sonra bankaya giden bu kardeşimiz faizin haram olduğunu bilmiyor mu? Elbette faizin haram olduğunu biliyor. Fakat ne yazık ki yine de gidiyor ve sisteme ayak uyduruyor.
Bir akşam bir tarikatı ziyaret etmiştim. Zikir vardı. Ben de misafir olarak katıldım. Sonrasında oradan tanıdığım bir kardeşimle eve gitmek üzere yola çıktık. Yol kenarındaki bir dükkana girdik. Bir şeyler alacakmış. Her neyse ne alacağı önemli değil de ödemeyi kredi kartıyla yapması beni bayağı şaşırttı. “Kredi kartı haram değil mi?” diye sorduğumda “Yok” dedi ve “Ödeme süresinde ödersen faiz olmuyor…” diye devam ederek uzun uzun teknik bilgiler verdi. Beni şaşırtan kredi kartıyla alışveriş değil. Asıl anlayamadığım hem tarikat ehli olup hem de kredi kartı ile yaşayan çelişkili kafa yapısıdır. Bir kişi neyse o olmalıdır. Olmadığının dışında bir görüntü vermemelidir. Mevlana’nın dediği gibi “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!” Bir taraftan “Ben Müslümanım” diyeceksin, bir taraftan da Avrupalı veya Amerikalı gibi yaşayacaksın. İşte bahsettiğim çelişki budur.
Toplumca yaşadığımız bu akıl tutulmasına başka örnekler de vereyim. Adam din karşıtı bir görüntü veriyor. Kendi deyişiyle solcu, aydın vs. Her neyse ne olduğu önemli değil de adam kurban bayramında kurban kesiyor. Bayramlarda bayram namazına gidiyor. Kişi zina ediyor. Sonra da gidip gusül abdesti alıyor. Ramazanda oruç tutuyor. Akşam da içki içiyor. Nasıl da trajikomik durumlar. Pek şaşırtıcı değil mi? Ferdi Tayfur’un bir şarkısında dediği gibi “Bir yanım cehennem, bir yanım cennet!”
Kadın bir din öğretmeni erkek öğrencilere diyor ki “Kadınlarla tokalaşmak günahtır.” Ne gariptir ki bunu söyleyen kadın öğretmen erkek öğrencilere ders veriyor ve o yaşına kadar erkeklerle iç içe bir öğrenim hayatı yaşamış. Kendisine niye diye sorulduğunda ise cevap veremiyor. Belki abdestin bozulması ile ilgili olabilir. Mezhepler arasında tartışılmış bir konu. Şafi mezhebine göre kadın erkek birbirine dokunursa abdest bozuluyor. Fakat Hanefi mezhebinde ise abdest bozulmuyor. Yani bu durumda birisi diyor ki tokalaşabilirsin, diğeri ise hayır tokalaşamazsın. Her neyse kim ne demişse demiş de kadın öğretmenin dediği şaşırtıyor. Bir taraftan aydın, dışa dönük bir kadın olarak iş dünyasında yer edinmeye çalışacaksın ve “Kadınlar çalışmaz. Evinde oturur.” zihniyetine karşı geleceksin, bir taraftan da bir erkekle tokalaşmaktan bile kaçınacak kadar takva ehli olmaya gayret edeceksin. Sanırım bizler ne batının, ne de doğunun evlatları olamadık. Acaba bulunduğumuz coğrafya gibi Ortadoğunun evlatları mıyız?
Diyeceğim odur ki artık kendimize çeki düzen vermeliyiz. Biz kimiz? Buna bir an önce karar vermeliyiz. Hem kişisel, hem de toplumsal olarak bir kimliğe sahip olmalıyız. Yoksa bu akıl tutulmasından kurtulamayız.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir