Hac Suresi

HAC SURESİ

Resmi Mushaf: 22 / İniş Sırası: 103 / Mekke’de inmiştir. 78 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının! Doğrusu kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir.

2. Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden gaflet eder / vazgeçer ve her gebe kadın yükünü bırakır (düşürür). İnsanları sarhoşlar (gibi) görürsün. Oysa onlar sarhoşlar değillerdir. Fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.

3. İnsanlardan kimisi Allah hakkında bilgisizce tartışır ve her azgın şeytana tabi olur.

4. Onun (şeytanın) hakkında yazılmıştır ki kim onu dost edinirse o takdirde o, kendisini saptırır ve onu ateşli alev azabına yöneltir.

5. Ey insanlar! Eğer öldükten sonra yeniden diriltilmekten şüphedeyseniz, bilin ki, muhakkak ki biz sizi, topraktan sonra bir nutfeden (spermden) sonra bir alakadan (embriyodan), sonra yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten (mudgadan), size (gücümüzü) açıkça göstermek için yarattık. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız sonra sizi bebek olarak çıkarırız. Sonra erginlik çağınıza ulaşmanız için (büyütüyoruz). Sizden kiminiz vefat ettirilir ve sizden kiminiz de bilgiden sonra bir şey bilmemesi için, ömrün en reziline (ihtiyarlığa) döndürülür. Yeryüzünü kupkuru görürsün. Fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman hareketlenir ve kabarır ve her güzel çiftten bitirir.

6. İşte bu, Hakkın ta kendisi olan Allah iledir. Şüphesiz ki O, ölüleri diriltir ve şüphesiz ki O, her şeye gücü yetendir.

7. Mutlaka kıyamet saati gelecektir. Onun hakkında şüphe yoktur. Muhakkak ki Allah kabirlerde olanları yeniden diriltecektir.

8, 9. İnsanlardan kimisi Allah hakkında bilgisizce ve bir yol gösterici olmadan ve aydınlatıcı bir kitab olmadan, Allah’ın yolundan saptırmak için yanını bükerek (*) tartışır. Dünyada ona alçaklık (aşağılanma) vardır. Kıyamet gününde de ona yakıcı ateşin azabını tattıracağız.

(*) “Yanını büktü” demek kibir göstererek, kasılarak boyun kıvırmak gibi kibirden kinayedir ya da hafif görerek haktan yan çizdi demektir. (Beydavî tefsiri)

10. İşte bu, ellerinin önceden takdim ettiğin şey sebebiyledir. Şüphesiz ki Allah kullarına zulmedici değildir.

11. İnsanlardan kimi de Allah’a bir kenardan kulluk eder. Eğer kendine bir hayır isabet ederse onunla tatmin olur ve eğer kendine bir bela isabet ederse yüzüstü döner (yüz çevirir/vazgeçer). O dünyayı ve ahireti kaybetmiştir. İşte bu apaçık kaybın ta kendisidir.

12. O, Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından ona zarar vermeyen ve ona faydası da dokunmayan şeylere dua eder. İşte bu, uzak olan sapkınlığın ta kendisidir.

13. O, zararı faydasından daha yakın olan şeylere dua eder. Elbette o ne kötü efendi ve elbette o ne kötü arkadaştır!

14. Muhakkak ki Allah, iman eden ve salih işler yapan kimseleri altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Muhakkak ki Allah istediği şeyi yapar.

15. Kim Allah’ın ona (peygambere), dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa o takdirde göğe bir sebeple uzansın (çıksın)! Sonra (yardımı) kessin de baksın! Onun hilesi öfkelendiği şeyleri giderebilecek mi?

16. İşte böyle! Biz onu, apaçık ayetler olarak indirdik. Şüphesiz ki Allah, istediği kimseyi doğru yola iletir.

17. Muhakkak ki iman eden kimseler ve Yahudî ve Sabiî ve Nasara ve Mecusî olan kimseler ve ortak koşan kimseler; muhakkak ki Allah onların arasını, kıyamet günü ayıracaktır. Şüphesiz ki Allah, her şeye şahittir.

18. Görmedin mi? Şüphesiz ki Allah’a, göklerde olan kimseler ve yeryüzünde olan kimseler ve güneş ve ay ve yıldızlar ve dağlar ve ağaçlar ve hareket eden canlılar ve insanlardan çoğu O’na secde eder. Birçoğu ki onun üzerine de azap hak oldu. Allah, kimi de alçaltırsa artık ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz ki Allah, dilediğini yapar. (SECDE AYETİ)

19. Bunlar Rableri hakkında çekişen iki hasım taraftır. Gerçeği örtüp inkâr eden kimseler ki onlara ateşten elbiseler biçildi. Başlarının üstünden kaynar su dökülür.

20. Onunla karınlarının içindekiler ve derileri eritilir.

21. Onlara demirden kamçılar vardır.

22. Her ne zaman oradan (cehennemden), gamdan çıkmak isteseler ona iade edilirler. “Tadın yakıcı ateşin azabını!”

23. Muhakkak ki Allah, iman eden ve salih işler yapan kimseleri altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Onun içinde altından bilezikler ve inci takınırlar. Onun içinde elbiseleri de ipektir.

24. Onlar sözün güzeline iletildiler ve çok övülen’in yoluna iletildiler.

25. Muhakkak ki gerçeği örtüp inkâr edenler ve Allah’ın yolundan ve içindeki yerlisi ve dışarıdan geleni eşit olmak üzere, insanlar için kıldığımız Mescid-i Haram’dan alıkoyanlar! Kim onun içinde dinden dönmeyi, zulmü isterse, biz de ona acıklı bir azaptan tattırırız.

26. Hani İbrahim’i evin (Ka’be’nin) yerine yerleştirmiştik (de demiştik ki) “Bana bir şeyi ortak koşma ve tavaf edenler ve kıyamda duranlar ve rükû edenler, secde edenler için evimi temizle!”

27. “İnsanlar içinde haccı bildir! Yaya olarak ve her uzak yoldan gelen, her yorgun devenin üzerinde sana gelsinler!”

28. “Onlara ait menfaatlere şahit olmaları ve onları rızıklandırdığı dört ayaklı (kurbanlık) hayvanlar (deve, sığır, davar) üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını anmaları için. Artık onlardan siz de yiyin ve zor durumdaki fakiri de doyurun!”

29. “Sonra kirlerini gidersinler ve adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atîk’i (*) tavaf etsinler!”

(*) Beyt-i Atîk demek kadîm, eski, kullanılmayan, tarihî, eski zamanlardan kalma ev demektir. Ka’be’nin bir ismidir.

30. İşte böyle! Kim Allah’ın yasaklarına saygı gösterirse, artık o, Rabbinin katında kendisine hayırlıdır. Size okunanların dışındaki hayvanlar size helal kılındı. Artık iğrenç putlardan kaçının! Yalan sözden de kaçının!

31. O’na ortak koşmadan Allah’ı bir bilenler olarak (putlardan ve yalandan kaçının). Kim Allah’a ortak koşarsa, o takdirde o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyormuş veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyormuş gibidir.

32. İşte böyle! Kim de Allah’ın işaretlerine (*) saygı gösterirse şüphesiz o, kalplerin takvasındandır.

(*) Şiâr demek Allah’ın varlığına işaret olan şey, işaret, alamet, nişane, sembol, arma, parola demektir ve çoğulu şeâir’dir. Ayette geçen işaretler (şeâir) ifadesi özellikle hacca yönelik olarak hacda kesilecek kurbanlardır. Bununla beraber Allah’ın, İslâm’ın sembolü olarak belirlediği kurban, Kâbe, Safa, Merve, minare, ezan, hac, haram aylar gibi şeyler de İslâm’ın şiârındandır.

33. Sizin için onlarda (kurbanlıklarda) belli bir süreye kadar birtakım yararlar (*) vardır. Sonra onların varacakları yer Beyt-i Atîk’tir.

(*) Kurbanlıklar Mina’da kurban edilinceye kadar, onların sütünden, yününden, hizmetinden yararlanılabilir. Hac için hazırlanan kurbanlıkların kesilme yeri, sünnetle belirlenen “Mina” adındaki yerdir.

34. Her ümmet için, kendilerine rızık olarak verdiği dört ayaklı (kurbanlık) hayvanlar (deve, sığır, davar) üzerine Allah’ın ismini anmaları için bir mensek (*) kıldık. İlahınız tek bir ilahtır. Yalnız O’na teslim olun! Alçakgönüllüleri de müjdele!

(*) Mensek katışıksız ibadet şekli, şeriat, ibadet yeri demektir. Menasik bunun çoğul şeklidir. Nüsük kelimesinden türemiştir. Nüsük katışıksız, saf ibadet, Allah’a yaklaştıran her şey demektir. Başına mim harfi gelince yer ifade eder. Genellikle Hac ve Kurban ibadetleriyle ilgili olarak kullanılır. Böylece mensek, ibadet edilecek, kurban kesilecek yer anlamına gelir. Hacda belli bir usûl ve sıraya göre yapılması gereken ihram, tavaf, vakfe, sa’y gibi ibâdetlerin tamamına da “Menâsikü’l-hac” denir.

35. Allah anıldığı zaman kalpleri ürperenleri ve kendilerine isabet edenlere sabredenleri ve salâtı (namazı) ikâme edenleri ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak edenleri (ihtiyaç sahiplerine harcayanları) da (müjdele!)

36. Kurbanlık develer ki onları da size Allah’ın işaretlerinden kıldık. Onda sizin için hayır vardır. Onlar (kesilmek üzere) ön ayaklarından biri bükülmüş vaziyette bağlı olarak ayakta dururlarken üzerlerine Allah’ın adını anın! (Kesilip) yanları üstüne düştüğünde artık ondan yiyin ve kanî olup istemeyene de ve açgözlüce isteyene de yedirin! İşte böyle! Onları size boyun eğdirdik (hizmetinize verdik). Umulur ki siz, şükredersiniz.

37. Onun etleri ve onun kanları, Allah’a asla ulaşmayacaktır. Fakat sizden takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) O’na ulaşır. İşte böyle, O’nun sizi hidayet ettiği şeye karşılık, Allah’ı tekbir etmeniz / yüceltmeniz için, onları size boyun eğdirdi. İyilik yapanları da müjdele!

38. Muhakkak ki Allah iman eden kimselerden (müşriklerin verdiği sıkıntıyı) defeder. Muhakkak ki Allah, hiçbir haini, nankörü sevmez.

39. Savaş açılan kimseler için, zulmediliyor olmaları sebebiyle (savaşmalarına) izin verildi. Muhakkak ki Allah, onlara yardım etmeye elbette gücü yetendir.

40. Onlar ki sadece “Rabbimiz Allah’tır.” diyorlar diye haksızlıkla yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah’ın insanları, bazısını bazısıyla savması olmasaydı, elbette içinde Allah’ın ismi çokça anılan manastırlar ve kiliseler ve havralar ve mescidler yıkılırdı. Allah, kendisine yardım edenlere elbette yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

41. Onlar ki eğer kendilerini yeryüzüne yerleştirip iktidar versek, salâtı (namazı, duayı, maddi ve manevi yönden topluma destek olmayı, toplumu aydınlatmayı) ikâme ederler ve zekâtı verirler ve iyiliği emrederler ve kötülükten sakındırırlar. İşlerin sonu Allah’a aittir.

42. Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce, Nuh kavmi ve Ad ve Semud da yalanlamıştı.

43. İbrahim’in kavmi ve Lut’un kavmi de.

44. Medyen halkı da. Musa da yalanlanmıştı. Ben de kâfirlere süre tanımıştım sonra da onları yakalamıştım. Nasılmış beni inkâr etmek?

45. Şehirlerden nicesi vardı ki zalim olduğundan onu helak ettik. Artık o, çatıları üzerine çökmüş haldedir. Nice terk edilmiş kuyuları ve nice yüksek sarayları da.

46. Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı? Onunla akıl edecekleri kalplere ve onunla duyacakları kulaklara sahip olmadılar mı? Doğrusu gözler kör olmaz fakat göğüslerdeki kalpler kör olur.

47. Azabı da senden acele istiyorlar. Allah vaadine muhalefet etmeyecektir. Muhakkak ki Rabbinin yanında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin sene gibidir.

48. Şehirlerden nicesi vardı ki zalim olduğundan, onlara mühlet verdim sonra da onu yakaladım. Varış yalnızca banadır.

49. De ki: “Ey insanlar! Ben size ancak apaçık bir uyarıcıyım.”

50. İman eden ve iyi işler yapan kimseler ki onlara, bir bağışlanma ve tükenmez üstün bir rızık vardır.

51. Ayetlerimiz hakkında, aciz bırakacak şekilde çabalayan kimseler ki, işte onlar da alevli ateşin sahipleridir (cehennemliklerdir).

52. Biz senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki o (bir şey) temenni ettiği zaman, şeytan onun temennisine (bir fitne) atmış olmasın. Fakat Allah şeytanın attığını siler. Sonra da Allah kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

53. (Bu) O’nun (Allah’ın), kalplerinde bir hastalık olan ve kalpleri katılaşmış kimseler için, şeytanın attığını bir imtihan kılması içindir. Muhakkak ki zalimler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler.

54. İlim verilmiş olanların da onun (Kur’an’ın) Rabbinden (gelen) gerçek olduğunu bilmesi ve ona iman etmeleri, böylece ona karşı kalplerinin alçakgönüllü olması içindir. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri dosdoğru yola elbette hidayet edendir.

55. İnkâr edenler, kıyamet saati onlara ansızın gelinceye veya kısır (hayırsız) bir günün azabı onlara gelinceye kadar, ondan (Kur’an’dan) şüphe içinde olmaya devam edeceklerdir.

56. Hükümranlık o günde Allah’ındır. Onlar arasında hüküm verir. Artık iman eden ve salih işler yapan kimseler, nimet (Naim) cennetlerindedir.

57. İnkâr eden ve ayetlerimizi yalanlayan kimselerse, işte onlar var ya, kendilerine alçaltıcı azap olanlardır.

58. Allah’ın yolunda hicret eden sonra öldürülen veya ölen kimseler, elbette Allah onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Muhakkak ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

59. Mutlaka onları, razı olacakları girilecek yere girdirecektir. Şüphesiz ki Allah, elbette hakkıyla bilendir, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir.

60. İşte (durum) böyledir. Kim kendisinin cezalandığı şeyin misliyle ceza verirse, sonra kendisine karşı taşkınlıkta bulunulursa, mutlaka Allah ona yardım eder. Muhakkak ki Allah çok affedendir, günahları örten ve bağışlayandır.

61. İşte bu, Allah’ın geceyi gündüzün içine sokması ve gündüzü de gecenin içine sokması ve Allah’ın hakkıyla işiten, hakkıyla gören olması sebebiyledir.

62. İşte bu, Allah’ın Hak (gerçek) olması ve O’nun yanı sıra yarattığı astlarından dua ettikleri şeyin batıl olması ve Allah’ın çok yüce, çok büyük olması sebebiyledir.

63. Allah’ın gökten su indirdiğini, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi?. Şüphesiz ki Allah, elbette çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir, her şeyden haberdar olandır.

64. Göklerdekiler ve yerdekiler O’na aittir. Şüphesiz ki Allah, elbette zengindir ve herşeyden müstağnidir (hiçbir şeye muhtaç değildir), övgüye en çok lâyık olandır.

65. Allah’ın yeryüzündeki şeyleri ve denizde akıp giden gemileri, emriyle size boyun eğdirdiğini (hizmetinize verdiğini) ve kendi izni olmadan yeryüzünün üzerine düşer diye göğü tuttuğunu görmedin mi? Şüphesiz ki Allah, insanlara çok esirgeyici, çok merhametlidir.

66. O, sizi dirilten, sonra sizi öldürecek olan, sonra sizi diriltecek olandır. Muhakkak ki insan, elbette nankördür.

67. Biz her ümmet için bir mensek (*) kıldık ki onlar, onun amel edenleridir. O halde bu iş hakkında seninle asla çekişmesinler! Sen Rabbine davet et! Muhakkak ki sen, dosdoğru bir hidayet üzeresin.

(*) Mensek demek katışıksız ibadet şekli, şeriat, bir ibadet yeri demektir.

68. Eğer seninle mücadele ederlerse, o takdirde de ki: “Allah yaptığınız şeyleri en iyi bilendir.”

69. Allah kıyamet günü, hakkında ayrılığa düşmekte olduğunuz şeyler konusunda, aranızda hüküm verecektir.

70. Bilmedin mi? Allah göktekileri ve yerdekileri bilmektedir. Şüphesiz ki bunlar bir kitaptadır. Şüphesiz ki bunlar Allah’a kolaydır.

71. Onlar, (Allah’ın) onun hakkında bir delil indirmediği ve onun hakkında bir bilgi sahibi olmadıkları Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından olan şeylere kulluk ediyorlar. Zalimler için bir yardımcı da yoktur.

72. Onlara ayetlerimiz apaçık okunduğunda gerçeği örtüp inkâr edenlerin yüzlerindeki hoşnutsuzluğu anlarsın. Neredeyse kendilerine ayetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar. De ki: “Sizi bundan daha kötüsüyle haberdar edeyim mi? Ateş! Allah onu inkâr edenlere vadetti. Ne kötü bir varış yeri!”

73. Ey insanlar! Bir örnek verildi. Şimdi onu dinleyin! Sizin Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından dua ettikleriniz, onun için biraraya toplansalar bile bir sinek yaratamayacaklardır. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, onu ondan kurtaramazlar. İsteyen de istenen de aciz kaldı.

74. Allah’ı kadrinin hakkıyla takdir etmediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

75. Allah, meleklerden ve insanlardan resuller seçer. Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

76. O, onların ellerinin arasındakini (önlerindekini) ve onların arkalarındakini bilir. İşler Allah’a döndürülür.

77. Ey iman edenler! Rabbinize rükû edin ve secde edin ve kulluk edin! Hayır yapın! Umulur ki siz, kurtuluşa erersiniz.

78. Allah uğrunda cihadın hakkıyla cihad edin! O sizi seçti ve dinde (bu yolda) size bir güçlük kılmadı. Babanız İbrahim’in ümmeti! O, size önceden ve bunda (Kur’an’da), “Müslümanlar” olarak isim verdi. Resulün sizin üzerinize şahit olması ve sizin de insanların üzerine şahitler olmanız için. Öyleyse salâtı (namazı, duayı, maddi ve manevi yönden topluma destek olmayı, toplumu aydınlatmayı) ikâme edin (kalkındırın) ve zekâtı verin ve Allah’a sarılın! O sizin mevlanızdır (sahibinizdir). Ne güzel bir sahip ve ne güzel bir yardımcı!

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir