Maide suresi 32. ayet Talmut’tan alıntı mıdır?

Maide suresi 32. ayet Talmut’tan alıntı mıdır?

Habil ve Kabil’in hikâyesini büyük ihtimalle hemen herkes biliyorlardır. Oldukça meşhur bir hikâyedir ve Tevrat ile Kur’an’da hemen hemen aynı ifadelerle yer alan bir hikâyedir. Kur’an’ın ifadesiyle Habil ve Kabil Tevrat’ın ifadesi ile Habil ve Kâin olarak yer alan bu anlatıda Habil ile Kabil’in bir kurban sunduğu, fakat bu kurbanlardan Habil’in sunduğu kabul edilirken, Kabil’in sunduğu kurban ise onaylanmaz ve kabul edilmez. Bunun neticesinde Kabil’in Habil’e bir düşmanlığı olur ve akabinde olay Kabil’in Habil’i öldürmesi ile sonuçlanır. Bu anlatıyı Kur’an’da 5. surenin 27-32 ayetleri arasında görüyoruz. Tevrat’a baktığımızda da 4. Babın içerisinde bunları görmeniz okumanız mümkün.

Tevrat’ın tekvin bölümünün 4. Babındaki işte bu anlatıdan yola çıkarak bir takım insanlar Kur’an’ın Tevrat’tan değil, Talmut’tan bir takım alıntılar yaptığını iddia ediyorlar. Bunu Neye dayanarak söylüyorlar?

Kur’an’da 5. Sure olan Maide suresinin 32. ayetinde yani mevcut Habil ile Kabil’in hikâyesinin anlatıldığı kısımların son ayetinde şöyle yazıyor:

Maide 32. “İşte bundan dolayı İsrail oğullarına yazdık ki: “Şüphesiz ki kim, bir cana karşılık veya yeryüzünde bir fesada karşılık olmaksızın, bir cana kıyarsa, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu diriltirse, sanki bütün insanları diriltmiş gibidir.” Yemin olsun ki, elçilerimiz onlara apaçık deliller getirmişti. Sonra, muhakkak ki onların çoğu, bundan sonra yeryüzünde, gerçekten aşırı gidenler oldular.”

Bu ayetten yola çıkarak Kur’an’ın Talmut’tan alıntı yaptığını söylüyor insanlar Bu Acaba gerçekten böyle midir? Bunu inceleyeceğiz.

Kur’an’da 5. surenin 27-32 ayetler arasında yer alan bu hikâyede Kur’an 27. ayette daha ilk işareti verir. Der ki: “Âdem’in iki oğlunun hikâyesini gerçek olarak anlat!” Böylece bu anlatıdaki gerçek bir olayın mahiyetinin insanlara açıklandığını görüyoruz ve aynı zamanda İsrail oğullarına, Yahudilere ve diğer ehli Kitaba da bu açıklanıyor. Habil ile Kabil’in hikâyesin de tekvin bölümünün 4. Babanın 10. Ayetini bakarsak şu ayeti okuyoruz. Çevirisi genellikle şu şekildedir. “Tanrı şöyle dedi. Ne yaptın? Dinle, bak! Kardeşinin kanı bana topraktan feryat ediyor.” Çoğunlukla böyle çevrilir fakat kelimeleri İbranice orijinalinden bakarak bire bir çevirdiğimizde şunu görürüz. “Kardeşinin kanları bana çığlık atıyor.” Yani Kardeşinin kanı şeklinde değil. Tekil bir ifade değil, çoğul olarak tercüme edilmelidir. “Kardeşinin kanları bana feryat ediyor.” şeklinde bir ifade görürüz. Buradaki kan olarak çevrilen İbranice kelime olan “deme” kelimesi “dam” kelimesinin çoğuludur ve “kanları” anlamında kullanılır. Kan anlamına gelen kelime “dam” kelimesidir ve tekildir. Fakat burada ilginç olan ayetin “deme” yani kanları ifadesi kullanılarak bildirilmiş olmasıdır. İşte tam bu noktada Talmut Rabbileri, bilginleri, bu ayeti yorumlarken, Talmut’un Sanhedrin 4. bölümün 5. kısımlarına geldiğinizde bu ayetle ilgili çeşitli yorumlar yapmaktadırlar. Öncelikle Talmut’taki sözün ne olduğuna bakalım.

“Whoever destroys a soul, it is considered as if he destroyed an entire world. And whoever saves a life, it is considered as if he saved an entire world.”

“Kim bir insanı imha ederse, tüm dünyayı imha etmiş gibi kabul edilir. Ve bir can kurtaran kimse, bütün bir dünyayı kurtarmış gibi kabul edilir. ”

Jerusalem Talmud, Sanhedrin 4:1 (22a)

Şunu belirtmekte fayda vardır ki Talmut, Tevrat’ın bir yorumudur. Adeta tefsiridir. Bilginler ayetleri detaylarıyla ele alırlar ve açıklarlar. Doğru, yanlış kendilerince ayetleri tefsir ederler. Bahse konu Sanhedrin 4:1 (22a) içinde uzunca açıklamaları bulunmaktadır. Sadece yukarıdaki kısmı ele alıp ta Kuran buradan kopyalamıştır demek insafsızlıktır. Talmut’un bu bölümlerinin tamamı okunduğunda mesele başka türlü anlaşılır. Talmut’ta Beresheet bölümünün 4. Babanın 10. Ayeti ile ilgili iki türlü açıklama bulunmaktadır. Talmut’ta yazıyor ki:

1.Yorum:

Beresheet 4.10’da kardeşini öldüren Kâin (Kabil) ile ilgili olarak şunları görüyoruz. “Kardeşinin kanları çığlık atıyor.” şeklindeki ayet, kardeşinin kanı değil kanları şeklindedir. Yani çoğuldur. Yani onun kanı ve gelecekteki çocuklarının kanları çığlık atıyor şeklindedir. O nedenle ilk insan bir tek insan olarak yaratıldı. O nedenle bir hayatı yok eden, Tevrat’a göre bütün hayatları yok etmiş gibidir ve kurtaran sanki bütün dünyayı, bütün hayatları kurtarmış gibidir ve kreasyonlar arasındaki barışı teşvik etmek için kimse, “Bizim atalarımız, sizin atalarımızdan daha büyüktür.” dememesi için, bu şekilde telaffuz edilmiştir.”

İşte Talmut’ta böyle denir. Talmut’ta bununla ilgili çeşitli şeyler de anlatılır. Farklı misallerle konu detaylandırılır. Talmut kendince bunu açıklar. Fakat bunun yanında Talmut’taki bu ayetle ilgili tek açıklama bu değildir. Yani 5:4:10 ayeti ile ilgili farklı bir yorum da vardır. Bir diğer yorumda da şöyle bir değerlendirme yapılır.

2.Yorum:

“Deme” kelimesinin yani “kanları” kelimesinin çoğul olmasından maksat bütün insanların kanını alma şeklinde değildir. Habil öldürülürken kanlarının etrafa sıçramış olmasını ve bu nedenle birden çok kan olmasını belirtmektedir.  

Talmut yorumlarında gördüğünüz gibi Talmut’taki beresheet 4:10’la ilgili yorum sadece bir tek yorum değildir. Yani Bununla ilgili bir ifade yoktur. 2 tane farklı yorum vardır. İşte Kur’an’ın Maide suresi’nin 27 ayetinde, tam olarak girişinde, “Âdem’in iki oğlunun hikâyesini gerçek olarak anlat!” denilerek bu anlatılanlardan sadece birinin doğru olduğu ifade ediliyor.

Kur’an hem bize hem ehli kitaba gerçeği açıklıyor. Dolayısıyla Kuran, Tevrat vahiy edilirken “Beresheet 10’da” ifade edilen “deme” yani “kanları” çoğul ifadesi hakkındaki bilginlerin çelişkili yorumlara açıklık getiriyor. “Bir insanı öldüren, bütün insanları öldürmüş gibidir.” anlamındaki yorumun doğru olduğunu buyuruyor. Kur’an bunu hem tasdik eder, hem de ehl-i kitaba bu yorumun doğru olduğunu anlatır. Yani ehl-i kitaba, ifadenin gerçek şekli ve maksadı budur der. O nedenle 10 emir içerisinde yer alan öldürmeyin emri önemlidir. Biz Kur’an’ın burada tasdikleyici ve açıklayıcı görevine şahit olmuş oluruz. Çünkü Kur’an sadece bir anlatı kitabı değildir.

Kuru kuruya bir anlatım değildir. Kur’an yıllarca Tevrat’a ve İncil’e ayetleri ile gönderme yapan bir kitaptır. Kur’an, Nahl suresinin 89 ayetinde söylendiği gibi her şeyin açıklayıcısı olan bir kitaptır. Kur’an çeşitli noktalarda geçmişe ait vahiyler ile ilgili bir pürüz var ise, hem düzeltmeler yapar, hem de gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya serer. Nihayet Kur’an’ın içerisinde, Tevrat ve İncil’e referans verilen ayetlerin hemen hepsini biz bugün elimizde tuttuğumuz Tevrat ve İncil’de de bunları gerçek olarak okuyoruz. “Yeryüzünü benim halis kullarım miras alacaktır.” ayetini Kur’an’ın tam referans verdiği gibi Zebur’un içerisinde görüyoruz. “Göze göz, dişe diş, cana can” ayetini de Tevrat’ta böyle yazdık dediği gibi Tevrat’ın yine içerisinde aynen görüyoruz. “Tevrat indirilmeden önce İsrail’in kendine haram kıldıkları dışındaki bütün yiyecekler onlara helaldi.” diyerek yine Tevrat’a gönderme yaparak referans veren Kur’an’ın bu ayetini yine Tevrat’ın içerisinde olduğu şekliyle görüyoruz. Davud’un kıssasını yine Tevrat’ın içerisinde görüyoruz. Talut veya diğer adıyla Saul, bununla ilgili Kur’an’ın anlatısını yine Tevrat’ın içerisinde olduğu şekliyle görüyoruz. Bize referans verildiği şekliyle görüyoruz. İsa ile ilgili anlatılanları yine İncil’de görüyoruz veya İncil’e referans verilen olayları yine şimdiki İncil’in içerisinde görüyoruz. Dolayısıyla Kur’an’ın Tevrat ve İncili referans verdiği her ayeti, biz şimdiki elimizde tuttuğumuz Tevrat ve İncil’de görebiliyorsak, Kur’an’ın her şeyin açıklayıcısı olması hasebiyle geçmişteki vahiyler ile ilgili yorumsal bir takım problemleri açıkladığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Kur’an önceki vahiyler hakkında insanların sapmış oldukları farklı anlayışlara netlik kazandırmak için Tevrat ve İncil’e göndermeler yapar.

Kur’an bize, Talmut’taki beresheet 4:10’daki iki yorumdan sadece birisinin doğru olduğunu Tevrat’tan yüzyıllar sonra gelerek ehli kitaba haber verir ve bunu onaylar, tasdik eder. Oysa bu olaylar sanki Talmut’ta bir tek yorum varmış da Kur’an’da buradan alıntı yapmış gibi aktarılıyor. Oysa Talmut’ta bu ifade sadece tek ifade değildir, birkaç yorumdan sadece birisidir ve Kuran bu yorumlardan birini tasdik eder.

Önemli bir ayrıntıyı da belirterek yazımızı bitirelim. Tüm bunların üstüne üstelik Kur’an, Maide surenin 32 ayetinde “Biz Tevrat’ta yazdık.” demez. “İsrailoğullarına yazdık.” ifadesini kullanır. Bu da bu ayetin hangi maksatla yazıldığını ve anlamının ne olduğunu neden kanları ifadesini çoğul ifade kullanıldığını açıklar.

Kaynak: Cumhur Erentürk

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir