Ahzab Suresi

AHZAB SURESİ
Resmi Mushaf: 33 / İniş Sırası: 90 / Medine’de inmiştir. 73 ayettir.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
1. Ey Nebi! Allah’tan sakın ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
2. Sana Rabbinden vahyedilene uy! Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
3. Allah’a dayanıp güven! Vekil olarak Allah yeter.
4. Allah bir adama, onun göğüs boşluğunda iki kalp kılmadı. Kendilerine zıhar (*) yaptığınız eşlerinizi anneleriniz kılmadı ve evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmadı. Bunlar, sizin ağızlarınızla söylediğiniz sözünüzdür. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola iletir.
(*) Zıhar, erkeklerin eşlerine boşamak niyetiyle “Sen bana anamın sırtı gibisin.” diyerek eşlerini kendilerine haram kıldığı eski bir Arap âdetidir.
5. Onları babalarına nisbet ederek çağırın! Bu Allah katında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız o zaman onlar dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ettiğiniz şey hakkında üzerinize bir günah yoktur. Ancak kalplerinizin bile bile yaptığından (günah) vardır. Allah bağışlayandır, rahmet edendir.
6. Peygamber mü’minlere, kendilerinden daha yakındır ve onun eşleri de onların anneleridir. Allah’ın kitabına göre rahim sahipleri (akrabalar) birbirlerine (miras bakımından) mü’minlerden ve muhacirlerden, daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız (bir vasiyetle mirastan bırakmanız) müstesna. Bunlar, Kitap’ta yazılı bulunmaktadır.
7. Hani biz nebilerden sözlerini almıştık. Senden ve Nuh’tan ve İbrahim’den ve Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan. Onlardan sağlam bir söz almıştık.
8. (Allah’ın) Doğrulara doğruluklarından sorması için. İnkârcılar için ise acıklı bir azap hazırladı.
9. Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani size askerler gelmişti de biz onların üzerine rüzgâr ve sizin göremediğiniz askerler göndermiştik. Allah yapmakta olduklarınızı görendir.
10. Onlar size üstünüzden ve sizin aşağıdan gelmişlerdi ve gözler kaymış ve kalpler gırtlaklara ulaşmıştı. Allah hakkında da çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.
11. İşte burada mü’minler imtihan edilmişlerdi ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı.
12. O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar diyordu ki: “Allah ve Resulü bize aldatıştan başka bir şey vaad etmedi.”
13. Onlardan bir grup demişti ki: “Ey Yesrib halkı! Size duracak yer yok, artık geri dönün!” Onlardan bir grup da: “Evlerimiz açıktır (korumasızdır).” diyerek, Nebi’den izin istiyorlardı. Oysa o (evler) açık (korumasız) değildi. Kaçmaktan başka bir şey istemiyorlardı.
14. Eğer (Medine’ye) her yandan onların üzerine girilseydi sonra fitne istenseydi elbette ona gelirlerdi ve az bir süre hariç ona gecikmezlerdi.
15. Andolsun ki önceden, arkalarını dönüp kaçmayacaklar diye Allah’a söz de vermişlerdi. Oysaki Allah’ın sözünden sorumluydular.
16. De ki: “Ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size fayda vermeyecek. O zaman bile, çok az bir süreden başka geçindirilmezsiniz.”
17. De ki: “Size bir kötülük dilese veya size bir rahmet dilese Allah’tan sizi koruyacak bu kişi kimdir? Onlar, kendileri için Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından bir veli ve bir yardımcı bulamazlar.”
18. Şüphesiz Allah, sizden alıkoyanları ve kardeşlerine: “Bize gelin (buyrun)! (*)” diyenleri bilir. Çok azı hariç savaşa gelmezler.
(*) “Helumme” kelimesi gel, buyur, getir anlamında, emir manalı isim fiildir.
19. (Gelseler bile) size karşı çok cimridirler. Korku gelince, onları görürsün ki, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönmüş bir halde (*) sana bakarlar. Korku gidince de hayra (mala, ganimetlere) karşı oldukça düşkünlük göstererek keskin dilleriyle sizi incitirler. İşte bunlar asla iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah için kolaydır.
(*) “Gözleri dönmüş bir halde” demek “Gözleri yılmış, yuvasından dışarı fırlamış, fal taşı gibi açılmış bir şekilde” demektir. (Aksoy, Ömer Asım, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, İnkilap Kitabevi Yayın Sanayi ve Tic. A.Ş. İstanbul. 1988.)
20. Düşman birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Birlikler yeniden gelse, arzu ederler ki, keşke çölde bedevilerin içinde bulunanlar olsalar, sizin haberlerinizi sorsalar. Eğer sizin içinizde olsalardı da pek azı hariç savaşmazlardı.
21. Andolsun ki, Allah’ın resulünde, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü ümit etmekte olan ve Allah’ı çokça anan kimseler için güzel bir örnek vardır.
22. Mü’minler düşman birliklerini görünce dediler ki: “Bu, Allah’ın ve O’nun resulünün bize vaadettiği şeydir ve Allah ve O’nun resulü doğru söyledi.” (Bu) onların iman ve teslimiyet dışında başka bir şeylerini arttırmadı.
23. Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah üzerine söz verdikleri şeye sadık kaldılar. Onlardan kimi adağını yerine getirdi ve onlardan kimi de beklemektedir. Onlar hiç bir değişiklikle (sözlerini) değiştirmediler.
24. (Bunların böyle olması) Allah’ın, doğrulara doğrulukları sebebiyle karşılığını vermesi ve münafıklara da dilerse azab etmesi veya tevbelerini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
25. Allah, gerçeği örtüp inkâr edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hayra asla ulaşamadılar. Savaşta Allah mü’minlere yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır.
26. Kitap ehlinden onlara yardım edenleri de kalelerinden indirdi ve kalplerine korku saldı. Bir kısmını öldürüyor ve bir kısmını da esir ediyordunuz.
27. Onların yerlerine ve yurtlarına ve mallarına ve hiç ayak basmadığınız bir toprağa sizi mirasçı kıldı. Allah her şeye gücü yetendir.
28. Ey Nebi! Eşlerine de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız o takdirde gelin! Size boşanma bedellerinizi vereyim ve sizi güzel bir salışla (güzellikle) salıvereyim.”
29. “Eğer Allah’ı ve O’nun resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız o takdirde, şüphesiz ki Allah, sizden iyilik edenlere büyük bir mükâfat hazırladı.”
30. Ey Nebi’nin kadınları! Sizden kim açık bir hayâsızlığa karışırsa, onun için azap, iki kat katlanır. Bu, Allah’a göre kolaydır.
31. Sizden kim de Allah’a ve O’nun resulüne itaat ederse ve salih amel işlerse ona da mükâfatını iki kat veririz. Onun için bol rızık da hazırladık.
32. Ey Nebi’nin kadınları! Siz kadınlardan biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, o takdirde sözü çekici bir şekilde söylemeyin ki kalbinde bir hastalık bulunan kişi meyletmesin. Örfe uygun (ağırbaşlı bir şekilde) söz söyleyin!
33. Evlerinizde oturun ve ilk cahiliye açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın ve salâtı (namazı) ikâme edin ve zekâtı verin ve Allah’a ve O’nun resulüne itaat edin! Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermeyi ve sizi tertemiz temizlemeyi ister.
34. Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten evlerinizde okunanları da anın! Şüphesiz ki Allah lütüf sahibidir, haberdardır.
35. Muhakkak ki Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar ve mümin erkekler ve mümin kadınlar ve itaat eden erkekler ve itaat eden kadınlar ve doğru erkekler ve doğru kadınlar ve sabreden erkekler ve sabreden kadınlar ve huşu içinde mütevazî erkekler ve huşu içinde mütevazî kadınlar ve sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar ve ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar ve Allah’ı çokça zikreden erkekler ve Allah’ı çokça zikreden kadınlar, (işte) onlar için Allah bir bağışlama ve büyük bir mükafaat hazırladı.
36. Mü’min bir erkeğin ve mü’min bir kadının, Allah ve O’nun resulü bir işe hükmettiği zaman, onların işlerinden seçim hakkına sahip olmaları onlar için yoktur. Kim Allah’a ve O’nun resulüne karşı gelirse, o takdirde şüphesiz ki apaçık bir sapkınlıkla sapmıştır.
37. Hani Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye diyordun ki: “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın!” Allah’ın ortaya çıkaracağı şeyi nefsinde gizliyordun ve Allah kendisinden çekinmene daha layık olduğu halde insanlardan çekiniyordun. Sonunda Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik. Eşlerinden yana isteklerini yerine getirdikleri zaman (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri hakkında mü’minlere bir zorluk olmaması için. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
38. Allah’ın ona farz kıldığı şey hakkında Nebi’nin üzerine bir zorluk yoktur. Allah’ın kanunu, önceden gelip geçenler hakkında da böyleydi. Allah’ın emri, takdir edilen bir kaderdir.
39. Onlar ki (peygamberler) Allah’ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O’ndan çekinirler ve Allah’tan başka hiç bir kimseden çekinmezler. Hesap gören olarak Allah yeter.
40. Muhammed sizin adamlarınızdan birinin babası değildir. Ancak Allah’ın resulüdür ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.
41. Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikrederek zikredin!
42. O’nu sabah ve akşam tesbih edin!
43. O ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size destek olur ve O’nun melekleri de. Mü’minlere karşı da çok merhametlidir.
44. O’na kavuşacakları gün, onların selamlaşması “Selam” dır. Onlar için cömert bir mükâfat hazırladı.
45. Ey Nebi! Muhakkak ki biz seni bir şahit ve bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
46. O’nun izniyle Allah’a davet eden ve aydınlatıcı bir kandil olarak.
47. Mü’minleri onlar için Allah’tan büyük bir lütuf olduğuyla müjdele!
48. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a güven! Vekil olarak Allah yeter.
49. Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikâhladığınızda sonra kendilerine dokunmanızdan önce boşadığınızda, artık sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Onlara geçimlik birşeyler verin ve kendilerini güzel bir salışla (güzellikle) salıverin!
50. Ey Nebi! Muhakkak ki biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve Allah’ın sana ganimet olarak verdiğinden sağ elinin altındakileri (savaş esiri cariyeleri) ve seninle hicret etmiş amcanın kızlarını ve halalarının kızlarını ve dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını ve mü’mine bir kadını ki o kendisini Nebi’ye hibe ederse, Nebi de onu nikâhlamayı dilerse, mü’minlerden ayrı yalnızca sana özel olarak helal kıldık. Elbette biz, onların eşleri ve ellerinin altındaki (cariye) leri hakkında, onların üzerine farz kıldığımız şeyleri bilmekteyiz. Bu senin üzerine bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
51. Onlardan dilediğini geri bırakırsın ve dilediğini de yanına alırsın. Azlettiklerinden (boşanmış ve sırasını geri bıraktıklarından) kimi arzu edersen, senin üzerine bir günah yoktur. Bu, onların gözlerinin aydın olmasına ve üzülmemelerine ve kendilerine verdiğinle, hepsinin razı olmalarına daha uygundur. Allah kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyla bilendir, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir.
52. Bundan sonra kadınlar ve elinin sahip oldukları (cariyeler) hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, onları (mevcut eşlerini) başka eşlerle değiştirmen sana helal değildir. Allah her şeyi gözetleyendir.
53. Ey iman edenler! Nebi’nin evlerine girmeyin! Onun vaktini gözetleyenler olmadan, sizin için yemeğe izin verilmesi hariç. Fakat davet edildiğiniz zaman girin! Sonra yemeği yediğiniz zaman hemen dağılın ve söze dalanlar da olmayın! Çünkü bu Nebi’yi rahatsız ediyordu da sizden çekiniyordu. Oysa Allah gerçekten çekinmez. Onlardan (Peygamberin eşlerinden) bir faydalık istediğiniz zaman o takdirde perde arkasından isteyin! Bu, sizin kalpleriniz ve onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın resulünü incitmeniz, sizin için olacak şey değildir. Onun ardından eşlerini nikâhlamanız da ebediyyen olmaz. Şüphesiz bu Allah katında pek büyüktür.
54. Bir şeyi açığa vursanız da veya gizleseniz de muhakkak ki Allah her şeyi bilendir.
55. Onların (kadınların) üzerine babaları ve oğulları ve kardeşleri ve kardeşlerinin oğulları ve kızkardeşlerinin oğulları ve kadınları ve ellerinin sahip olduğu (köle ve cariyeleri) hakkında günah olmaz. (Kadınlar!) Allah’a karşı gelmekten sakının! Şüphesiz Allah her şeye şahittir.
56. Muhakkak ki Allah ve melekleri Nebi’ye salât ederler (destek verirler). (*) Ey iman edenler! Siz de ona salât edin (destek verin) ve tam bir teslimiyetle ona teslim olun!
(*) الصّلوة (salât) sözcüğü, ص ل ى (saly) ve ص ل و (salv) köklerinden türemiştir. Nakıs olan bu sözcüklerin birisinde illet harfi ye vardır ve diğerinde de illet harfi olarak vav harfi bulunur. Bu ayette bahse konu olan fiilin kökü vav ile bitenidir.
Birinci kökten türeyen صلى (saly) “pişirmek, yakmak, ateşe atmak, ateşe girmek, yaslamak” anlamına gelir. Sözcük bu manada Hâkka sûresi’nde geçmektedir: “Sonra cahîme (cehenneme) yaslayın onu (صلّوه/sallûhû). (Hâkka/31)
İkinci kökten türeyen ص ل و (salv) ise isim olarak “uyluk, sırt” demektir ve “insanın ve dört ayaklı hayvanların sırtı, kalça ile diz arası” anlamına gelir. (Lisân, 5/387; Tâc, 19/606.)
Bu anlam doğrultusunda fiil olarak kullanıldığında sözcük; “uyluklamak, sırtlamak” anlamına gelir. “Uyluklamak” uyluğun yani bacağın, diz ile kalça arasındaki bölümünün bir yükün altına konularak o yükü bir yere kaldırmak fiilidir. “Sırtlamak” ise bir yükü sırta alarak taşımak veya o yüke destek olmak, yani yükün altına girmek fiilidir. Böylece sonu vav ile biten kökün anlamı da “destek olmak, yardım etmek, sorunları sırtlamak, sorunların altına girmek ve onu taşımak” şeklinde olur. Bu ayette de destek olmak anlamında kullanılmaktadır. (Hakkı Yılmaz, “Salat ve Namaz” makalesi.)
Salat kelimesi bunlardan başka, namaz kılmak, dua etmek anlamına da gelir. Râgıb el-İsfehânî’nin Müfredât adlı eserinde, “Lügat ehlinin çoğu, salât; dua, tebrik ve temcittir demiştir” diye belirtilmektedir. Böylece anlaşılıyor ki salât kelimesi, “alâ” edatı ile kullanılıyorsa destek olmak anlamındadır. Bununla birlikte cümlenin gelişine göre namaz, dua ve destek olmak manalarında kullanılmaktadır.
57. Muhakkak ki Allah’a ve O’nun resulüne eziyet edenlere, Allah onlara, dünyada ve ahirette lanet etti ve onlar için aşağılayıcı bir azap hazırladı.
58. Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, kazandıkları (yaptıkları) bir şey olmadığı halde, eziyet edenler büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
59. Ey Nebi! Eşlerine ve kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına cilbablarını (*) üzerlerine örtmelerini söyle! Bu onların tanınmalarına ve böylece eziyet edilmemelerine daha yakındır (uygundur). Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
(*) Cilbab, eller ve gözler hariç, bütün vücudu örten, bol bir dış elbisedir. Dar, ince, şeffaf ve dikkat çekecek tarzda aşırı işlemeli, süslü olmamalıdır. Rengi önemli değildir. Mevsime, coğrafi bölgeye, örfe uygun olacak şekilde tercih edilebilir. Dışarı çıkarken, başörtüsü ve iç elbisenin üzerine alınır. Tepeden tırnağa kadar örten her türlü örtüdür.
60. Andolsun ki eğer münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar ve şehirdeki kötü haber yayanlar vazgeçmezse, elbette seni onlara teşvik ederiz. Sonra orada az bir süre hariç sana yakın kalamazlar.
61. Lanetlenmişler olarak. Her nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve mutlaka kıyasıya öldürülürler.
62. (Bu durum) Allah’ın önceden gelip geçenler hakkındaki kanunudur ve sen Allah’ın kanunu için bir değişiklik bulamayacaksın.
63. İnsanlar sana kıyamet saatinden soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah katındadır. Ne biliyorsun? Belki kıyamet saati yakında olur”
64. Muhakkak ki Allah gerçeği örtüp inkâr edenleri lanetledi ve onlar için çılgın bir ateş hazırladı.
65. Orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. Onun içinde bir dost ve bir yardımcı bulamazlar.
66. Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün derler ki: “Ah! Keşke biz, Allah’a itaat etseydik ve Resule de itaat etseydik.”
67. Derler ki: “Rabbimiz! Muhakkak ki biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik. Onlar da bizi yoldan saptırdılar.”
68. “Rabbimiz! Onlara azaptan iki kat ver ve onları büyük bir lanet ile lanetle!”
69. Ey iman edenler! Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın! Nitekim Allah onu onların söylediklerinden beraat ettirdi. O, Allah katında itibarlıydı.
70. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin!
71. Sizin için işlerinizi ıslah etsin ve sizin için günahlarınızı bağışlasın! Kim Allah’a ve O’nun resulüne itaat ederse muhakkak büyük bir kurtuluşla kurtulmuştur.
72. Muhakkak ki biz, emaneti göklere ve yere ve dağlara sunduk da onu yüklenmeye çekindiler ve ondan korkup endişe ettiler. Onu insan yüklendi. Muhakkak ki o, çok zalimdir, çok cahildir.
73. Allah’ın münafık erkekleri ve münafık kadınları ve müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandırması ve mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tevbelerini kabul etmesi için. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir