İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

Konu 31 Hadis 31: “İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” hakkında

إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

Nu’man b. Beşir’den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107
İnsan vücudunun sol tarafında kan pompalayan organın adına yürek denir. Yürek organında bulunduğu terennüm edilen latifeye de kalp denir ki bu hassa mana alemine aittir. Arapçada ayrıca sadır, fuad, lübb, nüha gibi kavramlarla da ifade edilir. Kalp insanın mana dünyasıyla maddi dünyası arasındaki latif bir köprüdür. Manevi alemin merkez noktasıdır. Nefs terbiyesinde ruhi makama geçiş kapısıdır. Maneviyatı temsil eden ilmi, ahlaki, hissi, vicdani her türlü latifenin kaynağıdır.

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

“De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.” 2 / Bakara, 97
Allahu Teala Kur’an-ı Kerim ayetlerini, Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbine indirdiğini buyurmaktadır. Buna benzer ayetler çoktur. Kur’an-ı Kerim’e iniş mahalli olan kalbin, ne kadar büyük bir öneme haiz olduğu böylece bilinmelidir. Kalp kelimesi ile kan pompalayan yürek ile karıştırılmamalıdır. Kalp bir gönüldür ve haddi bucağı yoktur ki ona herhangi bir şey sınır olmaz. İnsanın hakikati kalp ile ortaya çıkar. Çünkü insan sadece et ve kemikten oluşmuş bir bedenden ibaret değildir. Kalp, imanın, marifet ve muhabbetin yeşerdiği bereketli toprak, ilâhi feyzlerin tecelli ettiği Rabbani bir mekandır. Allah Subhane ve Tealâ’nın muhabbetiyle şereflenen yegane mahaldir. Hadislerde;
“Müminin kalbi Allah’ın evidir.”* ve “Ben yerlere ve göklere sığmadım, ancak mü’min kulumun kalbine sığdım.” * buyurulmuştur.
**(Bursevî, sahih olduğuna inandığı bu hadis hakkında Lübbü’1-lüb adlı kitabında da şu açıklamalarda bulunmaktadır: “Kul, gönül hazinesinin kapısında oturup Hakk’ın kütüphanesine girmeye, Hak’tan gayri efkara yol vermeye. Dil (gönül) hanesini hıfzeylemek lazımdır. Hakk’ın rızasına muhalif olan havatırdan. Zira kulun kalbi, Hakk’ın hazinesi ve kitaphanesidir. İnsan hazinedarıdır. Hakk’ın fikrinden gayrı şeylere yolu kapamak gerekir.
Hakikatte Allahu Teâlâ, kendi fikrinden başka kulunun gönlüne bir şey girmesine razı olmaz. Zira, gönül kendi evidir. Zira hadiste “Gönül, ilâhi bir Kabe’dir.” denilmiştir. Her kim oraya Hak’tan başka fikirlere yol verirse kalbini putlarla doldurmuş olur. Âyette; “O, her gün bir iştedir.” buyurulmuştur. Allahu Teâlâ, daima tecelli üzeredir. O tecelliden emr-i Hakk zahir olup ve kullar üzere nazil olup ibadullahın gönlünü ziyarete gelmek üzeredir. Emr-i Hak, gizli misafirdir. Müminin kalbine konuk olur. O geldiği anda kulun kalbi Hak’la dolu ise, o misafir gönülde Hak’la karşılaşır.
İbn Arabî, Heytemî gibi sûfi müelliflerin hadis üzerindeki yorumları aşağı yukarı birbirinin aynıdır. Nitekim Bursevî’den bir asır önce vefat etmiş olan Müceddid-i Elfi Sâni İmam Rabbânî de hadisin yorumunda Bursevî’nin görüşlerine benzer şeyler söylemiştir. İmam Rabbânî’ye göre, Allahu Teâlâ; “Göğe yere sığmam. Fakat mümin kulumun kalbine sığarım.” buyurdu. Çünkü yer ve gök geniş olmakla birlikte maddedir, mekandır. Mekansız olan nasıl olduğu bilinmeyen mukaddes varlık bunlarda yerleşemez. Mekansız olan mekanda yerleşmez. Müminin kalbi ise mekansızdır. Nasıl olduğu anlaşılmaz. Bunun İçin burada yerleşir. Tasavvuf  büyükleri arasında kalbin geniş olduğunu söyleyenler, kalplerin mekansız olduğunu anlatmak istemişlerdir.)
Kalp işte böylesine sınırları olmayan muazzam bir hassadır. Hem de her türlü Rabbani ilhamın tecelligahıdır. Bazen hayırlara açıktır, bazen de şerlere açıktır. Yanar, döner oynaktır. Hem de imtahanların kaynağını oluşturur. Allahu Sunhane ve Teala Kudret eliyle kalpleri evirir, çevirir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Ya mukallibel kulub’ Sebbit kalbi ala dinike!” duası bu konuya işaret eder. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu duasının Türkçe meali: “Ey kalpleri evirip çeviren! Kalbimi yolun üzere sabit kıl!” demektir.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kalp ile ilgili olarak başka hadislerinde de şöyle buyurmaktadır:
Ebu Musa’dan rivayet edilen bir hadis-i şerife göre Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: “Kalbe kalp denilmesinin sebebi çok değişken olduğundandır. Kalbin misali çöldeki bir ağacın üzerinde asılı kalan kuş tüyünün misali gibidir. Rüzgâr onu bir oraya bir buraya savurur.” Ahmet b. Hanbel, Müsned 4, 409
Mikdad b. Esved der ki; Allah Rasulü’nden öyle bir söz işittim ki, sonunu görmeden hiç kimse hakkında iyi yahut kötü diyemez oldum. Allah Rasulü şöyle buyurdu: “Ademoğlunun kalbi (ateşin üzerindeki) tencere gibi kaynayan şeydir, sürekli değişir.”
Abdurrezzak’ın Musannef’inde Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kalp bedenin sultanıdır ve onun orduları vardır. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur. Sultan kötü olursa orduları da kötü olur. Kulaklar bu sultanın habercileridir. Gözler bekçileridir. Dil sultanın tercümanıdır. Eller kanatlarıdır. Ayaklar postacılarıdır. Ciğer şefkat ve merhamet kaynağıdır. Dalak ve böbrekler tuzaklarıdır. Akciğer nefestir. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur, sultan kötü olursa askerleri de kötü olur.” Abdurrezzak, el-Musannef, XI. 221; Beyhaki, Şuabu’l-îman I/122; Ebu Davud 2/18
Gazâli, İhya’da şöyle der: “Kalp bir şehrin yahut memleketin hükümdarı gibidir. Beden ise nefsin vatanı, memleketi ve şehri gibidir. Bedenin diğer organları ve kuvvetleri sultanın işçileri ve sanatkârları gibidir. Akıl ve düşünce ona yol gösteren müsteşarları ve vezirleri gibidir. Şehvet ve arzu beden ülkesine yiyecek ve içecek taşıyan bir hizmetçi gibidir. Öfke ve hamiyet sultanın muhafızları gibidir. Ülkeye erzak taşıyan şehvet ve arzu yalancı, habis ve düzenbaz olduğu halde samimi görünür. Samimiyet görüntüsünün altında korkunç kötülükler ve öldürücü zehirler vardır. Onun asıl vazifesi düşüncelerinde samimi olan vezirlerin düşünce ve tedbirlerine karşı çıkmaktır. O, itirazlarından bir an bile geri durmaz. Beden ülkesinin sultanı hikmetli veziri ile istişare ederek bu habis hizmetkârın iğvalarına aldanmaz, ondan yüz çevirirse asıl, söylediklerinin doğru ve hakikat olmadığını tespit eder, muhafızları onu tedip eder, vezir yönetimi altına alır. Kendisini ve avanesini sultana boyun eğdirirse ülkenin işleri düzelir, adalet hâkim olur. Nefis akıldan yardım alır. Gazab’ın hamiyeti ile edeplenirse, öfkeyi şehvete musallat ederse bütün kuvvetleri düzene girer ve ahlakı güzelleşir.”
Gazzali İhya’da bu hususa şöyle devam eder: “Allah’ın kalplerde, ruhlarda ve diğer âlemlerde sayısını ve hakikatini bilmediğimiz, kendisinden başka kimsenin bilemediği pek çok askerleri vardır. “Nitekim “Rabbinin askerlerini O’ndan başkası bilmez ancak o bilir.” buyrulmuştur. (Müddessir, 31) Buna göre kalbin iki çeşit askeri vardır. Biri dünya gözü ile görülür, biri de ancak kalp gözü ile görülür. Göz ile görülen askerleri; el, ayak, göz, kulak, dil, dudak. Bunların hepsi kalbin emrinde ve hizmetindedirler. Kalp dilediği gibi bunlar üzerinde tasarruf eder ve istediği istikamete sevk eder.”
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yine başka bir hadisinde şöyle buyurur: Şehr b. Havşeb der ki, bir heyet olarak Ümmü Seleme validemize giderek dedik ki:
“Ey müminlerin annesi, Allah Rasulü senin yanında iken en çok yaptığı dua ne idi?”
Onun en çok yaptığı duanın şöyle bir dua olduğunu söyledi: “Ey Kalpleri bir halden diğer bir hale çeviren Rabbim, benim kalbimi senin dinin üzere sabit kıl.”
Ben kendisine “Ey Allah’ın Rasulü neden bu duayı çokça yapıyorsun.” diye sordum.
Şöyle buyurdular: “Hiç kimse yoktur ki onun kalbi Allah’ın parmakları arasında olmuş olmasın, dileyenin kalbini düzeltir, doğru yola kor, dileyenin de kalbini kaydırır, yoldan çıkar.”
Hadisin ilk ravisi Muaz sonra şu ayeti okur.

رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ

“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”  Tirmizi, Daavât, 89
Sağlıcakla kalın. Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir