Din Nasihattır

Konu 30 Hadis 30: Din nasihattır hakkında

فَالأَوَّلُ : عن أَبِي رُقيَّةَ تَميمِ بنِ أَوْس الدَّارِيِّ رضي اللَّه عنه أَنَّ النَّبِيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: الدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا : لِمَنْ قَالَ للَّه وَلِكِتَابِهِ ولِرسُولِهِ وَلأَئمَّةِ المُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ

Ebû Rukayye Temîm İbni Evs ed-Dârî  radıyallahu anh’ dan rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:
“Din nasihattır.” buyurdu. Biz dedik ki: “Kimin için?” Dedi ki: “Allah için, Kitabı için, Resulü için, müslümanların yöneticileri ve onların geneli için.” Müslim, Îmân 95; Buhârî, Îmân 42; Ebû Dâvûd, Edeb 59;  Tirmizî, Birr 17; Nesâî, Bey’at 31, 41
 Arapça olan nasihat kelimesi, sözlükte öğüt vermek, iyi ve hayırlı işlere davet, kötü ve şer olan şeylerden nehyetmek, bir işi sadece Allah’ın rızası için yapmak, yırtık olan elbiseyi dikmek, balı mumundan süzüp arındırmak, yol göstermek manalarına geldiği gibi samimi olmak, içten olmak manalarına da gelmektedir. Türkçede genelde iyi olana yönlendirmek ve kötü olandan uzaklaştırmak için doğru olan şeyi söylemek anlamında kullanılmaktadır.
Hadiste din nasihattir buyurulurken aslında mübalağa ile benzetme yapılmıştır. Nasihatin dindeki öneminin büyük olduğu vurgulanmıştır. Dini emirler içerisindeki yerinin son derece mühim olduğu ifade edilmek istenmiştir. Bu da bizim dikkatimizi, konuya cezbetmektedir.
“Kime nasihattir?” diye sorulan soru üzerine verilen cevap bizleri nasihat konusunu düşünmeye teşvik etmekte ve nasihat etmeyi hem emretmekte hem de nasihat etmektedir. “Allah için, Kitabı için, Resulü için, müslümanların yöneticileri ve onların geneli için.” diye buyurulurken belirli bir hiyerarşik sınıflama yapılmakla beraber her biri içinde bizlere görevler yüklemektedir ki bu görev nasihat etmektir. Nasihat etmek ise emr-i bil ma’ruf ve nehy-i ani’l münker’dir. İyiliği emretmek ve kötülükten men etmektir. Yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya ve aynı, eşit kademeler arasında da yatay olarak yapılması gereken çok yönlü ve dinamik bir faaliyettir.
Hadisteki “Li” “için” ifadesi iki manaya kapı açar. Birisi yukarıdan aşağıya nasihat etmek, ikincisi ise aşağıdan yukarıya nasihate uymaktır. Örneğin Allah için nasihat, kullarına nasihat etmesi diğeri ise kulların Allah rızası için O’nun emirlerine uymasıdır. Yatayda da bu iş karşılıklıdır. Hem nasihat etmek hem de nasihate uymaktır. Örneğin bir kimsenin arkadaşına nasihat etmesi ve arkadaşının ona yaptığı nasihate de uyması demektir. Şimdi bu ifadeleri sırayla açıklamaya gayret edelim:
Allah için nasihat ifadesi
Allah için nasihat ifadesini ele alacak olursak, Allah için nasihat, kullarına emir ve yasaklarını bildirmek ve bunlara nasıl uyulması gerektiğine dair kitaplar, elçiler göndermesidir. Allahu Tealâ kullarına Adem aleyhissalatu vesselam’dan bu yana kitaplar, sahifeler ve peygamberler göndermiş ve emir ve yasaklarını bildirmiştir. Tüm bunlar Allah için nasihattir. Çünkü Allah bizlerin iyiliğini ister, kötülüğünü istemez. Bize verdiği emirlerin yapılıp, yapılmaması O’na ne bir şey katar ne de O’ndan bir şey eksiltir. Lütfuyla gönderdiği emirler bizlerin dünyada ve ahirette sağlıklı, huzurlu ve mutlu yaşamamızı temin etmek içindir. Gönderilenlere bizim ihtiyacımız vardır. Yoksa bizim kulluk vazifelerini yapmamıza, bir doktorun hastasına yazmış olduğu reçeteye, kendisinin değil tam tersine hastasının ihtiyacının olması gibi, ihtiyacı yoktur. Buna karşın kullara düşen vazife ise O’nun emirlerine ve yasaklarına uymak, Allah için nasihate değer vererek, Allah’ın emrini dinlemek, iman etmek ve ibadetlerini yerine getirmektir.
“Allah için” ifadesinin ikinci basamağı olan aşağıdan yukarıya olan görev, kullara düşmektedir. Bunun da ilki Allah’a imandır. Sonra, O’na şirk koşmamak, O’na kulluk ve ibadette ihlâslı ve Allah’a itaat üzere olmak, takva sahibi olmak, hubbu fillah buğzu fillah yapmak, emr-i ma’ruf ve nehy-i anil münker yapmak, cihat halinde olmak, davet ve tebliğ üzere bulunmak, İslâm ahlakı ile hareket etmek, özü sözü bir olan sadıklardan olmak, inkârdan uzak hanif bir Müslüman olarak Allah Subhane ve Tealâ’ya teslim olmaktır.
Allah’ın Kitabı için nasihat ifadesi
Allah’ın Kitabı için nasihat ifadesinde Kur’ân-ı Kerîm kasdedilmektedir. Kur’an-ı Kerim ile Allah Subhane ve Tealâ emirlerini göndermiştir. Bu kitap başlı başına bir nasihattir. Daha hemen başında Kitap’ın muttakiler için bir öğüt ve bir rehber olduğu belirtilir. Ana Kitap’ın içeriği olan tüm diğer indirilen Zikir, Furkan, İncil, Tevrat, Zebur gibi Kur’an-ı Kerim’de Ana Kitap’tan parça parça indirilmiştir. İçinde insanları iyiliğe ve kurtuluşa davet eden Allah’ın nasihatleri bulunmaktadır. Böylece Kur’an-ı Kerim nasihat vazifesini yerine getirmektedir. O halde bize düşen de bu öğütlere kulak verip, üzerinde derin derin düşünerek ibret almak ve bunlara göre hayatımızı bir düzene sokmaktır.
Kur’an’ı okumak onu anlamakla olur. Onu anlamaksa onu yaşamakla olur. Kuran’ı hıfzetmek bir papağan gibi onu tekrarlamak demek değildir. İçinde ne yazdığını merak edip, tane tane okumalı ve Allah’ın emirlerine vakıf olmalıdır. Sonra da bu emirleri sünnetlerle birleştirip ve alimlerinde açıklamaları doğrultusunda bir mezhebe uygun olarak yaşamalıdır.
Kuran’da iki büyük fayda vardır. Birisi Kuran’daki ses sanatıdır. Bir kimse Kuran okursa veya Kuran okuyan birisini dinlerse, bu kelamdaki ses ahengi, kalbini okşar ve kişiyi psikolojik olarak rahatlatır. Diğeri de ilmi özelliğidir ki kişinin ilmen aydınlanmasını sağlar. Ancak bunun için ise Kuran yavaş yavaş, ayet ayet okunmalı ve üzerinde ciddi araştırmalar yapılmalıdır. Allah Teâlâ da bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Bunlar Kur’an’ı düşünmezler mi? Yoksa kalbleri kilitli midir?” Muhammed, 24
Hakikatte Kuran ne sanatsal ne de ilmi açıdan bir kitap olsun diye gönderilmemiştir. Onun içeriğinde mevcut ortak olan tek gayesi, tevhit inancı ile Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmeye davet etmek ve şirkten sakındırarak, dini yalnızca Allah’a mahsus kılmaktır.
Ayrıca Kur’an okurken saygılı olmalıdır. Kuran’a saygı Allah’a saygıdır. Onu okurken tecvidine uygun,  acele etmeden harflerinin hakkını vererek ve kalpten okumak gerekir. Kur’an’ı öğrenmek ve öğretmek bizler için önemli görevlerimizdendir. İşte bu da bize düşen nasihat vazifesidir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ne güzel buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 2
Allah’ın Resûlü için nasihat ifadesi
Allah’ın Resûlü için nasihat ifadesi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisine indirileni tam ve eksiksiz bir şekilde insanlara tebliğ etmesi ve kendisine verilen yetkiyle, görmüş olduğu kötülükleri, İslâm genel kaideleri çerçevesinde düzeltmesidir. Bizlere düşen ise tam bir teslimiyetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olmak ve bu kutlu yolda ona destek olmaktır.
Bir Müslüman evvela “Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve şahadet ederim ki Muhammed  O’nun kulu ve O’nun resulûdur.” demelidir ve ardından da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e maddi ve manevi her şeyiyle yardım etmelidir. Dinin tebliğinde, cihatta varıyla yokuyla koşturmalıdır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ehl-i beytini ve ashâbını da sevmelidir. Onun sünnetlerini ihya edip hayata geçirmek ve yaymak, bid’attan ve bid’atçılardan uzak durmak gibi hayırlı işler peşinde koşmalıdır. İşte böylece karşılıklı olarak nasihat vazifesi yerine getirilmiş olur. Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle dile getirilmektedir:
“De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” Âl-i İmrân, 31
“Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.” Nisâ, 80
Mü’minlerin yöneticileri için nasihat ifadesi
Mü’minlerin yöneticileri için nasihat olduğu ifadesinde geçen “eimme” tabiri “imam” kelimesinin çoğuludur. Aslında bu kelime yöneticiler, toplumun önde olanları, onların liderleri anlamında kullanılmaktadır. Bu kişilere imam, halife, emir, sultan gibi isimler verilmiştir. Bunlara güncel olarak, Cumhurbaşkanı, bakanlar, vekiller, müdürler, patronlar, öğretmenler, alimler gibi isimleri de ilave edebiliriz.
Bu kimselerin toplumu yetiştirme görevi vardır. Toplumda iyiliği hakim kılmak ve kötülüğü ortadan kaldırmakla mükelleftirler. Bunu gerçekleştirmeye yönelik olarak da insanları eğitmek vazifeleridir. Bunu kurulacak okullarda, açılacak kurslarda, medya vasıtasıyla ve her halukarda her yerde yapmalıdırlar. Allah’ın emir ve yasaklarını öğretip, sonra da bunları toplumda yaşaymakla uğraşmalıdırlar. Hem maddi hem de manevi yönden toplumun gelişmesini sağlamaldırlar. Maddi olarak ülkenin kalkınması için çalışmalı, imar ve iskan, sanayi, tarım, hayvancılık vb. gibi alanlarda kalkınma hamlelerini teşvik ve destek olmalıdırlar. Manevi alanlarda ise ilmi, siyasi, sosyal ilerleme hamleleri gerçekleştirilmelidir. Toplumda huzuru tesis edici güvenlik tedbirleri alınmalıdır. Sağlık alanlarında hastaneler kurulmalı, doktorlar yetiştirilmelidir. Tüm bunları ve benzerlerini yaparken de en önemlisi ahlaki gelişim asla unutulmamalıdır. İslâm ahlakı esas alınmalıdır. Her şey Allah rızası için, O’nun emirlerine uygun olarak ve adil bir şekilde yapılmalıdır. İşte bunlar yöneticilerin nasihat görevidir.
Diğer herkese de yöneticilerine destek olmak düşer. Onlara yardımcı olmak, onların emirlerine itaat etmek dini bir görevdir.
Allah Teâlâ şöyle emreder:
“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Resûle itaat edin ve sizden olan buyruk sahibi yöneticilere itaat edin!” Nisâ, 59
Bizlerin yöneticilere nasihatımız ise, onlardan iyi, dürüst ve adaletli olmalarını istemektir. Haktan ayrılanları, onlara yakışan tarzda nazik ve kibar bir şekilde uyarmaktır. Zalime karşı susmak da zalimliktir. Ancak konuşacağım diye hakaret de etmemelidir. Hakka riayet eden bir yönetici istediği zaman, zekatını, vergisini vermek, gerekirse cihata gitmek lazımdır. Yöneticilere dua etmek de mühimdir. Ayrıca dalkavukluk olsun diye de onda olmayan bir şeyle onu övmemek gerekir. Yöneticilere karşı hakkı tebliğ etmek nasihattir. Hakkı çiğneyen yöneticiye muhakkak ki hakkı söylemek lazımdır.
“En büyük cihad, zâlim idareciye karşı hakkı haykırmaktır.”
Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Bey’at 37
Tüm müslümanlar için nasihat ifadesi
Tüm müslümanlar için nasihat ifadesi ise yukarıda bahsedilenlerin dışında kalan herkesi kapsamaktadır. Herkese en büyük nasihat öncelikle faydalı bir iş sahibi olması ve topluma faydalı olmak için işini en iyi şekilde yapmasıdır. Bununla beraber herkesin birbirine karşı manevi vazifeleri de vardır. Din ve dünya işlerini öğrenmek ve öğretmek, sonraki nesle mesleki bilgileri aktarmak nasihattendir. İyilikleri emretmek ve kötülükleri men etmek de nasihattendir. Nasihat, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmamak ve kimsenin canına, dinine, malına, aklına, namusuna zarar vermemektir. Böyle yapanlar olursa da bunlara eliyle, diliyle, kalbiyle gücü kadar karşı gelmektir.
Bu ifadeleri böylece açıkladıktan sonra nasihatın hükmüne de değinelim. Nasihatın hükmü farz-ı kifâyedir. Gücü yeten herkes, gücünün yettiği nisbette nasihatten sorumludur. Nasihat eden bir kimse kendisine bir zarar geleceği endişesi duyuyorsa nasihatten vazgeçebilir. O işe kalbinden buğz eder.
Buhari’nin sahih’inde geçen nasihatle ilgili başka bir hadisi de buraya alarak yazımızı bitirelim. Sağlıcakla kalın. Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.

الثَّاني : عَنْ جرير بْنِ عبدِ اللَّه رضي اللَّه عنه قال : بَايَعْتُ رَسولَ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم عَلى : إِقَامِ الصَّلاَةِ ، وإِيتَاءِ الزَّكَاةِ ، وَالنُّصْحِ لِكلِّ مُسْلِمٍ . متفقٌ عليه .

Cerîr İbni Abdullah radıyallahu anh  şöyle dedi:
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e namazı tam olarak kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, her müslümana nasihat etmek üzere biat ettim.” Buhârî, Îmân 42, Mevâkît 3, Zekât 2; Müslim, Îmân 97-98. Ayrıca bk. Nesâi, Bey’at 6,17

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir