İstiğfar Nedir? İslâm’da Tövbe ve Pişmanlık

Konu 29 Hadis 29: “Pişmanlık tövbedir.” hakkında

الندم توبة

“Pişmanlık Tövbedir.”
Ahmed b. Hanbel, Müsned: 1,376,423,433
Pişmanlık, tövbe ve istiğfar kelimeleri birlikte kullanılan kelimelerdir. Tövbe’nin arapçası “tevbe”dir. Sözlükte pişman olmak ve geri dönmek olarak geçer. Bir kimsenin yapmış olduğu bir kötülükten pişman olarak, iyiliğe geri dönmesi anlamına gelir. Allah’ın emirlerini yaparak ve yasaklarından sakınarak Allah’a sığınmak ve bağışlanma dilemektir. İşte bu bağışlanma dilemeğe de “istiğfar etmek” denir.
“Ve onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları da Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.” Âl-i İmrân, 135
Dilimize Arapça’dan geçmiş olan “Estağfirullah” Allah Subhane ve Tealâ’dan bağışlanma dilerim anlamında bir dua sözüdür. Arapça “ğafera” kökünden gelmektedir. Ancak halk arasında nezaket ve alçak gönüllülük ifadesi olarak “Estağfurullah” olarak kullanılmaktadır. Bazen de olumsuz mana yüklenmiştir. Arapça yazılışı aslen “Estağfirullah” ‘tır. Fe harfi esre’li olarak “Fi” şeklinde okunur. Bunun “Fu” biçiminde “Estağfurullah” olarak söylenmesi yanlıştır. İstiğfar kelimesi Arapça çekim bablarından “İstif’al” babına göre Allah’tan bağışlanmasını istemek, mağfiret dilemek şeklindedir. İstif’al babı fiili, istek veya dilek fiili haline getirir. “Ğafera” bağışladı iken “İsteğfera” bağışlanmak diledi veya istedi olur.
“Ğafera” mazi (geçmiş zaman) halidir. Ancak bu fiili istif’al dilemek sigası / babı ile çekersek yine mazi (geçmiş zaman) olarak “istağfera” halini alır. “Estağfiru” ise bu fiilin muzari (geniş ve şimdiki zaman) halidir. Böylece kelimenin zamanlara göre hali şöyle olur: istağfera (mazi-geçmiş zaman), yestağfiru (muzari-geniş ve şimdiki zaman), istiğfaren (fiilin mastar hali)
Bu fiilin muzari (Geniş – şimdiki zaman)’ye göre çekimi şu şekilde yapılır:

onlar O ikisi O erkek
yestağfirûne yestağfirâni yestağfiru
onlar O ikisi O dişi
yestağfirne testağfirâni testağfiru
siz siz ikiniz sen erkek
testağfirûne testağfirâni testağfiru
siz siz ikiniz sen dişi
testağfirne testağfirâni testağfirî
biz ben
nestağfiru estağfiru

Bu konuya Kur’an-ı Kerîm’den bir örnek verelim:

فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا

Dedim ki: “Rabbinizden bağışlama dileyin! Muhakkak ki O, çok bağışlayıcıdır.” Nuh, 10
O halde “Estağfirullah ( Allah’tan bağışlanma diliyorum.)” demek lazımdır. Her şeyin doğrusunu Allah bilir.

فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِبْكَارِ

“O halde sabret! Muhakkak ki Allah’ın verdiği söz gerçektir. Suçunun bağışlanmasını dile ve Rabbini akşam, sabah övgüyle tesbih et!” el-Mümin, 55
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de bizzat kendisi istiğfar etmiş ve insanları istiğfar etmeye davet etmiştir. Bir gün Ayşe validemiz radıyallahu anha onu istiğfar ederken görünce şaşırmış. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de onun bu halini anlamış ve “Ya Ayşe, Rabbine şükreden bir kul olmayayım mı?” diyerek büyük bir tevazu örneği sergilemiştir. Ebû Hüreyre de radıyallahu anh: “Peygamberden daha çok istiğfar edeni görmedim.” demiştir. Böylece onun ne kadar çok tövbe ve istiğfar ettiğini ve böyle yaparak bizlere de örnek olduğunu görmekteyiz. Tövbe ve istiğfar, bir günah işlendiği zaman yapılması gerekmekle birlikte kulluğun bir gereği olarak da sık sık yapılmalıdır. “Bir günah işlemedim ki tövbe edeyim.” demek çok yanlıştır. Aklı başında bir kul, her zaman kendisini Rabbi karşısında küçük görmeli ve bunun gereği de daima tövbe ve istiğfar etmelidir.
Konuyu kısaca özetlersek, tövbe etmek kötü bir şey yaptıktan sonra kalben, o işi yaptığımız için pişmanlık duymak, istiğfar ise bu pişmanlıktan sonra, Allah’a yönelerek, dil ile ve övgüyle bağışlanma dilemektir.
Günahlara tövbe etmek vaciptir diyen oldu veya farzdır diyen de oldu. Neticede tövbe etmek bir kulluk vazifesidir. Bunu bir görev gibi görmekten ziyade, severek gönülden gelerek yerine getirmelidir. Tövbe yalnızca Allah rızası için yapılır. Asla araya bir takım aracılar karıştırılmamalıdır. Dua veya tövbe edeyim derken şirke batmamalıdır.

إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوَءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُوْلَئِكَ يَتُوبُ اللّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّهُ عَلِيماً حَكِيماً

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنِّي تُبْتُ الآنَ وَلاَ الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُوْلَئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

“Allah katında makbul tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra hemen tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa tövbe, kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim.” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.” Nisâ, 17-18
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de : “Günahlarından samimi olarak tövbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir.” (İbn Mâce, Zühd, 30) buyurmuştur.
Nasuh tövbesi derler ki makbul tövbe demektir, bunun şartları vardır. Bunlar, evvela günahın işlenmesine gönülden pişmanlık duymak, sonrasında sırayla, günahı terk etmek, bir daha yapmamak üzere kararlı olmak ve bu konuda Allah’a sığınmak, hamd ile, övgüyle Allah’tan bağışlanma dilemek, salih işlere yönelmek ve hayırlı işler yapmaktır. Bu arada da kul hakkına girmemeye özen göstermelidir. Eğer günah, kul hakkıyla ilgiliyse bu takdirde de hak sahibine verilmeli, o kişiden helallik de alınmalıdır.
Rahman ve Rahim olan Allâh Subhane ve Tealâ, Kur’an-ı Kerim Bakara suresinin 222 nci ayetinde şöyle buyuruyor:

إِنَّ اللهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ

“…Şunu iyi bilin ki, Allâh, çokça tevbe edenleri ve çok çok temizlenenleri sever.” el-Bakara, 222
Bir insan, insanlığı gereği elbette ki günaha düşer. Ancak burada önemli olan ise, işlemiş olduğu bu günahtan dolayı kalben pişmanlık hissetmek, akabinde istiğfar etmektir. Sonrasında da bu günahtan dersler alarak bir daha aynı günahı işlememeye gayret etmektir. Eğer aynı günahı tekrar işlerse, hayal kırıklığına uğramamalı ve tekrar tekrar bu kötü huyuyla mücadele etmelidir. Unutmamalıdır ki Allah, çok bağışlayan, merhametli ve günahları örtendir. Allah’a her daim yönelmeli asla ümitsizliğe kapılmamalıdır. Allah beni bağışlar diye düşünerek gayret etmeli ama “Nasıl olsa Allah beni affeder.” diyerek de günaha devam etmekte ısrarcı olmamalıdır. Biraz korku, biraz ümit! İşte Müslüman havf ve reca arasındaki orta çizgide yaşamalıdır. Bakın Allah Subhane ve Tealâ bu konuda nasıl buyuruyor:
“…Sakın şeytan, Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” Lokmân, 33
Bu noktada da bazı istiğfar dualarını belirtmekte fayda vardır. Ancak yine de deriz ki dua ezberlenmiş ve anlamı bilinmeyen bazı Arapça metinleri söylemek değildir. Önemli olan kalbten gelmesi ve söylediğimizin bilincinde olmaktır. Bu sebeple Arapça okumak isteyen kişiler bu okudukları metnin manasını bilerek söylemelidirler. Bu sözlerim elbette ki dua içerikli söylemler içindir. Namaz kılmak gibi ibadetlerde okunan Kur’an-ı Kerim, orjinalindeki gibi, manasını bilsek de bilmesek de Arapça okunmalıdır. Türkçe namaz olmaz. Caiz değildir. Bunun yanında dualar Türkçe olarak yapılabilir.
“Estağfirullahe’l Azim.”
“Şânı pek yüce olan Allah’tan bağışlanma diliyorum.”
“Estağfirullahe’l Azim ellezi la ilahe illa huve’l Hayyu’l Kayyuma ve etubu ileyhi”
“Kendisinden başka ilah olmayan, dâimâ diri ve her şeyin kendisiyle ayakta durduğu ve varlığını sürdürdüğü, şânı pek yüce olan Allah’tan bağışlanma diliyorum ve O’na tövbe ediyorum.”
Yazımızı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bir sözü ile bitirelim. Kalın sağlıcakla. Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.
“Allah’ım! Beni bağışla ve tevbemi kabul buyur! Çünkü Sen tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edensin.” Ebû Dâvûd, Vitir: 26 – (1516)

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir