Emanete Sahip Çıkmak ve Münafıklığın Alâmeti

Konu 24 Hadis 24: Emanete sahip çıkmak ve münafıklığın alâmeti hakkında

حَدَّثَنَا سُليمانُ أبو الرَّبيعِ قال حَدَّثَنَا إسْماعيلُ بْنُ جَعْفَرٍ قال حَدَّثَنَا نافِعُ بْنُ مالِكِ بْنِ أبي عَمِرٍ أبو سُهَيْلٍ عَنْ أبيهِ عَنْ أبي هُرَيْرَةَ عَنْ النَّبِيِّ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسلَّمَ قَلَ آيَةُ المُنَافِقِ ثَﻻَثٌ إذاَ حَدَّثَ كَذَبَ وَ إذَا وَعَدَ أخْلَفَ وَ إذَا اؤْتُمِنَ خَانَ

Ebû Hüreyre  radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu: “Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder.” Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Buhârî, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Mezâlim 17, Cizye 17,  Edeb 69; Tirmizî, Îmân 14
Münafık, nifak sahibi olan kişi demektir. Bizler bu kelimeyi halk arasında iki yüzlü kimse olarak kullanıyoruz. Dini anlamda ise kalben inkâr eden bir kişinin, dışından Müslümanmış gibi görünmesidir. İşte böyle kişilere münafık denir. Emanet ise bir kimsenin yine başka bir kimseye emniyete alması, koruması maksadıyla ilerde geri almak üzere verdiği şeye denir. Bu şey maldan olur veya başka bir şeyden olur. Farketmez. Ne verilmişse emanet olarak onu, sahibi geri istediğinde vermek lazımdır. Eğer kişi, geri veremeyecekse, durumu müsait değilse o zaman emanet için söz vermemelidir. Anacak bir kez de alınmışsa o şeyi korumalı ve güzel muhafaza etmelidir. Hıyanet kavramı burada emanet edilen malı zayi etmek anlamındadır. Onu kırmak, bozmak, satmak, kaybetmek, yemek, içmek vb. hallerde o malın telef etmek veya yok etmektir. Elbette bu durumlarda şeri olarak, hukuki olarak o malı tazmin etmesi gerekir ama en baştan böyle bir duruma düşmemek, öncelikli olmalıdır.
Münafıklık alâmetlerinden biri, emanete hıyanetin yanında hadiste geçen diğer alâmetlerden olan yalan söylemek, vaadinden dönmek konuları da dikkat çekicidir. Bu bahsi geçen hususlar ve içlerinden bazıları eğer bir kişide mevcutsa hemen bu kötü huyundan dönmeli ve kendisini ıslah etmelidir. Çünkü böyle davranmak günahtır. Hem insanların hem de Allah’ın nazarında kötü bir duruma düşer. Bu ve buna benzer hadis ve ayetler böyle olan Müslümanları uyarmak içindir. Hallerini düzeltsinler diyedir. Böylece akıllı kimse, ayet ve hadislerden ders alır ve kendisine çeki düzen verir. Kötü huylarından vazgeçer.
Demek ki yalan söylemek, sözünden caymak ve emanete hıyanet etmek münafıklık alâmetidir. Müslümanda münafıklık bulunmaz. Tam olarak yetişmemiş, Müslümanlık yolunda giden taliplerde kalp hastalıkları elbette vardır. Ancak bu kişiler zamanla ve Allah’ın yardımı ve izniyle bu huylarını yerkedip, özü sözü doğru ve emin bir Müslüman haline gelir. Müslümanlar, münafıklık alâmetinden  ve diğer bahsi geçen, yalancılık ve sözünde durmamaktan uzak durmalıdır. Çünkü bunlar gayr-i ahlâkidirler ve asla Müslümana yakışmazlar.
Emaneti gözetmek ve ehline vermek, Müslümanların uymak zorunda oldukları kurallardandır. Kul hakkına girer. Bu sebeple çok önemlidir. Uyulmadığı zaman kişisel ve toplumsal zararlara neden olur. Emaneti saklanmak ve korunmakla, güvenilir ve inanılır insan olunur. Aksi halde ise kimselerin güveni kalmaz ve o kişiye kötü gözle bakılır. Bunun tam tersi, güvenilir, sözüne sadık ve doğru sözlü olmak her Müslümanın önce Allah’a, sonra da kendisine ve içinde yaşadığı topluma karşı görevlerindendir. Bu konuda Allahu Tealâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرً

“Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.” Nisa, 58

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولً

Yine emanete yönelik bir başka ayette de şöyle buyurulmaktadır: “Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.” Ahzâb,72
Allah’ın emir ve yasakları da insana yüklenmiş bir sorumluluk ve emanet olmaktadır. İnsanın görevlerini yerine getirmesi, ona verilmiş bu emaneti muhafaza etmesi demektir. İman etmekte bir emanettir. İmanı korumak ve Allah’tan aldığı gibi tertemiz, lekesiz bir şekilde O’na geri teslim etmek emaneti korumaktır.
Bir insanın, bedeni, eşi, çocukları, varsa emri altında çalışan işçileri, memurları, bir komutanın askerleri, yaptığı işi, kendisine teslim edilmiş olan devlete veya özel sektöre ait mallar, bakıma muhtaç anası babası, vatanı, dini, imanı hepsi emanettir. Çünkü Allah, her şeyin sahibidir. Madem ki sahibidir o halde bunları bize veren de O’dur ve tüm bunlar da bize Allah’ın emanetidir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çocukluğundan yetişkinliğine ve sonrasından vefatına kadar emin bir kişi olarak yaşamıştır. Daha peygamber olmadan önce bile kendisine “Emin” denilmekteydi. O ne güzel bir insan ve ne güzel bir örnektir. Onu her yönüyle olduğu gibi bu konuda da örnek almalıdır. Çünkü peygamberlerde olan emanet sıfatı olan, eminlik, güvenilirlik her Müslümanda bulunması gereken onun ziynetidir. Bu ziynet bir Müslümana ne güzel yakışır.
Allahu Tealâ’nın bize verdiği tüm emanetleri koruyup, gözetmeli, her birisine ayrı ayrı hakkını vermelidir. Emanete, hak edene, hak ettiğini vermektir de diyebiliriz. Şeriate uygun olarak üzerimizde olan emanetlere bakmak esastır. Burada sınır şeriattir. Allah ne emretmişse onun uygulanması adaletli bir davranış olacaktır. Kim veya ne, neye layıksa layığını vermek emaneti gözetmektir.
Komşularımızın hakkını gözetmek, işi ehline vermek, alışverişte aldatmamak, ailemizi, çocuklarımızı İslâm kültürüne göre yetiştirmek, çevremize rehber olmak, işimizi gücümüzü düzgün yapmak topluma karşı emanetlerdendir. Allah’a kendimize ve insanlara karşı emanetleri yerine getirmek, iyi bir müslüman olmanın gereğidir. Ölmeden önce ölmeli ve hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmeliyiz. Üzerimizde emanet varsa aldığımız gibi tam bir şekilde, onu sahibine teslim etmeliyiz.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem münafıklık yani ikiyüzlülük konusuyla ilgili başka bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Dört şey her kimde bulunursa halis münafık olur. Her kimde bunların bir parçası bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklıktan bir haslet kalmış olur. Kendisine bir şey emniyet edildiği zaman hıyanet etmek, söz söylerken yalan söylemek, ahdettiğinde ahdini tutmamak, husumet zamanında da haktan ayrılmaktır.” Buhari, İman: Cilt 1 Sayfa: 45
Emin kişiler, peygamberlik sıfatını taşımanın güzelliği ile nurludurlar. Peygamberlik sıfatı olan emanet, îman ile aynı kökten gelir ki mümin kelimesiyle de emin ve güvenilir kişi kastedilir. Emanet sahibi, emin, güvenilir, kendisine bir şey teslim edilebilen ve tam ve eksiksiz olarak geri alınabilen kişidir. O halde mümin olmanın şerefini emanete sahip çıkarak göstermek lazımdır. Allah’a, Resulüne karşı vazifelerimizi yerine getirerek, bize teslim edilen İslâm emanetine hıyanet etmemelidir. Bu konuda Allahu Tealâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’a ve Resul’e hainlik etmeyiniz ki, bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız.” Enfal, 27
“Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler.” Muminun, 8
Bir rivayete göre bir zaman, Zünnun-u Basri’ye biri gelmiş ve demiş ki:
-“Bana ismi azamı emanet edip de öğretir misin?” Daha sonraları da ısrarla gelip durmuş. Zünnun da bunun ısrarına dayanamayıp, bu adama, mendil içinde sarılı bir şey vermiş ve demiş ki:
-“Emanet olarak, üç gün sende kalsın, sonra senden alırım.”
Adam mendili alıp evine götürmüş ve evde merakına yenilmiş ve mendili açmış. Açmasıyla birlikte mendilin içinden bir fare çıkmış ve birden kaçmış. Adam da şaşkın bir halde geri dönüp, durumu Zünnun-u Basri’ye anlatmış.  Zünnun da adama demiş ki: “Ben seni imtahan etmiştim ama kaybettin. Sen bir fare emanetini bile elinde tutamıyorsun. Nasıl olur da ismi azamı sana emanet ederim?”
Kalın sağlıcakla. Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir