Âli İmrân Suresi

ALİ İMRAN SURESİ
Resmi Mushaf: 3 / İniş Sırası: 89 / Medine’de inmiştir. 200 ayettir.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
1. Elif, Lam, Mim.
2. O’ndan başka ilâh olmayan Allah, ezeli ve ebedi hayat sahibidir, her şeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren kudretin kaynağıdır.
3-4. O, Kitap’ı kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak, senin üzerine hak ile indirdi ve Tevrat’ı ve İncil’i de önceden insanlar için bir yol gösterici olarak indirdi ve Furkan’ı da. Muhakkak ki onlar, Allah’ın ayetlerini inkâr ettiler. Onlar için şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak güç sahibi olandır, intikam sahibidir.
5. Muhakkak ki Allah, yeryüzünde ve gökyüzünde hiç bir şey, O’na gizli kalmayandır.
6. O sizi, rahimlerde nasıl isterse şekillendiren, O’ndan başka ilâh olmayan, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibidir.
7. Kitap’ı senin üzerine indiren O’dur. Ondan bazı ayetler muhkemlerdir. (*) Onlar Kitap’ın anasıdır. Diğerleri müteşabihlerdir. (**) Kalplerinde bir eğrilik bulunanlara gelince, Allah’dan başka kimsenin, onun te’vilini (yorumunu) bilmediği halde, ondan fitne çıkarmak için, onun te’vilini yapmak için onun muteşâbih olanlarına tâbî olurlar. İlimde derinleşmiş olanlar derler ki: “Biz O’na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır.” Gönül ve akıl sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz.
(*) Muhkem, hüküm ihtiva eden, sağlamlaştırılmış, manası açık olan demektir.
(**) Müteşabih, teşbih ihtiva eden, benzeşen, birden çok anlamı olabilen, manası kapalı demektir.
8. Ey Rabbimiz! Bizi doğruya ve güzele yönelttikten sonra kalplerimizi kaydırma ve bize katından bir rahmet bağışla! Muhakkak ki sen, çok bağışlayanın ta kendisisin.
9. Rabbimiz! Sen, kendisinde şüphe olmayan bir gün için insanları toplayıp bir araya getirensin. Muhakkak ki Allah, vaadine muhalefet etmez.
10. Muhakkak ki gerçeği örtüp inkâr edenlere, Allah’tan gelen bir şeye karşı malları ve çocukları, onlar hakkında asla kâfi gelmeyecek. İşte onlar, ateşin yakıtlarının ta kendileridir.
11. Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Onlar ayetlerimizi yalanladılar da Allah, günahları yüzünden onları yakalayıp cezalandırdı. Allah, azabın en şiddetlisine sahip olandır.
12. İnkâr edenlere de ki: “Yenileceksiniz ve cehenneme toplanıp sürüleceksiniz. Ne kötü bir istirahat yeri!”
13. Karşı karşıya gelen iki grupta sizin için bir ibret vardır. Allah yolunda savaşan bir grup ve diğeri de gerçeği örtüp inkâr edendir. Onları gözün görmesiyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah, dilediği kimseyi yardımıyla destekler. Muhakkak ki bunda, görüş sahibi olanlar için kesinlikle bir ibret vardır.
14. İnsanlara, kadınlardan ve oğullardan ve kantarlarca biriktirilmiş altın ve gümüşden ve salma atlardan ve davarlardan ve ekinlerden olan nefsani isteklerin sevgisi süslü gösterildi. Bunlar Dünya hayatının menfaatleridir. Allah, sığınakların en güzeli katında olandır.
15. De ki: “Bundan daha hayırlısını size haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında altından ırmaklar akan içinde sürekli kalacakları cennetler ve tertemiz eşler ve Allah’tan bir hoşnutluk vardır. Allah, kulları en iyi görendir.”
16-17. “Rabbimiz, muhakkak ki biz, iman ettik. Artık günahlarımızı bizim için bağışla ve bizi ateşin azabından koru!” diyen kimseler, sabredenlerdir ve doğru olanlardır ve hak huzurunda duranlardır ve infak edenlerdir (ihtiyaç sahiplerine harcayanlardır) ve seherlerde bağışlanma dileyenlerdir.
18. Allah ve melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, O’ndan başka ilâh olmadığına şahit oldu. Mutlak güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan O’dan başka ilâh yoktur.
19. Muhakkak ki din, Allah katında İslam’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim gelmesinin ardından, aralarındaki kıskançlığın dışında başka bir şeyden dolayı ihtilafa düşmediler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, o takdirde Allah hesabı çabuk görendir.
20. Bundan sonra seninle tartışırlarsa o takdirde de ki: “Ben yüzümü (bütün varlığım ve benliğimle kendimi) Allah’a teslim ettim ve bana tabi olanlar da.” Kitap verilenlere ve ümmilere (*) de de ki: “Siz teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olurlarsa artık hidayete ermişlerdir ve eğer sırtlarını dönerlerse artık ancak sana düşen tebliğ etmektir. Allah, kulları en iyi görendir.
(*) Ümmî, kelime olarak üç anlama gelir. Birincisi anadan doğduğu hal üzere bulunan yani okuması yazması tahsili olmayan Araplar demektir. İkincisi ümmete mensup manasına gelir. Üçüncüsü ise Ümmül Kurâ’ya mensup yani “Mekkeli” anlamındadır. Müfessirlerin hemen hemen tamamı, birinci anlamı tercih etmişlerdir. Bu ayette de kitapsız Arap müşriklerine ve onlar gibi kitabı olmayan tüm insanlar için kullanılmıştır. (Mehmet Türk, Kuran Meali açıklamaları)
21. Muhakkak ki Allah’ın ayetlerini inkâr edenleri (*) ve haksızlıkla peygamberleri öldürenleri ve insanlardan adaletle emredenleri öldürenleri işte onları elem dolu bir azapla müjdele!
(*) Kâfir kelimesi Allah’ın gönderdiği dinin esaslarını kabul etmeyen, beğenmeyen, inanmayan, inkâr eden anlamına gelir ki sözlükte “örten, inkâr eden, gizleyen” manasınadır. İnkâr etmek, yaptığı bir işi, söylediği sözü veya tanık olduğu bir şeyi yapmadığını, bilmediğini, görmediğini söylemek, yaptığını saklamak, yadsımak demektir.
22. İşte onlar amelleri Dünya’da ve ahirette boşa gidenlerdir. Onlar için yardımcı da yoktur.
23. Aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabı’na çağırılan, kendilerine Kitap’tan bir nasip verilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlardan bir grup sırtını döner. Zira onlar yüz çevirenlerdir.
24. Bu, onların “Ateş bize sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır.” demeleri sebebiyledir. İftira ediyor oldukları şeyler, dinleri hakkında onları aldattı.
25. Kendisinde hiç şüphe olmayan gün için onları bir araya topladığımızda ve her nefse kazandığı şeyler eksizksiz verildiğinde halleri nasıl olur? Onlara haksızlık da edilmez.
26. De ki: “Mülkün Malik’i olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltir aziz edersin ve dilediğini alçaltır zelil kılarsın. Hayr (iyilik) senin elinledir. Muhakkak ki sen, herşeye gücü yetensin.”
27. “Geceyi gündüzün içine sokarsın ve gündüzü gecenin içine sokarsın. Diriyi ölüden çıkarırsın ve ölüyü diriden çıkarırsın. Dilediğini hesapsızca rızıklandırırsın.”
28. Müminler, gerçeği örtüp inkâr edenleri müminlerden ayrı olarak veliler (*) edinmesinler! Kim bunu yaparsa o takdirde Allah’dan hiç bir şeyde desteği yoktur. Bir korunma olarak onlardan sakınmanız hariç. Allah sizi kendisinden sakındırır. Varış Allah’adır.
(*) Sahip, malik, evliya, koruyucu, muhafaza eden, gözetici, dost
29. De ki: “Göğüslerinizde olanı gizleseniz veya onu açıklasanız, Allah onu bilir. Göklerdekini ve yerdekini bilir. Allah her şeye gücü yetendir.”
30. Bir gün her nefis, hayırdan yaptığı şeyleri hazır olarak bulacaktır. Kötülükten yaptığı şeyleri de. Keşke onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olsaydı diye arzu edecektir. Allah sizi, kendisinden sakındırır. Allah kulları çok esirgeyen, çok şefkat ve merhamet gösterendir.
31. De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız o takdirde bana uyun! Allah da sizi sevsin ve sizin için günahlarınızı bağışlasın. Allah çok affeden ve suçları örtendir, çok merhamet edendir.”
32. De ki: “Allah’a ve resule itaat edin!” Artık sırtlarını dönerlerse, o takdirde muhakkak ki Allah gerçeği örtüp inkâr edenleri sevmez.
33, 34. Muhakkak ki Allah, Âdem’i ve Nuh’u ve İbrahim Ailesi’ni ve İmran Ailesi’ni, bazısı bazısından gelen bir nesil olarak, âlemlerin üstüne seçti. Allah, her şeyi işiten, her şeyi bilendir.
35. Bir zaman İmran’ın karısı demişti ki: “Rabbim! Muhakkak ki ben, karnımdakini hür olarak sana adadım. Artık benden kabul et! Muhakkak ki sen, herşeyi duyanın, herşeyi bilenin ta kendisisin.”
36. Fakat onu doğurunca, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken, dedi ki: “Rabbim, doğrusu ben, onu bir kız olarak doğurdum ve erkek kız gibi değildir. Elbette ki ben, ona Meryem adını koydum. Muhakkak ki ben, onu ve neslini, kovulmuş şeytandan sana sığındırıyorum.”
37. Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Ona Zekeriyya’yı kefil kıldı. Her ne zaman Zekeriyya, onun yanına, mihraba girse, yanında bir rızık bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden?” derdi. O da derdi ki: “Bu, Allah katındandır. Muhakkak ki Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır.”
38. İşte orada, Zekeriyya Rabbine dua etti. Dedi ki: “Rabbim! Bana katından tertemiz bir nesil bağışla! Muhakkak ki sen duaları en iyi duyansın.”
39. Bunun üzerine melekler, o mihrapta ayakta durmuş, salât (dua) ederken “Allah sana, Allah’tan bir sözü (*) doğrulayan ve bir efendi ve nefsine hâkim iffetli ve salihlerden bir Nebi olarak Yahya’yı müjdeliyor.” diye ona nida etti.
(*) Ayetteki söz Allah’ın “ol” emridir ki Allahu Teâla bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der ve o da hemen olur. Yahya aleyhisselam’ın varlığı, kendisinin yaratılmasının ardındaki “ol” emri mucizesini doğrulayıcıdır. Çünkü sıradışı bir doğumla hayata gelmiştir. Söz tabiri aynı zamanda İsa aleyhisselam içinde kullanılmıştır. (Bakınız Ali İmran, 3/45; Nisâ, 4/171) İsa aleyhisselam için de kullanılan “kelimetullah” ifadesi onun Allahu teala’nın “ol” emriyle mucizevî olarak dünyaya geldiği manasına gelir. Yoksa Hıristiyanların yanlış anlamalarında olduğu gibi, onun Allah’ın sözü olduğu veya sözün kendisi veya sahibi olduğu anlamına gelmez. Söz ancak Allah’a aittir.
40. Dedi ki: “Rabbim! Gerçekten ihtiyarlık bana ulaşmışken, karım da kısırken, benim nasıl bir oğlum olur? ” Dedi ki: “İşte bu böyledir! Allah, dilediği şeyi yapar.”
41. Dedi ki: “Rabbim! Bana bir alâmet kıl!” Dedi ki: “Senin alâmetin insanlarla üç gün işaretleşme hariç konuşamamandır. Rabbine çok zikret ve gün batımında ve fecirden kuşluğa kadar olan vakitte tespih et!”
42. Bir zamanlar melekler demişti ki: “Ey Meryem! Muhakkak ki Allah seni seçti ve seni tertemiz kıldı ve seni âlemlerin kadınları üstüne seçti.”
43. “Ey Meryem! Rabbine gönülden itaat et ve secde et ve rükû edenlerle birlikte rükû et!”
44. Bu gaybın haberlerindendir. Sana onu vahyediyoruz. Onların hangisi Meryem’e kefil olacak diye kalemlerini atarlarken, sen yanlarında değildin ve çekiştikleri zamanda da yanlarında değildin.
45. Bir zaman melekler demişti ki: “Ey Meryem! Muhakkak ki Allah seni, kendisinden bir sözle (kelimeyle) (*) müjdeliyor. Dünya ve ahirette itibarlı ve Allah’a yakın olanlardan olarak, onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir.”
(*) Açıklama için bakınız Ali İmran, 3/39; Nisâ, 4/171
46. “Salihlerden olarak, beşikteyken ve yetişkin çağındayken insanlarla konuşur.”
47. Dedi ki: “Rabbim! Bana bir insan dokunmamışken bana ait bir çocuk nasıl olur?” Dedi ki: “İşte bu böyledir! Allah dilediğini yaratır. Bir işi kaza ettiğinde (*), ona sadece “ol” der, o da hemen olur.”
(*) Ayette geçen kaza fiili, bir işin takdirden tasdiğe geçişi demektir. Karardan oluşa başlama anıdır. Bir işin yaratılmasına başlamaktır. Bu sürece kaza ve kader denilir. Kader bir işin Allah’ın ilminde olması haliyken, kaza ise o işin Allah tarafından onaylanması ve ilimden çıkıp varlığa geçmesidir.
48. (Allah) ona Kitap’ı ve Hikmet’i ve Tevrat’ı ve İncil’i öğretir.
49. İsrailoğullarına bir resul olarak (der ki) “Muhakkak ki ben gerçekten size Rabbinizden bir mucize getirdim. Şüphesiz ki ben, sizin için kuş görünümü gibi çamurdan bir şey yaratırım sonra onun içine üflerim. Hemen Allah’ın izniyle bir kuş olur. Ben körü ve abraşı (*) iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim ve size yediğiniz şeyleri ve evlerinizde biriktirmekte olduklarınızı haber veririm. Eğer iman edenlerseniz muhakkak ki bunda, sizin için gerçekten bir mucize vardır.”
(*) Abraş ciltte oluşan bir alaca hastalığıdır. Tıpta Vitiligo denilir. Deride pigment kaybı olmasıyla, deride belirli bölgelerde renk açılması olarak beyaz alanların ortaya çıkmasıdır.
50. “Tevrat’tan önümde bulunanı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınmış olanın bir kısmını size helal kılmak için, Rabbinizden size bir mucize getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
51. “Muhakkak ki Allah benim de Rabbimdir ve sizin de Rabbinizdir. O halde, O’na kulluk edin! İşte bu dosdoğru bir yoldur.”
52. İsa onlardan inkârı sezince dedi ki: “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kim?” Havariler dedi ki: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik. Bizim Müslümanlar olduğumuza şahit ol!”
53. “Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik, resule uyduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!”
54. Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
55. Bir zaman Allah demişti ki: “Ey İsa! Muhakkak ki ben, seni vefat ettirecek ve seni kendime yükseltecek ve seni inkâr edenlerden temizleyecek ve sana tabi olanları kıyamet gününe kadar gerçeği örtüp inkâr edenlerin üstünde kılacak olanım. Sonra dönüşünüz banadır. O zaman, hakkında ayrılığa düşmüş olduğunuz şeylerle ilgili aranızda hüküm vereceğim.”
56. “İnkâr edenlere gelince, dünyada ve ahirette onlara, şiddetli bir azap ile azap ederim. Onların hiçbir yardımcıları da olmaz.”
57. “İman eden ve salih işler yapanlara gelince, mükâfatlarını onlara eksiksiz verir. Allah zalimleri sevmez.”
58. İşte böyle! Biz onu sana ayetlerden ve hikmet dolu Zikir’den okuyoruz.
59. Muhakkak ki Allah katında İsa’nın örneği, Âdem’in örneği gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. Artık o da oluyor.
60. Hak Rabbindendir. O halde şüphe duyanlardan olma!
61. Artık ilimden sana gelenin ardından, onun hakkında kim seninle tartışırsa o zaman de ki: “Gelin! Oğullarımızı ve oğullarınızı ve kadınlarımızı ve kadınlarınızı ve kendimizi ve kendinizi çağıralım! Sonra mübahele edelim (*) de Allah’ın lanetini yalancılar üzerine kılalım!”
(*) Mübahele, karşılıklı beddua ve lanetleşmek anlamına gelir. Kendisini haklı bilen iki kişi veya iki grup, birbirlerinin karşısında Allah’ın huzurunda ağlayarak niyaz etmekte, O’ndan yalancıya lanet etmesini istemekte ve bu şekilde kimin haklı olduğu ortaya çıkmaktadır.
62. Şüphesiz ki bu, elbette gerçek olan kıssadır ve Allah’tan başka ilah olmayandandır. Muhakkak ki Allah, elbette mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
63. Eğer sırtlarını dönerlerse, hiç kuşkusuz Allah, bozguncuları en iyi bilendir.
64. De ki: “Ey Kitap ehli! Bizimle sizin aranızda aynı olan bir söze gelin! Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim ve O’na bir şeyi ortak koşmayalım ve bazımız bazımızı Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından rabler olarak edinmesin!” Eğer sırt dönerlerse o zaman deyin ki: “Muhakkak ki bizim Müslümanlar (*) olduğumuza şahit olun!”
(*) Müslüman, Allah’a teslim olan kimse demektir.
65. Ey Kitap ehli! Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirildiği halde, İbrahim hakkında niçin çekişiyorsunuz? Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
66. İşte siz böylesiniz! Onunla ilgili bir bilginiz olan şey hakkında çekişiyorsunuz da peki, onunla ilgili bir bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir ve siz bilmezsiniz.
67. İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. Sadece hanif (*) bir müslümandı. Müşriklerden (**) değildi.
(*) Hanif, dini Allah’a mahsus kılan, Allah’ı birleyen, O’ndan başka bir ilâh olmadığına iman eden, ihlâs sahibi, Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olan kişi demektir. Hanif dini, tevhit dini demektir.
(**) Müşrik, şirk sahibi, Allah’a ortak koşan kişi demektir.
68. Muhakkak ki insanların İbrahim’le en yakın olanı, elbette ona uyanlar ve bu Nebi ve iman edenlerdir. Allah, müminlerin velisidir.
69. Kitap ehlinden bir grup keşke sizi saptırsalar diye arzu etti. Kendilerinden başkasını saptırmazlar. Fark etmiyorlar.
70. Ey Kitap ehli! Siz de şahit olduğunuz halde niçin Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorsunuz?
71. Ey Kitap ehli! Neden hakkı batılla karıştırıyorsunuz ve siz biliyorken gerçeği gizliyorsunuz?
72. Kitap ehlinden bir grup dedi ki: “İman edenlerin üzerine indirilene günün başlangıcında inanın ve sonunda gerçeği örtüp inkâr edin! Belki onlar dönerler.”
73. “Dininize tabi olandan başkasına inanmayın!” De ki: “Şüphesiz ki hidayet, Allah’ın hidayetidir öyle ki size verilenin benzeri bir başkasına verilir veya Rabbinizin katında size delil getirilir.” De ki: “Muhakkak ki lütuf Allah’ın eliyledir. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, herşeyi bilendir.”
74. Rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
75. Kitap ehlinden öylesi vardır ki, eğer ona kantarla emanet etsen, onu sana iade eder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinarı emanet etsen, onun üstünde durmadıkça onu sana iade etmez. İşte bu onların “Ümmiler (*) hakkında, bizim üzerimize bir yol (bir sorumluluk) yoktur.” demeleri sebebiyledir. Onlar, biliyorlarken Allah hakkında yalan söylerler.
(*) Ümmi ifadesi okuma yazması olmayan, okumamış, zayıf ve bilgisiz, Ehl-i Kitap olmayanlar, aynı zamanda “ümmül kur’a” “şehirlerin anası” ifadesiyle de başkentli (yani Mekkeli) anlamlarına gelmektedir.
76. Hayır, aksine! Kim ahdine vefa ederse ve takva sahibi olursa o takdirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever.
77. Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedel karşılığı satanlar, işte onlar var ya! Onlar için ahirette bir nasip yoktur. Allah onlara konuşmaz ve kıyamet günü onlara bakmaz (*) ve onları arındırmaz. Onlar için elim bir azap vardır.
(*) Onlara bakmaz demek, Allah, onları önemsemez, onlara itibar etmez, onların yüzüne bakmaz demektir.
78. Muhakkak ki onlardan, gerçekten bir grup vardır ki, Kitap’tan olmadığı halde, onu Kitap’tan sanmanız için, dillerini Kitap’la ilgili eğip bükerler. (*) O, Allah katından olmadığı halde, “O Allah katındandır.” derler. Onlar, biliyorlarken Allah hakkında yalan söylerler.
(*) Dillerini eğip bükerler demek, Allah’ın kitâbını tahrif ederler, anlamını çarpıtırlar demektir.
79. Bir insan için olacak şey değil! Allah kendisine kitap ve hüküm (hikmet) ve peygamberlik verecek sonra da o insanlara “Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından olan bana kullar olun! ” diyecek! Ancak (der ki) “Kitap’ı öğreniyor olmanız sebebiyle ve inceliyor olmanız sebebiyle kendisini Rabbine adayan kullar olun!”
80. (O kişi) Size melekleri ve nebileri Rabler edinmenizi de emretmez. Siz müslümanlar olduktan sonra, size inkârı emreder mi?
81. Hani Allah Nebilerin misaklarını almıştı. “Size Kitap’tan ve Hikmet ’ten verdiğimde sonra sizinle beraber olanı doğrulayıcı bir resul size geldiğinde ona mutlaka inanacak ve ona muhakkak yardım edeceksiniz.” Dedi ki: “Tasdik ettiniz mi? Şu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” Dediler ki: “Tasdik ettik.” Dedi ki: “O halde şahit olun! Sizinle beraber ben de şahitlerdenim.”
82. Artık bundan sonra kim sırt dönerse, işte onlar, doğru yoldan çıkanların ta kendisidir.
83. Göklerde ve yerde olan kimseler, isteyerek ve istemeyerek (*) O’na teslim oldukları halde, Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Hâlbuki O’na döndürülecekler.
(*) Tav’an demek itaat ederek, gönülden, severek istemek demektir. Kerhen kelimesi ise gönülsüz, tam teslim olmadan, sevmeden istemek demektir. Örneğin, açken önümüze çok sevdiğimiz bir yemek konulsa, o yemeği yemek için nasıl iştahla yanaşırsak, işte oradaki isteğimiz tav’an olur. Tam tersi tok iken yememiz için ısrar etseler ve biz de mecburen o yemeği yesek, işte oradaki isteksizliğimiz de kerhen olur. Mekruh kelimesi de kerhen’den türemiştir. Kötü olan, hoşlanılmayan, istenilmeyen demektir.
84. De ki: “Biz, Allah’a ve bize indirilene ve İbrahim’e ve İsmail’e ve İshak’a ve Yakub’a ve torunlarına indirilene ve Musa’ya ve İsa’ya ve diğer nebilere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız. Biz O’na teslim olanlarız.”
85. Kim İslam’dan başka bir din ararsa artık ondan kabul edilmez ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
86. İmanlarından ve Resulün hak olduğuna şahit olduklarından ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra gerçeği örtüp inkâr edenler kavmini, Allah nasıl doğru yola iletir? Allah, zalimler kavmini doğru yola iletmez.
87. İşte onlar var ya! Onların karşılığı, Allah’ın ve meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır.
88. Onun içinde sürekli kalacaklardır. Azap onlardan hafifletilmez ve onlar bakılmazlar (aranıp sorulmazlar).
89. Ancak bundan sonra tövbe edenler ve kendilerini düzeltenler hariç. Muhakkak ki Allah, çok affeden ve günahları örtendir, çok merhamet edendir.
90. Muhakkak ki imanlarından sonra gerçeği örtüp inkâr edenler, sonra küfrü arttıranlar, onların tövbeleri kabul edilmez. İşte onlar, doğru yoldan sapanların ta kendileridir.
91. Muhakkak ki gerçeği örtüp inkâr edenler ve gerçeği örtüp inkâr edenler olarak ölenler, onların hiç birinden dünya dolusu altın kabul edilmez, onunla fidye vermiş olsalar bile. İşte onlar var ya! Elem verici bir azap onlarındır. Onlar için hiçbir yardımcı da yoktur.
92. Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye (ihtiyaç sahiplerine harcayıncaya) kadar, iyiliğe asla erişemeyeceksiniz. Herhangi bir şeyden her ne infak ederseniz, muhakkak ki Allah onu en iyi bilendir.
93. Tevrat’ın indirilmesinden önce İsrail’in kendi nefsine haram kıldığı şeyler dışında tüm yiyecekler İsrailoğulları için helaldi. De ki: “Öyleyse Tevrat’ı getirin de eğer doğru sözleyenlerseniz, onu okuyun!”
94. Artık bundan sonra kim Allah’a karşı yalan uydurursa o takdirde işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.
95. De ki: “Allah, doğruyu söyledi. Artık hanif olarak İbrahim’in dinine tabi olun! O müşriklerden değildi.”
96. Muhakkak ki insanlar için kurulan ilk ev, bereketli ve âlemler için yol gösterici olarak gerçekten Bekke’de olandır.
97. Onun içinde apaçık ayetler, İbrahim’in makamı vardır. Kim ona girerse, emin olur. Ona bir yol bulabilen kimsenin o evi haccetmesi insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Kim gerçeği örtüp inkâr ederse o takdirde muhakkak ki Allah âlemlerden zengindir, herşeyden müstağnidir (hiçbir şeye muhtaç değildir).
98. De ki: “Ey Kitap ehli! Allah yaptıklarınıza şahit olduğu halde, Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz?”
99. De ki: “Ey Kitap ehli! Sizler şahitler olduğunuz halde, onu eğri olarak göstermeyi arzu ederek, niçin iman edenleri, Allah’ın yolundan men ediyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
100. Ey iman edenler! Eğer kitap verilenlerden bir gruba tabi olursanız, imanınızdan sonra sizi gerçeği örtüp inkâr edenlere çevirirler.
101. Allah’ın ayetleri size okunuyorken ve onun Resulü de içinizdeyken, nasıl inkâr ediyorsunuz? Kim Allah’a sarılırsa kesinlikle dosdoğru yola iletilmiştir.
102. Ey iman edenler! O’ndan sakınmanın (*) hakkını vererek Allah’a karşı gelmekten sakının! Öyleyse siz, Müslümanlar olmanızın dışında bir halde kesinlikle ölmeyin!
(*) Takva kavramı dini bir terim olarak “kişinin, kendisini günahkâr kılacak şeylerden koruması” veya “insanın ibadet ve güzel işler yaparak Allah’ın azabından korunması” şeklinde tarif edilmiştir. (Dr.Necla Yadsıman-Kuran Ufku, 1.C.) Kısaca takva, “Allah’a karşı gelmekten sakınmak” demektir.
103. Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın ve fırkalara ayrılmayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Bir zamanlar düşmanlardınız da Allah kalplerinizin arasını birleştirmişti. Böylece O’nun nimetiyle kardeşler olmuştunuz. Ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Umulur ki doğru yolu bulursunuz.
104. İçinizden hayra çağıran ve iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir ümmet olsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendisidir.
105. Kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından, ihtilafa düşenler ve fırkalara ayrılanlar gibi olmayın! İşte onlar var ya! Onlara büyük bir azap vardır.
106. Bir gün yüzler ağarır ve yüzler kararır. Yüzleri kararanlara gelince (denilir ki) “İmanınınzdan sonra gerçeği örtüp inkâr mı ettiniz? Öyleyse gerçeği örtüp inkâr ediyor olduğunuz şey sebebiyle tadın azabı!”
107. Yüzleri ağaranlara gelince, onlar, Allah’ın rahmeti içindedirler. Onun içinde sürekli kalacaklardır.
108. Bunlar sana gerçek ile okuduğumuz Allah’ın ayetleridir. Allah âlemler için zulüm istemez.
109. Göklerdekiler ve yerdekiler Allah’ındır. İşler Allah’a döndürülür.
110. Siz insanlar için çıkarılmış ümmetin hayırlısı oldunuz. İyiliği emredersiniz ve kötülükten men edersiniz ve Allah’a iman edersiniz. Keşke Kitap ehli de iman etseydi, kendileri için elbette hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı müminlerdir. Onların çoğu da doğru yoldan çıkanlardır.
111. Biraz eziyet dışında size asla zarar vermeyecekler. Sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönerler. Sonra yardım edilmezler.
112. Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmaları hariç her nerede bulunurlarsa bulunsunlar onların üzerine zillet vuruldu. Allah’tan bir gazaba uğradılar. Onların üzerine miskinlik vuruldu. İşte bu, Allah’ın ayetlerini inkâr ediyor olmaları ve haksızlıkla Nebileri öldürüyor olmaları sebebiyledir. İşte bu, isyan ettikleri şey ve haddi aşıyor olmaları sebebiyledir.
113. Onlar bir değildir. Kitap ehlinden gece vakitlerinde, secde ederek Allah’ın ayetlerini okuyan, Allah için ayağa kalkan, bir grup vardır.
114. Allah’a ve ahiret gününe inanırlar ve iyiliği emrederler ve kötülüğü men ederler ve hayır işlerinde koşarlar. İşte bunlar salihlerdendir.
115. Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, artık o asla inkâr edilmeyecektir. Allah, takva sahiplerini en iyi bilendir.
116. Muhakkak ki gerçeği örtüp inkâr edenlere, onların ne malları ne de çocukları, Allah’dan birşeye karşı kendilerine asla bir fayda sağlayamayacaktır. İşte onlar, ateşin sahipleridir (cehennemliklerdir). Onlar onun içinde sürekli kalacaklardır.
117. Onların bu dünya hayatında infâk ettikleri şeylerin örneği, kendilerine zulmeden bir kavmin ekinlerine isabet eden, böylece onu helak eden, içinde dondurucu soğuk olan, bir rüzgârın örneği gibidir. Allah onlara zulmetmedi. Ancak kendilerine zulmederler.
118. Ey iman edenler! Sizin aşağınızdan sırdaş edinmeyin! Sizi fesada düşürmekte kusur etmezler. Size şiddetli zarar ve sıkıntı veren şeyi temenni ederler. Buğzları (kin ve öfkeleri) ağızlarından, kesin belli olmuştur. Göğüslerinde gizledikleri şey daha büyüktür. Eğer akıl ediyor olsaydınız, O size ayetleri açık seçik açıklamıştır.
119. İşte siz öyle kişilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde, siz onları seversiniz. Kitap’a, onun hepsine inanırsınız. Sizinle karşılaştıkları zaman dediler ki: “Biz iman ettik.” Yalnız kaldıkları zaman da size öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: “Öflenizle ölün!” Muhakkak ki Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) en iyi bilendir.
120. Eğer size bir iyilik dokunsa, onlar hüzünlenirler ve size bir kötülük isabet etse, onunla ferahlarlar. Eğer sabrederseniz ve sakınırsanız, onların tuzakları size hiç bir zarar vermez. Muhakkak ki Allah, yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatandır.
121. Bir zaman sen mü’minleri savaş için mevzilere yerleştirmek üzere ailenden ayrılmıştın. Allah en iyi işiten ve en iyi bilendir.
122. Allah o ikisinin velisi olduğu halde, sizden iki grup korkup bozuluyorlar diye kaygılanmıştı. Artık Müminler Allah’a güvenip dayansınlar!
123. Andolsun ki Allah, size zayıf ve sayıca az olduğunuz halde Bedir’de yardım etmişti. Öyleyse Allah’tan sakının! Umulur ki şükredersiniz.
124. O zaman müminlere diyordun ki: “Rabbinizin, indirilmiş meleklerden üçbiniyle size imdât etmesi, asla size kafî gelmeyecek mi?”
125. Evet, eğer sabrederseniz ve sakınırsanız, onlar size hemen bu anda, aniden gelseler bile, Rabbiniz size, nişanlanmış meleklerden beşbiniyle imdât eder.
126. Allah onu, sizin için bir müjde olması ve onunla kalplerinizin tatmin olması dışında birşey için yapmadı. Aziz ve Hâkim olan Allah’ın katından başka (bir yerden) yardım yoktur.
127. İnkâr edenlerden bir tarafı kesmesi veya onları perişan etmesi böylece bozguna uğrayanlar olarak geri dönmeleri içindi.
128. Bu işten sana ait bir şey yoktur. (*) Ya tövbelerini kabul eder ya da onlara azap eder. Fakat muhakkak ki onlar, zalimlerdir.
(*) “Leyse lehû mine’l emri şey’un” ifadesinin manası, onun bu işle ilgisi yok, onun bu işe müdahalesi söz konusu olamaz, ona bu konuda bir şey düşmez demektir.
129. Göklerdekiler ve yeryüzündekiler Allah’a aittir. Dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Allah çok affeden ve suçları örtendir, çok merhamet edendir.
130. Ey iman edenler! Faizi kat kat katlanmış olarak yemeyin ve Allah’a karşı gelmekten sakının! Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
131. Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının!
132. Allah’a ve resule itaat edin! Umulur ki rahmet edilirsiniz.
133. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve takva sahipleri için hazırlanan, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!
134. Onlar ki bollukta ve darlıkta infak eden (ihtiyaç sahiplerine harcayan) kimselerdir ve öfkelerini tutanlardır ve insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.
135. Onlar ki açık bir hayâsızlık yaptıklarında veya nefislerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayan, sonra da günahları için af dileyen kimselerdir. Günahları Allah’tan başka kim affeder? Onlar biliyorlarken, yaptıklarında asla ısrar etmezler.
136. İşte onlar var ya! Onların karşılığı rablerinden bir bağışlanma ve içinde sürekli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!
137. Sizden önce nice sünnetler (*) geldi geçti. O halde yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bakın!
(*) Sünen, sünnet kelimesinin çoğuludur. Adetler, yollar, kanunlar, şeriatler demektir.
138. Bu, insanlar için bir açıklama ve bir hidayet ve takva sahipleri için bir öğüttür.
139. Gevşemeyin ve mahzun olmayın! Eğer mü’minlerseniz üstün olanlar sizsiniz.
140. Eğer size bir yara dokunuyorsa (*), kesinlikle onun benzeri bir yara, o kavme de dokunmuştu (*). O günler ki, biz onu insanlar arasında döndürüp dururuz. Allah’ın iman edenleri bilmesi ve sizden şahitler edinmesi için. Allah zalimleri sevmez.
(*) Müslümanlara dokunan yara Uhud savaşıdır. Müşriklere dokunan yara ise Bedir savaşıdır.
141. Allah’ın iman edenleri iyice seçip arındırması ve gerçeği örtüp inkâr edenleri de yok etmesi içindi.
142. Yoksa siz, Allah henüz sizden cihat eden kimseleri bilmeden ve sabredenleri bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
143. Andolsun ki siz onunla (ölümle) karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz. İşte siz, bakıp dururken onu gördünüz.
144. Muhammed bir resulden başkası değildir. Ondan önce de resuller geçmiştir. Eğer o ölürse veya öldürülürse, ökçeleriniz (*) üzerinde geri mi döneceksiniz? Kim iki ökçesi üzerinde geri dönerse, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremeyecektir. Allah, şükredenlere karşılığını yakında verecektir.
(*) Ökçelerin üzerinde geri dönmek ifadesi imandan sonra küfre dönmek, irtidat etmek, savaştan kaçarak dinden çıkmak anlamındadır. “İmandan sonra cihadı bırakıp küfre mi döneceksiniz?” demek olur.
145. Allah’ın izniyle olmadıkça hiç bir nefis için ölmek yoktur. Vakti belirlenmiş bir yazıdır. Kim dünya sevabını isterse, ona ondan veririz. Kim de âhiret sevabını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenlere karşılığını yakında vereceğiz.
146. Nebilerden niceleri, beraberinde kendisini Rabb’e adayan pek çok kişi bulunduğu halde savaştı. Fakat onlar, Allah yolunda kendilerine isabet eden şeyler için gevşemediler ve zayıflık göstermediler ve sinmediler. Allah sabredenleri sever.
147. Ve onların sözleri: “Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlığımızı bizim için bağışla ve ayaklarımızı sabit kıl ve gerçeği örtüp inkâr edenler kavmine karşı bize yardım et!” demelerinden başka bir şey olmadı.
148. Allah da onlara, dünya sevabını ve ahiret sevabının en güzelini verdi. Allah, iyilik yapanları sever.
149. Ey iman edenler! Eğer gerçeği örtüp inkâr edenlere itaat ederseniz, sizi ökçeleriniz üstünde (küfre) geri çevirirler de hüsrana uğrayanlara dönersiniz.
150. Hayır, aksine! Allah sizin velinizdir ve O, yardımcıların en hayırlısıdır.
151. İnkâr edenlerin kalplerine, hakkında bir delil (bir hüküm) indirmediği, Allah’a şirk koştukları şeyler sebebiyle korku salacağız. Onların barınakları ateştir. Ne kötüdür o zalimlerin varacakları yer!
152. Andolsun ki Allah size vaadini doğruladı. O zaman sevdiğiniz şeyi (zaferi) size göstermesinin ardından, gevşediğiniz ve emir konusunda anlaşmazlığa düştüğünüz ve isyan ettiğiniz zamana kadar, onları Allah’ın izniyle öldürüyordunuz. Sizden kiminiz dünya’yı istiyordu ve sizden kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan çevirip uzaklaştırdı. Andolsun ki sizi (Resul’ün sözüne itaat etmemenizden dolayı) affetti. Allah, müminlere karşı lütuf sahibidir.
153. O zaman, Resul sizi arkanızda çağırıyorken, siz uzaklaşıyordunuz ve kimseye dönüp bakmıyordunuz. Böylece kaçırdığınız şeylere ve size isabet eden şeylere, üzülmemeniz için, size keder üstüne kederle karşılık verdi. Allah, yapmakta olduğunuz şeylerden haberdardır.
154. Sonra kederin ardından üzerinize, içinizden bir grubu sarıp kuşatan, bir güven, bir uyku indirdi. Onları, nefslerini kaygıya düşürmüş olduğu bir grup da Allah hakkında, gerçek dışı cahiliye zannıyla zanna kapılıyorlardı. Diyorlardı ki: “Bu işten bize ait birşey var mı?” De ki: “Muhakkak ki iş, onun hepsi Allah’a aittir.” Sana açıklayamadıkları şeyleri içlerinde gizliyorlar. Diyorlar ki: “Eğer bu işten bize ait bir şey olsaydı, işte burada öldürülmezdik.” De ki: “Eğer evlerinizde olsaydınız, üzerlerine öldürülme yazılmış olan kimseler yatacakları yere, kesinlikle çıkıp giderdi. Allah, sinelerinizdeki şeyleri imtihan etmek ve kalplerinizdeki şeyleri temizlemek (arındırmak) için (böyle yaptı). göğüslerin özünü (kalplerde olanı) en iyi bilendir.
155. Muhakkak ki iki topluluğun karşılaştığı gün sizden sırt dönen kimseler var ya! Ancak kazandıkları şeylerin bazısı sebebiyle şeytan onları kaydırdı. Andolsun ki, Allah onları affetti. Allah çok affeden ve suçları örtendir, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir.
156. Ey iman edenler! İnkâr eden ve yeryüzünde sefere çıkan veya gazi olan kardeşleri için “Yanımızda olsaydılar ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi.” diyenler gibi olmayın! Allah bunu, kalplerinde bir hasret kılıyor diyedir. Allah diriltir ve öldürür. Allah, yapmakta olduğunuz şeyleri en iyi görendir.
157. Şüphesiz eğer siz, Allah yolunda öldürülseniz veya ölseniz elbette ki Allah’tan bir bağışlanma ve bir rahmet onların toplamakta oldukları şeyden daha hayırlıdır.
158. Şüphesiz ki eğer siz ölseniz veya öldürülseniz de elbette Allah’a toplanacaksınız.
159. Allah’tan bir rahmetle onlara yumuşak davrandın. Eğer sert, katı kalpli olsaydın, senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi. O halde onları bağışla ve onlar için af dile ve iş konusunda onlara danış! Böylece azmettiğin zaman, artık Allah’a güvenip dayan! Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri sever.
160. Eğer Allah, size yardım ederse, hiç kimse size galip gelemez ve eğer sizi bırakıp giderse, artık onun ardından size yardım edecek o kişi de kimdir? Öyleyse, müminler Allah’a güvenip dayansınlar!
161. Ganimet malından gizlice almak bir Nebi için olacak şey değildir. Kim ganimet malından gizlice alırsa kıyamet günü aldığı şeyler ile gelir. Sonra herkese kazandığı şeyler eksiksiz verilir. Onlar haksızlığa da uğratılmazlar.
162. Allah’ın rızasına tabi olan kimse, Allah’ın kızgınlığına uğrayan ve barınağı cehennem olan kimse gibi midir? Ne kötü bir varış yeri!
163. Onlar, Allah katında derece derecedirler. Allah, yapmakta olduklarını en iyi görendir.
164. Andolsun ki, Allah müminlere karşılıksız verdi. Onlara O’nun ayetlerini okuyan ve onları arındıran ve onlara Kitap’ı ve hikmeti öğreten, onların içinde, kendilerinden bir resul çıkardı. Muhakkak ki önceden, gerçekten apaçık bir sapkınlık içindeydiler.
165. Onun iki mislini isabet ettirdiğiniz bir musibet, size de isabet ettiği zaman “Bu nereden?” mi dediniz? De ki: “Bu nefsinizin katındandır.” Muhakkak ki Allah, her şeye gücü yetendir.
166. İki topluluğun karşılaştığı gün sizin başınıza gelen Allah’ın izniyledir ve iman edenleri bilmesi içindir.
167. Nifak çıkaranları da bilsin diye. Onlara denildi ki: “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!” Dediler ki: “Eğer savaşı bilseydik, elbette size tabi olurduk.” O gün onlar küfre, imana ait olmalarından daha yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah, gizlemekte oldukları şeyi en iyi bilendir.
168. Oturdukları halde, kardeşleri için, “Bize uysalardı, öldürülmezlerdi.” diyen kimselere de ki: “Eğer doğru söyleyenlerseniz, öyleyse ölümü, kendi nefsinizden uzaklaştırın!”
169. Sakın Allah yolunda öldürülmüş olanları ölüler sanma! Hayır, aksine! Onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılırlar.
170. Allah’ın, lütfundan onlara verdiği şeyle sevinçlidirler ve arkalarından kendilerine katılmayan kimselere de ‘Onlara bir korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.’ diye sevinirler.
171. Allah’tan (gelen) nimeti ve lütfu müjdelemek isterler. Muhakkak Allah, müminlerin mükâfatını zayi etmez.
172. Onlar ki, kendilerine yara isabet ettikten sonra bile, (*) Allah’a ve Resule icabet ederler. Onlardan iyi işler yapan ve takva sahibi olan kimseler için büyük bir ecir vardır.
(*) Rivâyete göre Ebû Süfyân ve adamları Uhut’tan dönünce, Müslümanların üzerine gitmedikleri için pişman oldular. Medîne’ye geri dönmek istediler. Bu da Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem’e ulaştı. Olası bir savaş için yeniden hazırlandılar. Bir bölükle Hamraulesed’e vardılar. İçlerinde yaralı olanlar bile vardı. Yine de savaştan kaçmadılar. Allah da müşriklerin yüreklerine korku saldı, onlar da geri döndüler. Ayet bunun üzerine indi.
173. Onlar ki, insanlar onlara “Muhakkak ki insanlar sizin için toplanmış artık onlardan korkun!” dedi de onlar iman olarak daha da arttılar (güçlendiler) ve dediler ki: “Allah bize yeter. O ne güzel bir vekil’dir.”
174. Böylece Allah’tan bir nimet ve bir lütufla geri döndüler. Asla bir kötülük onlara dokunmadı. Allah’ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.
175. İşte bu şeytan, (*) ancak kendi dostlarıyla korkutur. Artık onlardan korkmayın! Eğer müminler iseniz, benden korkun!
(*) Sadece size bu haberi getiren şeytandır. Tefsirciler, bundan Nuaym veya Ebû Süfyân kastediliyor dediler. Müşriklerin tekrar geri döndükleri haberi gelince, savaşa gitmek istemeyenler korktular da “şeytanın dostları” diye bu müşrikler kastediliyor.
176. Küfür içinde koşanlar sana üzüntü vermesin! Muhakkaki onlar, Allah’a hiç bir şekilde zarar veremeyeceklerdir. Allah, onlar için ahirette hiç bir haz (*) kılmamayı istemektedir. Onlar için de büyük bir azap vardır.
(*) Haz, zevk almak, hoşlanmak, beğenmek, mutluluk, hoşa giden bir şeyin uyandırdığı duygu anlamlarına gelir.
177. Muhakkak ki iman karşılığında küfrü satın alanlar Allah’a hiç bir şekilde zarar veremeyeceklerdir. Onlar için korkunç bir azap vardır.
178. İnkâr edenler onlara mühlet vermemizin, kendileri için hayırlı olduğunu asla zannetmesinler! Ancak günahı arttırmaları için, onlara mühlet veririz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
179. Allah müminleri, pisi temizden ayırt edinceye kadar üzerinde bulunduğunuz halde bırakacak değildir. Allah sizi gayba muttali (*) kılacak da değildir. Fakat Allah, Resullerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O halde Allah’a ve Resullerine iman edin! Eğer iman ederseniz ve sakınırsanız, o zaman sizin için büyük bir ecir vardır.
(*) Muttali, bir şeyden haberli durumda olan, bilgi edinmiş, bilgisi olan demektir.
180. Allah’ın lütfundan onlara verdiği şeyle cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu asla zannetmesinler! Hayır, aksine! Bu onlar için bir şerdir. O cimrilik yaptıkları şey kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’a aittir. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.
181. Andolsun ki Allah, “Allah fakirdir ve biz zenginleriz.” diyenlerin sözünü işitti. Dediklerini ve onların haksızlıkla Nebileri öldürmelerini yazacağız ve diyeceğiz ki: “Yakıcı azabı tadın!”
182. Bu, kendi ellerinizin takdim ettiği şeylerden dolayıdır. Muhakkak Allah, kullara zulmedici değildir.
183. “Muhakkak ki Allah, bize ahdetti ki ateşin yiyeceği bir kurbanı bize getirinceye kadar bir resule iman etmeyeceğiz.” diyen kimselere de ki: “Size apaçık delillerle ve söylediğiniz şeyle benden önce Resuller gelmişti. Eğer doğru söyleyenlerseniz, öyleyse niçin onları öldürdünüz?”
184. Seni yalanladılarsa da senden önce apaçık deliller ve kutsal sayfalar ve aydınlatıcı Kitap’ı getiren resuller de yalanlanmıştı.
185. Her nefs ölümü tadacaktır. Ancak ücretleriniz size kıyamet günü eksiksiz verilecektir. Artık kim ateşten uzaklaştırılırsa ve cennete sokulursa o zaman kurtulmuştur. Dünya hayatı, aldatıcı menfaatten başka bir şey değildir.
186. Andolsun ki mallarınızla ve canlarınızla imtihan edilirsiniz. Andolsun ki sizden önce Kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan incitici çok şey işitirsiniz. Eğer sabrederseniz ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, işte şüphesiz ki bu, işlerin kararlılık gerektirenlerindendir.
187. Bir zamanlar Allah, Kitap verilenlerden “Onu insanlara mutlaka açıklayacaksınız ve onu saklamayacaksınız.” diye bir misak almıştı. Fakat onu, sırtlarının gerisine attılar ve az bir ücret karşılığı onu sattılar. Oysaki satın almakta oldukları şey ne kötü!
188. Sakın sanma! Getirdikleri şeyle sevinen ve yapmadıkları şeyle övülmeyi seven kimselerin, azaptan kurtulacakları bir yerde olacaklarını sakın sanma! Onlar için çok acıklı bir azâp vardır.
189. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. Allah herşeye gücü yetendir.
190. Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde (artarda değişmesinde), akıl ve gönül sahipleri için gerçekten deliller vardır.
191. Onlar ki ayakta ve otururken ve yanları üzerinde Allah’ı anarlar ve göklerin ve yerin yaradılışı hakkında derin derin düşünürler. (Derler ki) “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın. Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru!”
192. “Rabbimiz! Muhakkak ki sen, kimi ateşe sokarsan, artık onu rezil ve perişan etmişsindir. Zalimler için yardımcılardan kimse yoktur.”
193. “Rabbimiz! Şüphesiz biz bir çağırıcının “Rabbinize iman edin!” diye imana çağırdığını işittik hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla ve kötülüklerimizi bizden ört ve bizi iyilerle birlikte vefat ettir!”
194. “Rabbimiz! Resullerine bildirdiğin, bize vaat ettiğin şeyi bize ver ve kıyamet günü bizi rezil ve perişan etme! Muhakkak ki sen, vaadine muhalefet etmezsin.”
195. Rableri onlara icabet etti: “Ben sizden, erkekden veya kadından ki birbirinizdensiniz, çalışanın çalışmasını zayi etmem. Onlar ki, hicret ederler ve yurtlarından çıkarılırlar ve yolumda eziyet edilirler ve savaşırlar ve öldürülürler. Andolsun ki, onların kötülüklerini mutlaka örteceğim (bağışlayacağım) ve andolsun ki onları, Allah’ın katından bir sevap olarak, altından ırmaklar akan cennetlere mutlaka koyacağım. Allah, sevabın güzeli katında olandır.”
196. İnkâr edenlerin, şehirlerde dönüp durması, seni sakın aldatmasın!
197. Az bir yararlanmadır. Sonra onların barınakları cehennemdir. Ne kötü bir istirahat yeri!
198. Fakat Rablerinden sakınan kimseler var ya! Altından ırmaklar akan, Allah’ın katından bir ağırlama olarak, onun içinde sürekli kalacakları cennetler onlara aittir. Allah’ın katında olanlar, iyiler için daha hayırlıdır.
199. Kitap ehlinden öyleleri de vardır ki, Allah’a ve size indirilene ve kendilerine indirilene iman ederler. Allah için ürperenlerdir. Allah’ın ayetlerini az bir ücret karşılığı satmazlar. İşte onlar var ya! Onlar için ücretleri, Rablerinin katındadır. Muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.
200. Ey iman edenler! Sabredin ve sabırda yarışın ve birbirinize bağlanarak birlik olup savaşa hazırlıklı bulunun ve Allah’a karşı gelmekten sakının! Umulur ki kurtuluşa erersiniz.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir