İnsanların Hayvanlara Merhamet Etmeleri

Konu 21 Hadis 21: İnsanların hayvanlara merhamet etmeleri hakkında

حَدَّثَنَا أبو الوَليدِ حَدَّثَنَا أبو عَوَانَةَ عَنْ قَتادَةَ عَنْ أنَسِ بْنِ مالِكٍ عَنْ النَّبِيِّ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسلَّمَ قال ماَ مِنْ مُسْلِمٍ غَرَسَ غَرْسًا فَأكَلَ مِنْهُ إنْسانٌ أوْ دَابَّةٌ إلَّا كانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ

Enes, Allah ondan razı olsun, şöyle dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir Müslüman bir ağaç diker veya ekin eker de bir insan veya bir hayvan yerse, bu kendisi için sadaka olur.” Buhari, Edep: 27 – (6012)
Hayvanları sevmek ve onları korumak dinimizin bir gereğidir. Aslında sadece hayvanlar değil, tüm yaratılmışlara merhamet edilmesi emredilir. Hayvanlara eziyet etmek günahtır. Bizlerin olduğu gibi elbette onlarında hakları vardır. Günümüz hukuk sistemlerinde maalesef henüz hayvan hakları bulunmamaktadır. Sahibi gözüken şahısların şikayeti olursa, hayvan hakkı gündeme gelmektedir. Oysa ki bunun bir kamu davası olarak, toplumun davacı kabul edilerek ele alınması gerekmektedir. Hal böyleyken, İslâm dininde, ayet ve hadislerle sabit olan hayvan haklarının varlığı, dinimizin ne kadar ileri ve ahlaki bir hukuk sistemi emrettiğinin bir göstergesidir.
Hayvana değer vermeyen bir kişi veya toplum ne insana değer verir ne de Rabbine değer verir. Ancak katı kalpli kimseler, hayvanlara zulüm ederler. Hayvana zulmeden insana da zulmeder. Bu nedenle bireylerin bu konuda eğitilmeleri önemlidir. Hayvan sevgisinin kalplerde oluşturulması ve hayvan ilişkilerindeki sınırların belirlenmesi değer kazanır. Bu maksatla kişisel ve toplumsal bilinçlendirme faaliyetleri icra edilmelidir.
İnsanlar, hayvanlar, bitkiler hepimiz bir arada, bir doğada yaşamaktayız. Hepimiz bir bütünün birer parçalarıyız. Doğaya saygı, Allah’ın yarattıklarına saygı duyulmasından dolayı, Allah’a saygı anlamına gelir. Bu sebeple her Müslüman’da muhakkak bir çevre bilinci olmalıdır.
Bir Müslüman, her nerede, kimsesiz, mazlum, susuz, aç, hasta, yaralı bir hayvan görse ona yardım elini uzatmalıdır. Çünkü o, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımına aracı olmalıdır.
Toplum olarak da duyarlı olunmalıdır. Hayvanlara eziyet edenlere müdahale edilmeli ve mani olunmalıdır. Çocuklarımıza ve gençlerimize bu konuda teşvik edici dersler vermelidir. Aile içinde, okullarda, iş yerlerinde hayvan sevgisine yönelik eğitim ve öğretim faaliyetleri uygulanmalıdır.
Devlet olarak en üst düzeyde bakanlıklar, müdürlükler kurulmalı ve halkın bilinçlendirilmesi sağlanmalıdır. Mükafat ve ceza müeyyideleri konulmalıdır. Sadece kesim hayvanlarına dönük değil tüm hayvanlara yönelik faaliyetlerden sorumlu hayvancılık ve hayvanları koruma bakanlığı veya mdürlüğü kurulmalıdır. Bu konuda derneler ve vakıflar desteklenenerek, teşvik edilmelidir.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de hayvanları korumayı, onlara eziyet etmemeyi, bakımlarını yapmayı, uygun işlerde kullanmayı, fazla yük yüklememeyi ve ihtiyaç dışı lüzumsuz yere avlamamayı emreder.
Ayrıca Kuran-ı Kerim’de de hayvanlarla ilgili pek çok ayet vardır. Yüz on dört sure olan Kur’an-ı Kerim’de yedi surenin adının hayvan adı olması da dikkat çekicidir.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Merhamet edene, Rahman da merhamet eder. Yeryüzünde bulunanlara merhamet edin ki semadakiler de size merhamet etsin.” Tirmizî, Ebû Dâvûd, Ahmed İbni Hanbel
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadiste buyuruyor ki: “Merhamet etmeyene, merhamet edilmez.” Buhârî, Müslim, Tirmizî. Ebû Dâvûd
O halde kim olursa olsun veya ne olursa olsun yardıma muhtaç olana yardım etmek ve ihtiyacı olana rahmetle iyilik etmek her Müslümanın ziynetidir. Bize her şekilde yardım eden diğer tüm varlıklara, teşekkür etmek gerekmez mi? Allah’ın izniyle, etinden, sütünden, yününden ve dahi pek çok şeyinden faydalandığımız hayvanlara iyi davranmak kişinin nezaketindendir. Yüce Allah buyuruyor ki: “İyiliğin karşılığı, ancak iyilik değil midir?” Rahman, 60
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Kim bir kuşu boş yere öldürürse, o kuş, avazını Arş’ın etrafını sararcasına yükseltip kıyamet gününde mahşere gelerek şöyle der: “Ey Rabbim! Beni öldürene sor! Niçin boş yere beni öldürdü?”
Ey Müslüman kardeşim, böyle bir soru sorulduğunda nasıl cevap veririz? Korktun değil mi? Öyleyse o günün sorgusundan sakınmak lazımdır. Bu sorunun muhatabı olmamak için dikkat etmelidir.
İbn Abbas’ın, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet etmiş olduğu bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor ki: “Kim av peşinde koşarsa heva ve hevesinin peşinden koşmuş olur, gafil olur.”
Elbette ki kendisinin, ailesinin rızkını sağlamak maksadıyla ve ancak ihtiyacı kadar olmak kaydıyla, avlanan kişiler, bu hadisin kapsamına girmez. Eğlenmek adına spor yapmak gibi bir niyetle ve ihtiyacı olmaksızın avlanmak yasaktır. Ayrıca devletin yetkili makamlarının av mevsimi olarak koymuş olduğu yasaklara da uymak gerekir. Yoksa kaçak avlanmalarla hayvanların neslinin tükenmesine sebebiyet verilmiş olur.
Yine bir zaman Abdurrahman İbnu Abdullah, babası Abdullah’tan rivayet ettiğine göre: “Biz bir seferde Resûlallah ile beraber idik. Resulallah bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada “humara” denen bir kuş gördük. İki tane de yavrusu vardı. Kuş kaçtı. Yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı. Resulallah gelince: “Kim bu zavallının yavrusunu alıp onu ızdıraba attı? Yavrusunu geri verin!” diye emretti.
Bir başka hadiste de Abdullah İbni Amr naklediyor ki: “Resullullah bir keçiyi sağmakta olan bir adama uğramıştı. Ona dedi ki: “Ey kişi, sağınca yavrusu için de süt bırak!”
Bir zaman Ensardan bir kadın esir edilmişti. Esir düştüğü halk, bir akşam evlerinin önünde develerini dinlendiriyordu. Kadın bağlı olduğu ipten çözülerek develerden birine bindi ve kaçtı. Halk, kadının kaçtığını anlayınca, onu aramaya koyuldu, fakat bulamadılar. Kadın, kendisine kurtulma nasip olursa, deveyi Allah için kurban edeceğini söyledi. Kurtulan kadının bu sözünü duyan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Subhanallah! Hayvancağıza ne kötü mükâfat vermiş. Allah onu bunun üzerinde kurtarıyor, o tutup bunu kesmeye kalkıyor, öyle mi? Olacak şey değil!” ve kadının kurtulmasına vesile olan bu devenin kurban edilmesine engel oldu.
Ebu’d-Derdâ’nın rivayet ettiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, fazla yükten dolayı kalkamayan bir deve görünce şöyle buyurmuştu: “Allah bu dilsizler hakkında hayırlı olmanızı tavsiye etmektedir, onlara güçleri ölçüsünde yük vurun!”
Ebu Hureyre’nin Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ettiğine göre: “Günahkâr bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü. Susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız ayakkabısını çıkararak onunla su çekip köpeği suladı. Bu sebeple kadın mağfiret olundu.”
Yine Ebu Hureyre’nin Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ettiği başka bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: “Bu köpek de benim gibi susamış.” deyip tekrar kuyuya indi. Ayakkabısını su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı. Köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti.”
Abdullah İbni Cafer’in rivayetine göre, bir gün, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ensardan birinin bahçesine girdi. Orada bir deve vardı. Deve, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i görünce bir takım sesler çıkardı ve gözlerinden yaşlar aktı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hayvana yaklaşarak başını ve boynunu hörgücüne kadar elleriyle okşadı. Hayvan sakinleşti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bunun sahibi kim?” diye sordu. Ensar’dan bir genç gelerek: “Deve benimdir ey Allah’ın Resulü” dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de şöyle der: “Bunu sana mülk kılan Allah’tan bir deve hakkında korkmuyor musun? Hayvan, onu aç bırakıp, üstelik de yorduğun için senden şikâyetçi.”
Bu konuda Osmanlı Devletinin de örnek teşkil eden bazı uygulamalarından bahsederek yazımızı bitirelim. Hayvanlarla iç içe yaşayan atalarımız, onlara değer veren bir topluluk teşkil etmişlerdir. Bir varmış bir yokmuş dedirtecek tarzda uygulamalara imza atan, dedelerimiz bizlere örnek olmalıdır.
Öncelikle belirtelim ki Türkiye’de resmi olarak kurulan ilk hayvanseverler derneği, İstanbul’da 1912 yılında “Himaye-i Hayvanat Cemiyeti” adı ile kurulmuştur. Bu tabi ki günümüz koşullarına göre kurulmuş bir dernek idi. Evvelinde ise yine vakıflar olarak teşkilatlanmış nice kuruluş bu alanda hizmetler vermiştir. Örneğin; hayvan ve ağaçlar yararına oluşturulan vakıflar, kediler için yapılmış binalar, hayvanların beslenmesi için tahsis edilmiş uşaklar, hayvanların beslenmesi için bırakılan miraslar, sonbahar da geri dönemeyen ve bakıma ihtiyaç duyan leylekler için bakım merkezleri, Bursa’daki Leylek (Gurabahane-i Laklakan), Dolmabahçe’deki kuş ve Üsküdar’daki kedi hastaneleri, Cami ve mezarlıklardaki suluklar, kuş evleri, kuş köşkleri, yük hayvanlarına fazla yük yükleme tarzındaki merhametsiz uygulamalara karşı çıkartılan fetvalar, bu hayvanlara aşırı yükten dolayı ıstırap çektiren insanlara aynı yükü taşıtarak ceza verilmesi, dağlardaki yabani kurtların çiftlik hayvanlarına zarar vermemesi için etlerle beslenmesi gibi daha pek çok uygulama, örf ve adetler, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine olan bağlılığın ne kadar da büyük olduğunun bir göstergesidir.
Sonuç olarak belirtelim ki Allah’ın yaratmış olduklarına gösterilen merhamet, Allah’ın merhametini celb eder. İşte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in de başka bir hadiste “Merhamet etmeyene, merhamet edilmez.” buyurduğu gibi eğer merhamet edilmek istiyorsak, merhamet etmeliyiz. Kalın sağlıcakla.
Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir