Yetimi Terbiye Etmek ve Ona İnfakta Bulunmak

Konu 20 Hadis 20: Bir yetimi terbiye eden ve ona infakta bulunan kimsenin fazileti hakkında

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللهِ بنُ عَبْدِ الوَهَّابِ قال حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بنُ أبي حاَزِمٍ قال حَدَّثَنَا أبي قال سَمِعْتُ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ عَنْ النَّبِيَّ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسلَّمَ قال أنا و كافِلَ اليَتِيمِ في الجَنَّةِ هَكذَا وَ قالَ بِإصْبَعَيْهِ السَّبَّابَةِ والوُسْطَى

Sehl ibnu Sa’d Allah ondan razı olsun, şöyle dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ben, yetimin işine bakan kimse ile cennette şöyle olacağım.” buyurarak şehadet ve orta parmağıyla aralarını biraz ayırarak işaret etti. Buhari, Edep: 24 – (6005)
Yetim kelimesinin karşılığı Türkçe’de “Öksüz” demektir. Türkçe’de ök ifadesi tanrı, rab, veli, ata, dayanak, sığınak, bakan kimse anlamlarında kullanılmaktadır. Böylece öksüz demek, kimsesiz, anasız, babasız demek olur ki “Filan yetimdir.” dediğimiz zaman, bu kişiye bakan kimse yok diye anlaşılır.
Ök kelimesini anlamak için farklı bir örnek verelim. Örneğin ökçe ayağımızın alt arkasındaki kemiğin adıdır. Vücut bu kemiğe dayanarak ayakta durur. Ökçeyi kaldırırsanız vücut yere yıkılı ve ayakta kalamaz. Bu kemiğe bir nevi dayanak kemiği de denilse yeridir.
Arapçası yetim olan öksüz, anasını veya babasını veya ikisini birden kaybetmiş olan bir çocuk için kullanılır. Çocuk diyorum çünkü çocuk büyüyüp, iş güç sahibi olduğunda, kendisine bakabilecek seviyeye geldiğinde artık ona yetim denmez.
Kur’an-ı Kerim’de yetimlerle ilgili o kadar çok ayet vardır ki, bu da Allah’ın katında, yetimlere yardım etmenin ne kadar değerli bir iş olduğunu vurgular. Bununla beraber Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de yetimlere bakmanın, onları ıslah etmenin önemine sık sık dikkat çekmiştir. Çünkü yetimler bize Allah’ın emanetidir.
Ayrıca yetimlere bakmak, ölen anne ve babalarına karşı bir vefa borcumuzdur. Düşünelim bir kere, ya ölen bizler olsaydık ve yetim kalanlar bizim çocuklarımız olsaydı, onların sefil bir halde ortada kalmalarını istermiydik? Hayır, elbette ki istemezdik. O halde bize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi, asla başkalarına yapmamalıyız. Şimdi, ölen ve ardında yetimler bırakan kardeşlerimize karşı neden vefa borcumuz olduğunu anladık, öyle değil mi?
Ayrıca bu çocuklar, bakımsız, eğitimsiz, dinsiz, imansız büyürlerken kurda, kuşa yem olmazlar mı? İlerde toplumun başına belâ olsalar, bunun suçlusu kim olur? O halde bu nokta da Kur’an-ı Kerim’de geçen ayetlerden bazılarına göz atalım. Belki ibret alıp da Allah’tan sakınanlardan oluruz.
Bakara, 83: “Bir zamanlar İsrailoğullarından kesin bir söz almıştık. Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz ve anne-babaya ve yakınlık sahibi olanlara ve yetimlere ve yoksullara ihsanda bulunun ve insanlara iyiyi ve güzeli söyleyin ve namazı kılın ve zekatı verin. Sonra sizden pek azınız hariç, yüz çevirdiniz. Siz halâ yüz çevirenlersiniz.”
Bakara, 177: “Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz iyilik değildir. Bununla birlikte iyilik, kişinin, Allah’a ve ahiret gününe ve meleklere ve kitaplara ve peygamberlere inanması ve akrabaya ve yetimlere ve yoksullara ve yolda kalmışlara ve dilenenlere ve özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara, sevdiği maldan vermesi ve namazı kılması ve zekatı vermesidir. Söz verdikleri zaman sözlerine vefalı olanlar ve sıkıntıda ve hastalıkta ve şiddetli savaş anında sabırlı olanlar, işte onlar doğru sözlü olan kimselerdir. İşte onlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.”
Bakara, 215: “Sana, neyi infak edeceklerini / harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İyilik olarak her ne infak ettiysen, ana baba ve akrabalar ve yetimler ve yoksullar ve yolda kalanlar içindir. Hayır olarak her ne yaptıysan, Allah onu en iyi bilendir.”
Bakara, 220: “Dünya ve ahiret hakkında… Ve sana yetimlerden soruyorlar. De ki: “Islâh etmek onlar için hayırlıdır. Ve eğer onlara karışırsanız / bir arada yaşarsanız artık onlar sizin kardeşlerinizdir.” Allah, bozguncuyu, ıslâh edenden bilir / ayırt eder. Eğer Allah dileseydi, sizi sıkıntıya sokardı. Muhakkak ki Allah, mutlak üstündür, hikmet ve hüküm sahibidir.”
Nisa, 36: “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.”
Bir yetimi korumak, kollamak, onu yetiştirip güzel bir insan haline gelmesinde destek olmak ne büyük bir sevaptır. Bir yetimi kurtarmak, tüm insanları kurtarmak demektir. İster yakından, isterse uzaktan olsun ama ne olursa olsun, bir ufacık iyilik dahi olsa, elden ne gelirse yapılmalıdır.
Bu yolda kişilerin, toplumun, devletin görevleri vardır. Devlet kimsesiz çocukların barınması, bakımı ve eğitimleri için yuvalar inşa edip, öğretmenler yetiştirmelidir. Toplum, her alanda yetimleri himaye edici tedbirler almalıdır. Bu alanlarda çalışan hayır kurumları oluşturulmalı ve bu hayır kurumlarının şemsiyesi altında kişiler toplanmalıdır. Kişiler de mümkünse ücretli veya ücretsiz hem devletin, hem de hayır kurumlarının, derneklerin veya vakıfların bünyesinde çalışmalıdır. Buna gücü yetmeyenler de bu kurumlara maddi veya manevi destek olmalıdırlar. Kimisi malıyla, kimisi de duasıyla destek olur.
Örneğin, günümüzde, yasalarımıza göre bu günkü şartlarda, yoksul ve korunmaya muhtaç çocuklara ve ailelere bakım, eğitim, sağlık, kültür hizmetlerini sistemli bir biçimde sunmak için, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, eski adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu bulunmaktadır. Bu kurumdan kimsesiz çocuklar, eğer yasaya göre şartlarınız uygunsa, evinizde bakmak üzere evlatlık veya bakıcı anne olarak alınabilir. Buna gücü olan böyle yapar, yok eğer kişi buna muktedir değilse, o zaman kurumda gönüllü anne olarak hizmet edebilir veya maddi bağışta bulunabilir.
Eğer çevrenizde anne babasından birisi ölmüş ve kıt kanaat geçinen aileler var ise, ki bunlar mahalle muhtarlarından veya okulların müdürlerinden öğrenilebilir, bu ailelere gıda, giyim yardımı yapılabilir. Bir kaç kardeş bir araya gelerek imkanlar birleştirilirse daha iyi neticeler alınabilir.
Zengin olanlar, zekatlarını yetimlerin ailelerine verebilir. Okumaya hevesli yetim çocuklar, aylık burslar ile desteklenebilir. Ramazan fıtralarınızı bu ailelere vermek, kurban bayramında kesilen kurbanın etinden bir pay da bunlara infak etmek ne güzel bir davranış olur.
Bir yetimi okutmak, eğitimine burs sağlamak ve öğrenimi için dersler vermek çok büyük hayırlardandır. Öğretmen olanların Allah rızası için yetim olan çocuklara, ücretsiz ders vermesi de büyük sevaptır.
Allah yolunda savaşıp, savaşlarda birilerini öldürmekten ziyade esas olan cihat öldürmek değil yaşatmaktır. Unutmamalıdır ki her şeyin bittiği yerde savaş başlar. O halde barış için, savaşmak değil, savaşı önlemek mühimdir. O halde savaşı önlemenin yolunu iyi bilmek lazımdır. Savaş ancak eğitimle ortadan kaldırılabilir. Çünkü savaş cahillikten çıkar. Cahilliğin ilacı da eğitimdir. Öyleyse çocuklarımızın, gençlerimizin, yetişkinlerimizin ve dahi kendimizin, Allah’ın emirleri, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetleri ışığında, Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde, pozitif ilimleri öğrenmesini sağlamak, akl-ı selim her insanın, vicdani ve dini görevidir. Hem birey olarak, hem de toplum ve devlet olarak, el ele vermeli ve yeryüzünde cahillik kalmayana dek mücadele etmelidir. Bu mücadelenin en önemli bir kolu da yetimleri ıslah etmektir. Kimsesizlere kimse olmak, onları imanlı birer Müslüman olarak yetiştirmek, Dünya’da da ahirette büyük kazançtır. Elbette bunu yapan, Allah katında karşılığını eksiksiz olarak olacaktır. Yapmayan ise bilsin ki Allah, hiç bir şeye muhtaç değildir. Çünkü kimsesizin kimsesi, yetimin koruyucusu olan Allah, Subhan’dır, Ğani’dir.
Kalın sağlıcakla. Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir