Misafirin Hakkı ve Misafire Hizmet

Konu 19 Hadis 19: Misafirin hakkı ve misafire hizmet hakkında

حَدَّثَنَا أبدُ اللهِ بْنُ محمَّدٍ حَدَّثَنَا ابن مهْدِيِّ حَدَّثَنَا سُفْيانُ عن أبي حصينٍ عن أبي صالِحٍ عن أبي هُرَيرةَ عن النَّبِيِّ اللهِ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسلَّمَ قال مَنْ كانَ يُؤْمِنُ باِللهِ و اليَوْمِ الآخِرِ فَلَا  يُؤْذِ خَارَهُ وَ مَنْ كانَ يُؤْمِنُ باِللهِ و اليَوْمِ الآخِرِ فَليُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَ مَنْ كانَ يُؤْمِنُ باِللهِ و اليَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيرًا أوْ لِيَصْمُتْ

Ebu Hureyre, Allah ondan razı olsun, şöyle dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun!”
Buharî, Edep: 85 – (6136)
Allah’a iman eden bir kimsenin özelliklerinden biri de misafire ikramda bulunmasıdır. Bunun yanında komşusuna eziyet etmemek, aksine onlara iyilik etmek de bir mü’minin ahlakındandır. Mü’min olan kişi, iyi ve güzel sözler söylemeli, söyleyemiyorsa da susmalıdır. Misafir Allah’ın misafiridir. Evine misafir gelen kimse, bu şekilde düşünmelidir. Böylece gelene hürmet ve saygı ile hizmet etmeli ve onu hoşnut etmeye çalışmalıdır. Çünkü misafirin memnuniyeti, Allah’ın hoşnutluğudur. Allah’ın rızasını kazanmak isteyen, evine gelen misafirin rızasını almalıdır. Misafire hizmet etmek, onun gönlünü hoş tutup, misafirliği süresince onu rahat ettirmek Müslümanlığın bir şiaridir.
Yine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadiste buyurdu ki: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna ikramda bulunsun. Misafirlik üç gündür. Üç günden sonrası ise ev sahibi için sadakadır. Bir misafirin, ev sahibine sıkıntı verecek şekilde rahatsızlık vermesi helal olmaz. Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun!”
Buharî, Edep: 85 – (6135)
Misafirin bir eve gelmesini Allah’tan gelen bir rahmet ve bir bereket olarak bilmek lazımdır. Ona ikram edilen yiyecek ve içecek esirgenmemelidir. Misafir bir eve şeref verir. Bu şereften ve sevabından mahrum kalmamak için gayret etmelidir.
Hadiste bahsedildiği gibi misafirlik üç gündür. Bu elbette üç günün sonunda misafiri kovalım demek değildir. Bu üç gün misafire yedirip, içirmek misafirin hakkıdır, diğer günler ise ev sahibinin sadakasıdır demektir. Misafiri özenle ağırlamak, imkânlar nisbetinde onu memnun etmekte aşırıya kaçılmamalıdır. Evimizde ne varsa mevcut olanın en iyisini ona sunmak gerekir. Misafiri ağırlayacağım diye borca girmek ve mali bütçeyi aşmak uygun olmaz. Gelen misafiri aşırı hizmet ile de utandırmamak, geleni geldiğine pişman ettirmemek önemlidir.
Hikmet ehlinden birini yemeğe davet ederler. O da der ki: “Şu üç şartla kabul ederim. Tekellüf, zulüm ve hıyanet.”
Tekellüf, evinde bulunmayan şeyi zahmet ve masrafa girerek getirmektir. Hıyanet ise evinde olanı misafire ikramdan sakınmak ve zulüm de evde bulunan her şeyi misafire verip, çoluk çocuğu aç bırakmak demektir.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in amca oğlu Ali b. Ebu Talib,Allah ondan razı olsun, bir zaman, yemeğe davet edilince dedi ki: “Üç şartla kabul ederim. Bir şey almak için çarşıya gitmeyeceksiniz. Evinizde olanı da esirgemeyeceksiniz. Benim yüzümden çoluk çocuğunuzu da aç bırakmayacaksınız.”

Misafir ağırlamayı çok sevmek aynı zaman da İbrâhim aleyhisselam’ın da sünnetidir. İbrâhim aleyhisselam, misafirlerine karşı oldukça güler yüzlü idi. O yumuşak huylu bir insandı. Misafirlerinin selâmını en güzel şekilde alır, onları evine buyur ederdi. Yemek hazırlamak için onların yanından yavaşça dışarı çıkar, evindeki en değerli şeylerden misafirlerine en güzel şekilde ikrâm ederdi. En güzel özelliği de bu ikramı bizzat kendisinin yapmasıdır ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in de ahlakına ait bir davranıştır.
Misafir bir eve girdiği andan gidene kadar o ev halkının koruması altındadır. Ona zarar gelmemesi için çaba gösterilmelidir. Olası bir hastalıkta, onu doktora götürmeli ve tedavisi için yardımcı olmalıdır.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Misafir rızkı ile gelir.” Evet, misafir rızkı ile gelir. Misafire ikram etmek, güzelce ağırlamak gerekir. Misafire yedirilecek şeylerden korkmamalı, misafire ikram etmeyi ganimet bilmelidir. Ne güzel demişler: “Misafir on kısmetle gelir, birini yer, dokuzunu bırakır.”
Evde bulunan şeyleri Allah rızası için, bolca ikram etmelidir. Bu israf değildir. İsraf, Allah rızası için olmayan şeydir.
Misafir, güler yüzle, tatlı dille karşılanmalı ve yine aynı şekilde uğurlanmalıdır. Evde iken hoş sohbet edilmeli, onu zorlayıcı, kırıcı sözler edilmemelidir. Yolcu ederken, “Gelişinizden çok memnun kaldık, inşaallah tekrar bekleriz.” diyerek karşıdakini minnet altında bırakmamalıdır. Misafirde hayır dua etmeli ve “Biz de memnun olduk. İnşaallah siz de gelin! Biz de bekleriz.” Diyerek Müslümanlara yakışan davranışlar sergilemelidir. İki tarafta bilmelidir ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Misafirin duası makbuldür.” diye buyurmuştur.
Ev sahibinin görevi misafiri ağırlamak olduğu gibi, misafirin görevi de kendisine ikram edilen şeyleri memnuniyetle kabul etmek ve bu ikramları asla küçümsememektir. Misafirin çok önemli bir diğer görevi de, evinde misafir olduğu kimsenin maddî gücü zayıfsa, orada gereğinden fazla kalarak onu zor durumda bırakmamaktır. Misafirini ağırlayabilmek için başkalarından borç almasına sebep olmak doğru bir davranış değildir.
Müslim’in bir başka rivayetine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
– “Bir müslümanın din kardeşinin yanında onu günaha sokacak kadar kalması helâl değildir.”
Ashâb-ı kirâm:
– Yâ Resûlallah! İnsan din kardeşini nasıl günaha sokar? diye sorunca:
– “Misafirini ağırlayacak bir şeyi bulunmayan kimsenin yanında oturup kalmakla.” buyurdu.
Müslim, Lukata 15, 16
Aşka bir konuya daha temas etmek istiyorum. Dindar olmanın nasıl olması gerektiği ile ilgili olarak uygulamada yapılan bir hataya dikkat çekmek gerekli oldu. Bazı kimseler kendisini dini ibadetlere tamamem kaptırıp, diğer vazifelerini ihmal edebiliyor. Kendilerince çok ibadet etmekle daha iyi bir Müslüman oldukları zannına kapılabiliyorlar. Bu oldukça hatalı bir zandır. Çünkü, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bizim için bir örnektir. Onun bile yapmamış olduğu şeyleri, bizlerin yapmaya çabalaması bizi ondan daha iyi bir Müslüman mı yapar?  Elbette ki hayır! Madem ki hayır, o halde sınırı iyi bilmelidir. İşte o sınır da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’dir. İnsanın yapması gereken sadece namaz kılmak, oruç tutmak değildir. Bunlarla beraber Allahu Tealâ’nın vermiş olduğu diğer pek çok vazifeyi de yerine getirmek icab eder. Bu konuyu şu hadisle aydınlatalım.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû’d Derdâ ile Selmân’ı Allah onlardan razı olsun, kardeş yapmıştı. Bir zaman Selmân, Ebu’d Derdâ’yı ziyarete gider. Gittiğinde Ebû’d Derdâ’nın karısının çok perîşân bir elbise içinde olduğunu görür. Sebebini sorduğunda, Ebu’d-Derdâ’nın dünyâ işleriyle uğraşmayıp sırf âhiret işleriyle uğraştığını, yânî devamlı namaz, oruç gibi nafile ibâdetlerle uğraştığını, bu yüzden ailenin fakîrlik içinde kaldığını öğrenir. Selmân o gün Ebu’d-Derdâ’da misafir kalır. Onun geceleyin yaptığı bâzı ibâdetlerine mâni olur.
Gecenin son vakti olunca Selmân: “Artık şimdi kalk” der ve kalkıp beraber namaz kılarlar. Namâzın ardından Selmân, Ebu’d Derdâ’ya der ki: “Muhakkak ki senin üzerinde Rabb’in için bir hak vardır. Kendin için de senin üzerinde bir hak vardır. Ailen için de üzerinde bir hak vardır. Misafirlerin için de üzerinde bir hak vardır. Öyleyse her bir hak sahibine hakkını ver!”
Sonra Ebu’dDerdâ, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna gelip bu vak’ayı arzedince, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Selmân doğru söylemiştir.”
Kalın sağlıcakla. Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir