İstikamet Üzere Olmak

Konu 16 Hadis 16: İstikamet üzere olmak hakkında

وَ عَنْ أبِي عَمْرٍ و٬ وَقيل : أبي عَمْرَةَ سُفْيَانَ بْنِ عَبْدِ الله رضي الله عنه قَالَ : يَا رسول الله قُلْ لِي فِي الإسلاَمِ قَوْﻻً ﻻأسأل عَنْه أحدًا غَيْرَكَ. قَالَ : قُلْ : آمَنْتُ بِاللهِ ثُمَّ اسْتَقِمْ. رواه مسلم

Ebu Amr’dan… Ve denildi ki: Ebu Amre Süfyan b. Abdullah Allah ondan razı olsun, şöyle dedi: “Ya Resulullah, bana İslamiyet hakkında bir şey buyur ki, artık senden başka hiç kimseye sormayayım.” Dedi ki: “Allah’a iman ettim de! Sonra istikamet sahibi ol!” Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.
Muhyiddin En Nevevi, Riyazu’s-Salihin: 8, 85, syf: 420-421 Abdulkadir Akçiçek çevirisi
Musannif merhum, bu hadis-i şerif üzerine şöyle bir açıklama yaptı: “İş bu hadis-i şerif İslam binasını kuran temel taşlardan bir hadis-i şeriftir. Bunda verilen kesin emir şudur: “Altı iman esası üzerine iman binanı sağlam kur!” İman esaslarını dilinle tekrarla, kalbine de yerleştir! Bundan sonra amel işlerine koyul, olmaya ki, yaptığın işler imanını bozan şeylerden ola. Tüm emirleri yerine getir, tüm yasaklardan kaçın! Zira istikamet manası çok temiz ve parlaktır. En küçük kötülük tozu onda görünür.”
Allahu Teala buyurdu ki: “Öyle ise emrolunduğun gibi istikamet üzere ol! Beraberindeki tövbe edenler de istikamet sahibi olsunlar! Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür. ” Hud, 112
İstikamet üzere olmak ifadesi gittiği yönü bozmamak, istikameti muhafaza etmektir. Aynca Fatiha suresinde geçen müstakim de de bu incelik göze çarpmaktadır. Yani Festekim istikamet üzere ol demektir. Cenab-ı Allah burada istikamet üzere olunmasını buyuruyor. İncelik istikamet kelimesindedir. Cenab-ı Hak bu ayetle buyuruyor ki “Artık sizlere İslamiyetin şeriatini gösterdim. Sizler de bunu idrak ettiniz ve tövbe ederek imana geldiniz. Artık bundan sonra size emrettiğim şekilde şeriate uymak yakışır. Zerre kadar emrettiğim şeıiatin hudutlarından çıkmayın ve bu yolda, bu istikamette durumunuzu muhafaza edin. Bulunduğunuz halde yönünüzü bana çevirdiniz, bu istikametinizi sakın bozmayın. Başınıza ne gelirse gelsin, sizi bu istikametten çevirmek isteyecek pek çok dâhili ve harici düşmanlarınıza karşı direnin ve bana olan yönünüzü bozmayın.”
Bir şeye kavuşmak için ne emekler harcanıyor değil mi? Ama kavuşmakla iş bitmiyor. Elde etmek güzel ama önemli olan bunu muhafaza ettirmek, elde tutabilmektir. İstikamet üzere olmakta budur işte, imanı muhafaza etmek, elde tutmak ve emredilen şeriatin hudut dairesi dâhilinde en hassas şekilde yaşamaktır
İstikamet üzere olmak, bir insanın girdiği doğru yolda, eğriliğe sapmadan kalmasıdır. İman ettikten sonra bu imanında sabit kalmak, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ne getirmişse ona canla başla uymak, sırat-ı müstakim’den ayrılmamaktır.
Bu emir Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şahsında aslında tüm Müslümanlara verilmiştir. Bu tarz emirlerden kendimize de görev çıkartmalıdır. Burada bazı yerlerde gördüğüm bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek isterim. Şöyle ki; “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem doğru yolda değil miydi de Allah böyle bir emir verdi?” sorusunu cevaplamaya çalışan kardeşlerimiz “O zaten doğru yoldan çıkmamıştır ki…” diyerek sanki burada bir yanlışlık varmış gibi bir savunmaya girişmektedirler.
Kardeşlerim, bu ayet çok açıktır ki başta Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere tüm Müslümanlara verilmiştir. İlk basamak olan iman basamağı artık çıkılmış, doğru yola girilmiş ve emir ve yasaklar uygulanmaya başlamıştır. Bu durumda olan bir Müslüman’a bu halini devam ettirmesi emredilmektedir. Yoksa yanlış yolda olan birisine bu yoldan dönmesi ve doğru yola girmesi emredilmemektedir.
Çünkü iman edenlere şeytanlar çok musallat olurlar. Gaybi şeytanlar olduğu gibi insanlardan da şeytanlar vardır. İşte bunlar bir Müslümanı engellemek isterler. Girmiş olduğu Allah’ın doğru yolundan onu döndürmek için çabalarlar. Bu nedenle bir kişinin bu yolda istikametini muhafaza etmesi çok zor olduğu için karşılığı da çok büyüktür. Allah’ın yanında çok değerli bir iştir.
Bu aşamada bu yolda kişiye en büyük düşman da yine kendisidir. Yani nefsidir. Nefs olur olmadık şeyler ister. Yerine getirilmez ise yapmadığını bırakmaz. Bu sebeple nefse karşıda dikkatli olmak lazımdır.
Demek ki üç düşman olan, gaybi şeytanlar, kötü insanlar ve nefsimiz el ele vermiş bizi istikametten ayırmaya uğraşıyorlar. Bunlar kalbimize vesvese verirler. Sanki kendi düşüncemizmiş gibi algılarız. Bu vesveseyi de bir güzel süslerler. İşte bu noktada bunlara kanmamalıdır. Nefsin vesvesesi ile şeytanın vesvesesini birbirinden ayırt edersek de işimiz kolaylaşır. Nefsin vesvesesi devamlıdır. İllaki istediğini yaptıracak. Yapsan da istemekten vazgeçmez. Şeytanın ki ise geçicidir. Eğer yenilmezsen o konuda ısrarı bırakır. Seni yenebileceği başka bir yol dener.
İşte eğer istek devamlı ise bunun nefsimizden olduğunu anlayacağız. Nefsi alt etmenin yolu, küçük bir çocuğu ikna etmeye benzer. İstediği haram ise o isteğine uygun helal bir şey ile onu teskin edip, rahatlaymak lazım gelir. Zararlı bir şeker isteyen bir çocuğa, balon almayı teklif etmek gibidir. Şeytandan ise Allah’a sığınarak korunabiliriz. Kötü insanlardan da Allah’ın dostu kimselerle arkadaşlık yaparak kurtulabiliriz.
Gel iman et Rabbine, etme hayatını virân,
Tevhitle sarıl Kur’an’a, uzak kalma bir ân,
Gel itaat et o Resule, istikamette ol her ân,
Aşkla sarıl İslâm’a, Allah de bir de Rahman.
Sağlıcakla kalın. Sevgi ışığınız kalbiniz rehberiniz olsun.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir