Kibirden Uzak Durup, Alçak Gönüllü Olmak

Konu 15 Hadis 15: Kibirden uzak durup, alçak gönüllü olmak hakkında

 

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ بْنُ مُسْهِرٍ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ بْنُ مَيْمُونٍ الرَّقِّيُّ حَدَّثَنَا  سَعِيدُ بْنُ مَسْلَمَةَ جَمِيعًا عَنْ اﻻَعْمَشِ عَنْ إِبْرَاهِيمَ عَنْ عَلْقَمَةَ عَنْ عَبْدِ اللهِ قَالَ قَالَ رَسُولَ اللهِ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسلَّمَ : ﻻ يَدْخُلُ الجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ كِبْرٍ وَ ﻻَ يَدْخُلُ النَارَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ

Bize Suveyd ibnu Said rivayet etti. Bize Ali ibnu Mushiri rivayet etti. Bize Ali ibnu Meymun Er Rakkiyyu rivayet etti. Bize Said ibnu Mesleme rivayet etti. Hepsi, El A’meş’ten, o da İbrahim’den, o da Alkame’den, o da Abdullah’tan, o dedi ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kalbinde bir miskal hardal tanesi kadar kibir olan kimse Cennete girmez ve Kalbinde bir miskal hardal tanesi kadar iman olan kimse ateşe girmez.” İbn-i Mace, Zühd: 16 – (4173)
Kibir, kendini başkalarından üstün görmektir. Kalp hastalıklarındandır. İslâm ahlakının hoş görmediği zararlı duygulardandır. Kibrin bir de kardeşi vardır ki buna da “Ucb” denir. Ucb ise kendini beğenmek demektir. Aralarındaki fark davranışın dışarı yansıması halidir. Eğer kişi kendini beğenmesini dışarı vurursa buna kibir denir. Eğer ki içinde tutar da kendi kendine büyüklenirse buna da ucb denir.
Kibir, kendini beğenmenin yanında, başkalarını beğenmeme ve kendini diğerlerinin üstünde görme davranışıdır. Her insana bu tarz olumsuz davranışlar doğuştan gelir. Bu duyguların aslı helaldir. Muhakkak bir sebeple yaratılmışlardır. Burada dikkat edilmesi gereken husus sınırı aşan davranışlardır. Yanlış olan kendini beğenmenin aşırıya kaçması ve bunu kendinden bilmektir. Allahu Teala tarfından kendisine lütfedilen nimetlerin kendisine ait olduğunu sanmak ve Allah’tan bilmemektir.
Kendini beğenmek doğaldır, ancak aşırı olanı, yani temelsiz büyüklenme çok çirkindir. Bunun dışarıya taşması da kibrin alametidir ve kişiye büyük zararlar verir. Güzelliklere sahip olunması ancak Allah’ın bunları bize vermiş olması ile olmuştur. İyi ve güzel hassalarımızdan dolayı Allah’a şükretmek ve “Ya Rabbi! Senin yarattığın şu şey ne kadar da güzel! Maşaallah, bu ve benzeri ne varsa yalnızca sana aittir.” demek lazımdır.
Kibir yalnızca insanlara karşı olmaz. Tüm canlılara karşı da kibirlenmek yasaklanmıştır. Kendimizi diğer canlılardan üstün görmemeliyiz. Aksine onların, Allah’ın yaratmış olduğu alemlerin, bir parçası olarak kendimizi kabul etmeliyiz. Diğerlerine karşı üstünlüğümüz ancak Allah’ın aziz kılması iledir. O da sadece gerçekten insan olabilenlere mahsustur. Besmelenin hakikatine erenlere özeldir. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla derken Allah tarafından halife vazifesiyle görevlendirilen bir memur olduğumuz unutmamalıdır. Yaptığımız her işi O’nun adıyla yapmaktayız. O halde her şeyin bize itaati Allah’ın emrinde olmamızdan dolayıdır. O’nun adına iş yapıyor olmamızdandır.
Ayrıca “la havle ve la kuvvete illa billah.” diyerek Allah’tan başka bir kuvvet ve iradenin olmadığını kabul ederiz. Madem ki bizler, Allah adına ve ancak O’nun dilemesi ve sadece O’nun verdiği güç ile bir işi yapıyoruz, o halde tüm bunları kendimizden bilerek, haddimizi aşmamalıyız. İşte bu sınırı aşarsak tüm canlılara kariı büyüklenmenin yanında en tehlikelisi de Allah’a karşı kibirlenmiş oluruz.
Kibrin diğer ucu ezikliktir. Kibir ifrattır, eziklik de tefrittir. Bunların ortası ve makbul olan huy ise tevazudur. Ancak tevazuyu eziklik ile karıştırmayalım. Tevazu, yani alçak gönüllülük tam da olması gerekendir. Kibir davranışı kabul edilemez, eziklik de kabul edilemez ama tevazu bizden beklenen davranıştır.
Kibir, Allah’ın hiç sevmediği ve şiddetle yasakladığı büyük günahlardan biridir. Allahu Tealâ buyuruyor ki:
“Kibirlenip de insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.” 31 / Lokman, 18
“Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma!” 17 / İsrâ, 37)
Eğer Allah Teâlâ bir kişiye nimetler lûtfetmişse, kibirle değil, şükürle karşılık vermesi gerekir. Çünkü bir kula yakışan da budur. Bir Müslüman’a ancak tevâzû ve şükür yaraşır. Bir kulun başka kişileri hakir görmesi, o kimseleri üzeceğinden, kibir yapanın kul hakkına girmesine neden olacağından oldukça tehlikelidir ve her şeyden önce de Allah’a karşı saygısızlıktır.
Kibir, insanı kendisinin düşündüğü gibi yüceltmez. Tam aksine hem insanları yanında hem de Allah’ın katında rezil eder de o alçaltıldığının farkına bile varmaz. Böylece zalimlerden olur. Allah’ın azabına layık hale gelir. Elbette zararın neresinden dönersen kârdır misali bir an önce yaptığının farkına varıp da tövbe edenler ve salih işler yapanlar hariç. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse kibirlene kibirlene sonunda zâlim cebbârlar grubuna kaydedilir. Böylece onlara verilen ceza buna da verilir.”
 Kişinin büyüklenip kendisini olduğundan üstün görmesi, kendini beğenmesi ve herkesten kıymetli olduğuna inanması, onun sonu olabilir. Bu sebeple en baştan bu hastalığa kapılmamak esastır. Eğer kendimizi murakabe edip de bu tarz bir duygunun varlığını sezersek, hemen bunun tadavi yolları aranmalıdır.
Bunun tedavisi kul olmaktır. Sahip olduğumuz düşündüğümüz her neyimiz varsa bunların yalnızca Allahu Tealâ tarafından verildiğini düşünmek ve şükretmek bize her daim kulluğumuzu hatırlatacaktır. Bununla beraber elbetteki bu fani Dünya’da bir gün bizimde öleceğimizi hatırlamamız bu hastalığın en kuvvetli ilacıdır. Ölümü hatırlamak inşaallah, bir tane bile kalp hastalığı bırakmaz.
Her şeyin olduğu gibi nefsimizin de bu Dünya hayatında bir sonunun olduğunu düşünmek, akıllı kimselerin yapacağı bir iştir. Öyleyse akıllı olalım ve ölümlü bir fani olduğumuzu unutmadan her zaman Allah’a şükredelim. Mülkün asıl sahibinin Allah olduğunu asla aklımızdan çıkarmayalım. Göklerdekiler, yeryüzündekiler ve ikisinin arasındakiler Allah’a aittir. Muhakkak ki Allah, Hakim’dir, Melik’tir.
“Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan.” Yunus Emre
Kibrin kaynağı cahilliktir. Allah’ı bilmeyen, ilimden mahrum kimseler büyüklenmekle kendilerindeki eksikliği kapatmaya çalışırlar. Gerçeği bilseler bile başkalarına zulüm yaparak kendilerini iyi hissetmeye uğraşırlar. Oysa ki ilim sahipleri, hakikate ermiş kimseler, Allah’ın büyüklüğünü görmüş ve bu büyüklük karşısında, hayretler içerisinde secdeye kapanmışlardır.
“…Kulları içinde Allah’tan ancak âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.”
35 / Fatır, 28
Kibirlilik ve kendini beğenmişlik, aynı zamanda tavır ve davranışlarda, giyim kuşamlarda da ortaya çıkar. Abartılı elbiseler, adetin ve örfün dışında başkalarına hava atmak için pahalı ve süslü kıyafetler giyinmek kibir belirtisidir. Asıl olan yerine ve zamanına göre sosyal statüye uygun tarzda giyinmek ve kuşanmaktır. Nerede ne giyinilmesi gerekiyorsa onu giymek lazımdır.
Elbette Allah verdiği nimeti kulunun üzerinde görmekten hoşlanır. Ancak kibire kapılmadan güzel elbise giymekte ve kılığımızı güzelleştirmemizde bir sakınca yoktur. Giyilenler, takılanlar kibre sebep olursa o zaman mahzurludur. Bu, yerine göre hareket etmek demektir. Her sosyal ortamın kendisine göre bir kıyafet tarzı vardır. Bunlardan farklı, sırf dikkat çekmek ve havalı olmak için giyinmek, burnu yukarıda hareket etmek ve çalımlı çalımlı yürümek çok çirkindir. Hakikatte ise en güzel elbise, muhakkak ki takva elbisesidir.
“Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki düşünüp, öğüt alırlar.”
7 / A’raf, 26
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de bu hususta şöyle buyurmuştur: “ Allah Teâlâ, böbürlenerek elbisesini yerde sürüyen kimsenin kıyamet günü yüzüne bakmaz.” Buhârî, Libâs, 1, 2, 5; Fedâilü’s-sahâbe, 5; Müslim, Libâs, 42-48
Bir başka önemli olan hususu da belirtelim. Tevâzûda aşırıya kaçmak. İşte bu gizlenmiş kibirdir. Kendisine “Ne kadar da tevazu sahibi bir kişi” desinler diye olmadığı halde tevazuyu abartmak çirkin bir davranıştır ve kendisine de bir fayda sağlamaz. Tevazu maskesinin altında aslında kişi, büyüklenmektedir. Bir yandan da şeytanların vesvesesine maruz kalır ki yaptığı yapacağı hepsi boşa gider. Tevazu yapıyorum diye kibre düşmüş olur.
Tevazu kendisini alçaltmak değildir. Tevazu nimetin Allah’tan olduğunu bilmektir. Kendisini başkalarından büyük görmemek ve başkalarından küçük de görmemektir. Kendini olduğun gibi görmendir. Çünkü sen neysen osun. Örneğin “Bu fakir, bu aciz kulunuz, bu acizane yardımları yapabildim, ben kapınızda bir hizmetkârım…” gibi bir takım sözlerle sözde tevazu ile hareket ettiğini gösterip, tevazusuyla hava atmaya çabalayan kimse, gerçekte kibir yapmaktadır. Bu tam bir riyadır. Yani yalandır.
Her yerde, her zaman nasıl konuşuyorsak, o zamanda da aynı o şekilde konuşmalıdır. Bu bizde var mı? Diye bir düşünce hasıl olabilir. Bunun terazisi “Yalnızken yaptığımız davranışlar, söylediğimiz sözler”dir. Eğer kişi herkesin içinde yaptıklarını, yalnızken de yapıyorsa veya tersi, o kişi samimidir. Bunun aksine davranan ise riyakâr grubuna aittir. Öyleyse hemen kendisine çeki düzen vermelidir.
Asıl tevâzû, insaflı olmak, Hakkı kim söylerse söylesin kabul etmektir. Allah’ın emirlerine karşı itaatkâr olmak, mümkünse her işini kendisinin yapmasıdır.
Diğer taraftan kibir şeytanın sıfatıdır. Âdem aleyhisselam’a secde etme emrine karşı gelerek büyüklendi. Allah’a isyân etti ve bu isyanında da ısrar etti. O halde şeytannın bir sıfatı olan kibirden uzak durmalıdır. Eğer bir yanlışımız varsa ve bir kardeşimiz de bizi uyarıyorsa hemen kendimizi hesaba çekmeli ve bundan vazgeçmeliyiz. Firavun gibi, Karun gibi büyüklenenlerin sonunu görmek gerekir. Bunların başına gelenlerden ibret almalıdır. Artık kibirden ve ucubtan uzak duracaksınız, öyle değil mi?
Sağlıcakla kalın. Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir