İyiliği Emretmek, Kötülükten Men Etmek

Konu 14 Hadis 14: İyiliği emretmek, kötülükten men etmek hakkında

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةَ بْنُ هِشَامٍ عَنْ هِشَامٍ بْنِ سَعْدٍ عَمْرِ وَ بْنِ عُثْمَانَ عَنْ عَصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ عُثْمَانَ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائشَةَ قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسلَّمَ يَقُولُ: مُرُوا بِالمَعْرُوفِ وَانْهَوْا عَنْ الْمُنْكَرِ قَبْلَ أَنْ تَدْعُوا فَلَا يُسْتَجَابَ لَكُمْ

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe rivayet etti. Bize Muaviye b. Hişam, Hişam b. Sa’di Amr ve b. Osman’dan, o da Asım b. Ömer b.Osman’dan, o da Urve’den, o da Aişe’den rivayet ettiğine göre dedi ki:  Ben, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle dediğini işittim: “Size icabet edilmeyen, cevap verilmeyen dua etmenizden (Dualarınızın kabul edilmeyeceği o günler gelmeden) önce, iyiliği emredin ve kötülükten men edin!”
İbn-i Mace, Fitneler: 20 – (4004)
“Emr-i ma’ruf ve nehy-i anil münker.” ifadesinin manası iyiliği emretmek ve kötülükten men etmektir. Emr-i ma’ruf ve nehy-i anil münker, farzdır. Allahu Tealâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle emretmektedir:
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.”
3 / Âl-i İmran, 104
Ma’rûf, iyi olarak kabul edilen tüm söz ve davranışlardır. Buna toplumun iyilik yönündeki örf ve adetleri de girer. İyilik kişlere göre belirlenmez, iyilik ancak Allah’ın emrettikleridir. İslâm ahlakı kapsamında olan ne varsa maruf dairesindedir. İbadetler de maruf içerisindedir. En önemli husus da elbette iman konularıdır. Tevhit inancı doğrultusunda Allah’a, meleklerine, kitaplarına, resullerine, ahiret gününe, kadere, öldükten sonra dirilmeye iman etmek maruftur. Ayrıca Allah’ın vermiş olduğu rızıklardan ihtiyaç fazlasını muhtaçlara, yetimlere, yolda kalmışlara, Allah yolunda cihat edenlere yalnızca Allah rızası için infak etmek yani vermek da maruftur. Yapıldığı zaman, insanı huzura erdiren her türlü faaliyet maruftur.
Buna karşılık münker ise bunun zıddıdır. İslâm’ın iyi saymadığı, dinin emirlerine aykırı olan, Allah’a karşı gelmek anlamındaki her kötü davranışa münker denir. Kerih olan demektir. Mekruh kelimesi de bunun yan türevidir. Mekruh, kötü bulunan, hoş görülmeyen, tiksindirici anlamına gelir ki bir insana yakışmayan davranışlardır. En büyük münker, şirktir. Allah’a ortak koşmak günahların en büyüğüdür. Allah’a iman etmemek, O’nun varlığına inanmamak da büyük günah olup münkerdir. Halk arasında bilinen amentü duasında oldukça açık bir şekilde dile getirilen iman esaslarına iman etmemek ne kadar da kötü bir davranıştır. İşte böylelerinin affedilmesi söz konusu değildir. Yaptıklarının karşılığını elbette alacaklardır. Allah kimseye zulmetmez, bilâkis onlar kendilerine zulmedenlerdir.
İman edip de Allah’ın emirlerinde gevşeklik göstermek de münkere girer. İbadet vazifelerini yerine getirmemek, haram kılınan yasakları çiğnemek birer münkerdir. Bunların işi Allah’a aittir. Muhakkak ki tövbe edenler ve salih amel işlemeye geri dönenler hariç. Netice itibariyle maruf ve münkerin ölçüsü, sınırları Kur’an ve Sünnetle belirlenmiştir. Çünkü Allah insanı temizlemek, arındırmak ister. Allah bütün günahları örten, çok bağışlayan ve merhametli olandır. O halde bir kula yakışan da Rabbine şükretmek ve O’na itaat etmektir. Bunun elde edilmesi de ancak Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olmakla mümkündür.
“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah’a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.” 3 / Âl-i İmran, 110
Emr-i ma’ruf ve nehy-i anil münker’in farz oluşu Kur’an ve Sünnet’le ayetlerden de görüldüğü üzere sabittir. Bununla beraber bu farz, İslâm’ın temelidir. İslâm’ın yaygınlaşması ve kötülüğün ortadan kaldırılması ancak bu sayede gerçekleşebilir. Ancak bu farz, farz-ı kifâyedir. Farz-ı kifaye bir farzın tüm Müslümanlara emredilmediği, bazı kişilerin bu emri yerine getirmesiyle diğer kişilerinde sorumluluktan kurtulacağı tarzdan emirlerdir. Bu yerine getirilmediği takdirde, bütün ümmet mesuliyetten kurtulamaz.
Bu nedenle toplumları yönetenler, böyle emirleri yerine getirebilecek kişi veya grupları hazır etmelidirler. Kişiler ihtiyaca binaen eğitilmeli ve bu alanlarda iş yapabilecek yetenekte insanlar haline getirilmelidir. Örneğin bir memlekette tedavisi mümkün bir hastalıktan dolayı ve bu hastalığı tedavi edebilecek bir doktorun olmaması nedeniyle bir kişi dahi ölse, o toplumdaki herkes en baştan en aşağıya kadar sorumlu olurlar. O halde emr-i ma’ruf ve nehy-i anil münker yapabilecek gruplarında hazırlanması lazımdır.
Öncelikle belirtmek gerekirse, tebliğ etmek üç halde olur. El ile, dil ile ve kalp ile. Ma’ruf’u emir ve münkerden nehiy vazifesini yerine getirecek olanlar ise en başta İslâm Devleti’dir ki devletin eli olan güvenlik kuvvetleriyle, içerde ve dışarda, Allah’ın emirlerini koruyup, kollamak, tüm canlıların haklarını çiğneyen zalimleri de zorla engellemek vazifesini yürütür.
Dil ile mücadeleyi ise âlimler yapar. Kişisel ve toplumsal ahlakı idame ettirmek, ilmi alanda tekamülü sağlamak ve halkın refahına dönük ilmi çalışmalar yaparak toplumu kalkındırmak bunların vazifesidir. Bu maksatla kitaplar yazmak, dersler vermek, her nerede olursa olsun insanları yetiştirmek görevleridir.
Bu sadece dini bilgiler açısından düşünülmemelidir. Manevi ilimler yanında maddi ilimlerinde tahsil edilmesi son derece önemlidir. Büyüklerimiz kolay anlaşılması açısından ilimleri bir takım sınıflara ayrımış olsalar da hakikatte ilimlerin hepsi tekdir. Hepsi İslâm ilmidir. Matematik, fizik, kimya, biyoloji de birer İslâm ilmidir. Bütün ilimlerin tek bir kaynağı ve tek bir nihayeti vardır. O da her şeyi yaratan alemlerin Rabbi Allah’tır. Çünkü Allah Hakim’dir, Alim’dir.
Kalp ile gayreti ise bu ikisine de gücü yetmeyenler yapar. Kişinin bu konuda hizmet edenlere dua etmesi onun tebliğidir. Eğer bu kişi bir kötülüğü yok edemiyorsa bunu yapanlara karşı kalbinden buğuz etmelidir. Yapılan işi beğenmemelidir. Bunları alkışlayıp  gülerek destek vermemelidir.
Tüm bunların yanında şöyle bir incelik vardır. Bir kişinin Allah’ın bir emrini tebliğ etmesi için illaki her konuda alim olması gerekmemektedir. Ciddi manada mevzu bahis konuyu biliyorsa elbette herkes bu emri, başkalarına tebliğ etmekte serbesttir. Yaparsa sevaba kavuşur ama yapmazsa sorumlu olmaz. Öyleyse hepimizin emr-i ma’ruf ve nehy-i anil münker sevabını kazanması için çalışması lazımdır. Ne mutlu o kişilere ki yalnızca Allah rızasını kazanmak için, emr-i ma’ruf ve nehy-i anil münker yaparlar. İyiliği emrederler ve kötülükten men ederler. İşte onlar ne güzel Müslümanlardır. Allah’ın rahmeti onların üzerinedir. Çünkü Allah, dini yalnızca O’na mahsus kılmak için gayret edenleri sever. Kalın sağlıcakla.
Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir