Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i Aşırı Övmek

Konu 8 Hadis 8: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i aşırı övmek hakkında

أَحْ بَرَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ حَدَّثَنَا مَالِكٌ عَنْ الزُّهْرِيِّ عَنْ عُبَيْدِ اللهِ عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنْ عُمَرَ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسلَّمَ قَلَ: ﻻَ تُطْرُونِي كَمَا تُطْرِي النَّصَارَى عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ وَلَكِنْ قُولُوا عَبْدُ اللهِ وَ رَسُولُهُ

Bize Osman ibn Ömer haber verdi. Bize Malik, Zühri’den, o da Ubeydillah ibn Abbas’dan, o da Ömer’den rivayet etti ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: “Beni, Hıristiyanların İsa b. Meryem’i övmeleri gibi aşırı bir şekilde övmeyin! Fakat “Allah’ın kulu ve resulû” deyin!” Buhari, Enbiya: 48 ve Darimi, Rikak Kitabı: 68, (2787)
Kimisi Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme bir beşer diyerek, O güzel insanın değerini anlayamadıklarından cahilliklerini ortaya koymakta kimisi de Allahu Teâlâ nın kulu olan insanların en üstününe, haddi aşan övgüler yaparak, aşk sarhoşluğu ile hataya düşmektedirler. Cenab-ı Hak her iki tarafın hatasına düşmekten bizi korusun. Bu konuda Allahu Tealâ, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!” 41 / Fussilet, 6
“De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” 18 / Kehf, 110
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin mevcudiyetinde bir nübüvvet, risalet ve bir de velayet, kulluk hali vardır. Bunların dışında en âlâda vuku bulan bir nokta vardır ki bu nokta, hiçbir yaratılmışın ulaşamayacağı, anlayamayacağı, sadece bildirildiği kadarına vakıf olabildiği ve her şeyin mebte- i taayyünü (ortaya çıkışının, yaratılışının başlangıcı) olan nokta, andır. Bu sevgililer arasındaki çok özel bir aşktır ki âlemlerin yaratılma sebebidir. Bu aşamada kişiye düşen, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi kulluk vasıflarıyla ve bildirildiği kadarıyla nübüvvet hali ile tanımak, anlamak, sevmek, iman etmek ve bu yolda Onun sallallahu aleyhi ve sellem gibi olmaya çalışarak, yaratıcıya layık bir kul olmaktır. Bu husus kelime-i şahadet ile ne güzel dile getirilmektedir. “Eşhedu en la ilahe illallahu ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve resuluhu.” Evet, işte O sallallahu aleyhi ve sellem Allahu Teâlâ’nın hem kulu ve hem de Resulüdür. Abduhu sözü kulluk yani beşer vasıflarını, resuluhu sözü ise nübüvvet, risalet vasıflarını göstermektedir.
“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.” 3/Âl-i İmrân, 144
Risalet, Allahtan bir tavzif (görevlendirme), velayet ise Allaha bir yükseliştir. Nübüvvet, risalet peygamberlik görevi, velayet ise kulluk görevidir. Allahu Teâlâ bazı insanları resul olarak göndermiştir. Bu bir görevlendirmedir. “Allah kime risalet görevini vereceğini en iyi bilendir” (En’anı 124)
 Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem son peygamberdir. Risaleti bütün âlemleri kapsar. Risalet, Peygamberimizle noktalanmıştır. Fakat velayet devam etmektedir. Bununla beraber seçilenler dışında, hiç kimse nebi mertebesine ulaşamaz. Ama bir nebi velayete de sahiptir. Risalete mucize, velayete de kerâmet verilmiştir. Keramet, Allah’ın veli kullarında meydana gelen olağanüstü hallerdir.
Bu noktada kişiye düşen görev ise Resullullah sallallahu aleyhi ve selemin nübüvvet-risalet vasıflarını sadece söylendiği kadar ilmen bilmek ve beşer, kulluk vasıflarıyla Onu örnek almak, Onun gibi olmaya çabalamak, içimizi güzel ahlakı ile dışımızı da Onun güzel yaşantısıyla süsleyip, Kuran-ı Kerim ile dopdolu bir halde, sadece ve sadece Allahtı Teâlâya kul olmaktır.
“Dediler ki: “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça, yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça, yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe, yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe, yahut altından bir evin olmadıkça, ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resul olarak gönderilen bir beşerim.” 17/ İsrâ, 90
Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri doğrultusunda Resulullah bir beşerdir ve Allah’ın kulu ve resulûdur. Her şeyin bir haddi vardır. Bu had o şey için hak olandır. O haddi aşmak ise haksızlıktır. Yani Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme olan övgü sınırı aşmamalıdır. Allahu Teâlâ’ya olan övgünün sınırlarına girmemelidir. Geçmişte İsa aleyhisselamı çok sevenlerin ölçüyü kaçırıp da Onu ilahlaştırdıkları gibi bir olayın olmaması için bu sınırlar konulmuş ve hem Kur an-ı Kerimde hem de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından kesin olarak emredilmiştir.
Abdullah bin Cübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir grup sahabi ile yolda yürürken, onlardan birisi örtü ile Allah Resulünü güneşten korumak istedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir kimsenin kendisine gölgelik yapmakta olduğunu fark edince, ona hemen bırakmasını söyledi ve örtüyü alıp yere koydu. Ardından da; “Ben de sizin gibi bir insanım!” buyurdu. “(Heysemi 9,21)
Bu hususu vurgulayan ve müslümanları uyaran pek çok ayeti kerimede de Cenab-ı Hak, bizlere bu sınırı göstererek, kendisine nasıl yaklaşabileceğimizi, nasıl Ona layık bir kul olabileceğimizi öğretmektedir.
“De ki Ey Peygamber “Ben size, Allah’ın hâzineleri yanımdadır” demiyorum; Gaybı da bilmiyorum, size bir meleğim de demiyorum, ben sadece bana vahy edileni yerine getiriyorum.” (En’am 50)
Hal böyle iken aradaki denge nasıl korunacak, değil mi? Evet, O sallallahu aleyhi ve sellem bir beşerdir ama bir beşer olmakla birlikte herhangi bir kimse gibi de değildir. Şu menkıbe de güzel bir örnek vardır:
Ebul Mevahib Şazeli’nin de bulunduğu bir mecliste, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem için “O da bizim gibi bir beşerdi.” gibi bazı sözler sarf edilir. Bu sözler üzerine Şazeli hazretleri şu şiiri söyler:
“Muhammed beşer la ke’l-beşer, bel huve yakutun beyne’l-hacer.” (Muhammed bir beşerdir ama her hangi bir beşer değildir, O, taşlar arasındaki yakut gibidir.)
Gece rüyasında Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemi görür. Buyurur ki: “Ey Ebul Mevahib, O şiir hürmetine Allah hem seni, hem de o meclistekileri affetti.” Ebul Mevahib der ki: “Bu rüyadan sonra, hangi meclise katıldı isem, bu şiiri okudum.” (Kemalat)
Peygamberlerin insan olması, bir anlamda insanlara ancak bir insanın örnek olabileceğinden kaynaklanmaktadır. Kendileri gibi yiyip içen, onlarla oturup kalkan, uyuyan, giyinen, evlenip çoluk çocuk sahibi olan, ağlayıp gülen biri örnek olabilir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem her insan gibi beşerdi. Diğer insanlar gibi yaşamış, evlenip çoluk çocuk sahibi olmuş, eşlerine koca, çocuklarına baba ve torunlarına dedelik yapmıştır. Bağda bahçede çalışmış, çobanlık yapmış, asker olmuş, ticaret yapmış, devlet başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. Çarşı pazarda alışveriş yapmış, ashabı ile beraber kerpiç ve taş taşımıştır. Beşer olan anne ve babadan dünyaya gelmiş ve her beşer gibi çocuk, genç, yetişkin ve yaşlı olmuştur. Savaşlara katılarak ordusunu komuta etmiş, hatta bu savaşlardan birinde yaralanmıştır. Görüleceği üzere burada anlaşılması gereken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bir beşer olduğu ve bu kapsamda tüm beşere, örnek olacak şekilde yaratıldığıdır.
O sallallahu aleyhi ve sellem tüm âlemler için bir rahmettir ve bizler için ulaşılması gereken insanlık hedefidir. O hedef ise kulluk makamıdır. Aksi olsaydı onun hakikatine hangi zerre dayanabilirdi? Nurundan dolayı tüm gözlerin nuru söner, diller tutulur, canlar yok olurdu. Bu insanlık halimizle Ona nasıl yanaşabilirdik? Eğer öyle olmasaydı, Allahu Teâlâ’nın emirlerini anlayamaz, uygulayamaz ve topluca helak olurduk. Bu bakımdan bizden biri olmakla, bizim için ona yakınlaşmak imkânı doğdu. Bize önder oldu. Böylece kalbimizde, eğer onun gibi olursak, Allahu Teâlâ’ya layık bir kul olabileceğimiz umudu yeşerdi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sözleri, davranışları, hayatı, ibadetleri, dua ve zikirleri, insanlarla olan ilişkileri, kısaca bütün yaşantısı bizim için örnektir.
Onu çok sevenlerden birinin ölçüyü kaçırıp, Hıristiyanların İsa aleyhisselamı ilahlaştırdıkları gibi Onu da ilahlaştırmalarına meydan vermemek için, Allah Teâlâ, Kur an-ı Kerim’de pek çok ayette O nun beşer olduğunu vurgular.
Onu anlamak. Onu bilmekle değil yaşamakla mümkündür. Onun hayatımıza katıp da bizleri zenginleştirdiği öyle güzel değerleri vardır ki saymakla bitmez. Bütün bu değerleri bizzat kendisi de yaşayıp uygulayarak bizlere örnek olmuştur. Onun gibi olmak, gerçek bir insan olmak demektir. Yine Rabbimiz Kuran-ı Kerim de Onu şöyle anlatır: “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin stkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 128)
O, insanlara hem öğretti, hem de öğrettiklerini yaşayıp hayata geçirdi. O hayatı ile bütün inananlar için, peşinden gidilecek yegâne önderdir. Kurtuluş onun yoludur. O müminler için şefkattir, merhamettir.
“Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.”
Sağlıcakla kalın. Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir