Hilye-i Şerif

Konu 6 Hadis 6: Hilye-i Şerif Hakkında

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إسْمَعيلَ حَدَّثَنَا أبُو نُعَيْمٍ حَدَّثَنَا المَسْعُودِي عَنْ عُثْمَانَ بِنْ مُسْلِمِ بِنْ هُرْمُزَ عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ عَنْ عَلِيِّ قَالَ: لَمْ يَكُنْ رَسُولُ اللهِ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسلَّمَ بِطَّوِيلِ وَ ﻻَ بَلْقَصِيرِ شَشْنَ الْكَفَّيْنِ وَ الْقَدَمَينِ ضَخْمَ الرَّأْسِ ضَخْمَ الْكرَادِيسِ طَوِيلَ الْمَسْرُبَةِ إِذَا مَشَى تَكَفَّأَ تَكَفُّؤاً كَأَنَّمَا انْحَطَّ مِنْ صَبَبٍ لَمْ أَرَ قَبْلَهُ وَ ﻻَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ

Bize Muhammed ibn İsmail rivayet etti. Bize Ebu Nuaym rivayet etti. Bize Mesudi, Osman b. Müslim b. Hürmuz’den, o da  Nafî b. Cübeyr b. Mutim’den, o da Ali’denrivayet etti. Dedi ki: “Resulullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’in boyu ne uzun nede kısa idi. Avuçları ve ayakları dolgun idi. Başı irice idi. Mafsalları büyükçe idi. Göğsünden göbeğine kadar bir kıl, çizgi şeklinde uzardı. Yürüdüğü vakit yokuştan iniyormuş gibi öne eğilerek yürürdü. O’ndan önce ve O’ndan sonra O’nun bir benzerini görmedim.” Sünen-i Tirmizi, Menakıb 8, (3637)
Hilye, sözlükte, ziynet, süs, yaratılış, sıfat, şekil ve güzel sıfatlar, güzel yüz, Resulullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’in mübarek vasıflarını ve güzelliklerini anlatan manzum veya mensur eser manalarına gelmektedir.
Hilye kelimesi zamanla özelleşerek Resulullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’in yaratılışı, fiziki dış görünüşü ve ahlâkî davranışlarını anlatan, O’nun mübarek şekli şemailini zihinlerde canlandıran manzum ve mensur eserlere özel isim olarak verilmiştir.
Ayrıca Şemâil kelimesi şimâl’in çokluğudur. Sözlükte “karakter, kişilik, tabiat, huy, ahlak; iyi, hoş seçkin özellikler” gibi anlamlara gelen kelime “Bir şahsın hayat hikâyesini içine alan eserler için” kullanılmış, şemâillerde Resulullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’in bedeni yapısı, görünümü, karakteri, yaşayışı ve giyiniş tarzı, yemesi içmesi gibi özellikleri tasvir edilmiştir. Tirmizî’nin Şemâil-i Muhammediyye kitabı en meşhurlarındandır. Biz de burada Tirmizî, Şemâil-i Muhammediyye, 1.bab, hadis no:7-10-13’de geçen Hilye-i Saadeti, Sünen-i Tirmizi’nin Menakıb Bölümündeki 8. Kısım (3637), (3638) ve 9. Kısım (3639), (3640) ve 10. Kısım (3641), (3642) ve 11.Kısım (3643), (3644) numaralı hadislerle takviye ederek veriyoruz.
Hilye-i Şerif
Hilyelerde bulunan ortak metnin kaynağı, Ali radıyallahu anh’dan nakledilen şu hadistir:
“Orta boyludan uzunca, çok uzun boyludan kısa idi. Başı makbul şekilde büyük, saç ve sakalları kıvırcıkla düz arasında, saçlarını ikiye ayırsa, o hâl üzere bıraksa başlarının iki tarafına salınır idi. İki bölük olmasa, saçları uzatınca kulağının yumuşağını geçmez idi.
Rengi pembe, alnı geniş, alnının iki yanı açıktı. Kaşı yay gibi göz uçlarına uzardı. Kaşlar birbirine yakın fakat çatık kaşlı değildi. İki kaşı arasında bir damar vardı. Ancak sinirlendiğinde o damar ortaya çıkardı. Resulullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’in mübarek burnunun kaşları tarafı biraz yüksekçe ve üstü ince idi. Burnu üzerinde bir nur vardı ki ilk gören burun direğinin ortası yüksek ve üst tarafı düz, uç tarafı alçak sanırdı. Ama burnunun kaş tarafı biraz yüksek, üst tarafı ince idi.
Sakalı büyük, yanakları yumru değil düzdü. Ağzı geniş, ön dişleri inci gibi tane tane seyrekçe, göğsünden göbeğine kadar ince bir hat gibi kıllar vardı. Boynu mutedil son derece güzel, gümüş gibi berrak ve saftı. Resulullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’in bütün a‘zası birbiriyle uyumlu, vücudu ne şişman ne zayıf ne de kuvvetli ve sıkı etli idi. Mübarek karnı göğsü ile düz olup dışarı çıkmış değildi. Göğsü geniş ve enli, iki omuzlarının arası geniş, kemiklerinin birleştiği yer büyük, elbisesiz görünürse teni nurlu, kılları ince uzun, memelerinde ve karnında göğsünden göbeğine kadar hat gibi uzanmış kıllardan başka kıl yoktu.
Kollarında, omuz başlarında fazlaca kıl vardı. Bileğindeki yumru kemikler uzunca, el ayası avuçları geniş ve cömertliğine alâmetti. El ve ayak parmakları büyükçe, uzunca, kalınca idi. Yürürken ayaklarının altı (üzengi gibi) yerden yüksekçe ayağını sağlam ve pek basardı. Ayağının üstü düz olup üzerinde kir, yarık, yırtık yoktu. Ayağının üstüne su dökülse hemen akardı.
Ayak etleri hafif, yürürken adımları uzun, sağa sola meyletmez, yalnız öne biraz eğilir, vakar ve sükûnet, tevâzu üzere çabukça ve uzun adımlarla yüksekten inermiş gibi yürürdü. Bir şeye göz ucuyla bakmayıp bütün vücuduyla yönelir, boş yere sağa sola bakmaz, önüne, gökten ziyade yere bakardı. Bakışının çoğu tefekkür idi. Cenâb-ı Hak’tan daima hayâ ederdi. Mubah şeylere göz ucuyla bakardı. Ashabıyla giderken onları korumak ve himaye etmek, zayıflarına, fukarasına yardım etmek için ardınca yürür ve “Benim arkamı meleklere bırakın.” derdi. Karşılaştığı kimselere ilk önce alçak gönüllükle selam verirdi. Selamı almak farz olduğundan karşısındakinin çok sevaba girmesini isterdi.”
“Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebî’ye destek verirler/onun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de ona destek olun/onun şanını yüceltin ve ona içtenlikle selam verin.” Ahzab, 33/56
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin kema salleyte ala İbrahime ve ala ali İbrahime inneke Hamidun Mecid.
Allahumme barik ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin kema barekte ala İbrahime ve ala ali İbrahime inneke Hamidun Mecid.
Sağlıcakla kalın. Sevgi ışığınız kalbiniz rehberiniz olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir