Rahip Brunson Serbest; İlk Duygularım

“Yazıklar olsun! Suçlu olduğu alenen belli olan bir adamın hakkından gelemedik. Yine kalplerimiz ezik ve duygusal. Bir kez daha boyun bükmenin dayanılmaz acısını yaşıyorum. Gönlüm isterdi ki sözde rahip hapse gitsin ve milletçe ABD’ye boynumuzu eğmekten kurtulmanın bir başlangıcı olsun.”
Evet, Rahip bozuntusunun serbest kaldığını duyduğum ilk anda böyle duygusallaşmıştım. İçimi de bir hüzün kaplamıştı. Ancak işin aslının böyle olamayacağını düşünerek haberin detaylarına baktım. Gerçekte sözde papaz işlediği suçların cezasını almıştı. Belki yeterli görmeyebilirdik ama şahitlerin ifadelerini değiştirmesiyle dava, yön değiştirmişti. Mahkememiz elinden gelen en adil şekilde ve ancak elde edilen delillerin ışığında verilebilecek en uygun kararı vermişti. Bu karar aynı zamanda siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan da çok rahatlatıcı olmuştu.
Ne şiş yanmıştı, ne de kebap. Adam yaptıklarına karşılık 3  küsür yıl yatırılmış, ABD’ye sen istediğin zaman değil ben istediğim zaman bırakırım mesajı verilmiş, tüm Dünya’ya hukukun üstünlüğü dersi verilmişti. Belki gönlümüz, atalarımızdan Muhteşem Süleyman’ın Fransa Kralına yazdığı mektup gibi bir mektubun da Cumhurbaşkanımız tarafından sarı şeytan Trump’a yazılmasını istiyor ama ah ki ne ah, şimdilik elden bir şey gelmiyor. Tüm bunlara sebep, maalesef yüzyıldır kaybettiğimiz veya kaybettirilen hasletlerimizin eksikliğidir. Ancak en acısı da çoğumuzun bundan habersiz olmasıdır. Böyle durumlara artık düşmemek için en kısa ve en acil tedbirleri almak zorundayız. En mühimi de ekonomik açıdan yeterli hale gelerek, borçlarımızı ivedilikle ödemeli ve kâr getirecek gerçek yatırımlara yönelmeliyiz. Bir yandan maddi açıdan güçlenirken, bir yandan da manevi hayatımızı yeniden diriltmeliyiz. Kültürümüzü canlandırmalı ve maneviyatımızı bilimsel ve akılcı temellere oturtmalıyız. Kısaca kendimize gelmeli, kendimizi bulmalıyız. Allah’ın yolunu yeniden bulmalıyız.
Gerçeği anlamamız için daha ne kadar şamar yememiz gerekecek, hala kendi özümüze dönmeyecek miyiz? Birileri ne derse onu mu yapacağız? Hani millet olmanın onuru, hani nerede? Allah’ın yolundan gitmeye ne zaman başlayacağız? İslamı ne zaman camilerden çıkartıp, hayata dahil edecek ve barışı, adaleti, huzuru kalıcı olarak hem kendimiz hem de tüm Dünya mazlumları için yeniden inşa edeceğiz?
Bu yazdıklarımın kime ne faydası olacak bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da Allah’ın kulbuna sımsıkı tutunmamız gerektiğidir. Eğer hala bir Müslüman olarak yaşamak istiyorsak, tam bağımsız bir millet olarak varlığımızı devam ettirmek istiyorsak şeytanın adımlarına tabi olmayı bırakıp, Allah’ın yolunda yürümemiz, bu istekte olanlar için çok önemlidir. Eğer Müslüman olmak ve bir Müslüman olarak yaşamak çok da umurunuz da değilse zaten bu sözlerim sizin için değildir. Ne büyük bir kandırmaca! Onların istediği tarzda bir Müslüman olmaksa istediğiniz o zaman da kimin egemenliği altında bayrak sallıyorsun o da benim umurumda değil. Çünkü ben bir Müslümanım. Allah’a teslim olanlardanım. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve elçisi olduğuna iman edenlerdenim.
Ey iman edenler! Allah’ın yolundan sakın ayrılmayın! Dünya hayatının gelip geçici heveslerinin peşinden koşarak hem Dünyanızı hemde ahiretinizi mahvetmeyin! Eğer yok olup gidecek şahsi menfaatleriniz için özünüzü kafire satarsanız, eninde sonunda yok olmaya mahkumsunuz demektir.
Bu bir son olmasın, bir başlangıç olsun! Kalplerimizin  Allah yolunda yeniden dirilişinin başlangıcı olsun! Hala derin derin düşünüp de ibret almayacak mıyız?

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir