Kayıp Zamanın Yolcuları

KAYIP ZAMANIN YOLCULARI
Bizim yaş grupları bilir. 70’leri, 80’leri ve tabi ki sonrası yılları. Bazen gençlere anlatıyorum da şaşırıyorlar. Bu yazıda o yılları ayrıntılı olarak anlatmayacağım. Nasıl olsa bizler biliyoruz. Bilmeyenlerin de zaten umurunda değil. Çünkü o kadar çabuk unutuyoruz ki bu unutkanlığımızı anlatmaya kelimeler yetmez. İşte biz o zamanların kaybolan çocuklarıyız. Unutulmuş o kayıp zamanların içinde birer zaman yolcusuyuz.
Kayıp zamanlarda o kadar çok şey kaybedildi ki en mühimi de kendimizdik. Evet, kendimizi kaybettik. Boşa harcanan o kadar çok hayat oldu ki kimisi sonuçsuz davaların kurbanı oldu, kimisi de yıllarını bir hiç uğruna harcamanın pişmanlığı ile, geri kalan hayatını sessizlik mezarına gömerek geçirdi. Bunların arasında ise, bazıları da var ki, umutsuzca da olsa, fikir denilen düzmece hayallerin peşinde, hala koşmaya çalışıyor. Çalışıyor çünkü, eğer devam etmezse, hayatını bir hiç uğruna harcadığı gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalacak.
Her şey o kadar değişti ama değişen sadece teknoloji değil, çevremiz, evlerimiz, giyimlerimiz değil, bunlarla beraber en önemli değişim koca bir neslin yok olup, yerine yeni bir neslin gelmesiydi. Evet, yeni nesil bizden çok farklı. Bizim konuşurken kullandığımız kelimeleri anlamıyorlar bile. Bizim kavgalarımız, sevdalarımız onları ilgilendirmiyor. Artık bizim Orhan Babamız koltuk altı koku giderici reklamında komedyenlik yapıyor. Kayıp zamanların sert delikanlısı, Kadir, benzin istasyonlarında keçi ile reklam çekiyor. Artık ne devrimci kaldı, ne de ülkücü. Ne akıncılar kaldı, ne de alfabe örgütleri ki biz alfabeyi bu örgütlerin isimlerini duyarak öğrenmiştik !?
Tüm bunların yanında en çok üzüldüğüm husus da, yeni doğan neslin fikrinin olmaması. Ne siyasi, ne sosyal, ne de bilmem ne, kısaca fikir yok. Sadece şartlandırılmış bir hayatın içinde, programlanmış robotlar gibi yaşanıyor. Hem kayıp zamanın yolcuları, hem de gelecek zamanda kaybolacak olanlar, maalesef bu günümüz de birbirimizden kopuk, birbirimize çok uzak yaşıyoruz.
Bir zamanlar, insanların uğrunda can verdiği fikirlerin, bu gün ne kadar da değersiz oldukları ortaya çıkınca, elinden oyuncağı alınmış çocuklar gibi ağlıyoruz. Ne yazık ki gerçek şu, kandırıldık. Bu söz bile bizim için yeterli bir teselli vermiyor. Orhan Baba’nın bir teselli ver şarkısını dinleyip, bir paket sana yağı veya bir küçük tüp için kuyrukta beklerken, vatanı kurtardığımızı sandığımız, o ateşli siyasi konuşmalardan ve sanki önemli bir şey yapıyormuşuz gibi yaşadığımız o günlerden, bu günlere gelinceye kadar, meğer kimler kandırmış bizi de fark etmemişiz. Kandırıldık diyerek kendimizi ne kadar da avutsak, en çok acı veren şey, kandırılmış olmaktan ziyade, kanmış olmak. İşte asıl gerçek budur. Biz kandırılmadık, kandık.
Demek ki kayıp zamanın yolcusu olmamak için kandırılmak değil, kanmamak lazımmış. Peki, kanmamak için ne yapmak lazım? Aslında cevap tam da önümüzde duruyor. Cevap biziz, kendimiz. Dışarıdan fikir ithal edeceğimize, kendimiz fikir üretmeliyiz. İşte cevap, kendi toplumumuzun ihtiyaçlarına dönük fikirler üretmek. Bunun içinde fikir üretebilecek fikir insanları yetiştirmeli, bunların yetiştirilebileceği fikir fabrikaları kurulmalıdır. Bir milleti millet yapan en önemli unsur ortak fikirdir. Eğer biz, millet olarak kendi özümüzden gelen ortak bir fikir üretemezsek, başkalarının ürettiği fikirlerin kölesi olarak, kaybolan zamanların yolcuları olmaya devam ederiz.
Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun. Sağlıcakla kalın.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir