Mevsimler ve Yeni Bir Dünya Kurmak

MEVSİMLER VE YENİ BİR DÜNYA KURMAK

-“İnsanın ruh hali mevsimlere benzer. Bazen baharı yaşarız, bazen de kışı.”
-“Peki Hocam siz, şu anda hangi mevsimdesiniz?”
-“Ne önemi var ki her mevsimin kendine mahsus bir güzelliği yok mu?”
-“Elbette ama insan kışı pek sevmiyor.”
-“Hayır, yanılıyorsun. Sadece tek mevsim olsaydı ve sürekli baharı yaşasaydık, o zaman baharın cazibesi kalır mıydı? Hayatımız da işte aynen böyledir. Üzüntüler, sevinçler, başarılar, kayıplar, gözyaşları, kahkahalar her biri ayrı birer mevsime benzer. Yağan karda yuvarlanmak, yağmurda ıslanmak, açan çiçekleri koklamak, güneşin sıcağında denizde yüzmek hepsi ayrı birer lezzettir. Her mevsimin güzelliklerini görebilmek için de tek bir şey yapmak lazımdır.”
-“Neyi?”
-“Kabullenmek. Mevcut olanı, bize sunulmuş haliyle olduğu gibi kabul etmek. Değişmeyecek olanla mücadele etmeyi bırakıp, değiştirebileceğimiz şeylere odaklanmak. Ancak böylece Dünya’nı değiştirebilirsin.”
-“Dünya’yı değiştirmek? Mümkün mü?”
-“Dünya’yı değil, kendi Dünya’nı değiştirmek. Ne kadar insan varsa o kadar da Dünya vardır. Dünya nasıl yaşamak istediğine bağlıdır. Nasıl yaşamak istiyorsan, yaptıkların ve yapacakların da bu istikamette değişecektir. Dünya dediğin şey bir ormana benzer ki ormanı meydana getiren her bir ağaç da insanların ferdi Dünyalarıdır. O halde sen, ormanı bırak önce kendi ağacına yönel! Böylece hem kendine bir Dünya kurmuş olursun, hem de ormana ayrı bir özellik katmış olursun.”
-“Bunu başarmak sadece bana mı kalmış? Önümüze çıkan engelleri aşmak ne kadar da zor.”
-“Yo, hayır. Başkalarını suçlayıp da sorumluluklarımızdan kaçamayız. Hatalarını başkalarının üzerine yıkmaya alışmış, küçük bir çocuk gibi olmaktan uzaklaşmak lazım. Hayatın yükünü taşımak ve onurlu bir şekilde mücadele ederek, yaşamak istediğimiz Dünyamızı kurmak, bize arzu ettiğimiz huzur ve mutluluğu getirecektir.”
-“Böylesi bir mücadele, gerçekten de aşılması güç dağlar gibi, önümüzde bir engel olarak durmuyor mu?”
-“Elbette kolay değil ama imkansız da değil. İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur. Ne yaparsan kazancın odur. O halde istiyorsan, o istediğini, birilerinin getirip sana vermesini beklememelisin. Alnının teriyle, gidip kendin almalısın. Çalışıp, çabalayıp elde etmek daha zevklidir. Gerekirse dağlar aşılır. Her dağ uzaktan yüksek ve heybetli gelir ama yanına gelip de ilk adımı attığında o dağ, sadece bir adımdır. Sonu gelmeyecek gibi gözüken her yol, istekle atılan her bir adımla son bulur. Yeter ki o ilk adımı atabilecek cesarete sahip olasın.”
Vedalaştılar. Hocasının yanından ayrılan Vedat, gecenin karanlığında sessiz ve düşünceli olarak, sokak lambalarının aydınlattığı loş yoldan, ana caddeye doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Ana caddeye ulaşınca bir kenara çekildi ve sağa sola giden insanları ve caddedeki araçları izlemeye başladı. Evet, bir cadde vardı ama herkesin gittiği yol farklıydı. Her gidilen yol da ayrı bir Dünya’ydı. Peki, ya Vedat’ın yolu? Onu hangi Dünya’ya götürecekti? İşte o zaman Hoca’sının sözlerini anladı. Gerçekte yol, dışında değil, içindeydi.
O da öyle yaptı. Dışındaki yoldan değil, içindeki yoldan yürümeye başladı. Herkes gibi o da kendi yolunda, kendi Dünya’sının mevsimlerini yaşayacaktı. Diğer insanların arasına karışırken, insan ormanında değerli bir Vedat ağacı olmanın huzurunu hisseden kalbi, artık gülümsüyordu.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir