Ey Veda! Elveda…

EY VEDA! ELVEDA…
-“Neden tekrar onu görmek istiyorsun?”
-“Ondan ayrılırken düzgünce veda edememiştim. Ona söylemek istediklerim var.”
-“Seni unutmasını mı istiyorsun?”
-“Hayır. Gidiyor olduğum için üzülmesini istemiyorum. Düzgün bir vedanın kalpteki pek çok sorunu giderdiğini sen öğretmiştin bana. Zaten bu yola çıktığımdan beri en iyi yaptığım vedalaşmak değil mi?”
En kısa zamanda Edirne’de olmalıydı. Bu nedenle fazla vakti yoktu. Gidiş hazırlıklarını bitirir bitirmez, Ekrem’i son bir kez de olsa görebilmek için kendisini İstanbul sokaklarına bıraktı. Yoldan geçen ilk taksiye atladı. Üsküdar Sultantepe’ye doğru giderken bir yandan da 15 Temmuz Şehitler Köprüsünden  boğazın sularındaki yakamozu seyrediyordu.
Sultantepesi’nin meydanındaki çocuk parkının yanında taksiden indi. Hava kararmıştı. Parkta ve meydanda kimsecikler yoktu. Parka girdi. Parkın loş ışığında farkedilmeyeceği ve  Ekrem’in evini görebileceği bir banka oturdu. Sessizce beklemeye başladı.
Yolu gözlüyordu ama ne gelen vardı ne de giden. Tatlı bir akşam esintisi, gecenin sıcaklığından bunalan tenini ferahlattı. Üzerine siyah renkli, yazlık, bayan blazer ceket ve pantolon giymişti. İçinde de düz mavi bir blûz vardı. Çevredeki evlere bakındı. Yanan lambaların birisinin altında, yemek masasını hazırlamış ve kocasını bekleyen bir kadın olmayı ne kadar çok isterdi. Bir tarafı böyle düşünse de aklı hemen bu isteğe karşı çıktı. Çünkü Beyza böyle birisi değildi. O hayatını büyük ideallere adamış bir aksiyon kadınıydı.
İçinde kendisiyle didişirken, Sultan Tepesine çıkan Selvilik yokuşundan gelen bir arabanın farları, meydandaki tarihi Şeyh Mehmet Efendi Camisinin dış duvarlarını aydınlattı. Evet, gelen Ekrem’di. Oturduğu apartmanın karşısına arabasını park ederken, Beyza da yanına gitmek üzere ayağa kalkmıştı. Tam o esnada Muhtarlık tarafından siyah panelvan bir arabanın, hızla Ekrem’e doğru geldiğini fark etti. Aracın yan kapısı açıktı. Ellerinde silahları olan iki kişiyi görünce Beyza, son hızla Ekrem’e doğru koşmaya başladı. Ekrem arabasından henüz dışarı çıkmıştı ki bir anda Beyza’nın kendisine doğru canhıraş koşarken “Ekrem yere yaaat!” diye seslendiğini işitti. Başını sesin geldiği yöne çevirince Beyza’nın kendisine doğru koştuğunu gördü. Ne olduğunu anlamay çalışırken, birden diğer yandan da siyah bir panelvanın ona doğru süratle geldiğini fark etti. Adeta olduğu yerde donakalmıştı.
Beyza, Ekrem’in arabasının ön kaputuna bastığı gibi Ekrem’in üzerine sıçradı. Kara bir panter gibi havada uçarak Ekrem’in üzerine kapaklanmasıyla ikisi birden yere yuvarlandılar. Tam o sırada da siyah arabadakiler, ikiliye ateş etmeye başladılar. Beyza derhal ceketinin altına gizlediği atmaca tabancalarını çekti. Arka arkaya seri bir şekilde karşılık vermeye başladı. Beyza birisini vurmuş, şöförün yanındakini de yaralamıştı.   Panelvandakiler çetin cevize çattıklarını görünce hemen oradan uzaklaştılar. Beyza arkalarından bir kaç el daha ateş etti. Sonra büyük bir ustalıkla biten mermilerinin yerine yedek şarjörleri taktı ve tabancalarını tekrar ceketinin altına yerleştirdi.
Yerde olan bitene ve kendisine, korku ve şaşkınlıkla bakan Ekrem’in yanına gitti. Arabanın altından çıkmasına yardım etti. Araba delik deşik olmuştu. Sokaktaki tüm evlerin lambaları kapanmış ve uzaktan polis araçlarının siren sesleri geliyordu. Ekrem ayağa kalkınca Beyza, “Yaralandın mı? İyi misin?” diyerek Ekrem’in sağını solunu kontrol etmeye başladı. Ekrem ise “Yok bir şeyim, iyiyim, iyiyim, merak etme!” diye cevap veriyordu ama halâ şoktaydı. Bu olanlar da neydi? O adamlar kimdi? Karşısında duran kadın gerçekten Beyza mıydı?
-“Beyza? Bunlarda ne demek oluyor? Sen nasıl böyle…”
-“Sus! Şu an sana hiç bir şey söyleyemem ama geri döneceğim. Şimdilik bilmen gereken, bunlar mafyanın adamları. Daha önce sana, “Polise git ve kendine koruma iste!” demiştim. İşte bunun içindi. Fakat sen beni dinlemedin. Avukat beyimiz kahramanlık yapacak ya! Neyse, polisler birazdan burada olur. Benim acilen gitmem gerek.”
Beyza, Ekrem’in yanağına bir öpücük kondurdu ve Ekrem’in bir şeyler söylemesine fırsat vermeden koşarak oradan uzaklaştı. Karanlığın içinden geldiği gibi birden kaybolan Beyza’nın peşinden bakarken, polisler etrafına doluşuverdiler. Sirenler, polis lambaları, telsiz sesleri ortalığı kaplamıştı. Birkaç sivil polis, derdini anlatmasına fırsat vermeden Ekrem’i kelepçeleyip, polis arabasına tıktılar.
Üsküdar Emniyet Müdürlüğündeki sorgu sabaha kadar sürdü. Neyse ki olayın maduru olduğunu anlatabilmişti. Halen avukatlığını yaptığı bir cinayet davasında, karşı tarafın adamları olduklarını düşündüğü bazı kişiler, perde arkasında onu tehdit etmişler ve kabadayılık yaparak göz dağı vermeye çalışmışlardı. Pek ciddiye almamıştı. Çünkü bu kadar ileri gidebileceklerini düşünememişti. Gerçi düşünse bile yine de yolundan dönmezdi. Zira ona göre adalet mülkün temeliydi. Kim olursa olsun, hukuk önünde eşit olmalıydı. Zengin bir adamın oğlu, sırf babası zengin ve nüfuslu diye ayrıcalıklı olmamalıydı.
Zengin oğlan, babasının fabrikasında çalışan fakir bir ailenin kızını, evlilik vaatleriyle kandırmış ve  onunla beraber olmuştu. Zamanla da kızı uyuşturucuya alıştırmıştı. Bir gece de fazla dozdan kız ölmüştü. Sonra babasının adamları kızı şehir çöplüğüne atmışlar, tüm izleri kapatmaya çalışmışlardı. Avukat Ekrem ise bunların izini sürmüş ve tüm foyalarını ortaya çıkarmıştı. Böylece oğlan tutuklanmış ve hapse girmişti. Tutuklu olarak yargılanması ise halâ devam ediyordu.
Durum savcıya intikal etti. Ekrem olayın tüm detaylarını savcıya anlatınca kendisine koruma polisi de verildi. Olayın gerçekleştiği meydanda maalesef kamera yoktu ama Polis, aracın kaçış istikametindeki mevcut diğer kamera kayıtlarından plakasını tespit etti. Tespit etti ama ne yazık ki bu adamlar, bir kaç gün önce kaçan aracı kayıp olarak bildirmişlerdi. Araç ise ertesi gün Beykoz tepelerinde terkedilmiş olarak bulundu. Parmak izi taramalarından da bir sonuç çıkmadı.
Tüm bunlar olurken başka bir yerde, başka birisi iş başındaydı. Kara Panter kod adlı, Özel Harekât’tan Beyza. Gizli görevi MİT Ajanı. Beyza teçhizatlarını bir sırt çantasına koymuş ve Mafyanın inine bir kâbus gibi çökmeye gidiyordu. Çavuşbaşı taraflarındaki çiftliğe ulaşmış ve çevreyi keşfe başlamıştı. Nihayet üzerini değiştirdi. Silahlarını kontrol etti. Başına da özel harekât maskesini taktı. Çiftliğin çevresindeki tel çitlerin altından, bir yılan gibi sürünerek içeri girdi. Etrafta fazla adam yoktu. Binaların yanına gelince duvara dayanarak ilerlemeye başladı. İlk adamı ensesine vurduğu keskin bir darbe ile etkisiz hale getirdi. Karga tulumba bağladı. Diğeri kapının yanında yere oturmuş, cep telefonuyla oynuyordu. Çantasından uyuşturucu ok atan silahını çıkardı. Nişan aldı ve tetiğine bastı. Ok adamın tam boynuna isabet etti. Adam daha ne olduğunu bile anlamadan yan tarafına yığıldı kaldı. Süratle adamın yanına koştu. Evin penceresinin altına geldi ve içeriye göz attı. 4 kişi bir masanın etrafında gülüşerek kağıt oynuyordu. Giriş kapısı aralıktı. Çantasına elini attı ve gaz bombası çıkardı. Pimini çekti ve içeri yolladı. Adamlar büyük bir panik içinde sağa sola kendilerini atarken, gaz odayı çoktan kaplamıştı. Böylece yere yıkıldılar ve derin bir uyku çekmeye başladılar.
Yol açılmıştı. Sessizce ana binaya girdi. 5-6 kişi bir odada toplanmış televizyonda maç izliyorlardı. Onları rahatsız etmedi. Doğruca üst kata çıktı. Patron, üst katın balkonunda oturmuş, kahvesini yudumluyordu. Yavaş yavaş yanına doğru yürümeye başladı. Patron ayak seslerini duymuş olacak ki sinirli bir şekilde “Beni rahatsız etmeyin demedim mi ben?” diye bağırdı. Beyza silahın namlusunu patronun ensesine dayadı ve “Fazla kalmayacağım zaten. Vereceğim rahatsızlıktan dolayı da belediyemiz adına özür dilerim.” dedi. Adam bir anda hareketsiz kaldı.
-“Kimsin sen? Benden ne istiyorsun?”
-“Duymuşsundur. Bana Kara Panter derler.”
-“Ne Kara Panter mi? Bilmez miyim? Ama bizimle sizin ne işin olur ki?”
-“Kısa ve öz konuşacağım. Bir kez daha buraya gelirsem de konuşmaya gelmeyeceğim. Anladın değil mi?”
-“Evet, evet, elbette anladım. Gayet açık ve net.”
-“Güzel. Şimdi kulaklarını dört aç ve beni iyi dinle! Bir avukat var. Adı Ekrem Yılmaz. Bu gece adamların onu öldürmeye çalıştılar. Onun peşini bırakacaksın. Eğer ona bir şey olursa seni sorumlu tutarım. Tamam mı?”
-“Tabi ki tamam. Emriniz olur.”
Kısa bir süre sessizlik oldu. Patron ensesindeki silahın soğukluğunu hissetmeyince yavaşça geriye döndü. Ama Kara Panter çoktan gitmişti. Her zaman yaptığı gibi geride, üzerinde panter kafası işlenmiş, peyaz bir mendil bırakmıştı. Patron ise mendile bakarken, halâ hayatta olduğu için derin bir oh çekti.
Ekrem sabaha doğru ancak evine gelebilmişti. Her şey bir yana Beyza konusunu nasıl çözecekti? Şaşırmış kalmıştı. Aklı karmakarışık halde evin kapısını açıp içeri girdi. Salonun ışığını açınca birden irkildi. Koltukta Beyza oturmuş, ona gülümsüyordu.
-“Beyza! Ben de seni düşünüyordum.”
-“Çok geç kaldın avukat bey. Seni beklerken ağaç oldum burada.”
-“Ancak bitti ifadeler. Herkese derdimi anlatmaktan ben de bunaldım. Ama neyse ki her şeyi anladılar. Ha, bu arada bir de koruma polisi veriyorlar.”
-“İşte bu güzel olmuş. Nihayet laf dinlemeye başlamışsın.”
-“Beyza, bunları bir kenara bırakalım da oradaki kadın gerçekten sen miydin?”
-“ Evet maalesef ki bendim. Aslında sana veda etmeye gelmiştim.”
-“Ne vedası?”
-“Orada gördüklerinden dolayı işte. Beraberliğimizi devam ettiremeyiz. Senin bir suçun yok yani. Benim işimden dolayı ayrılmamız lazım diyecektim.”
-“Bunu da nereden çıkardın? Benim yerime nasıl karar verirsin?”
-“Nasıl yani?”
-“Kim olursan ol! Eğer işin, bana söyleyemeyeceğin kadar gizliyse saygı duyarım. Yani bu veda laflarını unutmanı istiyorum. Nereye gidersen git! Ne zaman dönersen dön! Ama bir şekilde benim hayatımda ol! Seni sevmek ve senin tarafından sevildiğimi bilmek bana güç veriyor.”
-“Ekrem! Ben…”
-“Lütfen sus! Sanırım bir yerlerde gizli işler peşinde olacaksın. Ayrıca gizem, sana çok yakışıyor. Bir de bunları konuşarak vaktimizi boşa harcamayalım derim, ne dersin?”
-“Canıma minnet derim aşkım.”
İki sevgili birbirlerine aşkla sarılırken, Beyza içinden şunları geçiriyordu:
-“Ey Veda! Artık sana veda etme zamanıdır. Ey Veda! Elveda…”

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir