Dilenci Rabia Teyze

DİLENCİ RABİA TEYZE
Rabia Teyze bir dilenciydi. Kendisine çingene diyenlere kızardı. “Ben çingene değilim. Romanım.” derdi. İhtiyarlamış yaşına rağmen halâ ayakta ve dinçti. Her zaman giydiği çiçekli şalvarını göğsüne kadar çeker, eskimiş ayakkabısının üzerinde, kısa ve hızlı adımlarla yürürdü. Maviye çalan gözleri, Romanlara özgü bakır rengi teniyle uymsuzluk gösterse de güldüğünde yüzünde güller açardı. Konuşkan ve şakacıydı. Konuşurken başına örttüğü yazmayı, sürekli düzeltir dururdu. Kısa boylu ve birazda kiloluydu. O kadar yürümesine rağmen kilolu olmasına şaşırdığımı görünce bana “ Ekmekten beyim ekmekten” demişti.
Bir gün Rabia Teyze’nin yolu bir tatlıcıya düşer. Onlardan yardım ister. Ancak dükkan sahibi onu, hakaret ederek kovar. Bu duruma çok içerleyen Rabia Teyze, ağlamaya başlar. O sıralarda biz de dükkanımızın önünde oturmuş, eşimle sohbet ediyorduk. Eşim, yanımızdan geçerken ağlayan bu kadını görünce hemen yanına gitti.
-“Teyze, gel hele, şuraya bir otur! Az dinlen!” dedi.
İşte Rabia Teyze ile tanışmamız böyle oldu. Rabia Teyze sessiz bir şekilde kendisine gösterilen sandalyeye oturdu. Eşim gözyaşlarını silince, gördüğü sevgi karşısında daha da içlendi ve eşime sarılarak hıçkıra hıçkıra ağladı. İçerde bir yerlerde birikmiş zehri atmayınca, insan huzur bulamıyor. Bir müddet sonra sakinleşince ona su verdim. İçti ve elini yüzünü yıkadı. Eşim de hepimize birer demli çay getirmişti. Onu üzeriz diye hiç bir şey sormadık. Çayından bir yudum aldı ve anlatmaya başladı:
-“Sizi karşıma Allah çıkardı. Allah sizden razı olsun. Az önce bir dükkana yardım istemek için girdim ama bana bir tomar hakaret ettiler. Kovdular. Sanki ben keyfimden dileniyorum. Mecbur kalmasam dilenir miyim?”
Ne kadar da yazık, ayaklarına gelen fırsatı tepmişlerdi. Allah herkese iyilik yapmayı nasip etmiyor. Kimileri kazanıyor, kimileri kaybediyor. Bu konuda Rabbimiz bizleri uyarmasına rağmen maalesef bazılarımız hoşgörülü olamıyor.
“…Öyleyse sakın yetimi ezme! Sakın isteyeni azarlama!…” (Duha Suresi 8-9. Ayetler)
-“Ben eskiden dilenmezdim. Çalışırdım. Temizliğe giderdim. Ara sıra da sepet yapar, satardım. Ama şimdi yaşlandım. Bir de hastalıklar başladı. Artık beni işe çağırmıyorlar. Benim koca da düşman başına, olmaz ola! Eve ne ekmek getiriyor ne de su. Evin kirası, elektriği, suyu derken ne edeceğimi şaşırdım. Ben de dilenmek zorunda kaldım. Benim hayatımda öyle uzun uzun anlatacak bir şey yok. İşte hepsi bu kadar. Sadece fakirlik, sadece yalnızlık.”
Her ne kadar onu teselli edecek sözler söylesek de kalbindeki yaraya şifa verebildik mi, bilmiyorum? Kendine gelince, yavaşca kalktı ve bize dua ederek gözden kayboldu.
Aradan bir kaç hafta geçti. Dükkanda etrafı düzeltirken birden kapıda, Rabia Teyze beliriverdi. Onu görünce öyle sevinmiştim ki az daha boynuna sarılacaktım. Gülümseyerek içeri buyur ettim. Hemen oturması için bir sandalye verdim.
-“Hoşgeldin Rabia Teyze.”
-“Hoş bulduk beyim. Bakıyorum, adımı unutmamışsın.”
-“Tabi ki unutmadım. Sen unutulacak insan mısın?”
Gülümsedi. Elinde bir poşet vardı. Bana doğru uzattı. Hiç değişmemişti. Aynı kıyafetler, aynı gülümseme. İnsanın içine huzur veriyordu.
-“Bak! Size gelirken pohaça getirdim. Çayla beraber yersiniz. Bu arada eşin yok mu?”
-“Olmaz mı? Eve kadar gitmişti. Ben şimdi çağırırım. Ayrıca pohaçaları da beraber yeriz. Sen çayları doldurana kadar ben eşimi çağırırım.”
-“Dur hele! Ya dükkan?”
-“Sen varsın ya Rabia Teyze.” diyerek eşimi çağırmaya gittim. Geldiğimizde çaylar ve pohaçaları gülüşerek afiyetle yedik. Bir ara eşim, Rabia teyzemizin gözlerinin dolduğunu görünce sordu:
-“Hayırdır, teyzem. Ne oldu, duygunladın mı?”
-“Evet canım kızım. Siz bana, bir dilenci parçasına koca dükkanı emanet ettiniz. Ne diyeyim ki size a güzel kızım. Allah tuttuğunuzu altın etsin.”
-“Öyle deme teyzecim. Eşim de ben de seni pek sevdik. Ayrıca sen bir dilenci parçası değilsin. Rızkını kazanmak için uğraşıyorsun.”
O sırada yan sokaktaki komşumuz Gülümser hanım içeri girdi. Selamlaştıktan sonra getirdiği paketi eşime verdi.
-“Candan Hanım, buyrun. Geçenlerde söz verdiğim eski elbiseleri getirdim.”
-“Çok teşekkür ederiz komşum. Allah sizden razı olsun. İnşaallah ihtiyaç sahiplerine en kısa zamanda ulaşır.”
Komşumuz gittikten sonra Rabia Teyze şaşkın bir şekilde fakirler için getirilen elbiselere bakıyordu.
-“Bunlar da nedir? Yoksa siz hayır işleri mi yapıyorsunuz?” diye merakla eşime sordu.
-“Evet teyzecim. Elimizden geldiği kadar.”
Rabia Teyze hiç düşünmeden ani bir hareketle elini göğsüne attı. Biraz arandıktan sonra kumaştan dikilmiş bir kese çıkardı. Kesenin ağzını açtı ve masaya boşalttı. Küçük demir paralar masaya yayıldı. Bu kez de şaşırma sırası bize geçmişti. Şaşkın bakışlarımızın altında elimi tuttu ve hepsini avucuma bıraktı.
-“Al evladım! Bunlar bu günkü kazandığım paralar. Bunların hepsini fakirlere verin!” dedi. Öylece kalakalmıştık. Bu nasıl bir zenginlikti? Bu nasıl bir gönüldü? Ne diyeceğimi bilemiyordum. O ise bir çocuk gibi hassas ve meraklı bir şekilde:
-“Şimdi ben” dedi “Öldüğümde, bu hayrım önüme gelecek mi?” diye sordu.
-“Evet Rabia Teyze, inşaallah gelecek.” diyebildim.
Gülümsedi. Derin düşüncelere daldı. İçinde ne fırtınalar kopuyordu kim bilir? Eşimle göz göze geldik. Gözleri dolmuştu. Sonra eşim sevgiyle o güzel insana döndü.
-“Allah senden razı olsun, ey güzel insan!”
-“Yok, yok, ben ne yaptım ki. Fakirliği iyi bildiğimden içim acıdı. Şey, aslında benim sormak istediğim bir şey daha var. Eğer yanlış anlamazsanız…”
-“O da nasıl laf teyzecim. Elbette sorabilirsin.”
-“Şey, ben akşamları Allah’ıma dua etmek istiyorum. Namaz da kılmak istiyorum. Fakat nasıl yapacağımı bilmiyorum. Bana öğretebilir misin?”
-“Maaşallah, maaşallah, elbette öğretirim. Hem de büyük bir zevkle.”
-“Şey, bir de ben bunları evvelce yapmazdım. Bundan sonra yaparsam, kurban olduğum Rabbim, o güzel Allah’ım beni affeder mi?”
-“İnşaallah güzel teyzecim. Allah bağışlayan ve affedendir. O tövbe eden kullarının tüm günahlarını affeder ve örter. Yeter ki sen tövbe et ve hayırlı işler peşinde ol!”
-“Öyleyse ben de sizin önünüzde tövbe ediyorum. Canım Allah’ım beni bağışla! Tüm garibanları, fakirleri de bağışla! Bu iki evladımı da bağışla!”
Hep beraber ağlaşmaya başladık. Bütün övgüler alemlerin Rabbi, din gününün sahibi, Rahman ve Rahim olan Allah’a aittir. Rabbimiz! Bize bu güzellikleri yaşattığın için sana teşekkür ederiz.
Yanımızdan ayrıldıktan sonra epeyce bir zaman geçtiği halde Rabia Teyze’den ses seda çıkmadı. Meraklandık ve sorduk, araştırdık. Öğrendik ki Rabia Teyze ağır hastaymış ve bizimle görüşmesinden bir kaç gün sonra da Hakkın rahmetine kavuşmuş. Eşimle beraber ellerimizi açtık. Rabia Teyzemizin ve onun gibi nice Rabia Teyzelerin ruhlarına bir Fatiha okuduk.  “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.” Muhakkak ki biz, O’na aitiz ve muhakkak ki biz O’na döneceğiz.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir