Karlı Dağın Efesi

KARLI DAĞIN EFESİ
Çok soğuktu. Her yer kar ile kaplı ve sadece beyaz vardı. Yalçın dağların doruğunda, canını vermeye hazır altı yüz asker, vatan savunması için peş peşe dizilmiş, birerli kol düzeninde ilerliyorduk. Korucular ellerinde uzun sopalarla, karın derinliğini ve altta zemin olup olmadığını kontrol ederek, hemen yanlarında ki mayın taraması yapan mayın dedektörcüleri ile beraber, en önde yürüyor ve biz de sırtımızda sırt çantası, elimizde tüfek, karlara bata çıka ülkemiz için ve milletimiz adına onları takip ediyorduk. Herkes bir öndekinin bastığı yere basmaya çalışıyordu. Ben de harekat subayı olarak operasyona katılmıştım. Komuta grubu olarak biz de yürüyüş kolunda, ağır adımlarla Komutanı takip ediyorduk.
Hava yavaş yavaş bozmaya ve kar yağmaya başladı. Korucuların en yaşlısı yanımıza yanaştı ve bir kaç saat içinde tipi olacağını söyledi. Komutan telsizle durumu aşağıdaki karargâha bildirdi. Geri dönüş için izin istedi. Karargâh meteoroloji raporlarında herhangi bir tipinin gözükmediğini ve yola devam edilmesini emretti. Yolumuza devam ettik. Ancak korucular bu kez yine yanımıza gelerek neredeyse yalvararak geri dönülmesini, yoksa büyük bir facia olabileceğini söylediler. Komutan bir kez daha durumu karargâha iletti. Ancak karargah kar yağışı olmadığını ve emirlere uyularak hedefe gidilmesini emretti. Ardından bir emir geldi. Geri dönülmesi için bir daha izin istenilmemesi, ne pahasına olursa olsun planlanan faaliyetin yerine getirilmesi emrediliyordu. Yapılacak bir şey yoktu. Yolumuza devam ettik.
Gece vakti değildi ama hava kararmaya başladı. Kar yağışı hızlandı. Görüş mesafesi azalmaya başlamıştı. Birlikler arasındaki telsiz haberleşmesinde büyük sorunlar yaşanıyordu. Komutana yanaştım. Birlik komutanları ile bir toplantı yapılmasını ve ortak bir karar verilmesini teklif ettim. Komutan yüzüme çaresizce baktı. Birlik Komutanları çağırıldı. Bir süre için mola verildi.
Herkes toplanınca komutan durumu izah etti ve herkesin görüşlerini bildirmesini emretti. Karargah’a bir kez daha bilgi iletilmesi görüşü ağırlık kazanınca ana telsiz ile çağrı yapıldı. Ancak bu kez çağrılara cevap alınamadı. İrtibatımız kesilmişti. Kar olanca şiddetiyle hızını arttırmaya devam ediyordu. Artık bu koca dağın tepesinde tek başımıza, sıkışıp kalmıştık. Büyük bir tipi bize doğru yaklaşmaktaydı. Komutan bana da fikrimi sorduğunda “Bu normal bir savaş değil. Geri dönmeliyiz. Uygun şartlarda tekrar operasyonlara devam edebiliriz. Şimdi ki amacımız bu vatan evlatlarını sağ salim üs bölgesine kavuşturmak olmalıdır.” dedim. Genel kanaat bu yönde oluştu. Komutan bir müddet sessiz kaldı. Sonra emrini verdi: “-Geri dönüyoruz.”
Korucular hemen geri dönüş yolunun önüne geçtiler ve yürüyüş kolu olduğu yerde ters dönüş yaparak, dönüş hazırlıkları tamamlandı. Geldiğimiz güzergâhtan ilerlemeye başladık. Ancak işimiz çok zordu. Çünkü tipiye yakalanmıştık. Fırtınanın ortasında karlara bata çıka yürümeye uğraşıyorduk. Sadece önümüzdeki askeri görüyorduk. Sağdan soldan bağırışlar yükselmeye başladı. Arkadaşlarına seslenenlerin, bulunduğu yeri belli etmeye çalışanların, Allah’a dua edenlerin sesleri birbirine karışıyordu. Aniden önümdeki askeri göremedim. İsmini haykırmaya başladım ama nafile seslenmeme cevap alamadım. Artık Allah’a emanet, bir başımaydım. Kendimi toparlamalı ve bulabildiğim kadar asker ile aşağı inmeliydim. Telsiz çalışmıyordu. Arkama döndüm. Sadece 3 asker vardı. Çember yaptık. Havaya işaret fişeği attık. Bir müddet sonra yanımıza askerler gelmeye başladı. Yer yer işaret fişekleri atılıyordu. 20 asker olmuştuk. Hepsine dedim ki: “Kimse önündekini ve arkasındakini kaybetmeyecek. Kol mesafesinde yürüyeceğiz. Asla durmayacağız. Durmak donmak demektir. Sürekli hareket halinde olacaksınız. Şimdi beni takip edeceksiniz. Gelirken dikkatimi çekmişti. Konik şeklinde sivri bir tepe vardı. Onu bulacağız. Bu tepeyi bulunca onu solumuza alacağız ve inişe geçeceğiz. Eğer kopma olursa, kopan bu tepeyi arasın. Anlaşıldı mı?” Hep bir ağızdan “Emredersin Komutanım!” dediler ve sonrasında ya Allah, Bismillah diyerek ileriye atıldık. Dudaklarımda dualar ve gözlerimde sivri tepenin hayali ile ardımdaki askerlere bir umut bata çıka ilerliyordum. Zaman ilerledikçe içimi korku kaplamaya başlamıştı. Sivri tepe görünürlerde yoktu. Zaten görünecek bir şeyde yoktu. Kar taneleri keskin bir jilet gibi biçiyordu. Aniden arkadan bir bağırış yükseldi. “Komutanım! Komutanım! Sivri tepeee…” Hemen döndüm ve askerin gösterdiği yöne baktım. Biraz daha yaklaştık. Gerçekten de sivri tepeydi. Hep beraber sevinç çığlıkları attık. Sonra tepeyi solumuza aldık ve ilerlemeye başladık. Bir müddet sonra iniş başlamıştı. Neredeyse göz gözü görmüyordu. Sol yanım dağa yaslanmıştı ama sağ yanım boşluktaydı. Muhtemelen bir yamaçtan aşağı iniyorduk. Sol yanımız üzerine sürüne sürüne yamaçtan aşağı inmeye devam ettik. Arkadan bir askerin sesi yükseldi. “İlerde bir ışık vaaar!” Evet ilerde aşağılarda bir ışık vardı. Umut yüzünü göstermişti. Yamaçtan aşağı inişimiz 3 saati aldı.
Uzaklardan bize doğru koşan askerleri görünce yere yığılıp kaldım. Ardımdakilerde inmişti. Üs bölgesini bulmuştuk. Çevremizde koşuşan askerler birer ikişer kollarımıza girip bizi üsse götürmeye başladılar. Üsse girince kapıda Komutanı gördüm. Beni kucakladı. Ağlıyordu. “20 kişi getirdim komutanım! Diğerleri, diğerleri ne oldu?” diyebildim. Beni bir sedyeye yatırdılar ve doğruca revire götürürlerken etraf bayram yeri gibi kucaklaşanlar ve ağlayanlarla doluydu.
Tedavimden sonra hemen Komutanın yanına koştum. Hala gelmeyen gruplar vardı. Aynı bizim gibi parça parça üs bölgesine geliyorlardı. Her gelenle birlikte sevinçle yollara fırlıyor ve kucaklaşıyorduk. Bu bekleyiş sabaha kadar devam etti. Nihayet Personel Subayının sevinçle bağırarak bize doğru koştuğunu görünce bizlerde ayağa fırladık. “-Komutanım, tamam, tamam, eksiğimiz yok, personel tamam.” Komutanla sarıştık ve sevinçle hoplamaya başladık. Dudaklarımızda şükür, korkunç bir faciadan bizi kıl payı kurtaran Allah’a dualarız gözyaşlarımıza karışıyordu.
Hava iyice aydınlanmıştı. Geride alınması gereken pek çok ders barındıran müthiş bir operasyonu tarihin sayfalarına yazarken, kazasız belasız atlatmanın buruk sevinciyle içtima alanında Komutana tekmil veriyordum:
-“…Subay…Astsubay… ve 600 erbaş ve er emir ve görüşlerinize hazırdır Komutanım!”

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir