Allah’ın elçisinden gelen mektup

Allah’ın elçisinden gelen mektup
Küçük bir hurmalık içindeki kuyudan çektiği suyu kana kana içti. Kırbasını da tamamen doldurduktan sonra devesi içinde yandaki su kabını doldurdu. Devesine doğru giderken, karşıdaki kum tepesinin ardından gelmekte olan bir atlının siluetini gördü. Sarı devenin suyunu verdi ve bir hurma ağacının gölgesine ilişti. Çantasından çıkarttığı birkaç parça yiyeceği, yere serdiği renkli örtünün üzerine yaydı. Uzun entarisini düzeltti ve bağdaş kurmuş halde besmele çekerek sofrasındakileri yemeğe başladı.
Güneş batmak üzere garbın ufkuna doğru eğilmiş ama hala sıcaklığı ile çöldeki hükümranlığını haykırıyordu. Yolcu geceyi burada geçirip, yarın yoluna devam etmeyi aklından geçirirken, atlı adam kuyunun başına çoktan gelmişti. Atından inerken:
-“Selamun aleykum” diye selam verdi. Yolcu “Ve aleykum selam” diyerek selamı aldı ve merakla gelen atlıya bakmaya başladı. Atlı kuyunun kenarında duran su dolu kovadan avucuna doldurduğu suyu hızla yüzüne vurdu. Başındaki beyaz örtüyü kaldırdı. Uzun ve siyah, dalgalı saçlarını ıslak eliyle mesh etti. Birkaç avuç su içti ve atını da suladı. Ardından dikkatli ve ağır ağır abdest almaya başladı. Atlının işinin bitmesini bekleyen yolcu nihayetinde:
-“Buyur beraberce yiyeyim. Soframı şereflendir.” dedi.
-“Aç değilim. Sana afiyet olsun. Yolum uzun ve çetindir. Hemen yoluma devam etmeliyim.” derken diğer bir hurma ağacının altında tekbir getirerek namaza durdu. Sağına ve soluna selam verdikten sonra ayağa kalktı ve atına doğru ilerledi. Yolcu, atlı adamı geldiğinden beri pür dikkat izliyordu.
-“Ey güzel insan! Yolculuk nereye? Nereden gelip, nereye gidersin?” diye sordu.
Atlı adam atının yularını düzeltti, sol ayağını mahmuza geçirdi ve çevik bir hamleyle atın üzerine hopladı. Atın üzerine iyice yerleşip, gölgedeki sofrasının yanında şaşkınlıkla ayağa kalkmış ve onu izleyen yolcuya döndü.
-“Medine’den gelir, Rum diyarına giderim. Allah’ın elçisinden İmparator Heraklius’a İslâm’a davet mektubu götürürüm.”
-“Öyleyse yolun açık olsun, ey yiğit insan!”
Atlı adam atını mahmuzlayıp, Rum diyarına doğru hızla uzaklaştı. Geride kalan yolcu, atlı adamın ardından bakarken gözlerinden inci gibi süzülen gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Çünkü o da Yüce Allah’ın daveti üzerine, iman etmek için Medine’ye, Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed aleyhisselam’a gidiyordu.
“Bismillâhirrahmânirrahîm.
Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den Bizans imparatoru Herakleios’a,
Hidayete uyanlara selâm olsun. İslam’ı kabul et ki kurtuluşa eresin ve Allah da ecrini iki kat versin. Eğer kabul etmezsen sorumluluğun altındaki insanların (Erîsîyyîn) günahını sen çekersin. “Ey Ehl-i Kitap! Sizin ve bizim aramızda müşterek olan söze gelin: Sadece Allah’a kulluk edelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da birimiz diğerini rab edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse `şahid olun biz Müslümanız’ deyiniz.”

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir