Günah Çıkartma Ayeti İftirası [Tevbe, 103]

Yazımızın başında belirtelim ki bazen sorularımıza cevap ararken içine düştüğümüz hatalarımızdan birisi de Kuran’daki ayetleri tek başına ele alıp değerlendirmeye çalışmamızdır. Oysa ki ayet, kendinden önce veya sonraki ayetlerle birleşik olabilir ve bir konuyu anlatan bir kaç ayet veya surenin parçası olabilir.
İşte Tevbe, 103 ayeti de aynen bu durumdadır. Bu ayeti yalnız başına değerlendirmek hatalı sonuçlar doğuracaktır. Bu ayetlerin tamamı okunduğunda, hiç kimsenin bir başkasının günahını bağışlama yetkisinin olmadığı açıkça anlaşılacaktır. Nitekim “Allah’ın kullarından, tövbeleri kabul ettiğini ve sadakaları aldığını (kabul ettiğini) bilmiyorlar mı? Ve muhakkak ki Allah, tövbeleri kabul eden ve Rahîm (rahmet nuru gönderen)’dir.” olarak buyrulan Tevbe, 104 ayeti bunlardan biridir.
İslama göre, bir insan hiçbir varlığın günahını affedemez, böyle bir yetkisi asla yoktur. Günahları ancak Allah bağışlar ve tövbeleri ancak Allah kabul eder. Hıristiyanlık’ta günah çıkarmak bir papaz tarafından uygulanır ama İslam’da Allah’tan başka bağışlayan, günahları affeden bir merci yoktur. Bağışlamanın yolu tövbedir. Tövbe günahlarından pişmanlık duyma, bir daha yapmamaya azim etmektir. Fakat, bu bağışlamanın kesin olmadığı vurgulanmak üzere “Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder” mealindeki ifade kullanılmıştır. Yani İslam’da kişi, Allah’ın günahlarını affedip etmediğini ölünceye kadar bilemez. Böylece ümit-korku dengesini koruyarak bir hayat sürdürmeye çalışır. (Taberî, XI, 12; Şevkânî, II, 454)
Buraları tam olarak anladıysak aslında meseleyi çözmüşüz demektir. Tevbe, 75 ayetten itibaren okursak ayetlerde anlatılan hadiseyi tam olarak anlayacağız. Bakın Tevbe, 75’de ne yazıyor:
TEVBE,75
“Onlardan (bazı) kimseler: “Eğer (Allah), Kendi fazlından bize verirse, elbette mutlaka sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz.” diye, Allah’a ahd verdiler.”
İşte bu aşamada anlıyoruz ki sadaka ve zekat hususunda bazı kimseler Allah’a ve Resulune söz veriyorlar. Gelen rivayetlere göre bu hadise Tebük seferinden önce oluyor. Durumu iyi olanların savaş için destek olması beklenirken, abuk subuk mazaretlerle sefere katılmaktan kaçınmaları şaşılacak bir durumdu. Tabi ki bu duruma Resulullah çok üzülür. Ancak şimdilik yapılacak bir şey yoktur.
Âyetin inmesine vesile olan olayla ilgili rivayetlerin ayrıntılarında farklılıklar bulunmakla beraber bunlar, âyette, durumları müsait olduğu halde Tebük Seferi‘ne katılmaktan kaçınıp sonra samimi olarak pişmanlık duyan ve mazeret üretme cihetine gitmeksizin hatalarını itiraf eden kişiler hakkındadır.
Bu kişiler sefere çıkmaktan geri kalanlarla ilgili âyetleri duyunca öylesine bir vicdan azabı ve pişmanlık hissetmişlerdi ki, kendilerini Mescid-i Nebevi’nin direklerine bağlamışlar ve Resûlullah kendilerini çözmedikçe orayı terk etmeyeceklerine yemin etmişlerdi. Peygamber (sav) seferden döndüğünde âdeti üzere önce mescide gitti, onları sordu. Çevredekiler durumu açıklayınca Resûlullah vahiy gelinceye kadar kendisinin de onları çözmeyeceğine ve özürlerini kabul etmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine Tevbe, 102 nazil oldu ve Peygamber (sav) adam gönderip onları çözdürdü ve özürlerini kabul etti . (Taberî, XI, 12-16)
TEVBE,102
“Bir başka grup var ki onlar iyi işe diğer kötü işi karıştırdıktan sonra günahlarını itiraf etmişlerdir. Umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah esirgeyendir, bağışlayandır.”
Daha sonra imkânları olduğu halde Tebük Seferi’ne katılmayan ve bunun pişmanlığını yaşayan bu kişiler, mallarını getirip Resûlullah’a takdim etmişler, kendilerini arındırmak üzere bunları almasını ve sadaka olarak dağıtmasını, bir de bağışlanmaları için dua etmesini istemişlerdi. Peygamber ise kendisine böyle bir şey emredilmediğini ve onların mallarından alamayacağını söyledi. Tevbe, 103-104 bunun üzerine indi. (Taberî, XI, 1648)
TEVBE, 103-104
“Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al! Bir de onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah her şeyi çok iyi işitmekte ve bilmektedir. Bilmiyorlar mı ki kullarının tövbesini kabul eden Allah’tır, sadakaları kabul eden de O’dur. Şüphesiz Allah tövbe kapısını alabildiğine açık tutmaktadır, rahmetiyle kuşatmaktadır.”
İşte mesele bu kadar basittir. Ortada ne günah çıkartma veya çıkarma ne de sadakaları zimmete geçirme vardır. Alınan sadakalar beyt’ül-mal (Devlet hazinesi) vasıtasıyla fakirlere, savaş yetimlerine dağıtılmaktadır. Kayda geçer ve zabt altına alınır. Öyle olmasa dahi Allah’ın Resulu Muhammed Aleyhisselam’dan bu tarz bir davranış beklemek ve söylemek çok çirkin bir iftiradır. Böyle konuşanların zaten niyetleri bellidir. Peygamberimizi küçük düşürerek güya İslam dinini yok edecekler. Ne kadar da zavallı bir alışkanlık. Siz devam edin bakalım, biz de devam ediyoruz. Allah elbette herkese layık olduğu karşılığı verecektir.
Resulullah devlet başkanıdır. Kendisi bizzat zekat ve sadakaları almamaktadır. Bu işle görevli memurlar vardır. Bu memurlar kayıtla verilen zekat ve sadakaları teslim alır ve devletin hukuki yapısına göre, Allah’ın emirleri doğrultusunda gerekli yerlere harcarlar. Zamanımızda da devlete vergi vermiyor muyuz? Vergi alınmazsa devlet nasıl iş görecek? Memur, polis, asker maaşları nasıl ödenecek? Silah nasıl yapılacak? Yollar, köprüler, barajlar nasıl inşa edilecek? Sağlık hizmetleri nasıl yürütülecek? Fakirlere nasıl destek olunacak? Şimdi başımızda bir Cumhurbaşkanı yok mu?  Vergileri, bağışları Cumhurbaşkanı mı topluyor? El insaf, biraz makul olun da iftira ederek kul hakkına girmeyin. Bir kişiyi suçlarsan suçu ispat etmek sana düşer. Yoksa hiç bir hukuk veya vicdani sistem yoktur ki sen suçlusun deyip, kişinin kendisini aklamasını  beklemez. Bu haksızlıktır, zulümdür. Allah ise zalimleri sevmez.
Öyleyse bu hadiseden ve ayetlerden anlıyoruz ki günahları ancak Allah bağışlar. Bunun için de kişinin muhakkak pişmanlıkla tövbe etmesi gerekir. Zekat ve sadakadan kaçınmak kişisel ve toplumsal kirlenmeye sebep olur ki aksi ise toplumda maddi eşitliği temin eder ve malı temizler. Zekat ve Sadaka malı çoğaltır, bereketlendirir.
BAKARA, 261
“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak vermiş bir taneye benzer ki, her bir başakta da yüz tane vardır. Allah, dilediğine böyle kat kat verir. Çünkü Allah’ın lütfu geniştir, ilmi ise her şeyi kuşatır.”
O halde ne kadar yanlışa da düşsek insanlığımızı unutmadan samimiyetle tövbe etmeli ve Allah’a yönelerek ona sığınmalı, bağışlanma dilemeliyiz. İmkanımız ölçüsünde zekatımızı vermeli, zaman zaman da sadaka ile gönüllerimizin pasını silmeliyiz. Unutmamalıdır ki Allah’ın senin verdiğin sadakaya ihtiyacı yoktur. Ancak senin kalbinin huzura ihtiyacı vardır.
Sevgiyle kalın

Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir