Ümmi nedir? Muhammed aleyhisselam okuma yazma biliyor muydu?

İddialar ve Resulullah aleyhisselam okur yazar mıydı? 

Bazı din düşmanları pek çok konuda olduğu gibi Resulullah aleyhisselam’ın okur yazarlığı konusunda da ileri geri konuşarak tartışma ortamı oluşturup temiz gençlerimizin kafasını karıştırmaya çalışmaktadır. Diyorlar ki Araf suresi 158.ayette resulullah için ümmi deniliyor, ayrıca Ankebut 48. ayette okuma yazma bilmediği belirtiliyor ve ilk ayetlerin geldiği Hıra mağarası hadisinde de resulullah ” Ben okuma bilmiyorum” diyor. Bunlarda demektir ki Resulullah okuma yazma bilmiyordu.

Bu konuyla ilgili bilgilerimizi size aktarmak lazım geldi. 

Giriş ve ümmi ne demektir? 

İlk önce bu meselenin kaynağı olan ümmi kelimesinin manasına bir bakalım. “ امّىümmî” kelimesi ümm ile ya harfinin birleşiminden oluşmuştur. Ümm Arapçada ana demektir. Ya eki ise aidiyat belirtir ve …li anlamında kullanılır. Mesela Mersin – li kelimesini Arapça ifade etmek için ya harfi kullanılır ve söyleyiş Mersinî (Mersinli) olur. Mardinli – Mardinî , Erzurumlu – Erzurumî misallerinde olduğu gibi. Böylece Ümm ile ya birlikte olunca Ümmi kelimesinin manası “ANALI” olur. Aşağıda detaylarına gireceğiz.

امّى Ümmî kelimesi maalesef anlamı çarpıtılmış kelimelerden biridir. Yanlış manalar verilmesinden dolayı Resulullah hakkında da yanlış anlaşılmalar ortaya çıkmıştır. Ümmi kelimesine anasından doğduğu gibi bilgisiz, okur-yazar olmayan manaları verilince peygamberimiz için de söylenmesi hoş olmayan tabirler dillendirilmiş ve yazılmıştır. Resulullah böylece yanlış tanıtılmıştır. Hatta bazı kasıtlı din düşmanları bu konuyla alay eder duruma dahi gelmiştir.

Söylenenlerin ve yazılanların aksine Resulullah aleyhisselam okur ve yazardı. Bu konunun delillerini de aşağıda kısa ve öz şekilde bir bir izah edeceğiz inşaallah. Gerçek ne ise odur ve hangi gerekçe ile olursa olsun gerçek değiştirilemez, değiştirilmemelidir. Aksi halde kaş yaparken göz çıkartılır da pek çok diğer konular da anlaşılmaz ve görülmez olur. Gerçeğin de maalesef “eninde sonunda bir gün ortaya çıkmak” gibi çok kötü bir huyu vardır.

İddianın kaynağı

Peygamberimizin ümmiliği iddiasısnın kaynağı hiç ilgisi bulunmayan Ankebut suresinin 48. ayeti ile ilk vahyi konu alan meşhur Hıra mağarası hadisidir. Evvela ayetin mealini verelim.

وَمَا كُنتَ تَتْلُو مِن قَبْلِهِ مِن كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ إِذًا لَّارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ

Ve sen bundan evvel herhangi bir kitaptan okumuyordun; onu sağ elinle de yazmıyordun. Eğer böyle olsaydı batılcılar (batıla inananlar) mutlaka kuşku duyacaklardı.” Ankebut; 48

İddiaya karşı cevaplarımız

1 nci Cevap:

Dikkat edilirse Ankebut 48.ayetteki ifadeler iddianın aksine Resulullah’ın okur yazar olduğunu göstermektedir. Çünkü, okuma yazma bilmeyen birine “onu sağ elinle (kendin) de yazmıyordun”denmez. Burada peygamberimizin kitap ehli papazlar, hahamlar gibi diyanet işleriyle uğraşmadığı, kitap okumak ve yazmak gibi faaliyetlerde bulunmadığı vurgulanmaktadır.  

2.Cevap:

Diğer iddia ise meşhur Hıra mağarası hadisidir. Cebrail aleyhisselam OKU diyor ve peygamberimiz ise “Ben okuma bilmiyorum” diyor meselesidir. Bu hadisin orjinal Arapça metnine baktığımızda verilen cevabın aşağıdaki gibi olduğunu görüyoruz.

” ما انا بقارئ” “Ma ene bi kariin”

Bu ifade “ben okuma bilmiyorum” demek olmayıp, “ben okuyucu değilim” demektir. İkra kelimesinin manasına dikkat çekmek istiyorum. İkra kelimesiyle ilgili çok detaylı bilgiyi “İkra kelimesinin anlamı nedir?” yazımızda bulabilirsiniz. Biz burada kısaca yazalım. 

İkra demek , “Harfleri, kelimeleri, cümleleri ya da bilgileri bir araya getirip bir başkasına nakletme” yani size bildirilen bilgileri toparlayıp, düzenleyip ilgili yere nakil etmeniz, bildirmeniz, iletmeniz, tebliğ etmenizdir. Yazılı bir metni okuyup bir şeyler öğrenmek, kıraat değil, tilâvettir. Yani şu anda sizin bu yazıyı okumanız “tilâvet”tir. Ankebut 48 ayette de tilavet geçmektedir. Bu da ayrıca resulullah’ın okuma bildiğinin bir delilidir. Hıradaki hadise de resulullah görevin şiddetinden “ben bunu nasıl tebliğ ederim. Ben bunu aşağı gidip nasıl okurum. Böyle bir gücüm yok. Bu görevi başaramam.” manalarında ben okuyucu değilim demiştir. Cebrailin kucaklaması da cesaret, güç ve kuvvet vermesi, korkularından ve endişelerinden onu arındırması maksadıyladır. Yoksa bu hadisede okuma yazma bilip bilmeme gibi bir konu anlatılmaz. Bakınız… Risale-i Alak

3 ncü Cevap:

Diğer bir delil Buhari Sulh ve İlim kitaplarında da yer alan Hudeybiye anlaşması hadisidir. Buhari Sulh ve İlim kitaplarında yer alan rivayet, Kitab-ül Megazi; 45. Bab: 45- Andlaşması Hükmü İle Yapılan Umre Babı Bunu Enes, Peygamber’den zikretmiştir.

263- (Rivayet zinciri; el Berâ- Ubeydüllah b. Musa)…. : “Peygamber zülkade ayı içinde umre yapmak üzere yola çık­tı. Fakat Mekke halkı Peygamberin Mekke`ye girmesini kabul etmediler. Nihayet Peygamber Mekkeliler ile gelecek senede üç gün Mekke`de kalmak üzere bir andlaşma yaptı. Andlaşma hükümlerini yazdıkları zaman, “Bu, Allah’ın Elçisi Muhammed’in üzerinde andlaşmış olduğu şeylerdir” yazmışlardı. Onlar (Mekkeliler): “Biz senin elçiliğini ikrar etmiyoruz. Eğer biz senin Allah`ın Elçisi olduğunu bilir ve tasdik eder olsaydık, seni hiçbir şeyden men etmezdik. Ama sen Abdullah oğlu Muhammed’sin”  dediler. Bunun üzerine Rasûlullah: “Ben Allah`in Elçisiyim ve Abdullah oğlu Muhammed’im” dedi. Sonra da Alî’ye:“Allah’ın elçisini sil!” dedi. Alî: “Hayır vallahi ben Seni ebediyyen silmem!” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah, sallallahü aleyhi ve selem kitabı aldı. Rasûlullah kendisi yazı yazmayı güzel yapamıyordu. Akabinde: “Bu, Abdullah oğlu Muhammed’in üzerinde andlaşma yaptığı şeylerin yazısıdır” diye YAZDI: – Mekke`ye silâh sokmayacak, yalnız kılıfı içinde kılıç getirecek; …Ertesi sene …” diye devam ediyor.

Hadisin orjinal metninin bizi ilgilendiren kısmını buraya alıyoruz.

…فأخذ رسول اللّه صلى اللّه عليه و سلّم الكتاب و ليس يحسن يكتب فكتب هذا ما قاضى…

Bu metindeki كتب ketebe (yazdı) fiiline dikkatlerinizi çekmek isterim. Çok açık bir şekilde hadiste YAZDI ifadesi geçmektedir. Buradan da Resulullah aleyhisselam’ın okuma yazma bildiğini görmekteyiz.

4.Cevap:

Şimdi ümmi ifadesinin detaylı izahına gelelim. Yukarı da anlamını vermiştik. Bakalım Kuran’da ümmi kelimesi nasıl ve nerede geçiyor?

Peygamberimizin “ümmî” olduğu, Kur’an tarafından bildirildiği için tartışmasızdır. (ARAF 158) Acaba Kuran’da ümmi denirken ne kastedilmektedir? 

En güzel ve en doğru cevap yine Kuran’da bulunur düşüncesinden hareket ediyoruz ve ümmi kelimesini Kuran’da araştırıyoruz.  

امّى Ümmî” sözcüğü, “ana” anlamındaki امّ ümm” ile ya-i nisbiyyeden oluşturulmuş bir sözcük olup, anaya mensup, analı demektir. Acaba ümm kelimesi bir yer ifadesi olabilir mi? Ancak, buradaki “Ana” özel isim olup, cins isim olan “ana (anne)” ile karıştırılmamalıdır. “Ana” eğer bir yer ismiyse burasının neresi olduğu konusunu Kurana soruyoruz ve karşımıza En’am suresi 92. ayet çıkıyor. İşte o ayetin meali:

Bu (Kur’ân-ı Kerim), elleri arasındakini tasdik eden ve ahirete ve ona inanan, şehirlerin anası (olan Mekke’de) ve onun etrafında olan kimseleri uyarman için indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır. Ahirete inananlar ona da inanırlar ve onlar desteklerini de koruyucudurlar (desteklerini de sürdürürler).” En’âm, 92

Görüldüğü gibi ayette geçen امّ القرى ümm-ül kura ifadesi ile Mekke şehrinin kastedildiği açıktır. Nitekim Mekke, tüm yazılı Arap metinlerinde ve çevredeki halkın dilinde “ümm-ül kura”dır. Dolayısıyla Mekke şehrinin Kur’an’da da bu isimle anılması hiç yadırganmamış, bu konuda herhangi bir tartışma olmamıştır. “Ümm-ül kura” köylerin/ kentlerin anası, anakent” demek olup, Mekke’nin Arap toplumunda bu isimle anılmasının sebebi ise, Kâbe çevresinde kurulan ilk yerleşim merkezi olmasından kaynaklanmaktadır. Bazı yerleşim birimlerinin, kendi isimleri ile değil de, özelliklerini yansıtan isimlerle anılması Türkçe’de de vardır. Meselâ;  Ankara yerine Başkent, Türkiye yerine Anayurt veya Anavatan, Kıbrıs yerine Yavruvatan denmesi gibi.

Ümmül Kura’dan El ümmi’ye geçişin Arapça kuralları

Arap dilindeki tamlamalarda bazen tamlanan kaldırılarak onun yerine tamlayanı belirgin hâle getiren bir edat getirilir. Burada da ümm-ül kura tamlamasındaki kura kaldırılarak yerine lam-ı tarif olan elif ve lam getirilmiştir. Böylece “kentlerin anası/ anakent” ifadesi  özel isim olmak üzere “Ana” olmuştur. Bundan dolayıdır ki Analı, Ana kentli veya Mekkeli ifadesi de الامّى el Ümmî olmaktadır.

Kısaca “Ümmî” kelimesi, “ümm-ül kura” ifadesinin değişime uğramış hâlidir. Ana Kentli, Analı, anlamı kazandığından ve bu kelime Mekke için kullanıldığından dolayı da sonuçta Mekkeli anlamına gelmektedir. Ayrıca Kur’an’da altı ayette geçer. Hepsinde de aynı anlamdadır.

Ümmül Kura’nın Kuran’da kullanıldığı ayetler

Bakara; 78:  Onlardan bir kısmı da Ümmîlerdir/ Anakentliler’dir. Onlar Kitap’ı bilmezler, sadece hayal ve kuruntu bilirler. Ve onlar sadece zannederler (kuşkulanırlar).

Âl-i Imran; 20:  Buna rağmen eğer seninle tartışırlarsa de ki: “Ben kendimi Allah’a teslim ettim. Bana uyanlar da.” Kitap verilenlere ve  Ümmîlere/ Anakentliler’e: “Siz de teslim oldunuz mu?” de. Eğer teslim olurlarsa doğru yola ermişlerdir. Ve eğer sırt çevirirlerse sana düşen sadece tebliğ etmektir/ mesajı iletmektir. Allah, kullarını en iyi şekilde görendir.

Âl-i Imran; 75:  Ve ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, eğer onlara yüklerle emanet teslim etsen onu sana geri öder. Onlardan öyleleri de vardır ki,  ona bir tek dinar/ kuruş emanet etsen, üzerine dikilmeden onu sana geri vermez. Bunun sebebi şudur: Onların: “Ümmîlerin/ Anakentlilerin bizim aleyhimize yol bulmaları mümkün değildir.” demelerindendir. Onlar, bilip durdukları hâlde, Allah hakkında yalan söylerler de.

A’râf; 157: Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları Ümmî/ Anakentli nebi elçiye uyarlar; o, onlara iyiliği emreder, kötülükten onları men eder. Güzel/ temiz/ hoş şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir. Üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen Nur’a (Kur’an’a) uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

 A’râf; 158:  De ki: “Ey insanlar! Ben, kesinlikle, tümünüze göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan,kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın gönderdiği bir elçiyim. O hâlde Allah ve Rasülüne iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan o Ümmî/ Anakentli peygambere iman ediniz ve ona  uyunuz ki, doğru yolu bulabilesiniz.”

Cuma; 2:  O Allah’tır ki Ümmîlere/ Anakentlilere içlerinden bir rasül göndermiştir. O, onlara Allah’ın ayetlerini okur. Onları arıtıp temizler, onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içinde idiler.

Yukarıdaki ayetler insaf ve aklı selim ile okunursa Ümmî kelimesinin Tevrat ve İncil’i okumayan veya Yahudi ve Hıristiyan olmayan Mekkeliler demek olduğu kolayca anlaşılacaktır. Demek ki Mekke’nin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış olanlara, taşralı olmayanlara, bedevî olmayanlara ümmî denmektedir. Buradan da anlaşılıyor ki peygamberimize ümmî denmesi onun okuma yazma bilmiyor olmasından dolayı değil, Mekke’nin ehl-i kitap dışındaki zümresine mensup olduğundandır.

Sonuç :

Tüm bunlara ilave olarak belirtmekte fayda vardır. Resulullah peygamber olmadan önce Mekke’de ticaretle uğraşmaktaydı. Bir tüccarın da okuma yazma bilmemesi sizce de garip değil mi?

Allahu Teala okumayı, yazmayı, ilim sahibi olmayı emrederken ve överken, bir peygamber olarak Resulullah’ın kendisi okuma yazmayı teşvik ederken, kendisinin okuma yazma bilmeden ilme karşı kayıtsız kalması elbette ki düşünülemez. Ayrıca peygamberimizin, Bedir Savaşı esirlerini, okuma yazma bilmeyen Müslümanlara okuma yazma öğretmeleri  karşılığında serbest bırakması hadisesinde, eğer okuma yazma bilmeyen bir kişi olsaydı, kendisini bu olayın dışında tutması da garip olmaz mıydı?

Tüm bunlardan anlaşılıyor ki Kur’an’da geçen ümmi kelimesi Mekkeli demektir. Resulullah’ın içlerinden birisi olduğu, onlar gibi Mekkeli olduğu belirtiliyor ki ( Sad, 4 – Kaf,2 – Tevbe, 128) yakin hasıl olsun ve iman etmeleri kolaylaşsın içindir.

En doğrusunu Allah bilir.

Faydalanılan Kaynaklar: http://dersvekuran.blogcu.com

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir