Kapı gıcırtısına oynayanlar

Trump konuştu. Şom ağzını açtı. “Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyoruz” dedi. Olaylar başladı. Her zaman olduğu gibi sokaklar doldu taştı.

Eskiden de vardı ama son günlerde sokaklara dökülüp yürümek ve bağırıp çağırmak epeyce bir moda oldu. Ne zaman bir olay olsa tatminsiz gönüllerde bir duygu seli kopuyor ve hemen sokaklar doluyor. Ellerde bayraklar, flamalar, yazılar yürüyüş yapılıyor. Sanırım bu da bir çeşit toplumsal psikolojinin ayarları için geliştirilmiş sözde demokrasi tekniklerinden olsa gerek. Yoksa sonunda hiç bir şey olmayan, meydana gelen olaylarla ilgili hiç bir pozitif değişiklik oluşturmayan bu toplumsal tepki ne diye teşvik edilsin? Sosyal medyada, kamuoyunda, görsel ve yazılı yayınlarda bir takım çığırtkanlar boy gösterip insanların duygusallığına yönelik neden Emrahça konuşmalar yapsın?
Bu garip sokak gösterileri, toplumda oluşturulan küçük küçük depremciklerle gönüllerin havasının alınmasından başka bir şey değildir. Sonrasında da “Ölen öldü, kalan sağlar bizimdir” diyerek herkes görevini yapmanın verdiği huzur ile evlerine uyumaya gönderilir. Bir müddet konuşulur ama çok kısa bir süre sonra da unutulur gider. Kalıcı bir çözüm üretilmez ve sonuca ulaşılmaz. Ertesi gün sabah olduğunda da eski tas eski hamam hayat, alışkanlıklar çerçevesinde seyreder gider.
Yine Alman otomobiline bineriz, Fransız pantolonunu giyeriz, İtalyan makarnasını, Amerikan hamburgerini yer, Cocacola’sını içeriz, İngilizin dilini önemser, dükkanlarımıza ingilizce isimler koyarız, yahudi banka kartlarını cebimizden ayırmayız, Dolar ve Euro ile alışveriş yaparız. Bunları yaza yaza bitmez. Elbette işler böyle olunca insanlık düşmanları çıkarcı hainlerin de oyunları hiç bitmez.

Öyleyse ne yapmalı? Her kapı gıcırtısında ayağa kalkıp göbek mi atmalı?

Ey vicdanı hala sağlam kalmış, bir şeyler yapmak isteyen kardeşlerim! En başta akl-ı selim ile hareket edeceğiz. Kısa ve uzun vadeli kişisel ve toplumsal hedefler belirleyeceğiz. Milletçe bir amacımız olacak. İç ve dış politikalarımızı ” Çok şükür her şey hala eskisi gibi” düşüncesinden temizleyecek, durağanlıktan kurtaracak ve Dünya çapında hedefler içeren hareketli planlar haline getireceğiz. Önceden görecek, önceden duyacağız. 100 yıllık, 200 yıllık planlar yapacağız. İktidarlar değişse bile planlarımız değişmeyecek. Gençlerimize hayal etmeyi öğreteceğiz. Ahlakı zemin yapıp, ilmi hakim kılacağız. Adalet için, Hak için, Allah için insanlara, mazlumlara umut olmak için çalışacağız.

Bir okul hatıram

Bir gün öğrencilerime sordum. “Dedelerin gelip de <Biz gemileri karada yüzdürdük. O günden bu güne sen ne yaptın?> diye soracak olsa ne cevap verirdin?” Büyük bir sessizlik. Ne güzel, bu sessizliği seviyorum. Çünkü bu sessizlik düşüncelerin sesi. Hayallerin çığlıkları. Bağırın ey aşıklar, sessizce haykırsın düşünceleriniz, kahkaha atsın o şen hayalleriniz.
Başlar önde. Meraklı bir ses: “-Ne yapabilirdik hocam?” Dedim ki: “- Biz de gemileri havada yüzdürebilirdik.” Tebessümler ve kıkırdamalar. Devam ettim:”-Mister Spak’ı bilir misiniz?”

-“Evet”
-“Ya Kaptan Kirk’ü, uzay yolu’nu, Atılgan’ı”
-“Evet”
-“Atılgan’a ne diyorlardı o dizide?”
-“…”
-“Uzay Gemisi diyorlardı. Bu dizi 1960’larda çekilmişti. Elin adamının hayallerine bakın.”
-“…”
-“İşte gemileri böyle uzay gemisi yaparak havada yüzdürebiliriz. Bunu başarabilmek için de önce kendinize inanmanız, milletinize güvenmeniz lazım. Elbette en önemlisi de önce hayallerinizde, düşüncelerinizde gemiden önce sizin uçmanız lazım.”

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir