Alâk Suresinde ki ilk emir İKRA ne demektir?

Bazı yanlış anlamalara engel olmak ve doğruyu tespit etmek maksadıyla yaptığımız incelemeler ve düşünceler ışığında elde ettiğimiz tespitlerimizi aktarmak için bu yazıyı kaleme alıyoruz.
Pek çok mealde ve yazılarda genelde “ikra” kelimesini “oku” emri şeklinde tercüme ediyoruz. Tamamen yanlış olmamakla birlikte bu şekilde bir tercüme, Kuran’da geçen “ikra” emrinin maksadını ortaya çıkarmamaktadır. Şöyle ki kelimeler zaman içerisinde anlam kayıplarına, anlam kazançlarına veya değişikliklerine uğrayabilmektedir. Bu değişimlerde coğrafi farklılıkları da dikkate almak gereklidir. Dil bilimciler bunu gayet iyi bilirler ki kültürel değişimler de buna etkendir.

Şimdi “ikra” sözcüğünü bu kapsamda inceleyelim. İkra kelimesi, yalın manada karae fiilinin emir kipidir. İbranice ve Süryanicede de kullanılmakta olan bu kelime, Süryanicede “oku­mak” karşılığında “kıryono” olarak kullanılır. İkri kelimesi de “adımla, oku” anlamındadır. (1)
İkra kelimesinin hangi dilden diğerine geçmiş olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber ilk dönemlerde karae, “hayız kanının rahîmde toplanması ve dışarı atılması” ve zaman içerisinde de kadınların hayızlı ve temiz günlerini kapsayan dönemler için kullanılmıştır. Bir örnek vermek lazım olursa Bakara Sûresinin 228. Âyeti buna bir örnektir.

وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ وَلاَ يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّهُ فِي أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَلِكَ إِنْ أَرَادُواْ إِصْلاَحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكُيمٌ

“Boşanmış kadınlar üç kur (üç ay hali müddeti) kendi kendilerine beklerler (hamile olup olmadıklarına bakarlar). Eğer Allah’a ve yevm’il âhire îmân ediyorlarsa, rahimlerinde Allah’ın yaratmış olduğu şeyi gizlemeleri onlar için helâl olmaz. Şâyet onların kocaları barışmak (arayı düzeltmek) isterlerse, bu (bekleme süresi) içinde onlara tekrar geri dönmeye (başkasından) daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin, kadınları üzerinde (hakları) olduğu gibi, kadınların da erkekleri üzerinde maruf (hakları) vardır. Erkeklerin, kadınların üzerindeki (hakkı) bir derece daha üstündür. Ve Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.”

Karae aynı zamanda istiare = ödünç alma yoluyla “bir şeyleri biriktirip onu dağıtmak, başka yerlere nakletmek” anlamında da kullanılmıştır. Başka bir anlamı da “Develerin hamile kalarak yavruyu rahimde taşıyıp sonra da doğurması” dır ki bu hale “karaet’in-nâkatu” denilirdi. (2)
Şimdi bizi yakından ilgilendiren anlamına gelelim. Kelimenin bu manasına dikkatinizi çekmek istiyorum. Zira bu mananın bizi Kuran’da geçen manaya taşıyacağını düşünüyorum. Peki bu mana nedir? “Harfleri, kelimeleri, cümleleri ya da bilgileri bir araya getirip bir başkasına nakletme” Yani size bildirilen bilgileri toparlayıp, düzenleyip ilgili yere nakil etmeniz, bildirmeniz, iletmeniz, tebliğ etmenizdir.

Bu anlatımların çerçevesinde Karae kelimesini “okumak” diye çevirmek yeterli değildir. Kur’ân’da kullanılma sebebini anlamak bakımından yanlış sonuç verir. Çünkü Türkçede kullandığımız “okumak” kelimesinin karşılığı, Arapçada tilâvet ‘tir ki bir metni okumak anlamındadır. Ancak Kur’ân’da bu anlamda bir okuma kastedilmediği açıktır. Gelen meleğin elinde Peygamberin okuması için getirdiği yazılı bir metin yoktu. Önceden hazırlanmış ve güzelce paketlenmiş bir kitapta yoktu. Eğer Türkçe’deki manasında okumak emrediliyor olsaydı Cebrail aleyhisselam’ın yanında okunması için bir metin olması gerekirdi. Böyle olmadığını o anı anlatan Ayşe radıyallahuanha’dan nakledilen hadisi şeriften öğreniyoruz. O anı ve yaşananları Muhammed aleyhisselam şöyle anlatmaktadır:
“O gece Cebrâil bana gelerek “Oku!” dedi. Ben okuma bilmediğimi söyledim. Bunun üzerine melek beni aldı; dayanabileceğim son noktaya kadar sıktı. Ardından beni bırakıp tekrar “Oku!” dedi. Cevaben yine “Ben okuma bilmem” deyince tekrar son noktaya kadar sıktı ve “Oku!” dedi. Ben “Ne okuyayım?” diye cevap verince melek beni üçüncü defa takatim kesilinceye kadar sıktı ve bıraktıktan sonra şu ayetleri okudu: “Yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı bir embriyodan yarattı. Oku! Senin Rabbin en büyük kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten, insana bilmediklerini belleten odur.” (el-Alak 96/1-5) 
Bu olay üzerine heyecanlanıp korkuya kapılan Muhammed aleyhisselam Hira’dan ayrılarak evine gitti. Yatağa girerek eşi Hatice’den üstünü örtmesini istedi. Uyandıktan sonra başından geçenleri anlattı. Bunun üzerine Hatice radıyallahu anha şöyle dedi: “Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmeyecektir. Çünkü sen akrabanı gözetir, doğruyu söyler, âcizlerin elinden tutarsın; yoksullara yardım eder, misafirleri ağırlarsın; haksızlığa uğrayanların yanında yer alırsın”
Görüldüğü gibi okunmak üzere bir metin bulunmuyor. O halde anlıyoruz ki buradaki emir halinde vahiy edilen ve karae’nin emir kipi olan “ikra” kelimesi “Sana vahiy edilecek olanları insanlara tebliğ et, onlara Allah’ın emrini ilet” anlamında bir risalet tebliğidir. Resulullah’ın seçildiği ve Allah’ın bir peygamberi olduğunun ilk ilanıdır. Hadisin devamında da görüleceği üzere Resulullah aleyhisselam korku ve dehşet içinde olduğu halde “Ben nasıl tebliğ ederim. Ben iletmesini bilmem ki ” anlamında ben okuyamam diyerek çekimser kalır ve görevin dehşeti karşısında geride durur. Ancak muhtemeldir ki meleğin onu sıkıca sarması, kucaklaması ona güç vermiş ve cesaretlendirmiştir. Kalbinin ve zihninin mahiyeti genişletilmiş, kapasitesi arttırılmıştır. Bunun üzerine cesaretlenen Muhammed aleyhisselam “Ne okuyayım? Neyi tebliğ edeceğim? Neyi insanlara ileteceğim?” diye sorunca Cebrail Aleyhisselam’da ona iletilmesi gereken ilk ayetleri okur yani melek de ezberindekileri ona iletir, tebliğ eder. Ancak burada belirtmek gerekir ki kendisine vahiy olunduğu zaman Peygamberimiz henüz neyi okuyacağını, zihninde neyi topar­layacağını, neyi depolayacağını, neyi taşıyacağını ve neyi dağıtacağı­nı bilmiyordu.
A’lâ Sûresinin 6. ayeti ve Kıyâmet Sûresinin. 17–19. Âyetlerinde emredilen benzer ayetlerden de bu şekilde anlaşılması gerektiğini anlamaktayız.

سَنُقْرِؤُكَ فَلَا تَنسَى

“(Kur’ân’ı) sana, Biz okutacağız, bundan sonra sen unutmayacaksın.” A’lâ 6

إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ

“Muhakkak ki O’nun toplanması ve okunması Bize aittir.” Kıyamet 17

فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ

“Öyleyse O’nu okuduğumuz zaman, artık O’nun (Kur’ân’ın) okunuşuna tâbî ol.” Kıyamet 18

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ

“Sonra O’nun beyanı (açıklanması) muhakkak ki Bize aittir.” Kıyamet 19
Mana itibari ile “Biz sana biriktireceğiz ve dağıttıracağız, sen de unutmayacaksın, terk etmeyeceksin.” şeklinde buyrulmaktadır.  Hatırlayalım. Kıraat neydi? Kıraat, “Önce bir şeyleri zihinde, kitapta toparlayıp, hazırlayıp, sonra bunu başkalarına sözlü ya da yazılı olarak aktarmaktır.” Yazılı bir metni okuyup bir şeyler öğrenmek, kıraat değil, tilâvettir. Yani şu anda sizin bu yazıyı okumanız “tilâvet”tir.
Hulasa ikra kelimesinin birden fazla manası vardır. Türkçe’mizde kıraet ve tilavet kelimeleri için ayrı ayrı kelimeler bulunmadığından meal yaparken ikra kelimesi “oku” diye tercüme edilmektedir. En doğrusunu Allah bilir.

Öyleyse ne anlıyor muşuz? Peygamberimizde bir şeylerin biriktirileceğini ve sonra Resulullah aleyhisselam  vasıtasıyla dağıtılacağını anlıyor muşuz. Yani Peygamberimiz Allah’tan vahiy alacak, aldıklarını da insanlara sözlü veya yazılı olarak aktaracaktır. Artık ona ikra ile peygamberlik görevi verilmiştir. (3)
Kur’ân kelimesi de aynı kökten türetilmiştir.  Kur’an kelimesi “emir, nehiy, kıssa, toplanıp dağıtılan, Allah’tan alı­nıp, kullara tebliğ edilen, Allah’tan öğrenilip kullara öğretilen” anlamına gelmektedir. İkra emri de toplamak ve dağıtmak anlamında olup “vahiy olunan ayetleri zihninde toparla, oku, dağıt, tebliğ et” demektir.


(1) Hakkı Yılmaz hocamızın yazılarından alınmıştır.
(2) Arap Dili ve Edebiyatı-Ankara Ünv. İlahiyat Fak.
(3) Bakınız: İsrâ Sûresinin 14, 45, 93, 106; Nahl Sûresinin 98; Şu’arâ Sûresinin 199; A’râf Sûresinin 204; İnşikak Sûresinin 21; A’lâ Sûresinin 6. ve Müzzemmil Sûresinin 20 . Âyetleri.

Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir