Vay Başımıza Gelenler; Osmanlı Fesi

BAŞIMIZA ÖRÜLEN BİR İNGİLİZ OYUNU; FES

Bir varmış, bir yokmuş. Koskoca bir devlet varmış. İnsanları mutlu yaşarmış ama kötü cadı bu mutluluğu kıskanırmış. Ne yapayım diye düşünürken, aklına bir fikir gelmiş. Kollarını sıyırmış ve kötülüğe başlamış. Cadının planı, bu koskoca devletin başına fes giydirmekmiş…
19.yüzyıl. Osmanlı Devleti. Padişah 2.Mahmut Han. Masal gibi hain bir plan daha kuruldu. Amaç sömürmek, yok etmek. Koca bir devleti sömürmenin, gizlice yok etmenin en kestirme yolu. Kültürü yok et, düşünceyi sil, kendin gibi yap. Bu sinsi planın acınası göstergesini ortaya çıkardılar ve Osmanlı’nın başına Fes geçirdiler. Zamanla din simgesi haline de gelen fes, artık bu milletin vazgeçilmez giyim kuşam aksesuarı olarak, Müslüman Osmanlı başlığı haline getirildi. Halk fesi din simgesi sanarak, gururla başında taşıdı. Oysaki masum ve saf halkımız bir kez daha yanıldı. Çünkü fesin Müslümanlıkla hiçbir alakası yoktu ve fesi ilk kullananlar da, fesi üretenler de, Osmanlı’ya satanlar da Müslüman değildi. 19.Yüzyılın başlarında batılılaşma hareketi kapsamında, ne hikmettir (!) Kaptan Hüsrev Paşa’nın askerlerine giydirdiği Tunus Feslerini görüp, beğenen Padişah 2.Mahmut tarafından, yenilikçi bir adım olarak ve de halka hizmet olsun diye çıplak başımıza bu fesleri giymemiz emredildi. Önce memurlar, sonra askerler, daha sonrasında da güç yetirildiğine giydirildi. Bilin bakalım kimler giymedi? Din adamları (!) ve kadınlar. Kadınları anlıyoruz. O dönemde yok sayıldıklarından maalesef fes giyme onuruna ulaşamadılar. Gerçi zaman içinde, devrimci feminist kadınlarımız da perde arkasında ayaklanıp “Biz de erkekler gibi fes giyeriz” diyerek fesi kullandılarsa da asıl isyanları, o zamanın aydın (!) din adamları gerçekleştirdi. Gâvur başlığını istemeyiz, Sarık bizim hakkımız söke söke alırız, Kahrolsun fes haykırışlarıyla ortalığı birbirine kattılar. Günümüzdeki sloganlara ne kadar benziyor değil mi? Ne kadar trajikomik bir masaldır ki bu millete asırlardır bu tarz sloganları attırdılar ve dahi attırmaya da devam ediyorlar.
FES DİNİN BİR ŞARTI MIDIR?
Tabi ki 2. Mahmut’da meseleyi “Fes dinen caizdir.” gibi fetvalarla çözmeye çalıştı. İşin garip tarafı fesin bir ortaçağ Bizans başlığı olup yeniçağ’da da Avrupa’da İskoç’lar tarafından kullanıldığını söyleyen tarihçiler var. Gerçekte ne olursa olsun bu fes, dinin bir şartı değildir. Batıya yönelmenin simgesi midir? Vitrinde batılılaşma hevesinin var olduğunu görüyoruz ama peki bu görünen perdenin arkasında ne var? Elbette ki ekonomi. Perdenin arkasında sömürgeci İngiliz emperyalizminin, Osmanlı topraklarındaki parasal iştahının doyurulması gayretleri var. İngiltere Kraliçesi Elizabeth vakti zamanında bir emir verir. “Benettos Colorados Rugios” (Kırmızı Renkli Başlık) adındaki kırmızı İskoç başlığının, Cezayir ve Tunus’a ve dahi tüm diğer Osmanlı illerine satılmasıdır bu emir. Yıllar sonra nihayet İngiliz tüccarları amaçlarına ulaşır. Yıl 1838. Balta limanı Ticaret anlaşmasıyla İngilizlere anlaşılmayan genişlikte imtiyazlar verilir. Bunlardan birisi de İngilizlerce üretilen feslerin, Osmanlı sınırları içinde satılmasıdır. Yanlış duymadınız. Fesler İngilizlerden alınıyor. Böylece bırakıyoruz sarığı, alıyoruz fesi ve yıllar yılları kovalıyor.
FES ÖLDÜ, YAŞASIN ŞAPKA
Yıl 1925. Kasım’ın da 25’i. Mecliste 671 No’lu “Şapka İktizası Hakkında Kanun” kabul ediliyor. Bu sefer de fes kaldırılıyor, yerine şapka getiriliyor. Elbette tarih tekerrürden ibarettir derler ya geçmişteki olayların aynısı tekrarlanıyor. Senaryo aynı ama oyuncular farklı. Bu kez de milletin başı söz konusuydu ama başın sahibine bir şey soran yoktu. Ya başına şapka takarsın ya da o başını keserim. Evvela memurlar, askerler ve sıralı gücünün yettikleri şapka giydiler. Din adamları ve kadınlar hariç herkes için kanun çıkartıldı. Tabi ki aynı sloganlar ve geçmişin fotokopisi kişiler sokaklara döküldü. Din elden gidiyor, Fesimize uzanan eller kırılsın, Kahrolsun şapka ve saire ve saire. Aynı şarkıyı farklı bir besteyle sokaklarda söylettiler. Sonuç onlarca kişi idam edildi, hapsedildi veya sürüldü. Kanun, 28 Kasım 1925 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. İşin şaşırtan ve tam bir tiyatro komedisi dedirten tarafı da bu kanunun hala geçerli olmasıdır. Şapka Kanunu, 1982 anayasasının 174. maddesine göre koruma altında olan inkılâp kanunları arasındadır. Anayasaya aykırılığı iddia edilip iptal edilemeyecek kanunlardandır. Bir Ceza Hukukçusu Avukatın yazısına göre Cumhuriyetin ilanının ardından halkın kılık, kıyafet ve toplum yaşayışının yeniden düzenlenmesi amacıyla çıkarılan Şapka İktizası Kanunu’na uymayanlara Türk Ceza Kanunu’nun 222. maddesine göre 2 aydan 6 aya kadar hapis cezası verilebilir. Şimdi güler misin, ağlar mısın? Neyse Allah’tan idam cezası yok. Yoksa memleketin neredeyse tamamını idam etmek gerekiyordu. Sonuçta kaç kişi bu yasaya uygun şapka takmakta değil mi?
2.Mahmut’un fesi getirme sebebi ile Şapka Kanunu’nun çıkartılma sebebi aynıdır. Fes geldiğinde sarıklarını çıkarmamak için direnen insanlar ile şapka geldiğinde feslerini çıkarmamak için direnen insanların da sebebi aynıdır. Bir tarafta değişim getiren yenilikçiler, bir tarafta da özünde değişime karşı olanlar. Mevcut düzenin her zaman korunmasından yana olanlar, şimdiye kadar inandıklarının yanlış olduğunu ve kandırıldıklarını kabul etmek istemezler. Uykudan uyandırılan bir kişinin homurdanması gibi değişim gerektiğinde, gelişmeye uyandırılan kişiler de eski köye yeni adet gelmesinden dolayı memnuniyetsizlik içinde bocalarlar.
ŞAPKA GİTTİ, HAYIRLI OLSUN ÇUVAL
Ya hu güzel kardeşim, yerinde saymayı iyi bir şey mi sanırsın? Bırak geçmiş geçmişte kalsın. Sen geleceği kurgula. Ya değişime ayak uydur ya da değişimin kendisi ol. Görmez misin? Yüzlerce yıl sarık sardın, cübbe giydin de ne oldu? Elin Arap’ı kardeşim demeyip, İngiliz emperyalistleri ile bir olup da seni sırtından vurmadı mı? Yıllarca fes giydin Avrupa diye, hepsi bir olup da devletini parçalamadı mı? Batılılaşma dedin, şapka giydin de eline ne geçti? Avrupa birliğinin kapılarında dilenci yapmadılar mı? Başına geçirecek başlık arayıp durdun, dost bildin çakalı, en nihayet dost bildiklerin, başına geçirdiler çuvalı.
Şimdi iyice belle, tüm kalbinle dinle. Fikrin yoksa zikrin boştur. Başka fikirlerin kölesi olursun. Zikrin de yoksa başka ellerde tespih olursun. Bu başa ne sarık gerek, ne fes, ne de şapka, ey âşık, olsa olsa düşünce ve de ilim gerek. Eğer boş ise başın, yok ise özün ve de söyleyecek sözün, işte o zaman elin adamına baş eğen, kölelikten kölelik beğen. Sürekli başına bir şeyler geçirme hevesinde olma, taklitten kurtul, ilim yolunda geri kalma. Bilmiyorum ki ne zaman şekilcilikten kurtulup da anlayacaksın, asıl olanın başa geçirilen şeyler değil de başın kendisinin olduğunu?
Sevgi ışığınız, kalbiniz rehberiniz olsun.
Sevgi Paylaştıkça Artar
Kudret Uğurlu Eminsoy

Kudret Uğurlu Eminsoy

Emekli Binbaşı İlahiyatçı Öğretmen Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir