Mu’minun Suresi

MU’MİNUN SURESİ

Resmi Mushaf: 23 / İniş Sırası: 74 / Mekke’de inmiştir. 118 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Gerçekten Mü’minler, kurtuluşa ermiştir.

2. Onlar ki namazlarında huşu içinde olanlardır. (*)

(*) Haşiatun demek huşu içinde olan demektir ki o da mütevazı, alçakgönüllü, saygılı, dingin, hareketsiz, mutmain bir şekilde Rabbinin huzurunda boyun büken anlamına gelir.

3. Onlar ki boş söz ve işlerden yüz çevirenlerdir.

4. Onlar ki zekât için gereğini yapanlardır.

5. Onlar ki ırzlarını koruyanlardır.

6. Kendi eşlerine veya ellerinin sahip olduklarına (cariyelerine) karşı hariç. Bu durumda muhakkak ki onlar, kınanan kimseler değildir.

7. Artık kim bunun ötesini ararsa işte onlar var ya, sınırı aşanların ta kendisidir.

8. Onlar ki emanetlerine ve verdikleri sözlerine riayet edenlerdir.

(*) Riayet eden demek uyumlu, verdiği söze uyan, sözünü yerine getiren kimse demektir.

9. Onlar ki salâtlarını (namazlarını) da koruyanlardır.

10. İşte onlar mirasçıların ta kendileridir.

11. Onlar ki Firdevs’e mirasçı olurlar. Onlar onda ebedî kalacaklardır.

12. Andolsun ki biz, insanı çamurdan, süzülmüş olandan yarattık.

13. Sonra onu bir nutfe (meni) olarak, sağlam bir karargâhta (ana rahminde) kıldık.

14. Sonra nutfeyi alaka (embriyo) olarak yarattık. Alaka’yı (embriyo’yu) da mûdga (bir çiğnem et) olarak yarattık. Ardından bu bir çiğnem eti kemikler olarak yarattık. Kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, bolluk ve bereket veren, hayrı devamlı kılıp arttıran, bereketin kaynağı, yüceler yücesidir. (*)

(*) Açıklaması için Furkan, 1’e bakınız

15. Sonra muhakkak ki siz, bunun ardından elbette öleceklersiniz.

16. Sonra şüphesiz ki siz, kıyamet günü diriltileceksiniz.

17. Andolsun ki biz, sizin üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz yaratmaktan gafiller olmadık.

18. Biz gökten belli bir ölçüyle su indirdik de onu yerin içine yerleştirdik. Muhakkak ki biz, onu gidermeye de elbette gücü yetenleriz.

19. Böylece size onunla (o indirilen suyla) içinde sizin için pek çok meyveleri olan hurma ve üzümden bahçeler inşa ettik. Ondan da yiyorsunuz.

20. Ve Tur-i Sina’dan çıkan bir ağaç; yiyenler için yağ ve bir katıkla biter (yetişir). (*)

(*) Zeytin ağacından bahsedilmektedir.

21. Şüphesiz size, hayvanlarda da elbette ibret vardır. Onların karınlarındaki şeyden size içiriyoruz. Onda size pek çok faydalar da vardır ve ondan yersiniz.

22. Onların üzerinde ve gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

23. Andolsun ki biz, Nuh’u kavmine gönderdik de dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Size O’nun dışında bir ilâh yoktur. Halâ sakınmayacak mısınız?”

24. Onun kavinden gerçeği örtüp inkâr eden kimselerin ileri gelenleri de dedi ki: “Bu sizin benzeriniz bir beşerden başkası değildir. O size üstün gelmeyi istiyor. Allah dileseydi elbette melekleri indirirdi. Önceki babalarımızın içinde bunu işitmedik.”

25. “O kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir. Bir süreye kadar onu gözetleyin!”

26. (Nuh) dedi ki: “Rabbim! Beni yalanladıkları şeyler sebebiyle bana yardım et!”

27. Ona vahyettik ki: “O gemiyi gözlerimizle (gözetimimiz altında) ve vahyimizle üret! Emrimiz geldiği ve tandır kaynadığı (sular kaynayıp yeryüzünü kaplamaya başladığı) zaman, onun içine her iki çiftten yükle ve onlardan, aleyhine söz geçmiş olan kimseler hariç, aileni de! Zulmedenler hakkında da bana seslenme! Muhakkak ki onlar, boğulacaklardır.”

28. Sen ve beraberindekiler gemiye kurulunca de ki: “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun.”

29. De ki: “Rabbim! Beni bereketli bir iniş yerine indir! Sen indirenlerin en hayırlısısın.”

30. Şüphesiz ki bunda ibretler vardır. Şüphesiz ki biz elbette sınayanlarız.

31. Sonra onların ardından başka bir nesil inşa ettik.

32. “Allah’a kulluk edin! Size O’ndan başka bir ilâh yoktur. Artık sakınmayacak mısınız?” diye içlerine kendilerinden bir elçi gönderdik.

33. Kavminden gerçeği örtüp inkâr eden ve ahiret buluşmasını yalanlayan ve kendilerine dünya hayatında bolluk, refah verdiğimiz kimselerin ileri gelenleri dedi ki: “Bu sizin benzeriniz bir beşerden başkası değildir. O da yemekte olduğunuzdan yiyor, içmekte olduğunuzdan da içiyor.”

34. “Eğer sizin benzeriniz bir beşere itaat ederseniz, muhakkak ki siz, o zaman mutlaka hüsrana uğrayanlar olursunuz.”

35. “Öldüğünüz ve toprak ve kemik olduğunuz zaman, sizin yeniden çıkarılacaklar olduğuzu mu size vaad ediyor?”

36. “Ne kadar uzak! Size vaad edilen şey ne kadar uzak!”

37. “O, dünya hayatımızdan başka bir şey değildir. Ölürüz ve yaşarız. Biz yeniden diriltilecekler de değiliz.”

38. “O, Allah’a karşı yalan uyduran bir adamdan başkası değildir. Biz ona iman edenler de değiliz.”

39. (Peygamber) dedi ki: “Rabbim! Beni yalanladıkları şeyler sebebiyle bana yardım et!”

40. (Allah) dedi ki: “Az bir zaman sonra, mutlaka pişman olacaklar.”

41. Derken onları, o korkunç ses, hak ile yakaladı. Böylece onları çer çöp kıldık. Artık uzak olsun, o zalimler topluluğu!

42. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik.

43. Hiç bir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.

44. Sonra elçilerimizi ardarda gönderdik. Her ne zaman bir ümmete, resulleri geldiyse, onu yalanladılar. Biz de (helâk etmede) bazısını onların bazısının peşine düşürdük ve onları efsaneler kıldık. Artık uzak olsun, o zalimler topluluğu!

45. Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.

46. Firavun’a ve onun ileri gelenlerine. Fakat onlar kibirlenmeye kalkıştılar ve büyüklenen bir kavim oldular.

47. Sonra dediler ki: “İkisinin kavmi bize ait kullar (köleler) iken, bizim benzerimiz iki beşer için iman eder miyiz?”

48. Sonra o ikisini yalanladılar. Böylece helâk edilenlerden oldular.

49. Andolsun ki biz belki onlar doğru yola ulaşırlar diye Musa’ya Kitab’ı verdik.

50. Ve biz, Meryem oğlunu ve onun annesini bir mucize kıldık. O ikisini, yerleşime ve akarsuya sahip yüksek bir tepeye yerleştirdik.

51. Ey Resuller! Temiz şeylerden yiyin ve salih işler yapın! Muhakkak ki ben, yaptığınız şeyleri en iyi bilenim.

52. Muhakkak ki işte bu, tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde bana karşı gelmekten sakının!

53. Fakat işlerini (dinlerini), kendi aralarında parça parça ayırdılar. Her fırka kendi yanında olanla sevinmektedir.

54. Sen onları bir süreye kadar gafletleri içinde bırak!

55, 56. Onlar kendilerine verdiğimiz mal ve oğullarla, hayırlar içinde onlara koşmakta olduğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, aksine! Onlar farkına varmıyorlar.

57. Şüphesiz ki Rablerine olan korkudan (haşyetten) titreyenler,

58. Rabblerinin ayetlerine iman edenler,

59. Rablerine ortak koşmayanlar,

60. Verdiklerini, Rabblerine dönecek oldukları için kalpleri ürpererek verenler,

61. İşte onlar, hayırlı işlerde koşuşurlar ve onlar, onun için önde gidenlerdir.

62. Biz hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını teklif etmeyiz. Yanımızda hak ile konuşan bir kitap vardır. Onlar haksızlığa da uğratılmazlar.

63. Hayır, aksine! Onların kalpleri bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka işleri de vardır. Onlar, ona (o işlere) çalışanlardır.

64. Nihayet, onların refah içinde olanlarını azapla yakaladığımız zaman, bir de görürsün ki onlar, feryat ediyorlar.

65. Bugün feryat etmeyin! Muhakkak ki siz, bizden yardım görmeyeceksiniz.

66, 67. Doğrusu ayetlerim size okunuyordu da O’na büyüklük taslayanlar olarak, topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz. Geceleyin de toplanarak saçmalıyordunuz.

68. Onlar o sözü (Kur’an’ı) düşünmediler mi yoksa önceki babalarına gelmeyen şey onlara mı geldi?

69. Yoksa resullerini tanımadılar da bu yüzden mi onlar, onu inkâr edenlerdir?

70. Yoksa “Onda bir delilik var” mı diyorlar? Hayır, aksine! O kendilerine gerçeği getirdi de onların çoğu, gerçekten hoşlanmayan kimselerdir.

71. Eğer hak onların arzularına uysaydı, elbette gökler ve yer ve bunların içindekiler bozulurdu. Hayır, aksine! Biz onlara zikirlerini getirdik. Fakat onlar, zikirlerinden yüz çevirenlerdir.

72. Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? Rabbinin haracı daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

73. Muhakkak ki sen, elbette onları dosdoğru yola davet ediyorsun.

74. Muhakkak ahirete iman etmeyen kimseler yoldan elbette sapanlardır.

75. Eğer onlara merhamet etseydik ve kendileriyle olan zararı kaldırsaydık bile elbette azgınlıkları içinde bocalamaya devam edeceklerdi.

76. Andolsun ki biz, onları azap ile yakaladık da onlar, Rableri için boyun eğmediler ve yalvarmıyorlar.

77. Nihayet üzerlerine şiddetli azabı olan bir kapı açtığımızda, bir de görürsün ki onlar, onun içinde ümitsiz kalan kimselerdir.

78. O, sizin için işitme duyusu ve basiretler ve gönüller inşa edendir. Ne de az şükrediyorsunuz!

79. O, sizi yeryüzünde yaratıp yayandır. O’nun huzuruna toplanıp bir araya getirileceksiniz.

80. O, yaşatan ve öldürendir. Gece ve gündüzün (birbiri ardınca) değişmesi O’na aittir. Artık akıl etmeyecek misiniz?

81. Hayır, aksine! Onlar da öncekilerin dediklerinin benzerini dediler.

82. Dediler ki: “Öldüğümüz ve toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz mi yeniden diriltileceğiz?”

83. “Andolsun ki biz de ve babalarımız da önceden bununla vadedilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”

84. De ki: “Yeryüzü ve onun içindeki kimseler, kimindir? Eğer biliyorsanız (söyleyin!)”

85. Diyecekler ki: “Allah’ındır.” De ki: “O halde düşünüp öğüt almayacak mısınız?”

86. De ki: “Yedi göğün Rabbi ve büyük arşın Rabbi kimdir?”

87. Diyecekler ki: “Allah’tır.” (*) De ki: “O halde Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

(*) Ayette “lillahi” olarak geçen cevap kısmı “Allah’ındır.” şeklinde tercüme edilmesi gerekirken Ebû Amr ile Yakup bunda ve bundan sonrakinde (89. ayette) sorunun lâfzı (şekli) gereği lâm’sız olarak (Allah) okumuşlardır. (Beydavî tefsiri)

88. De ki: “Her şeyin hükümranlığı (mülkü ve yönetimi) elinde olan ve O koruyup kollayan olduğu halde, kendisi korunulmayan kimdir?” Eğer biliyorsanız (söyleyin!)”

89. Diyecekler ki: “Allah’tır.” De ki: “O halde nasıl büyüleniyorsunuz?”

90. Hayır, aksine! Biz onlara, gerçeği getirdik. Muhakkak ki onlar, elbette yalancılardır.

91. Allah bir çocuk edinmedi ve O’nunla beraber bir ilâh olmadı. Öyle olsaydı, her ilâh yarattığıyla giderdi. Elbette onların bazısı bazısına üstün gelirdi. Allah onların vasıflandırdığı şeylerden münezzehtir. (*)

(*) Münezzeh demek arı, duru, temiz, uzak tutulan, uzak demektir.

92. Görünmeyeni ve görüneni bilendir. Onların ortak koştuklarından pek yücedir.

93, 94. De ki: “Rabbim, eğer onların vadedildikleri şeyi (azabı) mutlaka bana göstereceksen, Rabbim, o halde beni zalimler kavminin içinde kılma (bırakma)!”

95. Muhakkak ki biz, onlara vadettiğimiz şeyi (azabı), sana göstermeye elbette gücü yetenleriz.

96. Kötülüğü en güzel olanıyla def et! Biz vasıflandırmakta oldukları şeyi en iyi bileniz.

97. De ki: “Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınıyorum.”

98. “Ve onların bana gelmelerinden/yanımda bulunmalarından sana sığınıyorum Rabbim!”

99. Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman der ki: “Rabbim! Beni geri döndür!”

100. “Belki ben, terk ettiğim şeyde (dünyada) hayırlı iş yaparım.” Hayır, öyle değil! Doğrusu o, (sadece) bir sözdür. Onu söyleyen de kendisidir. Yeniden diriltilecekleri güne kadar, onların arkalarında bir berzah / bir engel vardır.

101. Sûra üfürüldüğü zaman artık o gün onlar arasında nesepler yoktur ve birbirlerini de sormazlar.

102. Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

103. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratan kimselerdir. Cehennemde sürekli kalacaklardır.

104. Ateş yüzlerini yalar ve onlarsa onun (ateşin) içinde, (yanmadan dolayı) dudakları çekilip dişleri açıkta kalarak sırıtanlardır.

105. “Ayetlerim size okunmuyor muydu da siz onu yalanlıyordunuz?”

106. Dediler ki: “Rabbimiz! Şekavetimiz bize üstün geldi. Biz de sapkın bir kavim olduk.”

(*) Şekavet demek her çeşit kötülük içinde olmak, belâ ve zillete düşmek, sıkıntıda kalmak, haydutluk, eşkıyalık, azgınlık, bedbahtlık, mutsuzluk demektir.

107. “Rabbimiz! Bizi ondan (ateşten) çıkar! Eğer dönersek, o takdirde muhakkak ki biz, zalimleriz.”

108. (Allah) dedi ki: “Kesin sesinizi, sinip oturun bir köşeye (*) onun (ateşin) içinde ve bana da konuşmayın!”

(*) Ayette geçen “اخْسَؤُ۫ا” emir fiili “hase’tül kelbe”den gelir ki, köpeği kovmaktır. (Beydavî Tefsiri)

109. “Çünkü kullarımdan bir grup ‘Rabbimiz! Biz iman ettik. Bizi bağışla ve bize merhamet et! Şüphesiz sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.’ derlerdi.”

110. “Hâlbuki siz, onları alay konusu edindiniz. Hatta (bu haliniz) size zikrimi unutturdu. Siz ise onlara gülüyordunuz.”

111. “Muhakkak ki ben, sabrettikleri şey sebebiyle onlara, bugün karşılığını verdim. Şübhesiz ki onlar muradına erenlerin ta kendileridir.”

112. (Allah) dedi ki: “Yeryüzünde seneler adediyle ne kadar kaldınız?”

113. Dediler ki: “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Artık sayanlara sor!”

114. (Allah) dedi ki: “Sadece birazcık kaldınız. Keşke gerçekten siz, biliyor olsaydınız.”

115. “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve gerçekten siz, bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”

116. Gerçek hükümdar olan Allah, pek yücedir. O’ndan başka ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir.

117. Ve kim Allah ile beraber, hakkında hiçbir kesin delili olmayan, başka bir ilâh’a dua ederse, onun hesabı ancak Rabbinin katındadır. Muhakkak ki o da şudur ki: “İnkâr edenler kurtuluşa ermez.”

118. Ve de ki: “Rabbim! Bağışla ve merhamet et! Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.”

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir