İsra Suresi

İSRA SURESİ

Resmi Mushaf: 17 / İniş Sırası: 50 / Mekke’de inmiştir. 111 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Kulunu bir gece, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya, kendisine âyetlerimizden göstermek için yürüten Zat, her türlü noksan sıfatlardan uzaktır, yücedir. Şüphesiz ki O, hakkıyla işiten, her şeyi görenin ta kendisidir.

2. Musa’ya da Kitab’ı verdik. Onu İsrailoğulları’na “Benim yanım sıra yarattığım astlarımdan bir vekil edinmeyin!” diye yol gösterici kıldık.

3. Nuh ile beraber taşıdığımız kimselerin zürriyyeti! Muhakkak ki o, çok şükreden bir kuldu.

4. Kitap’ta İsrailoğulları’na “Mutlaka yeryüzünde iki kez bozgunculuk çıkaracaksınız ve mutlaka kibirlenerek, büyüklendikçe büyükleneceksiniz.” diye hükmettik.

5. O ikisinin birincisinin vaadi geldiği zaman, sizin üzerinize çok şiddetli kuvvet sahibi kullarımızı gönderdik. Evlerin arasında araştırdılar. O yerine getirilmesi gereken bir vaad idi. (*)

(*) M.Ö.930’da Süleyman aleyhisselam’ın ölümü üzerine İsrailoğulları kuzeyde İsrail Krallığı ve güneyde Yahuda Krallığı olmak üzere ikiye ayrıldı. İsrail Krallığı M.Ö. 722’de Asur devleti tarafından yıkıldı. Güneydeki Yahuda Devleti ise Asur Devletinin yıkılmasıyla kurulan Babil Devleti (Kral Nebukadnezar) tarafından M.Ö. 587’de yıkıldı. (Küçük Hayat Ansiklopedisi, 1968: 1194).

Neticesinde Yahudiler Bâbil’e sürüldü ve Kudüs tapınağı da yıkıldı. Babil sürgünü 70 yıl sürdü. Pers Hükümdarı Keyhüsrev MÖ 538’de Bâbil’i ele geçirdi ve Bâbil Krallığı’na son verdi. Yahudilerin de geri dönmesine izin verdi. Yahudiler Kudüs’te M.Ö. 515’te ikinci tapınağı inşa etti. Kudüs’te Pers Devleti egemenliğindeki özerk yönetimleri M.Ö. 535-332 arasında devam etti.

Büyük İskender ile beraber Makedonya Devleti’nin hâkimiyetine ve sonrasında da M.Ö. 64- M.S.324 arasında ise Roma İmparatorluğunun egemenliğine girdiler. Pek çok kez ayaklanmalarına rağmen başarılı olamadılar. En son M.S.70 yıllarındaki ayaklanmalarında da Romalılar Kudüsü yerle bir ettiler ve ikinci tapınağı da yakıp yıktılar. (Meydan Larousse, 1992: 695)

Ayrıca ayette kullarımız, kelimesinin ma’rife olarak (عِبَادَنَا) buyrulmayıp, nekre olarak (عِبَادًا لَنَا) şeklinde buyrulması bunların, Allah’ın imanlı kulları olmadığına işarettir. (Mehmet Türk Kur’an Meali)

6. Sonra (eski gücünüzü) onlara karşı tekrar size geri döndürdük. Mallar ve oğullar ile size yardım ettik. Sizi cemiyet olarak daha çok kıldık.

7. Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik edersiniz ve eğer kötülük ederseniz artık o da ona (nefsinize) aittir. Yüzlerinizi kötüleştirmeleri için ve ilk sefer ona girdikleri gibi mescide girmeleri için ve ele geçirdiklerini mahvederek yerle bir etmeleri için, sonuncunun vaadi geldiğinde de (yine düşmanlarınızı gönderdik.) (*)

(*) (Bknz. 5. Ayet açıklaması.) Tarihi kayıtlara göre mescidin iki kez yıkıldığını görüyoruz. 5. Ayette belirtilen ilk vaad, önce Asurlular ile başlıyor ve sonrasında da Babilliler ile son buluyor ki bu, mescidin birinci yıkılışıdır. 7. Ayette belirtilen ikinci vaad ise Romalılar zamanında gerçekleşiyor ki Romalılar mescidi M.S.70 yıllarında tekrar yakıp yıkıyorlar.

8. Rabbinizin size rahmet etmesi umulur. Eğer dönerseniz, biz de döneriz. Cehennemi kâfirler için bir zindan kıldık.

9, 10. Muhakkak ki bu Kur’an, en doğru, en sağlam olana iletir. Hayırlı iyi işler yapan müminlere, büyük bir mükâfatın onların olduğunu ve ahirete iman etmeyen kimselere de onlar için acıklı bir azap hazırladığımızı müjdeler.

11. İnsan hayra olan duası gibi şerre de dua eder. İnsan çok acelecidir.

12. Gece ve gündüzü iki ayet kıldık. Gecenin ayetini sildik. Gündüzün ayetini de Rabbinizden bir lütuf aramanız ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için gösterici (aydınlatıcı) kıldık. Her şeyi ayrıntılı olarak açıkladık.

13. Biz her insanın kuşunu (*) boynuna astık. Kıyamet günü de onun için neşredilmiş olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.

(*) Ayetteki kuş ifadesi amelini / yazgısını gibi anlamlara gelmektedir. Tair (kuş) tabirinin kullanması gayb yuvasından gelen kuşa benzetilmesindendir. Çünkü o dönemde onlar kuşun soldan sağa uçmasını uğur sayar, sağdan sola uçmasını da uğursuzluk sayarlardı. Bu tür batıl inançlar reddedilmektedir.

14. “Kitabını oku! Bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.”

15. Kim doğru yolu bulursa, ancak kendisi için bulur. Kim de saparsa, ancak onun (nefsi) aleyhine sapar. Hiçbir ( günah) yükü taşıyan kimse, başkasının (günah) yükünü yüklenmez. Biz bir peygamber gönderene kadar azap edecekler değiliz.

16. Biz bir şehri helak etmeyi istediğimiz zaman, onun varlıklılarına emrederiz. Böylece onun içinde hak yoldan çıkarlar. Bunun üzerine onun (şehrin) üzerine söz hak olur. Nihayet onu tedmir (*) ettikçe ederiz.

(*) Tedmir, yok etmek, mahvetmek, tepelemek, perişan etmek demektir.

17. Biz, Nuh’un ardından (gelen) kuşaklardan da nicesini helâk ettik. Senin Rabbin, kullarının günahlarını haber alan, gören olarak yeter.

18. Kim acele olanı (dünyayı) isterse, istediğimiz kimse için, ona orada dilediğimizi çabucak veririz. Sonra ona cehennemi kılarız. Ona (cehenneme) kınanmış, kovulmuş olarak yaslanır.

19. Kim de mümin olarak ahireti isterse ve onun için gereken bir sa’y ile (*) çabalarsa, işte onların çabaları teşekküre değerdir.

(*) Sa’y kelimesi sözlükte “çalışmak, çabalamak, yürümek, koşmak” gibi anlamlara geldiği gibi fıkıh terimi olarak hac ve umre ibadetlerinde de safa ve merve arasında sa’y etmek olarak kullanılır.

20. Hepsine, onlara da, onlara da, Rabbinin ihsanından uzatır yardım ederiz. Rabbinin lütfu (hiç kimseye) yasaklanmış değildir.

21. Onların bazılarını bazılarına nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Elbette ahiret, dereceler yönünden daha büyüktür ve üstünlük bakımından da daha büyüktür.

22. Allah ile beraber başka bir ilâh kılma! Yoksa kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın.

23. Rabbin kendinden başkasına kulluk etmemenizi ve ana babaya iyilik etmenizi hükmetti. O ikisinden biri veya her ikisi de senin yanında yaşlılığa ererse, o takdirde ikisine “öf” deme ve ikisini azarlama ve onlara güzel söz söyle!

24. O ikisine rahmetten, tevâzu kanadını indir ve de ki: “Rabbim, ikisinin beni küçükken yetiştirdikleri gibi, sen de o ikisine merhamet et!”

25. Sizin Rabbiniz nefsinizdekini en iyi bilendir. Eğer Salihler olursanız, o takdirde muhakkak ki O, tövbe edenler için çok affeden ve suçlarını örtendir.

26. Akrabaya ve yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver! Fakat saçıp savurma!

27. Muhakkak ki savurganlar, şeytanların kardeşleridir ve şeytan Rabbine nankördür.

28. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti aramak için, onlardan mutlaka yüz çevireceksen, bari onlara yumuşak söz söyle!

29. Elini boynuna bağlanmış kılma ve onu tamamen açtıkça açma! Sonra kınanmış, hüsrana uğramış halde oturur kalırsın.

30. Muhakkak ki senin Rabbin, dilediği kimse için rızkı açar (bollaştırır) ve kısar. Şüphesiz ki O, kullarından haberdârdır, görendir.

31. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin! Biz, onları da sizi de rızıklandırız. Şüphesiz ki onların öldürülmesi büyük bir suçtur.

32. Zinaya yaklaşmayın! Muhakkak ki o açık bir hayâsızlıktır. Yol olarak da çok kötüdür.

33. Allah’ın haram kıldığı canı haklı olmadıkça öldürmeyin! Kim haksızlığa uğramış olarak öldürülürse, o takdirde onun velisine bir yetki kılmışızdır. Fakat öldürmede aşırı gitmesin! Muhakkak ki o, yardım edilmiş bir kimsedir.

34. Rüştüne erişinceye kadar, daha iyi olan bir şey sebebiyle olmaksızın, yetimin malına yaklaşmayın! Ahdi de tam olarak yerine getirin! Şüphesiz ki ahit sorumludur (ahitte sorumluluk vardır).

35. Ölçüyü de tam yapın! Ölçtüğünüz zaman, dosdoğru teraziyle tartın! İşte bu, daha hayırlıdır ve sonuç olarak daha güzeldir.

36. Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme! Muhakkak ki işitme ve görme ve gönül, işte onların hepsi ondan sorumludur.

37. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Muhakkak ki sen yeri asla yaramazsın ve boyca da dağlara asla erişemezsin.

38. İşte bunların hepsi, onun (anlatılanların) kötü olanı (*), Rabbinin katında mekruhtur (beğenilmeyen kötü şeylerdir).

(*) Ayette 22. Ayetten itibaren anlatılan emirler, yasaklar ve hikmetli öğütlerden kötü ve yasaklanmış olanlarının, Rabbinin katında asla hoş görülmeyen çirkin davranışlar olduğu belirtilmektedir.

39. İşte bunlar, Rabbinin sana, hikmetten vahyettiği şeylerdendir. Allah ile beraber başka bir ilâh kılma! Yoksa kınanmış, kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.

40. Rabbiniz erkek çocukları size seçti de meleklerden kız çocukları mı edindi? Şüphesiz ki siz, elbette büyük bir söz söylüyorsunuz.

41. Andolsun ki biz, bu Kur’an’da düşünüp öğüt almaları için (ayetleri) evirip çevirdik (çeşitli şekillerde açıkladık). (Fakat bu ise) onların nefretten başka bir şeylerini arttırmıyor.

42. De ki: “Eğer dedikleri gibi O’nunla beraber ilâhlar olsaydı o zaman onlar (ilâhlar), arşın sahibine elbette bir yol ararlardı.”

43. O her türlü noksanlıktan uzaktır ve onların söylediklerinden büyüklük, ululuk olarak yüceler yücesidir.

44. Yedi gök ve yer ve onların içindekiler onu tesbih eder. Onu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ancak onların tespihlerini derinlemesine kavrayamazsınız. Şüphesiz ki O, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir ve çok affeden ve suçları örtendir.

45. Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanların arasında gizlenmiş bir perde kılarız.

46. Onların kalpleri üzerine, onu derinlemesine kavrarlar diye örtüler, kulaklarında da bir ağırlık kıldık. Kur’an’da Rabbini, O’nun birliğini andığın zaman, onlar nefret ederek arkalarına dönerler.

47. Onlar seni dinlerken ve onlar fısıldaşırken ve zâlimler “Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz.” derlerken, onu ne diye (ne maksatla) dinlediklerini en iyi bilen biziz.

48. Sana nasıl örnekler verdiklerine bak! Böylece saptılar. Artık onlar, bir yola (bir yol bulmaya) güç yetiremezler.

49. Dediler ki: “Biz, kemikler ve toz toprak olduğumuz zaman mı, muhakkak biz mi, yeni bir yaratma ile gerçekten diriltilecekleriz?”

50. De ki: “Taş veya demir olun!”

51. “Veya göğüslerinizde büyüyen bir yaratık (olun)!” Diyecekler ki: “Kim bizi iade edecek (tekrar diriltecek)?” De ki: “Sizi ilk defa yoktan yaratan!” Bu kez sana (alayla) başlarını sallayıp diyecekler ki: “O ne zaman?” De ki: “Yakında olması umulur.”

52. Sizi çağıracağı gün, O’na övgüyle icabet edeceksiniz ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.

53. Kullarıma söyle: “En güzel olanı söylesinler! Muhakkak ki şeytan aralarını bozar. Muhakkak ki şeytan insan için apaçık bir düşmandır.”

54. Rabbiniz sizi en iyi bilendir. Dilerse size merhamet eder veya dilerse size azab eder. Biz seni onların üzerine bir vekil olarak göndermedik.

55. Senin Rabbin göklerdeki ve yerdeki kimseleri de en iyi bilendir. Andolsun ki nebilerin bazısını, bazısının üzerine üstün kılmıştık. Davud’a da Zebur’u vermiştik.

56. De ki: “O’nun yanı sıra yarattığı astlarından zannettiklerinize dua edin! Fakat onların sizden zararı gidermeye ve değiştirmeye güçleri yetmez”

57. İşte onların dua ettikleri kimseler de Rablerine “Onların hangisi daha yakındır?” diye bir vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar ve O’nun azabından korkarlar. Muhakkak ki senin Rabbinin azabı korkunçtur.

58. Kıyamet gününden önce helak edecek olmadığımız veya şiddetli bir azap ile azap edecek olmadığımız hiçbir şehir yoktur. İşte bu, Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) yazılıdır.

59. Mucizeler göndermemizden bizi engelleyen, öncekilerin onları yalanlamasıdır. Semud’a görülen dişi bir deve de verdik fakat ona zulmettiler. Biz ancak korkutmak için mucizeler göndeririz.

60. Hani sana “Rabbin insanları kuşatmıştır.” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur’an’da o lanetlenmiş ağacı, (*) insanlar için imtihandan başka bir şey kılmadık. Biz onları korkutuyoruz da bu ise onların, büyük bir taşkınlıktan başka bir şeylerini arttırmıyor.

(*) Rüyadan kasdedilen miraç hadisesidir. Kimi tefsirciler rüya kelimesini uykudayken görmek ve diğer bazıları da uyanıkken görmek olarak tefsir etmişlerdir. Bu konuda farklı görüşler olsa da doğrusu miraca iman şart değildir. İsteyen rüyada olmuş der, isteyen de uyanıkken olmuş der. Ancak Mescid-i Aksa’ya kadar ki isra hadisesi ise Kur’an’da belirtildiği için, Kur’an’la sabittir ve iman etmek şarttır.

61. Hani meleklere “Âdem’e secde edin!” demiştik de İblis hariç secde etmişlerdi. O demişti ki: “Çamur olarak yarattığın kimseye mi secde edeceğim?”

62. (Şeytan) dedi ki: “Benim üzerime şerefli kıldığın bu kişiyi gördün mü? Andolsun eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, elbette çok azı dışında onun soyunu, mutlaka kontrolüm altına alacağım.”

63. (Allah) dedi ki: “Git! Artık kim onlardan sana uyarsa, o takdirde muhakkak ki cehennem, eksiksiz bir karşılık olarak sizin karşılığınızdır.”

64. “Onlardan gücünün yettiğini sesinle yerlerinden oynat ve atlılarınla ve yayalarınla üzerlerine yaygarayı kopar ve mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara vaadlerde bulun!” Zaten şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.

65. “Muhakkak ki benim kullarım var ya, senin onların üzerinde hiç bir gücün yoktur. Vekil olarak da Rabbin (onlara) yeter.”

66. Sizin Rabbiniz, lütfundan aramanız için, gemileri denizde sizin için yürütendir. Şüphesiz ki O size karşı çok merhametlidir.

67. Size denizde bir darlık dokunduğunda, yalnızca O’ndan başka dua ettiğiniz kimseler sapar gider. Ama sizi karaya (çıkarıp) kurtardığında yüz çevirirsiniz. Doğrusu insan pek nankördür.

68. O’nun sizi kara tarafında yere geçirmeyeceğinden veya üzerinize taşlar savuran bir kasırga göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? Sonra kendinize bir vekil de bulamazsınız.

69. Veya O’nun bir başka kez sizi tekrar oraya (denize) döndürmesinden ve üzerinize kırıp geçiren bir rüzgâr gönderip de inkâr etmenizden dolayı sizi boğmasından emin mi oldunuz? Sonra bu sebeble, bize karşı öç alacak, kendinize bir takipçi de bulamazsınız.

70. Andolsun ki biz, Âdemoğullarını şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Onları temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızdan birçoğunun üzerine üstün kıldıkça üstün kıldık.

71. Her insan topluluğunu önderleriyle çağıracağımız gün, artık kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacak ve bir iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmayacaklar.

72. Bunda (dünyada) kör olan kimse ahirette de kördür ve yol olarak daha sapkındır.

73. Neredeyse onlar, sana vahyettiğimiz şeyler hakkında, ondan (vahyettiklerimizden) başkasını, bize iftira etmen için, gerçekten seni aldatacak olsalardı, işte o zaman seni, gerçekten bir dost edinirlerdi.

74. Eğer seni kararlı sabit kılmasaydık, gerçekten de neredeyse az bir şey onlara meyledecektin.

75. İşte o zaman, gerçekten sana hayatın iki katını ve ölümün iki katını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine bir yardımcı da bulamazdın.

76. Neredeyse seni, bu yerden (yurdundan) çıkarmak için, ürkütüp rahatsız edeceklerdi. İşte o zaman, kendileri de senin ardından, az bir süreden başka kalamazlardı.

77. Senden önce, resullerimizden göndermiş olduğumuz kimselerin sünnetidir (kanunudur). Sünnetimiz için bir değişiklik bulamazsın.

78. Güneşin (öğle vakti batıya) yönelmesinden, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) salâtı (namazı) ikâme et ve sabahın okumasını (sabah namazını) da. Muhakkak ki sabah okuması şahit olunandır.

79. Geceden de yalnızca sana, nafile olarak onunla (Kur’an’la) teheccüd eyle! Umulur ki Rabbin seni makam-ı mahmud’a (övülen makam’a) gönderir.

80. De ki: “Rabbim! Beni, doğruluk girdirişiyle girdir ve doğruluk çıkarışıyla çıkar ve bana katından yardımcı bir kuvvet kıl!”

81. De ki: “Hak geldi ve batıl yok oldu. Şüphesiz ki batıl (her zaman) yok olacak olandır (yok olmaya mahkûmdur).”

82. Kur’an’dan iman edenler için bir şifa ve bir rahmet olan şeyleri de indiriyoruz. Zalimlerin ise zarardan başka bir şeylerini arttırmaz.

83. İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve bir yanına dönüp uzaklaşır. Kendisine şer dokunduğu zaman da ümitsiz olur.

84. De ki: “Herkes kendi yaratılışı üzere iş yapar. Bu durumda Rabbiniz, kimin yol olarak en iyi doğru yolu bulan kimse olduğunu en iyi bilendir.”

85. Sana ruhtan soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbimin bir işidir. Size ilimden az bir şeyden başkası verilmemiştir.”

86. Andolsun ki eğer dilersek, sana vahyettiğimiz şeyi mutlaka gideririz. Sonra onun hakkında bize karşı, kendine bir vekil bulamazsın.

87. (Onu gidermemesi) ancak Rabbinden bir rahmettir. Muhakkak ki O’nun, senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.

88. De ki: “Andolsun ki insan ve cin, bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve onların bazısı bazısına arka çıkmış olsa bile, onun bir benzerini getiremezler.”

89. Andolsun ki biz bu Kur’an’da insanlara her türlü örneği evirip çevirdik (çeşitli şekillerde açıkladık). Fakat insanların çoğu ancak inkârda direttiler.

90. Dediler ki: “Sana asla iman etmeyeceğiz, bize yerden bir pınar fışkırtıncaya kadar,”

91. “Veya senin hurmalardan ve üzümlerden bir bahçen olup da aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtıncaya kadar,”

92. “Veya iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürünceye veya Allah’ı ve melekleri karşımıza getirinceye kadar,”

93. “Veya altından bir evin oluncaya veya göğe çıkıncaya kadar. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirinceye kadar, (göğe) çıkışına da asla iman etmeyeceğiz.” De ki: “Rabbim, her türlü noksanlıklardan uzaktır, yücedir. Ben resûl olan bir beşerden başka bir şey miyim?”

94. İnsanları, hidayet onlara geldiği zaman, iman etmelerini engelleyen şey “Allah resul olarak bir beşer mi gönderdi?” demelerinden başka bir şey değildir.

95. De ki: “Eğer yeryüzünde sakin sakin yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara resul olarak gökten bir melek gönderirdik.”

96. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz ki O, kullarından haberdar olandır, onları hakkıyla görendir.”

97. Allah kimi doğru yola iletirse artık o, doğru yola iletilendir. Kimi de saptırırsa artık onlara, O’nun yarattığı astlarından veliler bulamazsın. Onları kıyamet günü yüzleri üzerine, kör ve dilsiz ve sağır olarak haşrederiz. Onların barınakları cehennemdir. Her ne zaman (ateş) sönmeye yüz tutsa, biz onlara alevi arttırırız.

98. Bu, onların ayetlerimizi inkâr etmeleri ve “Biz, kemikler ve toz toprak olduğumuz zaman mı, muhakkak biz mi, yeni bir yaratma ile gerçekten diriltilecekleriz?” demeleri sebebiyle onların karşılığıdır.

99. Görmediler mi? Gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yetendir. Onlar için hakkında hiç bir şüphe olmayan bir ecel kıldı. Fakat zalimler ancak inkârda direttiler.

100. De ki: “Eğer siz, Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, gerçekten harcamanın korkusuyla (haşyetiyle) tutardınız. İnsan pek cimridir.”

101. Andolsun ki biz Musa’ya apaçık dokuz mucize vermiştik. İşte İsrailoğullarına sor! Hani (Musa) onlara gelmişti de Firavun ona demişti ki: “Muhakkak ki ben seni ey Musa, elbette büyülenmiş zannediyorum.”

102. (Musa da) demişti ki: “Andolsun ki şunları, basiretler olarak, göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini bilmişsindir. Muhakkak ki ben seni ey Firavun, elbette mahvolmuş zannediyorum.”

103. Derken (Firavun), onları o yerden sürüp çıkarmak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri toptan suda boğduk.

104. Biz de onun ardından İsrailoğullarına dedik ki: “Bu yerde yerleşin! Ahiret vaadi geldiğinde de sizi, karışık topluluklar olarak (biraraya) getireceğiz.”

105. Biz onu (Kur’an’ı) hak ile indirdik ve o (Kur’an) hak ile indi. Biz seni, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olmandan başka bir şey için göndermedik. (*)

(*) Ayetin son kısmı “Biz seni ancak bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” olarak da tercüme edilebilir.

106. Ve onu (Kur’an’ı), dura dura okunan olarak, insanlara onu okuman için, kısım kısım ayırdık ve onu indirdikçe indirdik.

107. De ki: “Ona iman edin veya iman etmeyin! Muhakkak ki ondan önce ilim verilmiş olan kimselere, onlara okunduğu zaman, çenelerinin üstüne secde ederek (yere) kapanırlar.”

108. Ve derler ki: “Rabbimiz her türlü noksanlıklardan uzaktır, yücedir. Gerçekten Rabbimizin vaadi, elbette yerine getirilmiş oldu.”

109. Çeneleri üstüne (yere) kapanırlar, ağlarlar ve o (Kur’an) onları huşu olarak arttırır. (SECDE AYETİ)

(*) Huşu demek, gönüldeki derin saygıdan kaynaklanan korku, gönlü Allah korkusu ve saygısıyla dolu olma, Allah’a boyun eğiş demektir.

110. De ki: “Allah’a dua edin veya Rahman’a dua edin! Hangisine dua ederseniz sonuçta en güzel isimler O’na aittir.” Namazında çok bağırma, çok da gizleme! Bunların arasında (orta) bir yol tut!

111. De ki: “Hamd Allah’a aittir. O ki asla bir çocuk edinmedi ve O’nun hükümranlıkta bir ortağı asla olmadı. O’nun acizlikten dolayı da bir yardımcısı hiç olmadı.” Ve O’nu yücelttikçe yücelt!

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir