Nahl Suresi

NAHL SURESİ

Resmi Mushaf: 16 / İniş Sırası: 70 / Mekke’de inmiştir. 128 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Allah’ın emri geldi. Artık onu acele istemeyin! O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir ve şanı yücedir.

2. O melekleri, emrinden ruh (vahiy) ile kullarından dilediği kimsenin üzerine uyarın diye indirir ki o (uyarı) şudur: “Benden başka ilâh yoktur. Öyleyse bana karşı gelmekten sakının!”

3. O gökleri ve yeri hak ile yarattı. O onların ortak koştukları şeylerden yücedir.

4. O insanı bir nutfeden yarattı. Bir de bakarsın o apaçık bir hasımdır.

5. Ve hayvanlar! Onu (hayvanları) da yarattı. Onda sizin için ısınma ve menfaatler vardır ve onlardan yersiniz.

6. Akşamları (otlaktan) getirirken ve sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır.

7. (Bu hayvanlar) sizin ağırlıklarınızı şehirlere taşır ki siz ona, canların yarısı tükenmeksizin (meşakkat olmaksızın) varacak değildiniz. Şüphesiz ki Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.

8. Atları ve katırları ve eşekleri de üzerlerine binmeniz için ve süs olarak (yarattı). Sizin bilmediğiniz şeyler de yaratmaktadır.

9. Yolun doğrusu Allah’a aittir. Ondan sapan da vardır. Eğer O dileseydi, sizi topluca doğru yola iletirdi.

10. O gökten su indirendir. Ondan size içecek vardır. Ondan kendisinde (hayvanları) otlattığınız ağaç / bitki (*) vardır.

(*) Şecerun, dilde “yerden biten her tür bitkiye” verilen ortak isimdir. (Ferrâ) Genel kullanımda ise “ağaç” olarak kullanılmaktadır.

11. Onunla sizin için ekin ve zeytin ve hurmalar ve üzümler ve bütün meyvalardan bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir topluluk için ibret vardır.

12. Geceyi ve gündüzü ve güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O’nun emriyle boyun eğdirilmişlerdir. Şüphesiz ki bunda akıl eden topluluk için ibretler vardır.

13. Yeryüzünde sizin için renkleri değişik olarak yaratıp yaydığı şeyleri de (sizin hizmetinize verdi). Şüphesiz ki bunda düşünüp öğüt alan topluluk için ibret vardır.

14. Ve O, ondan taze et yemeniz ve ondan takınacağınız süs eşyaları çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Onun içinde (denizi) yara yara giden gemiler görürsün. O’nun lütfundan (rızkınızı) aramanız içindir. Umulur ki siz, şükredersiniz.

15. Sizi sarsar diye yeryüzünün içine dağlar bıraktı ve nehirler ve yollar. Umulur ki siz, doğru yolu bulursunuz.

16. Ve alâmetler. Onlar yıldızlarla da doğru yolu bulurlar.

17. Öyleyse yaratan kimse, yaratmayan kimse gibi midir? Halâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?

18. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, onu sayıp sonunu getiremezsiniz. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

19. Allah sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilir.

20. Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından dua ettikleri, hiç bir şey yaratamazlar. Zira kendileri yaratılmaktadır.

21. Onlar ölülerdir, diri değillerdir. Ne zaman diriltileceklerinin de farkında olmazlar.

22. Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. Buna rağmen ahirete iman etmeyenlerin, onların kalpleri inkârcıdır ve onlar büyüklük taslayanlardır.

23. Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Muhakkak ki O, büyüklük taslayanları sevmez.

24. Onlara, “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman “Öncekilerin masalları.” derler.

25. (Bu) kıyamet günü kendi yüklerini ve bilgisizce saptırdıklarının yüklerini tam olarak yüklenmeleri içindir. Dikkat edin! Yüklendikleri şeyler ne kadar da kötü!

26. Onlardan önceki kimseler de tuzak kurmuşlardı. Akabinde Allah da onların evlerine, temellerinden gelmişti. Böylece tavan üstlerinden tepelerine çökmüş ve azap farketmedikleri bir yerden onlara gelmişti.

27. Sonra kıyamet gününde de onları rezil eder ve der ki: “Onlar hakkında ayrılığa düşmekte olduğunuz ortaklarım nerede?” Kendilerine ilim verilenler ise der ki: “Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir.”

28. Onlar ki melekler onları, nefislerine zulmedenler olarak vefat ettirir. “Biz bir kötülük yapmıyorduk.” diyerek teslimiyeti bırakırlar (Teslim bayrağını çekerler). “Hayır, aksine! Şüphesiz ki Allah sizin yapmakta olduğunuz şeyleri en iyi bilendir.”

29. “O halde içinde sürekli kalacaklar olarak, cehennem’in kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötü!”

30. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara denildi ki: “Rabbiniz ne indirdi?” Dediler ki: “İyilik.” Bu dünyada güzellik yapanlara güzellik vardır. Elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzel!

31. Adn cennetleri. Ona girerler. Altından ırmaklar akar. Orada onlar için diledikleri şeyler vardır. İşte Allah, takva sahiplerine böyle karşılık verir.

32. Onlar ki, melekler onları, temiz kimseler olarak vefat ettirir. Derler ki: “Selâm sizin üzerinize olsun! Yapmakta olduğunuz şeyler sebebiyle cennete girin!”

33. Onlar illâ ki kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin emrinin gelmesini mi gözlüyorlar? İşte onlardan öncekiler de böyle yaptı. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

34. Böylece yaptıkları şeylerin kötülüğü onlara isabet etti ve kendisiyle alay ediyor oldukları şey onları kuşattı.

35. Ortak koşanlar dedi ki: “Allah dileseydi biz ve bizim babalarımız, O’nun yanı sıra yarattığı astlarından her hangi bir şeye kulluk etmezdik ve O’nun yanı sıra yarattığı astlarından her hangi bir şeyi de haram kılmazdık.” İşte onlardan öncekiler de böyle yaptı. Öyleyse apaçık tebliğden başka bir şey Resullere düşer mi?

36. Andolsun ki her ümmetin içinde “Allah’a kulluk edin ve Tağut’tan kaçının!” diye bir resul gönderdik. Böylece onlardan kimini Allah hidayete erdirdi ve onlardan kiminin de kendi üzerlerine sapkınlık gerçekleşti. Öyleyse yeryüzünde dolaşın da bakın! Nasıl oldu o yalanlayan kimselerin sonu?

37. Sen onların doğru yola gelmeleri üzerine aşırı istek göstersen de, muhakkak ki Allah, saptırdığı kimseyi (*) doğru yola iletmez. Onlar için yardımcılardan kimse de yoktur.

(*) Sürekli uyarılan, devamlı ikaz edilen ancak doğru yola gelmek için gayret göstermeyen, aksine batıl yolda bulunmakta inat edip iman etmeyen böylece dünya hayatını boşa harcayıp, ilâhi sınavı kaybetmesi neticesinde de kalbi mühürlenen kimseyi

38. Onlar “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez.” diye yeminlerinin var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, aksine! (Bu) O’nun üzerine aldığı gerçek bir vaattir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

39. Hakkında ihtilafa düştükleri şeyin onlara açıklanması ve gerçeği örtüp inkâr edenlerin, kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir).

40. Bir şeyi irade ettğimiz zaman, ona sözümüz sadece “Ol!” dememizdir. O da hemen oluverir.

41. Zulmedilmelerinden sonra, Allah uğrunda hicret edenleri, elbette dünyada güzelce yerleştireceğiz. Bilseydiler elbette ahiretin mükâfatı daha büyüktür.

42. Onlar ki sabreden ve Rablerine tevekkül eden kimselerdir.

43. Senden önce kendilerine vahyettiğimiz adamlardan (*) başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun!

(*) Âyette Allahü teâlâ’nın ne bir kadını ne de bir meleği genel davet için göndermediğine delil vardır. (Beydâvî) İnkârcıların Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in insan olmasını yadırgamasına ve resul olarak melek olması gerektiğini iddia etmelerine karşı bir reddiyedir. Böylece manâ “Biz senden önce de, kendilerini vahiyle desteklediğimiz, ölümlü adamlardan başka, ne bir melek, ne de bir kadın, hiç kimseyi resul olarak göndermedik.” olur.

44. Apaçık delillerle ve kitaplarla (gönderdik). Sana da insanlara kendilerine indirileni açıklaman için Zikri indirdik. Umulur ki onlar düşünürler.

45. Kötülük tuzakları kuranlar, Allah’ın kendilerini yere batırmasından veya azabın, farkında olmadıkları yerden, kendilerine gelmesinden emin mi oldu?

46. Veya onları dönüp dolaşırken yakalamasından (emin mi oldular?) Artık onlar (Allah’ı) aciz bırakacaklar da değillerdir.

47. Veya onları eksilte eksilte korku üzerinde alıp yakalamasından (emin mi oldular?) Şüphesiz ki Rabbiniz, elbette çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.

48. Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye hiç bakmadılar mı? Onun gölgeleri, sağdan ve soldan, boyun eğmiş olduğu halde, secde ederek döner.

49. Göklerde ve yerde, canlılardan ve meleklerden ne varsa, Allah’a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar. (SECDE AYETİ)

50. Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.

51. Allah dedi ki: “İki ilâh edinmeyin! Ancak O, tek bir ilâhtır. O halde yalnızca benden, benden korkun!”

52. Göklerdekiler ve yerdekiler O’nundur. Din de daima O’nundur. Öyleyse Allah’tan başkasından mı sakınıyorsunuz?

53. Herhangi bir nimetten, sizinle olan şeyler de Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı dokunduğu zaman, hemen O’na yalvarırsınız.

54. Sonra o sıkıntıyı sizden açtığı (giderdiği) zaman, bir de bakarsınki içinizden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar.

55. Kendilerine verdiklerimize nankörlük etmek için. Şimdilik yararlanın! Fakat ilerde bileceksiniz.

56. Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden, o bilmeyenlere (ortak koştukları şeylere) bir nasip kılıyorlar. Allah’a andolsun ki, bu uydurmakta olduğunuz şeylerden, mutlaka sorguya çekileceksiniz.

57. O her türlü eksiklikten uzak ve yüce olduğu halde Allah’a da kızları lâyık kılıyorlar. Canlarının çektiği hoşlandıkları şeyler de onlara!

58. Onlardan birisi kız ile müjdelendiği zaman, kendisi öfkeli olduğu halde, onun yüzü kapkara olur.

59. Müjdelendiği şeyin kötülüğünden dolayı toplumdan gizlenir. Onu zillet üzere tutacak mı yoksa onu toprağa mı gömecek? Dikkat edin! Hüküm verdikleri şey ne kötü!

60. En kötü örnek ahirete iman etmeyenlerindir. En yüce örnek ise Allah’ındır. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

61. Eğer Allah, insanları zulümleri sebebiyle sorgulayıp hesaba çekseydi, onun (yeryüzünün) üzerinde tek bir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteler. Artık onların eceli geldiği zaman ne bir saat erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.

62. Hoşlanmadıkları şeyleri Allah’a lâyık kılarlar. Dilleri de “En güzeli kendilerine aittir.” diye yalan uydurur. Şüphe yoktur ki ateş kendilerine aittir ve onlar öncülerdir.

63. Allah’a andolsun ki, senden önceki ümmetlere de resuller göndermiştik. Ancak şeytan, onların amellerini kendilerine süsledi. Artık o, bugün onların velisidir ve onlara acıklı bir azap vardır.

64. Hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi, onlara açıklaman için ve iman eden bir kavime bir yol gösterici ve bir rahmet olarak Kitab’ı sana indirdik.

65. Ve Allah gökten su indirdi. Böylece onunla, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verdi. Muhakkak bunda, işiten bir kavime elbette ibret vardır.

66. Muhakkak ki sizin için, hayvanlarda elbette ibret vardır. Size onların karınlarındaki şeyden, fışkı ve kan arasından, içenler için boğazdan kolay geçen, lezzetli, katışıksız bir süt içiriyoruz.

67. Hurmanın ve üzümün meyvelerinden de şarhoşluk ve güzel bir rızık elde edersiniz. Muhakkak ki bunda, akıl eden bir kavim için elbette ibret vardır.

68. Rabbin bal arısına vahyetti ki: “Dağlardan ve ağaçlardan ve onların kurdukları çardaklardan (kovanlardan) evler edin!”

69. “Sonra bütün meyvelerden ye! Öyleyse haydi! Boyun eğerek Rabbinin yollarına koyul!” Karınlarından renkleri değişik, içinde insanlar için şifa olan bir içecek çıkar. Muhakkak ki bunda, düşünen bir kavim için elbette ibret vardır.

70. Allah sizi yarattı, sonra sizi vefat ettirir. İçinizden kimi ömrün en reziline (ihtiyarlığa) döndürülür ki ilminden sonra bir şey bilmesin diye. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilen, her şeye gücü yetendir.

71. Allah bazınızı bazınıza rızıkta üstün kıldı. Fakat üstün kılınanlar, kendi rızıklarını, sağ ellerinin sahip olduklarına (köle ve cariyelerine) döndürenler (verenler) değillerdir. Oysa onlar, o hususta (rızıkta) birdir. Öyleyken Allah’ın nimetini bile bile inkâr mı ediyorlar?

72. Allah sizin için kendinizden eşler kıldı ve eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar kıldı. Sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Halâ batıla iman mı edecekler ve onlar, Allah’ın nimetini inkâr mı edecekler?

73. Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından, onlar için göklerden ve yerden rızık olarak bir şey vermeye gücü yetmeyen ve bunu yapamayacak olan şeylere kulluk ediyorlar.

74. Artık Allah için örnekler verip durmayın! Muhakkak ki Allah bilir ve siz bilmezsiniz.

75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının mülkiyeti altında olan bir köleyi ve bizden güzel bir rızıkla kendisini rızıklandırdığımız, böylece ondan gizli ve açık infak eden (ihtiyaç sahiplerine harcayan) kimseyi örnek getirdi. Onlar eşit olurlar mı? Hamd Allah’a aittir. Fakat onların çoğu bilmezler.

76. Allah iki adamı örnek getirdi. İkisinden biri dilsizdir. Bir şeye gücü yetmez ve efendisinin üzerine bir yüktür. Her nereye onu gönderse bir iyilik getirmez. O ve adaleti emreden ve dosdoğru bir yol üzere olan kimse eşit olur mu?

77. Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet saatinin işi ancak bir göz kırpma gibidir veya o daha yakındır. Şüphesiz ki Allah her şeye gücü yetendir.

78. Allah sizi analarınızın karınlarından hiçbir şey bilmez halde çıkardı. Sizin için işitme duyusu ve basiretler (*) ve gönüller kıldı. Umulur ki siz şükredersiniz.

(*) Basiretler demek görüşler, görme yetenekleri demektir. Tek bir görme yoktur. Burada görme yeteneğinin çeşitli olduğu vurgulanıyor. Bu görmelere örnek olarak baş gözü ile görmek, kalp gözü ile görmek, düşünce gözü ile görmek, akıl gözü ile görmek, alet kullanarak detaylı görmek, ileri görüş ile geleceği görmek gibi görmeler sayılabilir. Basiretin diğer normal görmeden farkı, baş gözüyle görmekle beraber aklî, hissî ve kalbî olarak da derinlemesine bakıp idrak etmektir. Derinliğine nüfuz eden bir bakış da denebilir.

79. Göğün havasında, boyun eğdirilmiş kuşları hiç görmediler mi? Allah’tan başkası onları tutmuyor. Şüphesiz ki bunda iman eden bir kavim için ibretler vardır.

80. Allah sizin için evlerinizden dinlenme yeri kıldı ve sizin için hayvan derilerinden, göç gününüzde ve ikamet gününüzde hafif olmasını dilediğiniz evler ve onların yünlerinden ve tüylerinden ve kıllarından ev eşyaları ve bir zamana kadar geçimlik kıldı.

81. Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgeler kıldı ve dağlardan sizin için barınaklar kıldı. Sıcaktan sizi koruyan elbiseler ve savaşınızda sizi koruyan elbiseler kıldı. İşte O, sizin üzerinize nimetini böyle tamamlar. Umulur ki siz, teslim olursunuz.

82. Fakat eğer onlar yüz çevirirlerse, o takdirde ancak sana düşen apaçık bir tebliğdir.

83. Onlar Allah’ın nimetini bilirler sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu gerçeği örtüp inkâr edenlerdir.

84. O gün, her ümmetten bir şahit göndeririz. Sonra gerçeği örtüp inkâr eden kimselere (özür dilemeleri için) izin verilmez ve onların hoş görülmeleri istenmez.

85. Zulmeden kimseler azabı gördükleri zaman artık o (azap) kendilerinden hafifletilmez ve onlara mühlet verilmez.

86. Ortak koşanlar ortaklarını gördükleri zaman derler ki: “Rabbimiz! İşte şunlar, senin yanın sıra yarattığın astlarından dua etmekte olduğumuz ortaklarımızdır.” Bunun üzerine onlar “Şüphesiz ki siz elbette yalancılarsınız.” diye onlara laf atarlar.

87. O gün teslimiyeti Allah’a bıraktılar. Uydurmakta oldukları şeyler de onlardan sapıp uzaklaştı.

88. İnkâr eden ve Allah’ın yolundan çeviren kimseleri, bozgunculuk etmekte oldukları şeyler sebebiyle, azap üstüne azapla onları artırdık.

89. Her ümmetin içinde onların üzerine kendi nefislerinden bir şahit gönderdiğimiz gün, seni de şunların üzerine şahit göndeririz. Biz Kitab’ı, her şeyi açıklayıcı ve bir yol gösterici ve bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak sana indirdik.

90. Şüphesiz ki Allah, adaleti ve ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder ve hayâsızlıktan ve kötülükten ve azgınlıktan men eder. Umulur ki siz, düşünüp öğüt alırsınız diye size öğüt verir.

91. Anlaşma yaptığınız zaman, Allah’ın ahdini tam olarak yerine getirin ve onu pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın! Allah’ı üzerinize kefil kılmıştınız. Şüphesiz ki Allah yaptığınız şeyleri bilir.

92. Bir topluluk bir topluluktan daha fazladır diye yeminlerinizi aranızda aldatma aracı edinerek, ipliğini kuvvetlice eğirip büktükten sonra söküp bozan kadın gibi olmayın! Allah onunla sizi, ancak imtihan etmektedir. Hakkında ayrılığa düşmekte olduğunuz şeyleri kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır.

93. Allah dileseydi elbette sizi tek bir ümmet kılardı. Fakat O, dilediğini saptırır ve dilediğini doğru yola eriştirir. Yapmakta olduklarınızdan mutlaka sorulacaksınız.

94. Yeminlerinizi aranızda aldatma aracı edinmeyin! Yoksa onun sebatından sonra ayak kayar ve Allah’ın yolundan alıkoyduğunuz şeyler sebebiyle kötülüğü tadarsınız. Büyük azap da sizin içindir.

95. Allah’ın sözünü az bir bedele karşılık satmayın! Eğer bilirseniz, şüphesiz ki Allah katındaki şey, sizin için daha hayırlıdır.

96. Sizin yanınızdaki şey tükenir ve Allah’ın katındaki şey kalıcıdır. Sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle, mutlaka ecirlerinin karşılığını vereceğiz.

97. Erkek veya kadından mü’min olarak kim bir iyilik yaparsa, o takdirde onu, tertemiz güzel bir hayatla mutlaka yaşatacağız. Yapmakta oldukları şeylerin en güzeliyle de mutlaka ecirlerinin karşılığını vereceğiz.

98. Kur’an okuduğunda, hemen taşlanmış / kovulmuş şeytandan Allah’a sığın!

99. Muhakkak ki onun, iman eden ve Rablerine güvenip dayanan kimselerin üzerinde bir gücü yoktur.

100. Onun gücü sadece kendisini veli edinenlerin ve O’na (Allah’a) ortak koşanların üzerindedir.

101. Allah indirdiğini en iyi bilen olduğu halde biz bir ayetin yerine bir ayeti değiştirdiğimiz zaman dediler ki: “Sen ancak bir iftiracısın.” Hayır, aksine! Onların çoğu bilmezler.

102. De ki: “Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail), Rabbinden hak ile iman eden kimseleri sabit kılıp sağlamlaştırmak için ve Müslümanlara bir yol gösterici ve bir müjde olarak indirdi.”

103. Andolsun ki biz onların “Ancak ona bir beşer öğretiyor.” demelerini biliyoruz. Ona nispet ettikleri kişinin lisanı yabancıdır. Bu ise apaçık Arapça lisanıdır.

104. Muhakkak ki Allah’ın ayetlerine iman etmeyen kimseler var ya, Allah onları, doğru yola iletmez ve onlara acıklı bir azap vardır.

105. Allah’ın ayetlerine iman etmeyen kimseler ancak yalan uydurur. İşte onlar var ya, onlar yalancılardır.

106. Kim imanından sonra Allah’ı inkâr ederse, ancak (inkâra) zorlanan kimse hariçtir ki, onun kalbi imanla tatmin olmuştur, fakat kim de (zorlandığı zaman) göğsünü (yeniden) küfre açarsa, o takdirde Allah’tan bir gazap onların üzerinedir ve onlara büyük bir azap vardır.

107. İşte bu, onların dünya hayatını ahirete tercih etmeleri ve Allah’ın kâfirler topluluğunu doğru yola iletmemesi sebebiyledir.

108. İşte onlar Allah’ın, kalplerine ve işitme duyularına ve görme duyularına mühür vurduğu kimselerdir. İşte onlar gâfillerin ta kendileridir.

109. Şüphe yok ki onlar, ahirette hüsrana uğrayacakların ta kendileridir.

110. Sonra muhakkak ki senin Rabbin, işkenceye uğratılmalarının ardından hicret eden sonra cihat eden ve sabreden kimseler için, muhakkak ki senin Rabbin, bunun (hicretin, cihadın ve sabrın) ardından, elbette çok affeden ve suçları örtendir, çok merhamet edendir.

111. O gün her canlı gelir ve kendisi için uğraşır ve her canlıya yaptığı şeylerin tam karşılığı verilir ve onlar zulmedilmezler.

112. Allah bir şehri de örnek verdi. O emindi, tatmin olmuştu. Rızkı her yerden ona, bolca geliyordu. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük etti. Bunun üzerine Allah, üretip yaptıkları şeyler sebebiyle, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı.

113. Andolsun ki onlara, kendilerinden bir resul geldi. Fakat onu yalanladılar. Böylece onlar zalimler iken, azap onları yakaladı.

114. Öyleyse Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden temiz olarak, helâl olarak yiyin! Eğer yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin!

115. Ancak size, ölüyü ve kanı ve domuzun etini ve Allah’tan başkası için kesilmiş olanı haram kıldı. Fakat kim isyan etmeksizin ve sınırı aşmaksızın muztar (*) kalırsa o takdirde muhakkak ki Allah çok affeden ve suçları örtendir, çok merhamet edendir.

(*) “Muztar” demek zorlanmış, mecbur kalmış, çaresiz kalıp başı sıkılan, bir davranışı yapmak zorunda kalmış kişi demektir.

116. Allah’a karşı yalan uydurmanız için, dillerinizin yalan olarak vasıflandırdığı şeylere “Bu helâldır ve bu haramdır.” diye söylemeyin! Şüphesiz ki Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.

117. Bu azıcık bir menfaattir (*). Onlara acıklı azap vardır.

(*) Allah’a karşı iftira ettikleri şeyin karşılığında veya içinde bulundukları dünya hayatından azıcık bir menfaat elde ederler.

118. Yahudilere de önceden sana anlattıklarımızı harâm ettik. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendilerine zulmediyorlardı.

119. Sonra muhakkak ki senin Rabbin, cahillikle kötülük yapan sonra da bunun ardından tövbe eden ve kendini düzelten kimseler için, şüphesiz ki senin Rabbin, bunun ardından elbette çok affeden ve suçları örtendir, çok merhamet edendir.

120. Şüphesiz ki İbrahim, Allah’a itaatkâr, hanif (*) bir ümmet idi ve müşriklerden değildi.

(*) Hanif demek Allah’ı birleyerek, O’na ortak koşmayan, tevhit inancı ile iman eden muvahhid (birleyen) kimse demektir.

121. O’nun nimetlerine şükreden birisiydi. (Allah) onu seçti ve onu dosdoğru yola iletti.

122. Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz ki o, âhirette de elbette salihlerdendir.

123. Sonra sana “İbrahim’in dinine bir hanif olarak uy! O müşriklerden değildi.” diye vahyettik.

124. Sebt (*) ancak onun hakkında ihtilâf edenlere (farz) kılındı. Şüphesiz ki senin Rabbin, kıyâmet günü, hakkında ihtilâf etmekte oldukları şey konusunda, aralarında mutlaka hükmedecektir.

(*) Sebt veya sebt günü, Yahudilere farz olarak kılınan Cumartesi günü tatilini ifade eder ki bu günde çalışmak, iş yapmak yasaklanmıştır. Yalnızca ibadet edilir.

125. Hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır! Onlarla en güzel olanıyla mücadele et! Muhakkak ki senin Rabbin, kendi yolundan sapan kimseleri en iyi bilendir ve O doğru yola girenleri de en iyi bilendir.

126. Eğer ceza verirseniz, o takdirde hakkında cezalandırıldığınız şeyin misliyle ceza verin! Sabrederseniz elbette o, sabredenlere daha hayırlıdır.

127. Sabret! Senin sabrın ancak Allah‘ın yardımı iledir ve onlara üzülme ve kurdukları tuzaktan dolayı sıkıntıda olma!

128. Muhakkak ki Allah, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir