Hicr Suresi

HİCR SURESİ

Resmi Mushaf: 15 / İniş Sırası: 54 / Mekke’de inmiştir. 99 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lam, Ra. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın ayetleridir.

2. Bir zaman gelecek gerçeği örtüp inkâr edenler arzu edecekler ki Müslümanlar olsaydılar.

3. Bırak onları! Yesinler ve menfaatlensinler ve emel onları oyalasın! Artık ilerde bilecekler.

4. Kendisi için bilinen bir yazgı olmaksızın hiç bir şehri helak etmedik.

5. Hiç bir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.

6. “Ey kendisine Zikir (Kur’an) indirilen! Sen elbette delisin.” dediler.

7. “Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirseydin ya!”

8. Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman da onlar süre tanınan kimseler olmazlardı.

9. Şüphesiz ki biz, biz indirdik Zikri (Kur’an’ı) ve muhakkak ki biz, onun için elbette koruyucularız.

10. Andolsun ki biz, evvelki toplulukların içinde, senden önce de (resuller) göndermiştik.

11. Kendisiyle alay etmekte olduklarından başka hiç bir resul onlara gelmedi.

12. İşte onu, suçluların kalplerine böyle sokarız.

13. Onlar evvelkilerin sünneti (*) geçmiş olduğu halde, ona (Kitaba / Resule) iman etmezler.

(*) Onlar hakkındaki uygulamalarımız, onları helâk edişimiz, onların üzerine koyduğumuz yasalarımız

14. Onların üzerine gökten bir kapı açsaydık, sonra da oradan çıkıyor olsalardı bile,

15. Elbette derlerdi ki: “Ancak bakışlarımız döndürülüp sarhoş edildi. Hayır, aksine! Biz büyülenmişler topluluğuyuz.”

16. Andolsun ki biz, gökyüzünde burçlar kıldık ve onu bakanlar için süsledik.

17. Ve onu bütün taşlanmış şeytanlardan koruduk.

18. Kulak hırsızlığı yapan hariç. O takdirde onu, apaçık parlak bir ateş (*) takip eder.

(*) Şihab, parlak yıldız, parlak ateş, kıvılcım anlamına gelir. Ayrıca dünyanın atmosferinde bir an görünüp kaybolan gök taşına da denilmektedir.

19. Ve yeryüzü! Onu yaydık ve onun içine sabit kazıklar (dağlar) bıraktık ve onda her şeyden ölçülü olarak bitkiler bitirdik.

20. Onun içinde sizin ve rızıklandıranları olmadığınız kimseler için geçimler kıldık.

21. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.

22. Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderdik. Sonra gökten su indirdik. Böylece onunla sizi suladık. Onun için hazinedarlar da siz değilsiniz.

23. Şüphesiz ki biz, elbette biz yaşatırız ve öldürürüz ve biz varisleriz.

24. Andolsun ki biz, sizlerden öne geçmek isteyenleri bilmiştik ve andolsun ki biz, geri kalmak isteyenleri de bilmiştik.

25. Muhakkak ki senin Rabbin, onları toplayacak olandır. Şüphesiz ki O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

26. Andolsun ki biz insanı kokuşmuş, değişken bir balçıktan olan kurutulmuş topraktan (*) yaratmıştık.

(*) “min hamein mesnun min salsalin” ifadesinin açılımı şöyledir. “min hamein” uzun süre suyla temas ettiği için değişen ve siyahlaşan balçık çamurdan demektir. “Mesnun” ise kokuşmuş, şekillendirilmiş demektir ya da kuruması ve şekil alması için kalıba dökülmüş demektir. Meselâ kalıba dökülen erimiş maden gibi. “Salsalin” de hamein mesnun halindeki balçığın ateş hariç doğal yollarla kurutulmuş halidir. Rahman, 14 ayette geçen “min salsâlin kel fahhâr” ifadesindeki “fehhar” ise ateşte kurutulan demektir. Tuğla, toprak çanak, çömlek, testi vb. gibidir.

27. Cinleri de önceden zehirleyici, dumansız ateşten yaratmıştık.

28. Hani Rabbin meleklere “Muhakkak ki ben, kokuşmuş, değişken bir balçıktan olan kurutulmuş topraktan (*) bir beşer yaratacağım.” demişti.

29. “Sonra onu düzenlediğimde ve içine ruhumdan üflediğimde, hemen onun için secde edenler olarak yere kapanın!”

30. Bunun üzerine melekler, onların hepsi topluca secde etti.

31. İblis hariç. Secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.

32. (Allah) dedi ki: “Sana ne oldu ki secde edenlerle beraber olmuyorsun?”

33. (İblis) dedi ki: “Ben kokuşmuş, değişken bir balçıktan olan kurutulmuş topraktan yarattığın bir beşere, secde edeyim diye (var) olmadım.”

34. (Allah) dedi ki: “Öyleyse çık oradan! Artık muhakkak ki sen, kovulmuş / taşlanmış birisin.”

35. “Şüphesiz ki hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir.”

36. (İblis) dedi ki: “Rabbim! O halde onların diriltilecekleri güne kadar bana süre ver!”

37. (Allah) dedi ki: “Öyleyse muhakkak ki sen, süre verilenlerdensin.”

38. “Bilinen (malûm) (*) vaktin gününe kadar.”

(*) Ayette”malûm” kelimesi kullanılmıştır. Vaktin bilinmesi demek, kıyamet gününün zamanının bilinmesi demek değildir. Böyle bir günün meydana geleceğinin, böyle bir günün varlığının bilinmesi demektir. Ayrıca “Bu vakit ancak bize malumdur.” anlamına da gelir.

39. (İblis) dedi ki: “Rabbim! Beni azdırdığın şey sebebiyle, (*) mutlaka onlara yeryüzünde her şeyi süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım.”

(*) Ayette geçen “be” harfiyle yemin manası verenlerde olmuştur. Bu durumda ayet “Rabbim, beni azdırdığın şeye yemin ederim ki…” şeklinde de tercüme edilebilir. Ancak cumhur, “sebebiyle” manasına ağırlık vermiştir.

40. “Onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların hariç.”

41. (Allah) dedi ki: “İşte bu yol bana aittir, dosdoğrudur.”

42. “Benim kullarımın üzerinde senin için bir güç yoktur. Ancak azgınlardan sana uyan kimseler hariç.”

43. Şüphesiz ki cehennem, elbette onlara topluca vaadedilen yerdir.

44. Onun yedi kapısı vardır. Her kapı için onlardan bir bölüm taksim edilmiştir.

45. Muhakkak ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise cennetlerde (bahçelerde) ve pınarlardadır.

46. “Emin olarak selâmetle ona girin!”

47. Onların göğüslerindeki kini söküp çıkardık. Kardeşler olarak, karşılıklı, sedirler üzerindedirler.

48. Orada onlara bir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

49, 50. Muhakkak ki benim, çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu ve azabımın da elem dolu azap olduğunu kullarıma haber ver!

51. Ve onlara İbrahim’in misafirlerinden haber ver!

52. Hani onlar, onun yanına girmişlerdi de “Selam!” demişlerdi. O da “Şüphesiz biz sizden ürkenleriz.” demişti.

53. (Melekler) dediler ki: “Ürkme! Muhakkak ki biz sana, bilgin bir oğul müjdeliyoruz.”

54. (İbrahim) dedi ki: “İhtiyarlığın bana dokunmasına rağmen beni mi müjdeliyorsunuz? O halde neyle müjdeliyorsunuz?”

55. (Melekler) dediler ki: “Seni gerçek ile müjdeledik. Artık ümidini kesenlerden olma!”

56. (İbrahim) dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapkınlardan başka kim ümit keser?”

57. (İbrahim) dedi ki: “O halde bir sorununuz mu var (*), ey gönderilenler?”

(*) “ma hatbuke” ifadesi “Bir sorun mu var?” şeklinde kullanılan kalıp bir ifadedir. Buradan hareketle “bir sorununuz mu var?” diye çe-virdiğimiz “ma hatbukum” ifadesi ”İşiniz nedir?” veya “meseleniz ne-dir?” şeklinde de tam kelime karşılığında tercüme edilebilir.

58. (Melekler) dediler ki: “Muhakkak ki biz, suçlular kavmine gönderildik.”

59. “Lut’un ailesi hariç. Muhakkak ki biz onları, toplu olarak, elbette kurtaracağız.”

60. “Onun karısı hariç. Muhakkak ki onun, elbette geride alanlardan olmasını takdir ettik.”

61. Böylece gönderilenler, Lut’un ailesine geldiği zaman,

62. (Lut) dedi ki: “Şüphesiz ki siz, yadırganan bir kavimsiniz.”

63. Dediler ki: “Hayır, aksine! Biz sana onların, onun hakkında şüphe ettikleri şeyi (azabı) getirdik.”

64. “Biz sana gerçeği getirdik. Muhakkak ki biz elbette doğru söyleyenleriz.”

65. “Gecenin bir bölümünde aileni yürüt / yola çıkar ve sen de arkalarından takip et ve sizden bir kimse ardına bakmasın ve emredildiğiniz yere gidin!”

66. Biz, ona şu emri hükmettik: “Sabaha çıkacaklarken, şunların arkaları kesilmiş olacaktır.”

67. Şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi.

68. (Lut) dedi ki: “Bunlar benim misafirimdir. Beni rezil etmeyin!”

69. “Allaha karşı gelmekten sakının ve beni utandırıp zelil etmeyin!”

70. Dediler ki: “Biz seni elâlem (in işin) den men etmedik mi?”

71. (Lut) dedi ki: “Eğer yapacaksanız, işte kızlarım!”

72. (Melekler) “Senin ömrüne yemin olsun ki şüphesiz ki onlar, elbette sarhoşlukları içinde bocalıyorlar.”

73. Derken güneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı.

74. Böylece biz, onun (o şehrin) üstünü, onun (o şehrin) altı kıldık ve onların üzerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

75. Şüphesiz ki bunda bir şeyi çözmeye çalışıp yakından inceleyenler için ibretler vardır.

76. Muhakkak ki o (şehir kalıntıları), halâ duran bir yol üzerindedir.

77. Şüphesiz ki bunda, iman edenler için bir ibret vardır.

78. Şüphesiz ki Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.

79. Bu yüzden biz Eyke halkından intikâm aldık. Şüphesiz ikisi (*) de elbette apaçık (göz) önündedir.

(*) Ayette bahsedilen iki şehir Sodom ile Eyke ve/veya Medyen’dir. Sodom’a Lut aleyhisselam gönderilmişti. Eyke/Medyen’e ise Şuayb aleyhisselam gönderilmişti. Eyke iç içe girmiş çok sık ağaçlık demektir. Yerleri ağaçlık olduğundan Eyke denilmiştir. Eyke ve Medyen aynı yerler olabileceği gibi farklı bölgeler olduklarını söyleyenler de vardır. Genel görüşte budur.

80. Muhakkak ki Hicr halkı gönderilenleri (resulleri) yalanladı.

81. Onlara ayetlerimizi verdik fakat onlar, ondan yüz çevirenler oldular.

82. Onlar dağlardan emniyetli evler yontuyorlardı.

83. Derken sabaha çıkacaklarken, o korkunç çığlık onları yakaladı.

84. Kazanmakta oldukları şeyler, onlara hiç bir fayda sağlamadı.

85. Ve biz, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri ancak Hak ile yarattık. Muhakkak ki kıyamet saati gelecektir. Öyleyse sen güzel bir hoşgörüyle, hoşgörülü davran!

86. Şüphesiz ki senin Rabbin, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir.

87. Andolsun ki sana o tekrarlanan ikişerliden yediyi ve büyük Kur’an’ı verdik. (*)

(*) Ayette geçen “mesani” ifadesi ikişerli, tekrarlanan, kat kat demektir. Mesânî Zümer, 23’te “tekrarlanan, ikişerli bir kitap” şeklinde Kur’an’ın bir sıfatı olarak geçmektedir. Bu ayete binaen “mesani” ile Kur’an’ın ifade edildiği anlaşılmaktadır. “Yedi” kelimesi ile de yedi ayetten oluşan Fatiha suresi kastedilmektedir. Böylece ayetin anlamı “Andolsun ki sana, tekrarlanan ikişerli olan Kur’an’dan yedi ayet olan Fatiha suresini ve büyük Kur’an’ı verdik.” şeklinde olur. (Detay için Bknz. Zümer, 23)

88. Onlardan bazı çiftleri kendisiyle menfaatlendirdiğimiz şeylere, iki gözünü asla dikme ve onlara üzülme ve iman edenler için kanadını indir!

89. Ve de ki: “Muhakkak ki ben, apaçık bir uyarıcıyım.”

90. (Daha önceki) taksim edenlere / bölücülere indirdiğimiz gibi,

91. Kur’an’ı kısım kısım (parça parça) kılanlara da (azap indiririz).

92. Rabbine andolsun ki elbette onların hepsine soracağız.

93. Yapmakta oldukları şeyler hakkında.

94. Artık emredilen şeyi açığa vur ve müşriklerden yüz çevir!

95. Muhakkak ki biz, o alay edenlere (karşı) sana yeteriz.

96. Allah ile beraber başka bir ilâh kılan kimseler, artık onlar ilerde bilecekler.

97. Andolsun ki biz, muhakkak ki senin, söyledikleri şeyler sebebiyle göğsünün daraldığını biliyoruz.

98. Öyleyse Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!

99. Ve sana şüpheden uzak, sağlam ve kesin olarak bilinen (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk et!

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir