Şuara Suresi

ŞUARA SURESİ

Resmi Mushaf: 26 / İniş Sırası: 47 / Mekke’de inmiştir. 227 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ta, Sin, Mim.

2. Bunlar apaçık Kitab’ın ayetleridir.

3. Belki de (neredeyse) sen, iman edenler olmayacaklar diye kendini helâk edeceksin.

4. Dilersek onların üzerine gökten bir mucize indiririz de hemen ona boyunları eğilmiş olarak kalır.

5. Rahman’dan onlara yeni bir öğüt gelse, ancak ondan yüz çevirenler olurlar.

6. Andolsun ki onlar yalanlamışlardı. Fakat hakkında alay ediyor oldukları şeyin haberleri, onlara yakında gelecek.

7. Yeryüzüne bakmadılar mı? Onun içinde her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik.

8. Şüphesiz ki bunda bir ibret vardır ama onların çoğu iman edenler olmadı.

9. Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibi, çok merhametli olanın ta kendisidir.

10. Hani senin Rabbin Musa’ya “Zalimler toplumuna git!” diye seslenmişti.

11. Firavun’un kavmine. (Halâ) Allah’a karşı gelmekten sakınmayacaklar mı?

12. (Musa) dedi ki: “Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlarlar diye korkuyorum.”

13. “Göğsüm daralıyor ve dilim açılmıyor. Bundan dolayı (emri) Hârun’a gönder.”

14. “Ve onlara ait üzerimde bir suç var. Bu nedenle beni öldürürler diye korkuyorum.”

15. (Allah) dedi ki: “Hayır, asla! Öyleyse siz ikiniz ayetlerimizi götürün! Şüphesiz ki biz, sizinle beraber dinleyenleriz.”

16, 17. “Öyleyse siz ikiniz Firavun’a gelin ve ‘Muhakkak ki biz, âlemlerin Rabbinin resulüyüz. İsrail oğullarını bizimle beraber gönder diye (geldik)’ deyin!”

18. (Firavun) dedi ki: “Biz seni çocukken içimizde yetiştirmedik mi? Ömründen yıllarca bizim içimizde kalmadın mı?”

19. “Sonunda yaptığın işi de sen yaptın. Sen nankörlerdensin.”

20. (Musa) dedi ki: “Onu sapkınlardan olduğum zaman yaptım.”

21. “Derken sizden korkunca, sizden kaçtım. Sonra Rabbim bana hüküm bağışladı ve beni gönderilenlerden (peygamberlerden) kıldı.”

22.  “Başıma kaktığın o nimet, İsrailoğullarını köle yaptın diyedir.”

23. Firavun dedi ki: “Âlemlerin Rabbi de nedir?”

24. (Musa) dedi ki: “Göklerin ve yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Eğer kesin bilgiyle inananlarsanız!”

25. (Firavun) etrafındakilere dedi ki: “Duymuyor musunuz?”

26. (Musa) dedi ki: “Sizin de Rabbiniz ve önceki babalarınızın da Rabbidir.”

27. (Firavun) dedi ki: “Muhakkak ki size gönderilen resulünüz, elbette bir delidir.”

28. (Musa) dedi ki: “O doğunun ve batının ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Eğer akıl edebiliyorsanız.”

29. (Firavun) dedi ki: “Andolsun eğer benden başka ilâh edinirsen, mutlaka seni, zindana atılanlardan kılarım.”

30. (Musa) dedi ki: “Sana apaçık bir şey getirirsem de mi?”

31. (Firavun) dedi ki: “Eğer doğru söyleyenlerden isen o halde onu getir!”

32. (Musa) hemen asasını yere bıraktı. Bir de ne görsünler! O apaçık bir ejderha!

33. Ve elini söküp çıkardı. Bir de ne görsünler! O, bakan kişiler için bembeyaz!

34. (Firavun) etrafındaki ileri gelenlere dedi ki: “Muhakkak ki bu, gerçekten çok bilgili bir sihirbaz.”

35. “Sihriyle sizi toprağınızdan (ülkenizden) çıkarmayı istiyor. O halde ne emredersiniz?”

36. Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcılar gönder!”

37. “Bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler!”

38. Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen vakti için toplandı.

39. Ve insanlara denildi ki: “Siz de toplanacak mısınız?”

40. “Umarız ki eğer onlar galip gelenler olurlarsa, biz de sihirbazlara uyarız.”

41. Nihayet sihirbazlar geldiği zaman, Firavun’a dediler ki: “Eğer biz, galip gelenler olursak, muhakkak ki bize, elbette bir mükâfat var mı?”

42. (Firavun) dedi ki: “Evet. Muhakkak ki siz, o zaman elbette yakınlardan olacaksınız.”

43. Musa onlara dedi ki: “Atacak olduğunuz şeyi atın!”

44. Derken onlar iplerini ve asalarını (yere) attılar. Dediler ki: “Firavun’un izzetiyle, muhakkak ki biz, elbette biz galip olanlarız.”

45. Ardından Musa da asasını (yere) attı. Sonra bir de ne görsünler! O, onların uydurdukları şeyleri yutuyor.”

46. Bunun üzerine sihirbazlar, secde edenler olarak (yere) atıldı.

47. Dediler ki: “Âlemlerin Rabbine iman ettik.”

48. “Musa ve Harun’un Rabbine”

49. (Firavun) dedi ki: “Size izin vermemden önce ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten sizin büyüğünüzdür. Elbette ilerde bileceksiniz. Ellerinizi ve bacaklarınızı çaprazlama olarak mutlaka keseceğim ve sizi topluca mutlaka asacağım.”

50. (Sihirbazlar) dediler ki: “Zararı yok! Muhakkak ki biz, Rabbimize dönecekleriz.”

51. “Muhakkak ki biz, Müminlerin ilki olduk diye umarız ki Rabbimiz, hatalarımızı bize bağışlar.”

52. Musa’ya: “Kullarımı geceleyin yürüt! Şüphesiz ki siz takib edileceksiniz.” diye vahyettik.

53. Firavun da şehirlere toplayıcılar gönderdi.

54. “Muhakkak ki bunlar, elbette azınlık olan küçük bir topluluktur.”

55. “Şüphesiz ki onlar bize öfkeli olanlardır.”

56. “Muhakkak ki biz, elbette uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.”

57. Böylece onları bahçelerden ve pınarlardan çıkardık.

58. Hazinelerden ve şerefli makamlardan.

59. İşte böyle. İsrailoğullarını ona mirasçı kıldık. (*)

(*) İsrailoğullarının Mısır’daki sefalet günlerinden sonra Filistin’de kavuşacakları bolluk içindeki parlak günlerine dikkat çekiliyor.

60. Derken (Firavun ve adamları) güneş doğarken, onların peşine düştüler.

61. İki topluluk birbirini görünce Musa’nın adamları dedi ki: “Muhakkak ki biz, elbette yakalanacağız!”

62. (Musa) dedi ki: “Hayır, asla! Muhakkak ki Rabbim benimledir. Beni doğru yola iletecektir.”

63. Ve Musa’ya “Asanla denize vur!” diye vahyettik. Hemen yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.

64. Diğerlerini de oraya yaklaştırdık.

65. Musa’yı ve onunla beraber olan kimselerin hepsini kurtardık.

66. Sonra diğerlerini boğduk.

67. Şüphesiz ki bunda bir ibret vardır ama onların çoğu iman edenler olmadı.

68. Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibi, çok merhametli olanın ta kendisidir.

69. Onlara İbrahim’in haberini de oku!

70. Hani o babasına ve kavmine demişti ki: “Siz neye tapıyorsunuz?”

71. Dediler ki: “Putlara tapıyoruz. Onlar için ibadet eden kimseler olmaya da devam edeceğiz.”

72. Dedi ki: “Dua ettiğiniz zaman sizi duyuyorlar mı?”

73. “Size faydaları dokunuyor mu veya zarar veriyorlar mı?”

74. Dediler ki: “Hayır, aksine! Biz babalarımızı böyle yaparlarken bulduk.”

75. (İbrahim) dedi ki: “Artık kulluk etmekte olduğunuz şeyi gördünüz mü?”

76. “Siz ve geçmiş eski babalarınız.”

77. “Şüphesiz ki onlar, âlemlerin Rabbi hariç benim için düşmandır”

78. “O ki beni yarattı. Sonra da O, bana doğru yolu gösterir.”

79. “O ki bana yedirir ve bana içirir.”

80. “Hasta olduğum zaman da O bana şifa verir.”

81. “O ki beni öldürür sonra da bana yeniden hayat verir.”

82. “O ki din günü, hatalarımı bana bağışlamasını umduğumdur.”

83. “Rabbim! Bana hüküm ve hikmet bağışla / hibe et ve beni salihlere kat / ilhak et!”

84. “Sonra gelenler içinde, benim için bir doğruluk dili kıl! (*)

(*) Benimle ilgili doğru sözler söylesinler ve beni övgüyle ansınlar.

85. “Beni Naîm Cenneti’nin varislerinden kıl!”

86. “Babamı da bağışla! Şüphesiz ki o sapıklardandı.”

87. “(İnsanların) yeniden diriltilecekleri gün, beni utandırma!”

88. O gün, mal ve oğullar fayda vermez.

89. Allah’a sağlam ve güzel bir kalp getiren kimseler hariç.

90. Ve cennet Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yaklaştırılır.

91. Ve cehennem azgınlar için ortaya çıkarılır.

92. Onlara denilir ki: “Kulluk etmekte olduğunuz şeyler nerede?”

93. “Allah’ın dûnundan / astlarından. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?”

94. Artık onlar ve azgınlar onun içine yüzüstü tepetaklak atılırlar.

95. Ve İblis’in bütün orduları da.

96. Onlar onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:

97. “Allah’a andolsun ki biz, elbette apaçık bir sapkınlık içindeydik.”

98. “Çünkü biz, Âlemlerin Rabbine sizi eşit tutuyorduk.”

99. “Bizi o suçlulardan başkası saptırmadı.”

100. “Artık bizim için şefaatçilerden hiçbir kimse yoktur.”

101. “Ve candan bir dost da yoktur.”

102. “Keşke bizim için bir kere daha (dünyaya dönmek mümkün) olsaydı, o takdirde iman edenlerden olurduk.”

103. Şüphesiz ki bunda bir ibret vardır ama onların çoğu iman edenler olmadı.

104. Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibi, çok merhametli olanın ta kendisidir.

105. Nuh’un kavmi gönderilenleri (peygamberleri) yalanladı.

106. Hani kardeşleri Nuh onlara demişti ki: “Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

107. “Muhakkak ki ben, sizin için güvenilir bir resulüm.”

108. “Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”

109. “Ona karşılık size bir ücret sormuyorum. Âlemlerin Rabbine ait olandan başka benim bir ücretim yoktur.”

110. “Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”

111. Dediler ki: “Sana aşağılık rezil kimseler uymuşken, biz sana iman eder miyiz?”

112. (Nuh) Dedi ki: “Onların yapmakta oldukları şeylerle ilgili benim bilgim yoktur.”

113. “Rabbimin üzerine olandan başka onların bir hesabı yoktur. Keşke farketseniz.”

114. “Ve ben iman edenleri kovacak değilim.”

115. “Ben apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.”

116. Dediler ki: “Elbette eğer vazgeçmezsen, ey Nuh! Mutlaka recmedilenlerden / taşlananlardan olacaksın.”

117. (Nuh) dedi ki: “Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, beni yalanladı.”

118. “Öyleyse benimle onların arasını açtıkça aç ve beni ve iman edenlerden, benimle beraber olan kimseleri kurtar!”

119. Böylece onu ve berberindekileri, yüklü geminin içinde kurtardık.

120. Sonra bunun ardından geriye kalanları suda boğduk.

121. Şüphesiz ki bunda bir ibret vardır ama onların çoğu iman edenler olmadı.

122. Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibi, çok merhametli olanın ta kendisidir.

123. Ad (kavmi) gönderilenleri (peygamberleri) yalanladı.

124. Hani kardeşleri Hud onlara demişti ki: “Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

125. “Muhakkak ki ben, sizin için güvenilir bir resulüm.”

126. “Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”

127. “Ona karşılık size bir ücret sormuyorum. Âlemlerin Rabbine ait olandan başka benim bir ücretim yoktur.”

128. “Siz her yüksekçe yere bir alamet bina edip eğleniyor musunuz?”

129. “Ebedi kalacağınızı umarak, sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?”

130. “Yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz.”

131. “Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”

132. “Bildiğiniz şeylerle size yardım edene karşı gelmekten sakının!”

133. “Size hayvanlar ve oğullarla yardım etti.”

134. “Ve bahçeler ve pınarlarla.”

135. “Muhakkak ki ben, sizin üzerinize, büyük günün azabından korkuyorum.”

136. Dediler ki: “Öğüt versen de ya da öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir.”

137. “Bu, öncekilerin ahlakından başka bir şey değildir.”

138. “Biz elbette azaba uğratılacaklar da değiliz.”

139. Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Şüphesiz ki bunda bir ibret vardır ama onların çoğu iman edenler olmadı.

140. Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibi, çok merhametli olanın ta kendisidir.

141. Semud (kavmi) gönderilenleri (peygamberleri) yalanladı.

142. Hani kardeşleri Salih onlara demişti ki: “Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

143. “Muhakkak ki ben, sizin için güvenilir bir resulüm.”

144. “Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”

145. “Ona karşılık size bir ücret sormuyorum. Âlemlerin Rabbine ait olandan başka benim bir ücretim yoktur.”

146. “Siz, işte buradaki şeylerin içinde, emin kimseler olarak bırakılacak mısınız?”

147. “Ve bahçelerin ve pınarların içinde,”

148. “Ve ekinlerin ve yumuşak tomurcuklu / salkımları sarkmış hurmalıkların içinde.”

149. “Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.”

150. “Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”

151. “Aşırı gidenlerin emrine uymayın!”

152. “Onlar ki yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar ve ıslâh edip düzeltmezler.”

153. Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”

154. “Sen de bizim benzerimiz bir beşerden başkası değilsin. Eğer doğru sözleyenlerden isen, öyleyse bir mucize getir!”

155. (Salih) dedi ki: “Bu bir dişi devedir. Onun su içme hakkı vardır. Belli bir günde de sizin su içme hakkınız vardır.”

156. “Ona bir kötülük dokundurmayın! Yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalar.”

157. Derken onu kestiler (*) fakat pişman kimseler olarak sabahladılar.

(*) “Akr” “kestiler” sözcüğü özellikle deve, at, koyun gibi hayvanların ayaklarının inciklerinin, diz ile topuk aralarının kesilmesi anlamındadır. Araplar arasında hayvan kesilmeden önce incikleri kesilip yere yıkılır sonra da yerde boğazlanırdı. (Lisanü’l Arab, “a g r” mad. ) Ayrıca ayette kesme işi hepsine isnat edilmektedir. Çünkü keseni azmettirmişlerdir. Bundan dolayı hep birlikte sorumlu tutulmuşlardır. (Beydavî tefsiri)

158. Çünkü azap onları yakaladı. Şüphesiz ki bunda bir ibret vardır ama onların çoğu iman edenler olmadı.

159. Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibi, çok merhametli olanın ta kendisidir.

160. Lut kavmi gönderilenleri (peygamberleri) yalanladı.

161. Hani kardeşleri Lut onlara demişti ki: “Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

162. “Muhakkak ki ben, sizin için güvenilir bir resulüm.”

163. “Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”

164. “Ona karşılık size bir ücret sormuyorum. Âlemlerin Rabbine ait olandan başka benim bir ücretim yoktur.”

165. “Âlemlerden erkeklere mi geliyorsunuz / yanaşıyorsunuz?”

166. “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi mi bırakıyorsunuz? Hayır, aksine! Siz haddi aşan bir topluluksunuz.”

167. Dediler ki: “Eğer sen ona (bu işe) son vermezsen, Ey Lut! Mutlaka sen, (buradan) çıkarılanlardan olacaksın.”

168. (Lut) dedi ki: “Muhakkak ki ben, sizin işinize kızanlardanım.”

169. “Rabbim! Beni ve ailemi, onların yaptıkları şeyden kurtar!”

170. Bunun üzerine biz onu ve bütün ailesini kurtardık.

171. Geri kalanlar içindeki yaşlı bir kadın hariç.

172. Sonra diğerlerini yerle bir ettik.

173. Onların üzerlerine de bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!

174. Şüphesiz ki bunda bir ibret vardır ama onların çoğu iman edenler olmadı.

175. Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibi, çok merhametli olanın ta kendisidir.

176. Eyke halkı gönderilenleri (peygamberleri) yalanladı.

177. Hani kardeşleri Şuayb onlara demişti ki: “Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

178. “Muhakkak ki ben, sizin için güvenilir bir resulüm.”

179. “Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”

180. “Ona karşılık size bir ücret sormuyorum. Âlemlerin Rabbine ait olandan başka benim bir ücretim yoktur.”

181. “Ölçeği tam yapın ve eksik ölçenlerden olmayın!”

182. “Dosdoğru terazi ile tartın!”

183. “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın!”

184. “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının!”

185. Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”

186. “Sen de bizim benzerimiz bir beşerden başkası değilsin. Zannedersek sen, elbette yalancılardansın.”

187. “Eğer doğru söyleyenlerdensen, o takdirde gökten üzerimize parçalar düşür!”

188. (Şuayb) dedi ki: “Rabbim sizin yaptıklarınızı en iyi bilendir.”

189. Böylece onu yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz ki o, büyük bir günün azabı idi.

190. Şüphesiz ki bunda bir ibret vardır ama onların çoğu iman edenler olmadı.

191. Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibi, çok merhametli olanın ta kendisidir.

192. Muhakkak ki o, âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

193. Onu Güvenilir Ruh (Cebrail) indirdi.

194. Uyarıcılardan olman için senin kalbinin üzerine.

195. Apaçık bir Arapça lisanıyla.

196. Şüphesiz o öncekilerin kitaplarında da vardır.

197. İsariloğulları’nın bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?

198. Biz onu Arap olmayan yabancıların bazısına indirseydik bile,

199. Böylece onlara, onu okusaydı, ona iman edenler olmazlardı.

200. İşte biz onu (Kur’an’ı) suçluların kalplerine böyle soktuk. (*)

(*) Kur’an’ın müşriklerin kalbine sokulması, Kur’an’ın Arapça diliyle indirilmesi sonucunda, onu kolayca anlamalarının sağlanmasıdır.

201. Acıklı azabı görünceye kadar, ona iman etmezler.

202. Onlar farkında olmadıkları bir haldeyken, o ansızın onlara gelir.

203. Böylece onlar derler ki: “Biz mühlet verilenler miyiz?”

204. Onlar halâ azabımızı acele mi istiyorlar?

205. Gördün mü? (Ne dersin?) Eğer biz onları, yıllarca menfaatlendirsek,

206. Sonra kendilerine vaadedilen (azap) başlarına gelse,

207. Menfaatlendiriliyor oldukları şeyler, onlardan hiç bir şeyi gidermez. (*)

(*) Kendilerine verilen nimetler, zenginlik, mal, mülk, maddi manevi imkânlar, azap geldiği zaman onları hiçbir şeyden müstağni yani ihtiyaçsız kılmaz. Çünkü o an, hiçbir maddiyat azabın kaldırılması için işe yaramayacaktır. Asla bir karşılık istenmeyecektir. Zira Dünya malı, ahirette geçmez.

208, 209. Ve biz, uyarıcıları ve öğütleri olanların dışında hiç bir şehri helâk etmedik ve biz zalimler olmadık.

210. Onu (Kur’an’ı) şeytanlar indirmedi.

211. (Bu iş) onlara uygun olmaz ve güçleri de yetmez.

212. Muhakkak ki onlar, dinlemekten elbette azledilenlerdir.

213. Sakın Allah ile beraber başka bir ilâha dua etme! O takdirde azap edilenlerden olursun.

214. En yakın aşiretini (hısımlarını) uyar!

215. Mü’minlerden sana uyanlara kanatlarını ger!

216. Eğer sana karşı gelirlerse o takdirde de ki: “Muhakkak ki ben, sizin yaptığınız şeylerden uzağım.”

217. Mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a güvenip dayan!

218. O ki (görevini yapmak üzere) kalktığın zaman seni görmektedir.

219. Secde edenler içinde senin dolaşmanı da.

220. Şüphesiz ki O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

221. Size haber vereyim mi? Şeytanlar kimin üzerine iner?

222. Bütün günahkâr yalancıların üstüne iner.

223. Onlar işitilene atılırlar ve onların çoğu da yalancılardır.

224. Şairlere ise azgınlar uyar.

225. Onların her vadide şaşkın halde dolaşmalarını görmedin mi?

226. Ve onların yapmadıkları şeyleri söylemelerini de.

227. Ancak iman eden ve salih ameller işleyen ve Allah’ı çokça zikreden ve zulmedildikleri şeyden sonra kendilerini savunanlar müstesna. Zulmeden kimseler de hangi değişim ile değişeceklerini yakında bilecekler.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir