Neml Suresi

NEML SURESİ

Resmi Mushaf: 27 / İniş Sırası: 48 / Mekke’de inmiştir. 93 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ta, Sin. Bunlar, Kur’an’ın ve apaçık Kitab’ın ayetleridir,

2. Bir hidayet ve bir müjde olarak, mü’minler için,

3. Onlar ki salâtı (namazı) ikâme eder ve zekâtı verir. Onlar ahirete de şüpheden uzak, sağlam ve kesin olarak inananların ta kendileridir.

4. Ahirete iman etmeyenlerse, onlara işlerini süsledik. Bu yüzden onlar kalpleri körelmiş olarak bocalayıp dururlar.

5. İşte onlar, azabın en kötüsü kendilerinin olanlardır ve onlar, ahirette hüsrana uğrayanların kendisidir.

6. Muhakkak ki sen, elbette hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilenin (Allah’ın) katından, Kur’an ilka ediliyorsun. (*)

(*) İlka etmek, öğretme, bırakma, yerleştirme anlamlarına gelir.

Abdullah bin Zeyd radıyallahü anh şöyle anlattı: Bir sabah Resûlullah’a geldim. O gece gördüğüm ezânla ilgili rüyâyı O’na haber verdim. Buyurdu ki: “Gerçekten bu bir hak (doğru) rüyâdır. Bilâl-i Habeşî ile kalk; çünkü o, senden daha yüksek ve uzun seslidir. Sonra söyleneni ona ilka et! Bilâl bununla (müslümanları namaza) çağırsın.” (Hadîsi şerîf-Süneni Tirmizî)

Vahyin (Kur’ân-ı kerîmin) geliş (indiriliş) şekillerinden biri de; Peygamber efendimiz uyanık iken, Cebrâil aleyhisselâm, görünmeksizin, Peygamberimizin kalbine ilâhî vahyi ilka ederdi. (İmâm-ı Süyûtî)

7. Hani Musa ailesine demişti ki: “Muhakkak ki ben, bir ateş farkettim. Size ondan bir haber getireceğim veya size kor ateş getireceğim. Umulur ki siz, ısınırsınız.”

8. Ona geldiği zaman seslenildi ki: “Ateşteki kimse ve onun çevresindeki kimse mübarek kılındı ve âlemlerin Rabbi olan Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir.”

9. “Ey Musa! Muhakkak ki O benim, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah.”

10. “Asanı (yere) bırak!” Onun bir yılan gibi olup da titreşiyor halde onu görünce arkaya dönüp kaçtı ve geri de dönmedi. “Ey Musa! Korkma! Muhakkak ki benim. Gönderilenler (peygamberler) benim yanımda korkmaz.”

11. “Ancak kim zulmederse sonra bir kötülüğün ardından bir iyilikle değiştirirse, o takdirde muhakkak ki ben, çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim.”

12. “Elini koynuna sok, kusur olmaksızın bembeyaz çıksın! (Bu) Firavuna ve onun kavmine (gönderilen) mucizelerin dokuzu içindedir. Muhakkak ki onlar, fasıklar toplumu oldular.”

13. Böylece mucizelerimiz, gerçeği gösterecek biçimde onlara geldiği zaman dediler ki: “Bu apaçık bir sihirdir.”

14. Ona (mucizelerimize) şüpheden uzak, sağlam ve kesin olarak bildikleri halde, zulüm ve büyüklenme yüzünden, onu (mucizelerimizi) inkâr ettiler. Fakat bak! Nasıl oldu o bozguncuların sonu?

15. Andolsun ki Davut’a ve Süleyman’a bir ilim verdik. O ikisi dedi ki: “Hamd, mü’min kullarından pek çoğuna, bizi üstün kılan Allah’a aittir.”

16. Süleyman’ı Davut’a varis kıldık. Dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi ve bize herşeyden verildi. Muhakkak ki bu, O’na ait apaçık bir lütuftur.”

17. Cinlerden ve insanlardan ve kuşlardan orduları, Süleyman için bir araya getirildi. Sonrasında onlar (görev yerlerine) düzenli bir şekilde sevk ediliyorlardı.

18. Nihayet karınca vadisine vardıkları zaman, bir karınca dedi ki: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin! Sülayman ve onun orduları, farkında olmadan sizi ezmesinler!”

19. Bunun üzerine (Süleyman) onun sözünden dolayı gülerek tebessüm etti ve dedi ki: “Rabbim! Bana ve anama ve babama lütfettiğin nimetine şükretmemi ve ondan razı olacağın salih işler yapmamı bana ilham et! Rahmetinle beni, Salihler olan kullarının içine dâhil et!”

20. (Süleyman) kuşları araştırdı. Akabinde dedi ki: “Bana ne oldu da Hüdhüd’ü göremiyorum yoksa kayıplardan mı oldu?”

21. “Elbette çetin bir azapla ona azap edeceğim veya elbette onu keseceğim veya elbette bana apaçık bir delil getirecek.”

22. Derken (Hüdhüd) uzak olmayan bir yerde durakladı. (*) Ardından dedi ki: “Kendisini hiç bilmediğin bir şeyi, öğrenip kavradım ve sana Sebe’den, kesin bilgiye dayalı bir haber getirdim.”

(*) “Kemese” fiili durakladı, bekledi anlamına gelir. “Gayri Baîd” ifadesi de uzak olmayan, çok geçmeden manasında kullanılır. Ayrıca ayetteki gizli “o” öznesi de hem Hüdhüd kuşuna, hem de Süleyman’a gider. Bu sebeplerle, ayetin girişi yukarıdaki çeviriye ilave olarak “Süleyman az bir süre bekledi.” veya “çok geçmeden Hüdhüd geldi.” şeklinde de çevrilebilir. Ayetin manasını bozmaz.

23. “Muhakkak ki ben, herşeyden kendisine verilmiş ve onlara hükümdarlık yapan bir kadın buldum. Büyük bir tahtı da var.”

24. “Onu ve onun kavmini, Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından olan Güneş’e secde ederlerken buldum. Şeytan işlerini, onlara süslemiş de onları yoldan alıkoymuş. Bu yüzden onlar, doğru yolu bulamıyorlar.”

25. “Göklerdeki ve yerdeki gizli olanı ortaya çıkaran ve gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah’a secde etmesinler diye.” (SECDE AYETİ)

26. “O’ndan başka ilâh olmayan Allah, büyük arşın Rabbidir.”

27. (Süleyman) dedi ki: “Bakacağız. Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mı oldun?”

28. “Benim bu yazımı (mektubumu) götür de onlara bırak! Sonra onlardan uzaklaş da bak! Neye dönecekler?”

29. (Kraliçe) dedi ki: “Ey ileri gelenler! Muhakkak ki bana çok değerli bir mektup bırakıldı.”

30. “Muhakkak ki o, Süleymandandır ve muhakkak ki o, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyladır.”

31. ‘Bana karşı büyüklenmeyin ve Müslümanlar olarak bana gelin!’ diyedir.”

32. (Kraliçe) dedi ki: “Ey ileri gelenler! İşim hakkında bana fetva verin! Siz şahit olana kadar, bir işi kesip atan olmadım.”

33. Dediler ki: “Biz kuvvet sahipleriyiz ve de çetin savaş sahipleriyiz. Emir senindir. Artık bak! Neyi emredersin?”

34. (Kraliçe) dedi ki: “Muhakkak ki hükümdarlar, bir şehre girdikleri zaman, onu bozarlar ve onun halkının en şereflilerini aşağılık kılarlar. İşte böyle yaparlar.”

35. “Muhakkak ki ben, onlara bir hediye göndereyim de gönderilenler neyle dönecekler, bakayım.”

36. Derken (elçi) Süleyman’a geldiği zaman (Süleyman) dedi ki: “Siz bana mal ile temettü (kâr, kazanç) mü vereceksiniz? Oysaki Allah’ın bana verdikleri, size verdiklerinden daha hayırlıdır. Hayır, aksine! Siz, hediyenizle seviniyorsunuz.”

37. “Sen onlara dön! Artık elbette biz, onlar için kendisine karşı koyamayacakları ordularla, onlara mutlaka geliriz ve elbette biz, aşağılanmış ve onlar küçük düşürülmüş oldukları halde onları oradan mutlaka çıkarırız.”

38. (Süleyman) dedi ki: “Ey ileri gelenler! Sizden hanginiz, onların bana müslümanlar olarak gelmelerinden önce, onun tahtını bana getirir?”

39. Cinlerden bir ifrit dedi ki: “Ben, makamından kalkmandan önce onu sana getiririm. Şüphesiz ben, o konuda elbette güçlüyüm, güvenilirim.”

40. Yanında Kitap’tan bir ilim olan kişi dedi ki: “Ben, bakışın sana dönmeden (gözünü kırpmandan) önce onu sana getiririm. Birden onu yanında yerleşmiş görünce (Süleyman) dedi ki: “Bu beni denemek için Rabbimin lütfundandır. Şükür mü edeceğim yoksa inkâr mı edeceğim? Kim şükrederse, o takdirde kendi nefsi için şükretmiştir ve kim de gerçeği örtüp inkâr ederse, o takdirde muhakkak ki Rabbim, mütağnidir / hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, cömerttir.

41. (Süleyman) dedi ki: “Onun tahtını başkalaştırın (tanınmaz hale getirin)! Bakalım tanıyacak mı yoksa tanımayanlardan mı olacak?”

42. (Kraliçe) geldiği zaman denildi ki: “Senin tahtın böyle mi?” O da dedi ki: “Sanki onun ta kendisi! Zaten ondan önce bize bilgi verilmişti ve biz Müslümanlar olmuştuk.”

43. Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından kulluk etmekte oldukları onu (kraliçeyi) alıkoymuştu. Şüphesiz ki o, gerçeği örtüp inkâr edenler kavmindendi.

44. Ona denildi ki: “Köşke gir!” (Kraliçe) onu gördüğü zaman, onu derin (su) sandı ve baldırlarını açtı (eteğini kaldırdı). (Süleyman) dedi ki: “Muhakkak ki o, billur camdan yapılmış, cilalı dümdüz bir köşktür. (Kraliçe) dedi ki: “Rabbim! Muhakkak ki ben, nefsime zulmettim. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a, Süleyman ile beraber teslim oldum.”

45. Andolsun ki biz Semud’a, Allah’a kulluk etsinler diye kardeşleri Salih’i gönderdik. Bir de ne görsün! Onlar birbirlerine hasımlık eden iki grup oldular.

46. (Salih) Dedi ki: “Ey kavmim! İyilikten önce neden kötülüğü acele istiyorsunuz? Allah’tan bağışlanma dileseniz ya! Umulur ki rahmet edilirsiniz.”

47. (Kavmi) dediler ki: “Sen ve seninle beraber olan kimseler sebebiyle uğursuzluğa uğradık.” O da dedi ki: “Sizin uğursuzluğunuz Allah’ın katındadır. Hayır, aksine! Siz, imtihan edilen bir kavimsiniz.”

48. Şehirde dokuz kişi vardı ki ülkede bozgunculuk yapıyorlardı ve düzeltilemezlerdi.

49. Allah’a yemin ederek dediler ki: “Ona ve ailesine mutlaka baskın yapalım. Sonra da onun velisine ‘Biz onun ailesinin helâkine şahit olmadık ve şüphesiz ki biz, elbette doğru söyleyenleriz.’ diyelim.”

50. Onlar bir tuzak kurdular ve onlar farkında olmadan, biz de bir tuzak kurduk.

51. İşte bak! Tuzaklarının sonu nasıl oldu? Muhakkak ki biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik.

52. İşte şunlar, zulmetmeleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleridir. Muhakkak ki bunda, bilen bir kavim için, elbette ibretler vardır.

53. İman edenleri kurtardık. Allah’a karşı gelmekten sakınıyorlardı.

54. Ve Lut. Hani kavmine demişti ki: “Siz görüyor olduğunuz halde o çirkin işe mi geliyorsunuz?”

55. “Gerçekten siz, kadınlardan ayrı olarak şehvetle adamlara mı yanaşıyorsunuz? Hayır, aksine! Siz, cahiller kavmisiniz.”

56. Kavminin cevabı “Lut’un ailesini şehrimizden çıkarın! Muhakkak ki onlar temiz kalmak isteyen insanlar!” diye demelerinden başka bir şey olmadı.

57. Böylece onu ve ailesini, karısı hariç, kurtardık. Onu (karısını) da geride kalanlardan takdir ettik.

58. Onların üzerine de yağmuru yağdırdıkça yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü!

59. De ki: “Hamd Allah’a aittir. Selâm, O’nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı hayırlıdır yoksa ortak koştukları şeyler mi?”

60. Yoksa gökleri ve yeri yaratan ve gökten sizin için su indiren mi? Biz onunla gönül açan güzelliklere sahip bahçeler bitirdik. Onun bir ağacını bitirmeniz sizin için olacak şey değildir. Allah ile beraber bir ilâh mı? Hayır, aksine! Onlar, (taptıklarını Allah’a) eşit tutan bir kavimdir.

61. Yoksa yeryüzünü karargâh olarak kılan ve aralarında ırmaklar kılan ve onun için sarsılmaz dağlar kılan ve iki denizin arasında bir engel kılan mı? Allah ile beraber bir ilâh mı? Hayır, aksine! Onların çoğu bilmezler.

62. Yoksa darda kalana kendisine dua ettiği zaman icabet eden ve kötülüğü kaldıran ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber bir ilâh mı? Ne kadar da az düşünüyorsunuz.

63. Yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde, size yol gösteren ve rüzgârları, rahmetinin öncesinde müjdeleyici olarak gönderen mi? Allah ile beraber bir ilâh mı? Allah onların ortak koştuklarından yücedir.

64. Yoksa yaratmaya başlayan sonra onu iade eden ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber bir ilâh mı? De ki: “Eğer doğru söyleyenlerseniz kesin delilinizi getirin!”

65. De ki: “Allah’tan başka göklerde ve yerdeki kimseler gaybı bilmez ve onlar ne zaman diriltileceklerini de farketmezler.”

66. Hayır, aksine! Onların ahiret hakkında bilgileri (peygamberler vasıtasıyla) arka arkaya gelip birikti. Hayır, aksine! Onlar, ondan şüphe içindelerdir. Hayır, aksine! Onlar, ondan körlerdir.

67. İnkâr edenler dediler ki: “Biz ve babalarımız toprak olduğu zaman mı? Muhakkak ki biz, gerçekten çıkarılacak mıyız?”

68. “Andolsun ki biz ve babalarımız, önceden bununla vaad edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”

69. De ki: “Yeryüzünde yürüyüp dolaşın da suçluların sonunun, nasıl olduğuna bakın!”

70. Onlara üzülme ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntıda olma!

71. Diyorlar ki: “Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu vaad ne zaman?”

72. De ki: “Aceleyle istediğiniz şeyin bir kısmı belki de sizin peşinize takılmıştır.”

73. Şüphesiz ki senin Rabbin, insanlara karşı elbette lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.

74. Şüphesiz ki senin Rabbin, onların göğüslerindekinin gizlediğini ve açığa vurduklarını elbette bilir.

75. Apaçık bir Kitapta olandan başka, göklerde ve yerde gizli hiç bir şey yoktur.

76. Doğrusu bu Kur’an, İsrailoğullarına, hakkında ayrılığa düşmüş oldukları şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.

77. Muhakkak ki o, elbette bir yol gösterici ve iman edenler için de bir rahmettir.

78. Muhakkak ki senin Rabbin, onlar arasında kendi hükmünü yerine getirecektir. O, mutlak güç sahibidir, hakkıyla bilendir.

79. Öyleyse Allah’a tevekkül et (güvenip dayan)! Muhakkak ki sen apaçık gerçeğin üzerindesin.

80. Muhakkak ki sen, çağrıyı ölülere duyuramazsın ve arkalarını dönen kimseler olarak yüz çevirdikleri zaman, sağırlara da duyuramazsın.

81. Sen körleri sapkınlıklarından doğru yola iletecek değilsin. Sen ayetlerimize iman eden kimselerden başkasına duyuramazsın. İşte onlar Müslümanlardır.

82. Ve söz onların üzerine vaki olduğu (gerçekleştiği) zaman, onlar için yerden bir dabbe (bir canlı) çıkarırız ki o da onlara, insanların ayetlerimize şüpheden uzak, sağlam ve kesin olarak inanmıyor olduklarını konuşur.

83. O gün her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanları bir grup hâlinde toplarız. Onlar (hesap yerine) sevk edilirler.

84. Nihayet (hesap yerine) geldikleri zaman (Allah) dedi ki: “Siz benim ayetlerimi, ilmen onu kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?”

85. Zulmetmeleri sebebiyle, söz onların üzerine vaki olduğu (gerçekleştiği) zaman, artık onların nutku tutulup konuşamazlar.

86. Görmediler mi? Muhakkak ki biz, geceyi onda dinlenmeleri için ve gündüzü de gösterici / aydınlatıcı olarak kıldık. Şüphesiz ki bunda iman eden bir topluluk için elbette ayetler vardır.

87. Sur’a üflendiği gün, artık Allah’ın diledikleri dışında, göklerdekiler ve yerdekiler korkuya kapılır. Hepsi boyun bükmüş olarak O’na gelirler.

88. Dağları görürsün, onları cansız, hareketsiz sanırsın. Oysa o, bulutların geçişi gibi geçer gider. Her şeyi sağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan haberdardır.

89. Kim iyilik getirirse, o takdirde onun için ondan daha hayırlısı vardır ve onlar, o günün dehşetli korkusundan emindirler.

90. Kim de kötülük getirirse, o takdirde onların yüzleri ateşte sürtülür. “Yapmakta olduklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?”

91. “Ben ancak bu beldenin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. O ki onu saygıdeğer (haram belde) kıldı. Her şey O’na aittir. Ben Müslümanlardan olmakla emrolundum.”

92. “Kur’an’ı okumakla da (emrolundum).” Artık kim hidayete ererse kendi nefsi için hidayete erer. Kim de sapıtırsa o takdirde de ki: “Ben sadece uyarıcılardanım.”

93. Ve de ki: “Hamd Allah’a aittir. O size ayetlerini gösterecek. Böylece siz de onu tanıyacaksınız. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.”

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir