Furkan Suresi

FURKAN SURESİ

Resmi Mushaf: 25 / İniş Sırası: 42 / Mekke’de inmiştir. 77 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Âlemlere bir uyarıcı olması için, kuluna Furkan’ı indiren (Allah), bolluk ve bereket veren, hayrı devamlı kılıp arttıran, bereketin kaynağı, yüceler yücesidir. (*)

(*) Tebâreke bir mazi fiildir. Ancak fiil olarak kullanılmaz ve çekimi yapılmaz. Yalnızca Allah için kullanılır. Hayrın eksilmeden devamlı kalması ve artmasını ifade eder. Allah bereketli kılandır, yaratılanlarda bereketli kılınanlardır. Bir şeyde bereketin olması, Allah’tandır. O bereketin kaynağıdır. Bu kapsamda da hayrın çokluğunu ifade ettiğinden Allah, zatında, sıfat ve fiillerinde yüceler yücesidir. Furkan ise sıfat olarak Hak ile batılı birbirinden ayıran, haklı ve haksızı ayırt eden manasına gelir ki Kur’an için kullanılmıştır.

2. O ki, göklerin ve yerin mülkü O’na aittir. Asla bir çocuk edinmedi. Mülkünde O’na asla bir ortak olmadı. Her şeyi yarattı ve onu ölçülü olarak ölçülendirdi. (*)

(*) Allahu Teâla’nın takdiri, yarattıklarına ilmi yasalar koymaktır. Her yaratılan, yine Allah’ın yaratmış olduğu ilmi esaslar çerçevesinde yaratılır. İlahi takdir budur. Öyle ki Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Her yaratılış, ilmi bir temel üzerine inşa edilir. Böylece Allah, bir oluşun öncesinde, o oluşun olma seçenekleri, ne kadar çok olsa da ilmiyle onun tüm bu yollarını önceden bilir. Allah’ın ilmi öylesine büyüktür ki hiçbir varlık, yapabileceği olası davranış seçeneklerinin dışında herhangi bir seçenek ile Allah’a sürpriz yapamaz. Hiçbir şey O’nun kaderinden yani ilminden kaçamaz. Şüphesiz ki Allah, her şeyi hakkıyla en iyi bilendir.

3. O’nun dûnundan / astlarından ilâhlar edindiler ki onlar, kendileri yaratıldıkları halde bir şey yaratamazlar. Kendilerine zarar verecek ve fayda sağlayacak bir güce sahip değillerdir. Ölüm ve hayat ve yeniden dirilme konusunda da bir güce sahip değillerdir.

4. İnkâr edenler dedi ki: “Bu (Kur’an), onun (Muhammed’in) uydurduğu bir iftitaradan başka bir şey değildir. Başka bir kavim de onun üzerine kendisine yardım etti.” Böylece onlar, haksızlıkla ve asılsız bir sözle gelmişlerdir.

5. Dediler ki: “Öncekilerin masalları! Onu yazdırdı. O sabah ve akşam kendisine okunuyor.”

6. De ki: “Onu göklerdeki ve yerdeki sırları bilen (Allah) indirdi. Muhakkak ki O çok bağışlayandır, çok rahmet edendir.”

7. Dediler ki: “Bu Resul’e ne oluyor ki yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi de kendisiyle birlikte bir uyarıcı olsaydı ya!”

8. “Veya kendisine bir hazine atılsaydı veya kendisi için ondan yiyeceği bir bahçe olsaydı ya!” Zalimler dedi ki: “Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz.”

9. Bak senin için nasıl örnekler verdiler de saptılar. Artık onlar bir yol bulamazlar.

10. Eğer dilerse senin için bundan daha hayırlısını, altından ırmaklar akan cennetler kılan ve senin için köşkler var edecek olan (Allah), bolluk ve bereket veren, hayrı devamlı kılıp arttıran, bereketin kaynağı, yüceler yücesidir.

11. Hayır, bilâkis! Onlar kıyamet saatini yalanladılar. Biz de kıyamet saatini yalanlayanlar için, çılgın bir ateş hazırladık.

12. (Ateş) onları uzak bir yerden gördüğü zaman onlar, ona ait öfkelenişi ve uğultuyu duyarlar.

13. Elleri boyunlarına bağlanmış kimseler olarak, ondan dar bir yere atıldıkları zaman, orada yokoluşu çağırırlar.

14. “Bugün tek bir yokoluşu çağırmayın! Pek çok yokoluşu çağırın!”

15. De ki: “Bu mu daha hayırlıdır yoksa takva sahiplerine vaadedilen sonsuzluk cenneti mi? O ki onlar için bir karşılık ve dönüş yeridir.”

16. Onlar için onda istedikleri vardır ve sürekli kalacaklardır. Bu Rabbinin üzerine, sorumluluk içeren bir vaaddir.

17. O gün onları ve Allah’ın dûnundan / astlarından kulluk ettiklerini toplar. Akabinde der ki: “Siz mi şu kullarımı saptırdınız yoksa kendileri mi yoldan saptılar?”

18. Dediler ki: “Seni tenzih ederiz. Senin dûnundan / astlarından dostlar edinmemiz bize yaraşmazdı. Fakat onları ve babalarını, Zikri unutuncaya kadar, sen yararlandırdın ve helake giden bir kavim oldular.”

19. Böylece söyledikleriniz sebebiyle sizi yalanlamışlardı. Artık (azabı) geri çevirmeye ve de yardıma güç yetiremezsiniz. Sizden kim zulmederse, ona büyük bir azap tattırırız.

20. Senden önce gönderilenlerden (peygamberlerden) muhakkak ki yemek yiyenlerden ve çarşılarda dolaşanlardan başkasını göndermedik. Bazınızı bazınız için imtihan vesilesi kıldık. Sabreder misiniz? Senin Rabbin her şeyi hakkıyla görendir.

21. Bizimle karşılaşmayı ummayanlar dedi ki: “Bizim üzerimize melekler indirilseydi veya Rabbimizi görseydik ya!” Andolsun ki kendileri hakkında büyüklük tasladılar ve büyük bir azgınlıkla haddi aştılar.

22. Melekleri gördükleri gün, işte o izin günü, suçlulara müjde yoktur. Derler ki: “Yasaklanmış bir yasaktır!” (*)

(*) Bunu diyenler meleklerdir ki müjdenin yasaklanmış bir yasak olduğunu ifade ederler. Bunu diyenler suçlulardır ki birbirlerine müjdenin yasaklanmış olduğunu belirtirler. Belki de suçlular meleklerden, böyle diyerek aman dilerler. Çünkü o zamanki Arap toplumunda haram aylarında öldürülmek istenen bir kimse, karşısındakine engel olmak için böyle derdi. Yani “Beni sakın öldürme! Bu iş, haram aylarda yasak edilmiş bir yasaktır.” demek isterdi.

23. Onlar ne iş yaptılarsa, önüne geçtik de onu savrulmuş toz zerreleri kıldık.

24. O izin günü cennet halkı, karargâh itibariyle hayırlıdır, istirahatgâh olarak da daha güzeldir.

25. O gün gök bulutla yarılır ve melekler indirildikçe indirilir.

26. O izin günü, gerçek hükümranlık Rahman’a aittir. Kâfirlerin üzerine zor bir gündür.

27. O gün o zalim iki elini ısırır, der ki: “Ah! Keşke ben, Resul ile beraber bir yol edinseydim.”

28. “Ah! Yazık oldu bana! Keşke ben, falanı bir dost olarak hiç edinmeseydim.”

29. “Andolsun ki o beni, bana geldikten sonra zikirden (Kur’an’dan) saptırdı. Bu şeytan, insanı yardımsız bırakandır.”

30. Resul dedi ki: “Ey Rabbim! Doğrusu kavmim bu Kur’ân’ı terk edilmiş bir şey edindiler.”

31. İşte böyle, biz her nebi için suçlulardan bir düşman kıldık. Doğru yola ileten ve yardım eden olarak Rabbin yeter.

32. İnkâr edenler dedi ki: “Kur’an ona bir defada, toptan indirilseydi ya!” İşte böyle (yaptık ki), onunla kalbini (doğru yol üzere) sabitleştirelim diye ve onu tane tane okuduk.

33. Sana getirdiğimiz gerçeğin ve açıklamanın en güzelinin dışında sana bir örnek getiremezler.

34. O yüzüstü cehenneme haşrolacak olanlar, işte onlar, yer olarak çok kötü durumdadır ve yol olarak da daha sapkın haldedir.

35. Andolsun ki biz, Musa’ya kitabı verdik ve kardeşi Harun’u onun yanında yardımcı kıldık.

36. Böylece dedik ki: “Siz ikiniz ayetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin!” Sonuçta onları körelttikçe körelttik. (*)

(*) Ayette geçen “demmerna” fiili dumura uğrattık demektir. Türkçe körettik anlamına gelir. Böylece ayetin sonundaki “tedmiran” ile birleşince tam olarak “dumura uğrattıkça dumura uğrattık” demek olur.

37. Nuh kavmi de resulleri yalanlayınca, onları suda boğduk ve onları insanlar için bir ibret kıldık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.

38. Ad’ı ve Semud’u ve Ress ahalisini ve bunların aralarındaki pek çok nesilleri de (helak ettik).

39. Her birine örnekler verdik ve (onlar öğüt almayınca da) hepsini kırıp geçirdikçe kırıp geçirdik.

40. Andolsun ki onlar, felaket yağmuru yağdırılan şehre uğramışlardı. Yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır, aksine! Onlar yeniden dirilişi ummuyorlardı.

41. Seni gördükleri zaman, seni eğlenceden başka bir şey edinmezler. “Bu mu resul olarak Allah’ın gönderdiği kişi?” (derler)

42. “Eğer onun (ilâhların) üzerine sabretmeseydik, neredeyse bizi, ilâhlarımızdan saptıracaktı.” (derler). İlerde, azabı gördükleri vakit, bilecekler. Kim yol olarak daha sapkındır?

43. Arzusunu kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Sen mi onun üzerine bir vekil olacaksın?

44. Yahut sanır mısın ki onların çoğu, işitirler veya akıl edip düşünürler? Onlar hayvanlar gibi olmaktan başka bir şey değildir. Hayır, aksine! Onlar yol olarak daha sapkındır.

45. Rabbini görmedin mi? Gölgeyi nasıl uzattı? Eğer dileseydi, elbette onu sakin kılardı. Sonra biz, güneşi ona bir delil kıldık.

46. Sonra da onu (uzayan gölgeyi) kendimize doğru kolay bir şekilde çektikçe çektik.

47. O, sizin için geceyi bir elbise ve uykuyu bir dinlenme kılan ve gündüzü de yeniden dirilme kılandır.

48. O, rahmetinin önünden, rüzgârları müjdeci olarak gönderendir. Böylece gökten tertemiz bir su indirdik.

49. Ölü beldeyi onunla canlandıralım ve hayvan olarak ve insan olarak yarattığımız şeylerden her birini çokça sulayalım diye.

50. Andolsun ki biz onu aralarında çevirdik. Fakat insanların çoğu ancak nankörlükte diretti.

51. Biz dileseydik elbette her şehre bir uyarıcı gönderirdik.

52. Artık kâfirlere uyma ve onlara karşı onunla büyük bir cihatla cihat et!

53. O, iki denizi salandır. Bu tatlıdır, susuzluğu gidericidir ve bu da tuzludur, acıdır. O ikisi arasında bir perde ve yasaklanmış bir yasak kıldı.

54. O, sudan bir beşer yaratan sonra da ona bir neseb ve bir sıhriyyet (*) kılandır. Senin Rabbin gücü yetendir.

(*) “Sıhr” “Sıhriyyet” kelimesi “evlilikten doğan hısımlık (akrabalık)” anlamına gelir. (TDV İslâm Ansiklopedisi) Ayette insanlar arasında yaratılan soy (kan) bağı ve evlenme ile meydana gelen hısımlık bağından bahsedilmektedir.

55. Onlara fayda vermeyen ve onlara zarar da vermeyen, Allah’ın dûnundan / astlarından olan şeylere kulluk yapıyorlar. Kâfir, Rabbinin aleyhine arka çıkıp destekleyendir.

56. Biz seni ancak bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. (*)

(*) Bu ayet Türkçeye şu şekilde de çevrilebilir. “Biz seni, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olmandan başka bir şey için göndermedik.”

57. De ki: “Ben sizden ona karşılık, bir ücret istemiyorum. Ancak Rabbine doğru bir yol edinmeyi dileyen kimseleri (istiyorum).”

58. Ölmeyen diri olan (Allah)’a dayanıp güven ve O’nu hamd ile tesbih et! Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.

59. O ki gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yarattı. Sonra arşın üzerine kuruldu. Rahman’dır. Artık sen O’nu haberdar olana sor!

60. Onlara “Rahman’a secde edin!” denildiği zaman dediler ki: “Rahman da nedir? Bize emrettiğin şeye, biz secde eder miyiz? (Bu secde emri) Onları nefret olarak arttırdı. (SECDE AYETİ!)

61. Gökte burçlar kılan ve onda bir kandil (güneş) ve aydınlatıcı bir ay kılan (Allah), bolluk ve bereket veren, hayrı devamlı kılıp arttıran, bereketin kaynağı, yüceler yücesidir.

62. O, öğüt almak isteyen veya şükretmek isteyen kimseler için, geceyi ve gündüzü birbirini izler halde kılandır.

63. Rahman’ın kulları, yeryüzünde alçak gönüllülükle yürüyen ve cahiller kendilerine laf attıklarında “selam” diyenlerdir.

64. Onlar, Rabbleri için secde ederek ve kıyamda durarak geceleyenlerdir.

65. Onlar, “Rabbimiz cehennem azabını bizden çevir! Muhakkak ki onun azabı devamlı olan bir helâktir.” diyenlerdir.

66. Doğrusu o, ne kötü bir karargâh ve ne kötü bir ikâmetgâhtır!

67. Onlar, infak ettikleri / harcadıkları zaman israf etmeyen ve cimrilik de etmeyenlerdir. (Harcamaları) Bu ikisi arasında dengelidir.

68. Onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha dua etmeyen ve Allah’ın haram kıldığı canı, haklı yere olması dışında, öldürmeyen ve zina etmeyenlerdir. Kim bunları yaparsa günahlarla karşılaşır.

69. Kıyamet günü azap, onun için kat kat artırılır ve onun içinde aşağılanmış olarak sürekli kalır.

70. Ancak tevbe eden ve iman eden ve salih bir iş yapan kimse hariç. İşte onlar var ya! Allah onların kötülüklerini iyiliklerle değiştirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

71. Kim tövbe ederse ve salih işler yaparsa, artık muhakkak ki o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a tövbe edendir.

72. Onlar, yalana şahitlik etmeyen ve faydasız boş bir şeye uğradıkları zaman, şerefle geçip gidenlerdir.

73. Onlar, Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, sağır ve kör olarak (düşünüp anlamadan körü körüne bilinçsizce) onun üzerine düşmeyenlerdir.

74. Onlar, “Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve neslimizden göz aydınlığı lütfet ve bizi takva sahiplerine önder kıl!” diyenlerdir.

75. İşte onlar, sabrettikleri şeyler sebebiyle yüksek odalarla mükâfatlandırılırlar. Orada sağlıklı uzun bir ömür ve esenlik duaları ve selamlama ile karşılanırlar.

76. Onda sürekli kalacaklardır. Ne güzel bir karargâh ve ne kötü bir ikâmetgâhtır!

77. De ki: “Duanız olmasaydı, Rabbim size değer vermezdi. Andolsun ki yalanladınız. Artık ilerde (azap) lüzumlu olacaktır.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir