Kasas Suresi

KASAS SURESİ

Resmi Mushaf: 28 / İniş Sırası: 49 / Mekke’de inmiştir. 88 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ta, Sin, Mim.

2. Bunlar, apaçık Kitap’ın ayetleridir.

3. İman eden bir topluluk için Musa’nın ve Firavun’un haberinden hak ile sana okuyacağız.

4. Doğrusu Firavun, o yerde (ülkede) büyüklendi ve onun halkını fırkalar halinde kıldı. Onlardan bir zümreyi zayıf bırakmak istiyor, onların oğullarını boğazlıyor ve kadınlarını sağ bırakmak istiyordu. Muhakkak ki o bozgunculardandı.

5. Bizse o yerde, zayıf bırakılmak istenen kimselere, lütufta bulunmayı ve onları önderler kılmayı ve onları mirasçılar kılmayı istiyorduk.

6. O yerde elbette onlara güç ve iktidar vermeyi ve Firavun’a ve Haman’a ve o ikisinin askerlerine onlardan (*) sakınmakta oldukları şeyi kendilerine göstermeyi de (istiyorduk).

(*) “Onlardan” demek “İsrailoğullarından” demektir. Çünkü onlar, İsrailoğullarının içinden bir erkek çocuğun çıkarak, Firavun’un saltanatına son vereceği şeklindeki haberler sebebiyle endişeleniyorlardı. İsrailoğullarının erkek çocuklarının öldürmesinin sebebi de buydu.

7. Musa’nın annesine vahyettik ki: “Onu emzir! Onun aleyhine korktuğun zaman, o takdirde onu denize bırak ve korkma ve üzülme! Muhakkak ki biz, onu sana geri döndürecekleriz ve onu gönderilenlerden (peygamberlerden) kılacaklarız.”

8. Nihayet Firavun’un ailesi, onu bulup aldılar ki onlara bir düşman ve bir üzüntü olması içindi. Doğrusu Firavun ve Haman ve o ikisinin askerleri hata edenlerdi.

9. Firavun’un karısı dedi ki: “Benim de senin de gözü aydın olsun! Onu öldürmeyin! Belki bize bir faydası olur veya kimse farketmeden onu çocuk ediniriz.”

10. Musa’nın annesinin gönlü bomboş bir halde sabahladı. Eğer biz müminlerden olması için kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu açığa vuracaktı.

11. Onun (Musa’nın) kızkardeşine dedi ki: “Onu takip et!” Böylece kimse farketmeden, onu bir kenardan gözetledi.

12. Biz önceden ona sütannelerini haram ettik. Bunun üzerine (Kız kardeşi) dedi ki: “Ben sizin için ona kefil olacak (ona bakacak) bir ev halkına size aracılık edeyim mi? Onlar, ona nasihat de edecek (eğitecek) kimselerdir.”

13. Böylece gözünün aydın olması ve üzülmemesi için ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bilmesi için onu annesine geri verdik. Fakat onların çoğu bilmezler.

14. Gücüne ulaştığı ve olgunlaştığı zaman ona, hüküm (hikmet) ve ilim verdik. İşte biz, güzel davrananlara böyle karşılık veririz.

15. (Musa, şehir) halkının gaflet anında şehre girdi. Orada iki adamı kavga ederlerken buldu. Bu onun fırkasından, bu da onun düşmanlarından. Derken kendi fırkasından olan kimse, düşmanlarından olan kimseye karşı onu yardıma çağırdı. Musa’da ona yumruk attı. Böylece onun işini bitirdi (hayatına son verdi). Dedi ki: “Bu şeytan’ın işindendir. Muhakkak ki o, apaçık saptırıcı bir düşmandır.”

16. Dedi ki: “Rabbim! Muhakkak ki ben, nefsime zulmettim. Beni bağışla!” O da onu bağışladı. Şüphesiz ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

17. Dedi ki: “Rabbim! Beni nimetlendirdiğin şeyler sebebiyle artık suçlular için arka çıkan birisi olmayacağım.”

18. Bunun üzerine şehirde korkuyla etrafı gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün! Dün kendisinden yardım isteyen kişi, ona bağırıp yardım istiyor. Musa ona dedi ki: “Doğrusu sen, elbette apaçık bir azgınsın.”

19. Sonuçta ikisine de düşman olan kişiyi yakalamak istediği zaman (adam) dedi ki: “Ey Musa! Dün bir canı öldürdüğün gibi, beni de mi öldürmeyi istiyorsun? Doğrusu sen yeryüzünde bir zorba olmaktan başkasını istemiyorsun. Sen ıslâh edenlerden olmayı istemiyorsun.”

20. Şehrin en uzağından bir adam koşarak geldi. Dedi ki: “Ey Musa! Muhakkak ki ileri gelenler, seni öldürmek için, senin hakkında aralarında görüşüyorlar. Hemen çık! Şüphesiz ki ben, sana öğüt verenlerdenim.”

21. Böylece (Musa) korkuyla etrafı gözetleyerek oradan çıktı. Dedi ki: “Rabbim! Zalimler topluluğundan beni kurtar!”

22. Medyen tarafına yöneldiği zaman dedi ki: “Umarım ki Rabbim, beni yolun doğrusuna iletir.”

23. Medyen suyuna vardığı zaman onun başında insanlardan bir topluluğu (hayvanlarını) sularken buldu. Onlardan ayrı olarak da (hayvanlarını sudan engelleyerek) güden iki kadın buldu. Dedi ki: “İkinizde bir aksilik, bir sorun mu var?” İkisi dedi ki: “Çobanlar çekilip gidinceye kadar biz sulamayız. Babamız da çok yaşlı bir ihtiyardır.”

24. (Musa) Hemen o ikisi için (hayvanları) suladı. Sonra gölgeye çekildi. Dedi ki: “Rabbim! Muhakkak ki ben, hayrından bana indireceğin şeylere muhtacım.”

25. Derken o ikisinden biri utangaç bir halde yürüyerek ona geldi. Dedi ki: “Babam bizim için (sürümüzü) sulamanın ücretini sana ödemek için seni çağırıyor.” Bunun üzerine onun yanına geldiğinde ve olup bitenleri ona anlattığında o “Korkma! O zalimler topluluğundan kurtuldun.” dedi.

26. O ikisinden biri dedi ki: “Ey babacım! Onu ücretli olarak tut! Doğrusu ücretli olarak tuttuğun kimselerin en hayırlısı, bu güçlü, güvenlilir olan kişidir.”

27. (Babaları) dedi ki: “Bana sekiz yıl ücretli çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikâhlamayı istiyorum. Eğer on’a tamamlarsan artık o da sendendir. Ben sana zorluk çıkarmayı istemem. Eğer Allah dilerse, beni salihlerden bulacaksın.”

28. (Musa) dedi ki: “Bu benimle senin arandadır. Bu iki süreden hangisini yerine getirirsem, benim üzerime bir düşmanlık yok. Allah söylediğimiz şeylerin üzerine vekildir.”

29. Sonunda Musa belirlenen süreyi yerine getirip, ailesiyle beraber yola çıkınca, Tur’un yan tarafından bir ateş farketti. Ailesine dedi ki: “Siz durup bekleyin! Muhakkak ki ben bir ateş farkettim. Umarım ki ondan size bir haber veya ateşten bir kor getiririm. Belki ısınırsınız.”

30. Oraya gelince, vadinin sağ kıyısından, mübarek yerdeki ağaçtan seslenildi ki: “Ey Musa! Muhakkak ki ben, evet ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.”

31. “Asanı at!” diye (seslenildi). Derken onun bir yılan gibi titreştiğini görünce, arkaya bile bakmadan, geri dönerek kaçtı. “Ey Musa! Dön ve korkma! Şüphesiz ki sen, emin (güvende) olanlardansın.”

32. “Elini koynuna sok! Kusursuz, bembeyaz çıksın! Korkudan açılan kanatlarını (kollarını) kendine çek / katla! İşte bu ikisi Rabbinden, Firavun’a ve ileri gelenlerine karşı iki kesin delildir. Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkmış / fasık bir kavimdirler.”

33. (Musa) dedi ki: “Rabbim! Doğrusu ben, onlardan bir canı öldürdüm. Bu sebeble beni öldürürler diye korkuyorum.”

34. “Kardeşim Harun, lisan olarak, o benden daha fasihtir. Bu sebeble bir destek olarak, onu benimle beraber gönder! Beni tasdik edip doğrular. Muhakkak ki ben, beni yalanlarlar diye korkan biriyim.”

35. Dedi ki: “Pazunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz. Siz ikiniz için bir güç kılacağız. Böylece mucizelerimiz sebebiyle ikinize ulaşamayacaklar. İkiniz ve ikinize tabi olan kimseler galip olacaklardır.”

36. Böylece Musa onlara apaçık ayetlerimizi getirince dediler ki: “Bu uydurulmuş bir sihirden başka bir şey değildir. Biz bunu, önceki atalarımız içinde duymadık.”

37. Musa dedi ki: “Rabbim, kendi katından hidayet getiren kimseyi ve bu ülkenin sonunun kendisine ait olacak kimseyi en iyi bilendir. Doğrusu odur ki, zalimler kurtuluşa ermez.”

38. Firavun dedi ki: “Ey ileri gelenler! Ben sizin için, benden başka bir ilah bilmedim. Öyleyse benim için, çamurun üzerinde bir ateş yak, ey Haman! Böylece bana bir kule yap! Umarım ki Musa’nın ilahına çıkıp muttali olurum. Muhakkak ki ben, elbette onu yalancılardan sanıyorum.”

39. O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve onlar, bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

40. Biz de onu ve askerlerini yakaladık. Sonra onları denizin içine fırlatıp attık. Öyleyse bak! Nasıl oldu zalimlerin sonu?

41. Onları ateşe çağıran önderler kıldık. Kıyamet günü de yardım görmeyeceklerdir.

42. Bu dünyada onların arkalarına bir lanet taktık. Kıyamet gününde de onlar çirkinleştirilmiş olanlardandır.

43. Andolsun ki biz, ilk nesilleri helak ettikten sonra, insanlar için (kalbî görüşler) basiretler ve bir yol gösterici ve bir rahmet olarak, Musa’ya Kitap’ı verdik. Umulur ki onlar düşünüp öğüt alırlar.

44. Biz Musa’ya o işi (vermeyi) yerine getirdiğimizde, sen (vadinin) batı yanında değildin. Sen şahitlerden de değildin.

45. Ancak biz birçok nesiller meydana getirdik de onların üzerlerinden nice ömür uzayıp geçti. Sen Medyen halkının içinde oturan birisi değildin ki onlara (*) ayetlerimizi okuyasın. Fakat gönderenler bizdik.

(*) Ayetteki onlar zamiri müşrikler içindir. Ayetin genel manası da şudur: Sen Medyen halkı arasında oturmuş değildin ki orada olanları görüp öğrenesin de ayetlerimizi bu müşriklere okuyasın. Bu ayetler bir yerden görme, öğrenme ile değildir. Bu bilgileri de seni de biz gönderdik ve bu olayları da sana biz vahyettik.

46. (Musa’ya) seslendiğimiz zaman sen Tur’un yanında değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, kendilerine senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki onlar düşünüp öğüt alırlar.

47. Kendi elleriyle takdim ettikleri şeyler sebebiyle, onlara bir musibet isabet ettiğinde hemen “Rabbimiz! Keşke bize de bir resul gönderseydin ya! Biz de senin ayetlerine uyardık ve mü’minlerden olurduk.” diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

48. Fakat onlara bizim katımızdan hak gelince dediler ki: “Musa’ya verilenin benzeri verilseydi ya!” Önceden Musa’ya verileni inkâr etmediler mi? Dediler ki: “İki sihir (*) birbirine destek oldu.” Yine dediler ki: “Biz hepsini inkâr edenleriz.”

(*) İki sihir’den kastedilen Kur’an-ı Kerim ve Tevrat’tır. Başka kırâate göre “iki sihirbaz” anlamına gelir ki bunlar da Musa ile Muhammed aleyhumasselam demektir.

49. De ki: “Eğer doğru söyleyenlerseniz, ikisinden (Kur’an’dan ve Tevrat’tan) daha çok doğruya ileten, Allah katından bir kitap getirin de ona uyayım!”

50. Eğer sana icabet etmek istemezlerse, o takdirde bil ki onlar ancak kendi arzularına tabi oluyorlar. Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın, kendi arzusuna tabi olan kimseden daha sapkın kimdir? Şüphesiz ki Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

51. Andolsun ki biz, onlar için sözü ardarda ulaştırdık. Umulur ki onlar, düşünüp öğüt alırlar.

52. Ondan (Kur’an’dan) önce kendilerine kitap verdiğimiz kişiler, (*) onlar ona da iman ederler.

(*) Bu ayetin, Habeşistan’dan Câfer bin Ebî Tâlib radıyallahu anh’la birlikte Medine’ye gelip Resulullah aleyhisselam’ın huzurunda Müslüman olan Hıristiyan heyet hakkında indirildiği rivâyet edilmiştir. (Beyzâvî, c. 2, 195)

53. Onlara (Kur’an) okunduğunda derler ki: “Biz ona iman ettik. Şüphesiz ki o, Rabbimizden (gelen) gerçektir. Muhakkak ki biz, ondan önce de Müslümanlardık.” (*)

(*) Ayette bahsedilen kimseler, tek olan Allah’a iman eden ve Allah’ı bir olarak kabul edip O’ndan başka ilahları, O’na ortak koşmayan, tevhid inancı ile Musa ve İsa’ya aleyhumasselam, Allah’ın kulu ve Resulü olarak iman eden Yahudi ve Hıristiyanlardı.

54. İşte onlara sabretmeleri sebebiyle ecirleri iki kere verilir. Onlar kötülüğü iyilikle savarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeyden infak ederler (ihtiyaç sahiplerine harcarlar).

55. Onlar boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve derler ki: “Bizim işlerimiz bize ve sizin işleriniz sizedir. Sizin üzerinize selam olsun. (*) Biz cahilleri aramayız (onlarla işimiz olmaz).”

(*) “Selamun aleykum.” Selam üzerinize olsun anlamına gelir ki “selam” kelimesi güvenlik, esenlik, barış demek olması itibariyle selam veren kişi, karşısındaki kişi veya kişilere “Güvenlik, esenlik, barış sizin üzerinize olsun. Selametle kalın. Korkmayın ve çekinmeyin! Benden size hiçbir zarar gelmez.” demek ister.

56. Muhakkak ki sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah dilediği kimseyi doğru yola iletir. O doğru yola erecekleri en iyi bilendir. (*)

(*) Ayet Resulullah aleyhisselam’ın amcası Ebu Talip hakkındadır. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Resulullah aleyhisselam amcası Ebu Talib’e ölüm döşeğindeyken “Lâ ilâhe illallah” de! Senin için kıyamet gününde şahitlik edeyim.” diye buyurur. O da der ki: “Eğer Kureyş’in kadınları beni ayıplayacak olmasalardı, ölüm korkusu onu böyle söylemeye yöneltti diyecek olmasalardı mutlaka senin söylediğini aynen kabul ederdim.” Bunun üzerine bu ayet indirildi. Abdullah bin Ömer radıyallahu anh’tan gelen bir rivayette de Ebu Talib’e ilave olarak Ebu Cehil için de olduğu bildirilmiştir.

57. Dediler ki: “Seninle birlikte doğru yola uyarsak, yurdumuzdan atılırız.” Onları, katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplandığı güvenli bir Harem’e yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.

58. Biz, geçim kaynaklarının bolluğuyla şımarmış şehirlerden nicesini helâk ettik. İşte onların meskenleri! Onlardan sonra, çok az hariç hiç oturulmadı ve yalnızca biz varisler olduk.

59. Senin Rabbin, ülkeleri, onun ana kentinde (başkentinde), onlara ayetlerimizi okuyan bir resul gönderinceye kadar, beldeleri helak edici değildir. Biz, halkı zalimler olandan başka ülkeleri helâk edici değiliz.

60. Herhangi bir şeyden size ne veriliyorsa, dünya hayatının geçici bir menfaatidir ve onun süsüdür. Allah katında olan ise hayırlıdır ve daha kalıcıdır. Akıl etmeyecek misiniz?

61. Kendisine güzel bir vaad vadettiğimiz, akabinde ona kavuşan kimse, kendisini dünya hayatının geçici menfaatiyle menfaatlendirdiğimiz sonra kıyamet günü hazır edilenlerden olan kimse gibi midir?

62. O gün (Allah) onlara seslenir de der ki: “İddia etmekte olduğunuz ortaklarım nerede?”

63. Üzerlerine söz hak olanlar dedi ki: “Rabbimiz! İşte şunlar azdırdığımız kimselerdir. Azdığımız gibi onları da azdırdık. (Onlardan) sana doğru uzaklaştık. Onlar zaten bize tapmıyorlardı.”

64. Denilir ki: “Ortaklarınızı çağırın!” Onları çağırırlar ama onlar, kendilerine icabet etmek istemezler. Azabı görürler. Keşke onlar, doğru yola gelselerdi!

65. (Allah) o gün onlara seslenir de der ki: “Gönderilenlere (peygamberlere) ne cevap verdiniz?”

66. İşte o günde haberler onlara kör olmuştur. (*) Artık birbirlerine de soramazlar.

(*) Neler olup bittiğine dair hiçbir yerden, hiçbir haber alamazlar.

67. Tövbe eden ve iman eden ve salih işler yapan kimseye gelince, artık umulur ki o, kurtuluşa erenlerden olur.

68. Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. İhtiyâr (*) onlara ait değildir. Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir ve pek yücedir.

(*) İhtiyâr etmek, “iki şeyden birini diğerine tercih etmek, seçip ayırmak, üstün tutmak” gibi anlamlara gelir.

69. Rabbin onların göğüslerinin gizlediğini ve açığa vurduğunu bilir.

70. O kendinden başka ilah olmayan Allah’tır. İlk olanda (Dünyada) ve son olanda (ahirette) hamd O’na aittir. Hüküm de O’na aittir ve O’na döndürülürsünüz.

71. De ki: “Söyleyin bakalım, ne dersiniz? Eğer Allah geceyi, kıyamete kadar üzerinize sürekli kılsa, size bir ışık getirecek, Allah’tan başka ilâh kimdir? Halâ duymayacak mısınız?”

72. De ki: “Söyleyin bakalım, ne dersiniz? Eğer Allah gündüzü, kıyamete kadar üzerinize sürekli kılsa, içinde dinleneceğiniz bir geceyi size getirecek, Allah’tan başka ilâh kimdir? Halâ görmeyecek misiniz?”

73. Sizin için, içinde dinlenmeniz için ve O’nun lütfundan (rızık) aramanız için, gece ve gündüzü var etmesi, O’nun rahmetindendir.

74. O gün (Allah) onlara seslenir de der ki: “İddia etmekte olduğunuz ortaklarım nerede?”

75. O gün her ümmetten bir şahit çıkardık da dedik ki: “Kesin delilinizi getirin!” Böylece hakkın Allah’a ait olduğunu bildiler. Uydurmakta oldukları da onlardan saptı gitti.

76. Şüphesiz ki Karun, Musa’nın kavmindendi. Ancak onlara karşı azgınlık etti. Biz ona hazinelerden verdik ki muhakkak onun anahtarları, kuvvet sahibi bir toplulukla zor taşınıyordu. Hani kavmi ona demişti ki: “Şımarma! Şüphesiz Allah şımaranları sevmez.”

77. “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara ve Dünyadan nasibini unutma! Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et ve yeryüzünde bozgunculuk arama! Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.”

78. Dedi ki: “Ancak bu bana bendeki bir ilim sayesinde verildi.” Allah’ın, kendinden önceki nesillerden, kuvvetçe ondan daha güçlü ve birikim olarak daha çok şeyi olan kimseleri helak ettiğini bilmedi mi? Suçlular günahlarından sorulmaz. (*)

(*) Çünkü Allah, suçluların günâhlarını bilir. Onların her yaptıkları anında tesbit edilmiştir. Artık günâh işleyip işlemediklerini sormağa gerek yoktur. Oradaki muhâsebe gerçeği ortaya koyma sorgusu değil, yapılan hatâ ve günâhları suçlunun yüzüne vuran azar ve tekdîr muhâsebesidir. (Süleyman Ateş – Kur’an-ı Kerim’in Yüce Meali)

79. Süsünün içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler dedi ki: “Keşke Karun’a verilen şeylerin bir benzeri bizim de olsaydı. Muhakkak ki o, elbette büyük bir kısmet sahibidir.”

80. İlim verilenler dedi ki: “Yazık size! Allah’ın sevabı iman eden ve salih amel işleyen kimse için daha hayırlıdır. Ona da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz.”

81. Sonunda onu ve evini yere geçirdik. Artık Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından ona yardım edecek bir topluluğu da olmadı. Kendisine yardım edeceklerden de değildi.

82. Dün onun yerinde olmayı temenni eden kimseler de “Vay! Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı genişletiyor ve daraltıyor! Eğer Allah, bizim üzerimize lütfetmeseydi, muhakkak bizi de (yere) geçirirdi. Vay! Demek ki kâfirler gerçekten kurtuluşa eremezler!” demeye başladılar.

83. İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde büyüklenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimseler için kılarız. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar içindir.

84. Kim iyilikle gelirse, o takdirde onun için ondan daha hayırlısı vardır. Kim de kötülükle gelirse, o takdirde kötülükleri işleyenler, yapmakta olduklarından başkasıyla cezalandırılmaz.

85. Şüphesiz ki sana Kur’an’ı farz kılan, seni dönülecek yere (Mekke’ye) döndürecektir. De ki: “Hidayetle gelen kimseyi de ve apaçık bir sapkınlık içinde olan kimseyi de Rabbim en iyi bilendir.”

86. Kitab’ın sana ilka (*) olunacağını ummuyordun. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak (ilka edildi). Öyleyse kâfirlere sakın arka olma!

(*) İlka etmek, öğretme, bırakma, yerleştirme anlamlarına gelir.

87. Sana indirildiği zamandan sonra, sakın seni Allah’ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine çağır ve sakın müşriklerden olma!

88. Allah ile beraber başka bir ilaha dua etme! O’ndan başka ilah yoktur. O’nun yüzünden (zatından) başka her şey helâk olacaktır. Hüküm O’na aittir ve O’na döndürüleceksiniz.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir