Yusuf Suresi

YUSUF SURESİ

Resmi Mushaf: 12 / İniş Sırası: 53 / Mekke’de inmiştir. 111 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lam, Ra, bunlar apaçık Kitab’ın ayetleridir.

2. Muhakkak ki biz onu, Arapça okunan olarak indirdik. Umulur ki siz, akıl edersiniz.

3. Biz, bu Kur’an’ı sana vahyetmekle, kıssaların en güzelini sana anlatıyoruz. Oysaki ondan önce elbette haberi olmayanlardandın.

4. Hani Yusuf babasına demişti ki: “Ey babacığım! Muhakkak ki ben (rüyada) onbir gök cismi / gezegen ve güneşi ve ayı gördüm. Bunları bana secde edenler olarak gördüm.”

5. (Babası) dedi ki: “Ey oğulcağızım! Rüyanı kardeşlerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar. Şüphesiz ki şeytan insan için apaçık bir düşmandır.”

6. “Böylece Rabbin seni seçecek ve sana (rüyada görülen) hadislerin (*) yorumunu öğretecek. Önceden iki atan İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi sana ve Yakub ailesine de nimetini tamamlayacak. Şüphesiz ki Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

(*) “Eski” anlamındaki kadîmin zıddı olan hadis kelimesi (çoğulu ehadis) tahdîs masdarından isim olup “haber” manasına gelir. İnsana uyanıkken veya uykuda duyurulmak yahut vahyedilmek suretiyle iletilen her söze, anlatılan kıssaya ve yapılan konuşmaya da hadis denmektedir. Buradan mana, hadis, rüyalarda görülen yaratılmış, hadis olan görümlerdir ki tevilil ehadis de böylece rüya tabiri demek olur.

Ayrıca “hadise” den mana olup, “ehadis” çoğulu olur ki “olay” “olaylar” anlamına da gelir.

Bunlara ilave olarak kelâm ve felsefe alanında, varlık anlatımlarında da geçer. Hadis sonradan yaratılmış anlamında kullanılır. Hadis, Allah’ın dışında varolan her şeydir. Sonradan olan, yoktan varlığa çıkarılan demek olan hadis (çoğulu ehadis) önceden yokken, sonradan var edilmiş mahlûklara denir.

7. Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler vardır.

8. Hani (Kardeşleri) demişlerdi ki: “Elbette Yusuf ve onun kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde şüphesiz ki babamız, elbette apaçık bir yanılgı içindedir.”

9. “Yusuf’u öldürün veya bir yere bırakın! Babanızın yüzü yalnızca size yönelir ve ondan sonra salih bir kavim olursunuz.”

10. Onlardan bir sözcü dedi ki: “Yusuf’u öldürmeyin! Eğer bir şey yapacaksanız, onu kuyunun dibine atın! Kervanlardan bazısı kendisini bulup alsın!”

11. (Babalarına gidip) dediler ki: “Ey babamız! Sana ne oldu da, Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa muhakkak ki biz, onun için gerçekten iyilik isteyenleriz.”

12. “Yarın onu bizimle gönder! Gezsin ve oynasın! Muhakkak ki biz, onu gerçekten koruyanlarız.”

13. Dedi ki: “Muhakkak ki beni, onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken, onu kurdun yemesinden korkarım.”

14. Onlar dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde, onu kurt yerse, şüphesiz ki biz o zaman, gerçekten hüsrana uğrayanlarız.”

15. Böylece onu götürdükleri zaman, onu kuyunun dibine atacakları konusunda toplandılar. Biz de ona vahyettik ki: “Onların bu işini, onlar farkında değillerken, kendilerine mutlaka haber vereceksin.”

16. Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.

17. Dediler ki: “Ey babamız! Muhakkak ki biz yarış yapmaya gittik. Yusuf’u da eşyalarımızın yanında bıraktık. Bu sırada kurt onu yedi. Biz doğru söyleyenler olsak bile, sen bize inanacak değilsin.”

18. Gömleğinin üzerinde yalan bir kan da getirdiler. (Babaları) dedi ki: “Hayır, aksine! Nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürükledi. Artık (bana düşen) güzel bir sabır! Allah, anlattığınız şeylere karşı, yardım istenecek olandır.”

19. Bir kervan geldi. Sucularını gönderdiler. O da (kuyuya) kovasını sarkıttı. Dedi ki: “Müjde! Bu bir oğlandır.” Onu bir ticaret malı olarak sakladılar. Allah onların yaptıklarını bilendir.

20. Onu basit bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Onlar, onun hakkında isteksiz kimselerdendi.

21. Mısır’dan onu satın alan kişi hanımına dedi ki: “Onun yerine / mevkisine değer ver! Umulur ki bize faydası olur veya onu çocuk ediniriz.” İşte böylece Yusuf’u o yerde yerleştirdik. Kendisine rüyaların yorumunu (*) öğretmek için. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

(*) Açıklama için Bknz. 6.Ayet

22. O erginlik çağına erişince kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte bunun gibi, iyilik yapanlara karşılığını veririz.

23. Evinde bulunduğu kadın onun nefsinden murat almak istedi. Kapıları sımsıkı kapattı. Dedi ki: “Haydi gel! Senin için hazırlandım.” (*) (Yusuf) dedi ki: “Allah’a sığınırım. Muhakkak ki o (kocanız) benim efendimdir. Yerimi güzel tuttu. Şüphesiz ki o zalimler, iflâh olmaz.”

(*) “Heyte leke” ifadesi “teheyye’tu leke” ifadesinin kısaltılmışı olup “senin için hazırlandım” demektir.

24. Andolsun ki o (kadın) ona meyletmişti. Eğer Rabbinin burhanını görmeseydi, o da ona (kadına) meyletmişti. İşte kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmemiz için böyle (yaptık). Muhakkak ki o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandır.

25. İkisi de kapıya doğru koşuştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Tam kapının yanında ikisi, onun (kadının) efendisiyle karşılaştılar. (Kadın) dedi ki: “Ailene kötülük isteyen kimsenin karşılığı, hapsedilmekten veya acı bir azaptan başka bir şey değildir.”

26. (Yusuf) dedi ki: “Asıl o nefsimden murat almak istedi.” Kadının yakınlarından bir şahit de şahitlik etti ki: “Eğer onun (Yusuf’un) gömleği önden yırtılsaydı, o takdirde kadın doğru söylemiş olurdu ve o da yalancılardan.”

27. “Eğer onun (Yusuf’un) gömleği arkadan yırtılsaydı, o takdirde kadın yalan söylemiş olurdu ve o da doğrulardan.”

28. (Kadının kocası) onun (Yusuf’un) gömleğini gördü. Arkadan yırtılmıştı. (Kadının kocası) dedi ki: “Şüphesiz ki o, siz kadınların tuzağıdır. Gerçekten siz kadınların tuzağı büyüktür.”

29. “Yusuf, sen bundan yüz çevir! (Ey kadın!) Sen de günahın için bağışlanma dile! Muhakkak ki sen, hata yapanlardan oldun.”

30. Şehirde birtakım kadınlar dedi ki: “Azizin karısı, kendi uşağının nefsinden murat almak istermiş. Sevgi onun bağrını yakmış. Doğrusu biz onu, apaçık bir sapkınlık içinde gerçekten görüyoruz.”

31. Kadın onların hilelerini duyunca, kendilerine haber gönderdi. Onlar için yaslanarak yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve onlardan her birine bir bıçak verdi. (Yusuf’a) dedi ki: “Onların karşısına çık!” Onu gördükleri zaman onu büyüttüler ve ellerini kestiler ve dediler ki: “Haşa! Allah için bu bir beşer olamaz. Bu, şerefli üstün bir melekten başkası değildir.”

32. Kadın dedi ki: “İşte hakkında beni kınadığınız kişi budur. Andolsun ki ben onun nefsinden murat almak istedim ancak o iffetlilik gösterip sakındı. Gerçekten eğer kendisine emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşürülenlerden olacak.”

33. (Yusuf) dedi ki: “Rabbim! Zindan benim için, onların kendisine çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların hilelerini benden savmazsan onlara meylederim ve cahillerden olurum.”

34. Rabb’i onun duasına icabet etti ve onların düzenlerini ondan savdı. Şüphesiz O duyandır, bilendir.

35. Sonra açık delilleri görmelerinin ardından, bir süreye kadar, kesinlikle onu zindana atmaları (görüşü) onlar için ortaya çıktı.

36. Onunla birlikte zindana iki genç girdi. İkisinden biri dedi ki: “Muhakkak ki ben, kendimi şarap sıkarken görüyorum. Diğeri dedi ki: “Muhakkak ki ben, kendimi başımın üstünde bir ekmek taşırken görüyorum ki kuşlar ondan yiyor. Bize onun yorumunu haber ver! Doğrusu biz seni, güzel davrananlardan görüyoruz.”

37. (Yusuf) dedi ki: “Siz ikinize gelmesinden önce, yorumunu ikinize haber verdiğimden başka rızıklanacağınız bir yemek ikinize gelmez. İşte bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir. Muhakkak ki ben, Allah’a iman etmeyen bir kavmin dinini terk ettim. Onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir.”

38. “Atalarım İbrahim’in ve İshak’ın ve Yakub’un dinine tabi oldum. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bizim için olmaz. İşte bu bize ve insanlara Allah’ın lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.”

39. “Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rabler mi hayırlıdır yoksa çok üstün, ebedi hâkimiyet sahibi, bir tek olan Allah mı?”

40. “O’nun dûnundan olana kulluk yapmıyorsunuz ancak babalarınızın ve sizin isimlendirdiğiniz isimlere (kulluk yapıyorsunuz). Allah onlar hakkında bir delil indirmedi. Hüküm ancak Allah’a aittir. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretti. İşte dosdoğru sağlam din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

41. “Ey zindan arkadaşlarım! İkinizden birine gelince, artık o efendisine şarap sunacak ve diğerine gelince de o asılacak sonra kuşlar başından yiyecek. Hakkında fetva istediğiniz iş hükmedilmiştir.”

42. O ikisinden kurtulacağını sandığı kimseye dedi ki: “Efendinin yanında beni zikret!” Fakat şeytan, efendisine zikretmeyi, ona unutturdu. Böylece (Yusuf) birkaç yıl zindanda kaldı.

43. (Bir gün) Hükümdar dedi ki: “Muhakkak ki ben, (rüyamda) yedi semiz inek görüyorum ki onları yedi zayıf (inek) yiyor. Bir de yedi yeşil başak ve diğer (bir o kadarı da) kuru. Ey ileri gelenler! Eğer rüya için tabir ediyorsanız, benim rüyam hakkında bana fetva verin!”

44. Dediler ki: “(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenler değiliz.”

45. O ikisinden kurtulanı uzun süre sonra hatırlayarak dedi ki: “Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni gönderin!”

46. “Yusuf, ey çok doğru sözlü kişi! Bize yedi zayıfın yediği yedi semiz inek ve yedi yeşil başak ve diğer bir o kadar kuru (başak) hakkında fetva ver! Umarım ki insanlara dönerim ve belki onlar da (senin değerini) bilirler.”

47. Dedi ki: “Âdet olduğu üzere yedi yıl ekin ekersiniz. Böylece her ne hasat ettiyseniz de yiyeceğinizden az bir miktar hariç onu başağında bırakın!”

48. “Sonra bunun ardından şiddetli yedi (yıl) gelir. (Bu yıllar) sakladıklarınızdan az bir miktar hariç onlar (o yıllar) için önceden takdim ettiğiniz şeyleri yerler.”

49. “Sonra bunun ardından bir yıl gelir ki onda insanlar yağmura kavuşturulup yardım edilir ve onda sıkıp sağarlar.”

50. Hükümdar dedi ki: “Onu bana getirin!” Böylece Resul ona geldiği zaman dedi ki: “Efendine dön de ona sor! Ellerini kesen kadınların hali neydi? Doğrusu Rabbim onların hilesini çok iyi bilendir.”

51. (Hükümdar kadınlara) dedi ki: “Nefsinden Yusuf’u murat ettiğiniz zaman meseleniz neydi?” Onlar da dediler ki: “Hâşâ! Allah için biz onun aleyhine hiç bir kötülük bilmedik.” Azizin karısı dedi ki: “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben nefsinden onu murat ettim. Muhakkak ki o, gerçekten doğru söyleyenlerdendir.”

52. (Yusuf dedi ki) “İşte bu, onun (aziz’in) yokluğunda, benim ona asla hainlik etmediğimi ve Allah’ın hainlerin hilesini başarıya erdirmeyeceğini bilmesi içindir.”

53. “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Muhakkak ki nefis, Rabbimin merhamet ettikleri hariç, kötülüğü şiddetle emredendir. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

54. Hükümdar dedi ki: “Onu bana getirin! Kendim için onu (danışman) tahsis edeyim.” Onunla konuşunca dedi ki: “Muhakkak ki sen bugün, elbette yanımızda yüksek bir mevkisi olan, güvenilir birisin.”

55. (Yusuf) dedi ki: “Beni bu yerin (bu ülkenin) hazineleri üzerinde (bir idareci) kıl! Doğrusu ben, koruyup gözetenim, bilenim.”

56. İşte böylece Yusuf’a bu yerde (bu ülkede) yerleştirdik. Ondan dilediği yerde konaklıyordu. Rahmetimizi dilediğimiz kimseye isabet ettiririz. Güzel davrananların ecrini de zayi etmeyiz.

57. Elbette ahiretin mükafaatı iman eden kimseler için hayırlıdır. Onlar Allah’a karşı gelmekten sakınıyorlardı.

58. Yusuf’un kardeşleri geldi. Sonrasında onun yanına girdiler. Onlar kendisini tanımayanlar olduğu halde o, hemen onları tanıdı.

59. Onların teçhizatını teçhiz edince / hazırlayınca dedi ki: “Sizin babanızdan olan kardeşinizi bana getirin! Benim ölçeyi tam tuttuğumu ve benim ağırlayanların hayırlısı olduğumu görmüyor musunuz?”

60. “Eğer onu bana getirmezseniz, benim yanımda size bir ölçek yoktur ve bana yaklaşmayın!”

61. Dediler ki: “Onun hakkında babasını elde etmeye (ikna etmeye) çalışacağız. Muhakkak ki biz, elbette yapacak kimseleriz.”

62. (Yusuf) uşaklarına da dedi ki: “Sermayelerini yüklerinin içine koyun! Umulur ki onu anlarlar. Ailelerine döndükleri zaman, belki geri dönerler.”

63. Babalarına döndükleri zaman dediler ki: “Ey babamız! Bizden ölçek (erzak) men edildi. (*) Kardeşimizi de bizimle birlikte gönder ki ölçekle (erzak) alalım. Muhakkak ki biz onun için elbette koruyup gözetenleriz.”

(*) Tekrar erzak verilmesi yasaklandı.

64. (Babaları Yakub) dedi ki: “Önceden onun kardeşi hakkında size güvendiğim gibisi dışında onun hakkında da size güvenir miyim? Allah koruyup gözeten olarak daha hayırlıdır ve O merhamet edenlerin en merhametlisidir.”

65. Eşyalarını açtıkları zaman, kendilerine geri iade edilen sermayelerini buldular. Dediler ki: “Ey babamız! Daha ne taşkınlık yapıyoruz? (Daha ne istiyoruz?) İşte sermayemiz de bize iade edilmiş. Ailemize erzak getiririz ve kardeşimizi koruyup gözetiriz ve bir deve yükü de artırırız. Bu (getirdiğimiz) az bir ölçektir.”

66. (Babaları Yakub) dedi ki: “Kuşatılmanız hariç onu bana kesinlikle getireceğinize dair Allah’tan bana sağlam bir söz verinceye kadar onu sizinle beraber asla göndermeyeceğim. Ona sözlerini verdikleri zaman dedi ki: “Allah söylediklerinize vekildir.”

67. Dedi ki: “Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin! Ayrı ayrı farklı kapılardan girin! Allah’tan gelecek her hangi bir şeyi sizden müstağni kılamam / gideremem. Hüküm ancak Allah’a aittir. Ben yalnızca O’na tevekkül ettim (güvenip dayandım). Artık tevekkül edenler, yalnızca O’na tevekkül etsinler!”

68. Babalarının onlara emrettiği yerden girdikleri zaman, Yakub’un kendisine hükmettiği nefsindeki hacetten başka, Allah’tan gelecek herhangi bir şeyi, onlardan müstağni kılmadı / gidermedi. Doğrusu o, kendisine öğrettiğimiz şeylerden dolayı ilim sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

69. Yusuf’un yanına girdikleri zaman, kardeşini yanına aldı. Dedi ki: “Muhakkak ki ben, ben senin kardeşinim. Artık yapmakta olduğun şeyler sebebiyle üzülme!”

70. Onların teçhizatını teçhiz edince / hazırlayınca, kardeşinin yükünün içine su kabını koydu. Sonra bir müezzin duyurdu ki: “Ey kafile! Şüphesiz ki siz elbette hırsızlarsınız.”

71. (Yusuf’un kardeşleri) onlara yönelerek dediler ki: “Ne kaybettiniz?”

72.  Dediler ki: “Hükümdarın su kabını kaybetmekteyiz. Onu getiren için bir deve yükü (bahşiş) var. Ben de buna kefilim.”

73. Onlar dediler ki: “Allah’a yemin ederiz, andolsun ki bu yerde ( bu ülkede) bozgunculuk etmek için gelmediğimizi ve hırsız olmadığımızı siz de bilmişsinizdir.”

74. (Yusuf’un adamları) dediler ki: “Öyleyse eğer yalancılarsanız onun (çalanın) karşılığı nedir?”

75. Dediler ki: “Onun karşılığı yükünde (çalıntı mal) bulunan kimsedir. O takdirde onun karşılığı kendisidir. İşte biz zalimlere karşılığını böyle veririz.”

76. Bunun üzerine (Yusuf) kardeşinin heybesinden önce onların heybelerini (aramaya) başladı. Sonra onu kardeşinin heybesinden çıkardı. İşte Yusuf için böyle bir plan kurduk. Allah’ın dilemesi hariç hükümdarın dinine (kanununa) göre kardeşini alıkoyması doğru olmazdı. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde, daha iyi bilen biri vardır.

77. Dediler ki: “Eğer çalmaktaysa, önceden onun bir kardeşi de çalmıştı.” Yusuf onu kendi içinde gizli tuttu ve onu, onlara belli etmedi. Dedi ki: “Durum olarak siz daha kötüsünüz. Allah sizin vasfettiğiniz şeyleri en iyi bilendir.”

78. Dediler ki: “Ey Aziz! Doğrusu onun çok yaşlı ihtiyar bir babası var. Onun yerine bizim birimizi al! Muhakkak ki biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz.”

79. (Yusuf) dedi ki: “Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allah’a sığınırız. Muhakkak ki biz, o zaman elbette zalimler oluruz.”

80. Ondan ümitlerini kesince, aralarında konuşmak üzere fışıldaşarak bir yana çekildiler. Onların büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah adına kesin söz aldığını ve önceden Yusuf hakkında kusur işlediğiniz şeyi bilmediniz mi? Artık ben, babam bana izin verinceye veya Allah benim için hüküm verinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”

81. Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Oğlun hırsızlık etti. Biz bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz, gaybı koruyacaklar da değildik.”

82. “(İstersen) içinde bulunduğumuz şehre ve içinde geri döndüğümüz kervana sor! Muhakkak ki biz gerçekten doğru söyleyenleriz.”

83. (Yakub) dedi ki: “Hayır, aksine! Nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürükledi. Artık (bana düşen) güzel bir sabır! Belki Allah, onların hepsini bana getirir. Muhakkak ki O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

84. Onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Vah Yusuf’a vah!” Öfkeli tasalı bir haldeyken üzüntüden iki gözü ağardı.

85. (Yakub’un oğulları) dediler ki: “Allah’a yemin olsun ki sen, hasta oluncaya veya helak olanlardan oluncaya kadar, Yusuf’u anmaya devam edeceksin.”

86. (Yakub) dedi ki: “Ben ancak üzüntümü ve kederimi Allah’a şikâyet ederim. Sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah’tan bilirim.

87. “Ey oğullarım! Gidin de Yusuf’u ve onun kardeşini araştırın ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Doğrusu kâfirler kavminden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.”

88. Onun yanına girdikleri zaman dediler ki: “Ey Aziz! Bize ve ailemize bir zarar dokundu. Ehemmiyetsiz bir sermaye ile geldik. Bizim için ölçeği tam yap ve bize sadaka ver! Muhakkak ki Allah, sadaka verenlere karşılığını verir.”

89. (Yusuf) dedi ki: “Siz cahiller olduğunuz zaman, Yusuf’a ve onun kardeşine yaptığınız şeyleri bildiniz mi?”

90. Dediler ki: “Gerçekten sen, kesinlikle sen Yusuf musun?” O da dedi ki: “Ben Yusuf’um ve bu da kardeşimdir. Elbette Allah bize lütfetti. Doğrusu kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa ve sabrederse, o takdirde, şüphesiz ki Allah, güzel davrananların mükâfatını zayi etmez.”

91. Dediler ki: “Allah’a yemin ederiz ki Allah seni bize tercih edip üstün kılmıştır. Muhakkak ki biz, elbette hata edenlerdik.”

92. (Yusuf) dedi ki: “Bugün sizin üzerinize bir kınama yoktur. Allah sizi affeder. O merhametlilerin en merhametlisidir.”

93. “Benim bu gömleğimi götürün! Babamın yüzünün üstüne bırakın! Görecek hale gelir. Ailenizi de topluca bana getirin!”

94. Kafile ayrıldığı zaman onların babaları dedi ki: “Doğrusu ben, gerçekten Yusuf’un kokusunu buluyorum. Bir de beni bunaklıkla kınamanız olmasaydı!”

95. (Yanındakiler) dediler ki: “Allah’a yemin olsun ki muhakkak ki sen, gerçekten eski şaşkınlığının içindesin.”

96. Müjdeci geldiği zaman onu (Yusuf’un gömleğini Yakub’un) yüzünün üstüne bıraktı. Akabinde görecek hale döndü. Dedi ki: “Ben size demedim mi? Muhakkak ki ben, sizin bilmeyeceğiniz şeyleri Allah’tan biliyorum.”

97. (Oğulları) dediler ki: “Ey babamız! Bizim için günahlarımıza bağışlanma dile! Muhakkak ki biz, elbette hata edenlerdik.”

98. (Yakub) dedi ki: “Rabbimden sizin için ilerde bağışlanma dileyeceğim. Muhakkak ki o çok bağışlayandır, çok merhametli olandır.”

99. Böylece (Mısır’a gidip) Yusuf’un yanına girdikleri zaman ana babasını yanına aldı ve dedi ki: “Mısır’a girin! Allah dilediyse emin kimseler olarak.”

100. Anne ve babasını tahtın üzerine çıkardı (oturttu) ve hepsi onun için secde eder gibi (önünde) yere kapandılar. Dedi ki: “Ey babacığım! İşte bu, önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Gerçekten O, beni zindandan çıkardığı ve şeytan, benimle kardeşlerimin arasına fitne soktuktan sonra, çölden sizi getirdiği zaman, bana iyilik etti. Şüphesiz ki Rabbim dilediği şey için lâtif’tir. (*) Şüphesiz ki O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

(*) El-Latîf ism-i şerifi, sonsuz lütuf ve kerem sahibi, bütün işleri en ince teferruatına kadar bilen, her şeyin derinliğine nüfuz eden, mahlûkatının ihtiyaçlarını en ufak detayına kadar bilen ve en mükemmel şekilde karşılayan, ince, sezilmez yollarla kullarına çeşitli faydalar ulaştıran demektir. Allah’ın güzel adlarından (Esmâu’l Hüsna) birisidir. Kelime olarak latif, ince hoş, nüfuz edici, saydam, güzel, yumuşak, gizli, derin, lütufkâr gibi anlamları dile getirir.

101. “Rabbim! Gerçekten sen bana mülk verdin ve bana hadislerin (rüyaların) yorumunu (*) öğrettin. Göklerin ve yerin yoktan yaratıcısı! Sen benim, dünyada ve ahirette velimsin. Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihlere kat!”

(*) Açıklama için Bknz. 6. Ayet

102. İşte bu (kıssa) gaybın haberlerindendir. Sana onu vahyediyoruz. Onlar (Yusuf’un kardeşleri) tuzak kurarkarken, işleri için toplandıkları zaman, sen onların yanında değildin.

103. Sen hırslansan bile insanların çoğu iman edecekler değildir.

104. Oysa ona karşılık sen onlardan bir ücret istemiyorsun. O âlemlere bir öğütten başka bir şey değildir.

105. Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki ondan yüz çeviren kimseler oldukları halde, onun üzerinden geçerler.

106. Onların çoğu, ortak koşmaksızın, Allah’a iman etmezler.

107. Allah’ın azabından onlara helak edici bir afetin gelmesinden ve onlar farkına varmadan kıyamet saatinin onlara ansızın gelmesinden emin mi oldular?

108. De ki: “Bu benim yolumdur. Basiret üzere Allah’a davet ediyorum. Ben de ve bana tabi olan kimseler de. Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben ortak koşanlardan değilim.”

109. Senden önce (peygamber olarak) kasabaların halkından, kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı? Sonra kendilerinden öncekilerin sonları nasıl oldu hiç bakmadılar mı? Ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmeyecek misiniz?

110. Nihayet resuller ümitsizliğe düştükleri ve kendilerinin yalanlandıklarını zennettikleri zaman, onlara yardımımız gelir. Böylece dilediğimiz kimse kurtarılır. Suçlular topluluğundan da azabımız geri çevrilmez.

111. Andolsun ki onların kıssalarında akıl ve gönül sahipleri için ibret vardır. (Bu Kur’an) uyduralan bir söz değildir. Ancak kendinden öncekini tasdik eden ve her şeyi açıklayan ve iman eden topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir