Hud Suresi

HUD SURESİ

Resmi Mushaf: 11 / İniş Sırası: 52 / Mekke’de inmiştir. 123 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lam, Ra bir kitaptır ki ayetleri sağlamlaştırılmış sonra hüküm ve hikmet sahibi olan ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

2. Allah’tan başkasına kulluk etmeyin diye. Muhakkak ki ben size, O’ndan bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.

3. Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin sonra da O’na tevbe edin ki sizi belirli bir süreye kadar güzel nimetlerden yararlandırsın ve her lütuf sahibine kendi lütfunu versin diye. Eğer yüz çevirirseniz, muhakkak ki ben, sizin üzerinize, büyük bir günün azabından korkarım.

4. Dönüşünüz Allah’adır. O, her şeye gücü yetendir.

5. Dikkat edin! Şüphesiz ki onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini bükerler. Dikkakt edin! Onlar elbiselerine bürünürlerken O, gizlediklerini de ve açığa vurduklarını da bilir. Muhakkak ki O, göğüslerin özünü bilendir.

6. Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. Onun karar kıldığı yeri ve emanet bırakıldığı yeri bilir. Hepsi apaçık bir Kitap’ın içindedir.

7. O ki hanginizin amel bakımından daha güzel olduğunda sizi denemek için, O’nun arşı henüz su üzerindeyken, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Onlara desen ki: “Muhakkak siz öldükten sonra diriltilecek olan kimselersiniz!” İnkâr edenler mutlaka derler ki: “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir.”

8. Eğer azabı sayılı bir süre için onlardan geciktirsek, mutlaka derler ki: “Onu alıkoyan nedir?” Dikkat edin! Onlara gelecek gün, kendilerinden çevrilecek değildir. Hakkında alay etmekte oldukları şey onları kuşattı.

9. İnsana bizden bir rahmet tattırsak sonra onu geri alsak, muhakkak ki o, elbette ümitsiz bir nankör olur.

10. Kendisine dokunan bir darlıktan sonra ona bir nimet tattırırsak mutlaka der ki: “Kötülükler benden gitti.” Muhakkak ki o, elbette böbürlenen bir şımarık olur.

11. Sabredenler ve salih işler yapanlar hariç. İşte onlara bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.

12. Onların “ Onun üzerine bir hazine indirilseydi veya onunla bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı belki de sen, sana vahyettiğimiz şeyin bir kısmını terkedeceksin ve onunla göğsün daralacak. Ancak sen bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.

13. Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenlerseniz, onun benzeri uydurulmuş on sure getirin ve Allah’ın dûnundan / astlarından gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın!”

14. Eğer size icabet edemezlerse, o takdirde bilin ki o, Allah’ın ilmiyle indirildi ve O’ndan başka ilah yoktur. Artık siz Müslümanlar mısınız?

15. Kimler dünya hayatını ve süsünü isterse onlara orada yaptıklarının karşılıklarını tam veririz. Orada onlara bir noksanlık yapılmaz.

16. İşte onlar ahirette kendileri için ateşten başka bir şey olmayanlardır. Orada ürettikleri boşa gitmiştir ve yapmakta oldukları da geçersizdir.

17. (Bunlar) Rabbinden açık bir delil üzere olan kimse midir? O’ndan bir şahit onu okur. Ondan önce de bir rehber ve bir rahmet olan Musa’nın kitabı vardır. İşte onlar, ona iman ederler. Topluluklardan kim onu inkâr ederse, artık ateş, ona vaadedilen yerdir. Ondan şüphede olma! Şüphesiz ki o, Rabbinden gerçektir. Ancak insanların çoğu iman etmezler.

18. Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir? İşte onlar Rablerine arz edilirler ve şahitler der ki: “İşte bunlar, Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir.” Dikkat edin! Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.

19. Onlar ki Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve onda çarpıklık ararlar. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir.

20. İşte onlar var ya! Yeryüzünde (Allah’ı) asla aciz bırakacaklar olmadılar. Onların Allah’ın dûnundan dostları da olmadı. Azab onlar için kat kat artırılır. (Çünkü) onlar ne işitmeye güç yetirebiliyorlardı ve ne de görebiliyorlardı.

21. İşte onlar kendilerine zarar verenlerdir ve uydurdukları şeyler de onlardan saptı.

22. Şüphe yok ki onlar, ahirette zararlı çıkanların kendileridir.

23. Muhakkak ki iman eden ve hayırlı işler yapan ve Rabblerine gönülden boyun eğen kimseler; işte onlar, cennet halkıdır. Onlar orada sürekli kalacaklardır.

24. Bu iki topluluğun misali, kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. İkisi, misalen eşit olurlar mı? Düşünüp de öğüt almaz mısınız?

25. Andolsun ki Nuh’u kendi kavmine göndermiştik. “Muhakkak ki ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”

26. “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin! Ben sizin üzerinize acıklı bir günün azabından korkuyorum.”

27. Kavminin inkâr eden ileri gelenleri dedi ki: “Biz seni, bizim gibi bir beşerden başkası olarak görmüyoruz ve ilk bakışta, bizim en aşağımız olan kimselerin dışında, sana uyanı görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Hayır, aksine! Sizin yalancılar olduğunuzu sanıyoruz.”

28. (Nuh) dedi ki: “Ey kavmim! Ne dersiniz? Ya ben Rabbimden bir delil üzereysem ve O bana katından bir rahmet vermiş de o size körletilmişse? Siz onu çirkin karşılayanlar olduğunuz halde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?”

29. “Ey kavmim, ona karşılık sizden bir mal istemiyorum. Benim ecrim / mükâfatım ancak Allah’a aittir. Ben iman edenleri tard edecek / kovacak değilim. Muhakkak ki onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.”

30. “Ey kavmim! Ben onları tard edersem, Allah’tan beni kim korur? Düşünüp de öğüt almayacak mısınız?”

31. “Ben size: ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır.’ demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. ‘Ben meleğim.’ de demiyorum. Sizin gözlerinizin küçük gördüğü kmseler için de ‘Allah onlara bir hayır vermeyecektir.’ demiyorum. Allah onların içlerinde olanı daha iyi bilir. Muhakkak ki ben, o zaman elbette zalimlerden olurum.”

32. Dediler ki: “Ey Nuh! Doğrusu bizimle mücadele ettin ve mücadelemizi de arttırdın. Eğer doğru sözleyenlerden isen o takdirde bize vaadettiğin şeyi getir!”

33. (Nuh) dedi ki: “Ancak onu, eğer dilerse Allah getirir ve siz aciz bırakacaklar da değilsiniz.”

34. “Allah sizi azgınlığa düşürmeyi dilediyse, size nasihat etmeyi istesem de nasihatim size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.”

35. Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu ben uydurduysam, o takdirde suçum bana aittir ve ben suç işlediğiniz şeylerden de uzağım.”

36. Nuh’a vahyedildi ki o: “İman etmiş kimselerin dışında kavminden kimse iman etmeyecek. Artık onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme!”

37. “Bizim görüşümüzle ve vahyimizle gemiyi yap! Zulmedenler hakkında bana hitap etme! Muhakkak ki onlar boğulacaklardır.”

38. O gemiyi yaparken, her ne zaman kavminden ileri gelenler yanından geçtiyse, kendisiyle alay ettiler. De ki: “Eğer siz bizimle alay ediyorsanız, o takdirde muhakkak ki biz de sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz.”

39. “Artık onu rezil edecek azabın, kendisine geleceği ve kalıcı azabın üzerine ineceği kimseyi ilerde bileceksiniz.”

40. Nihayet emrimiz geldiği ve tandır kaynadığı zaman dedik ki: “Onun içine her iki çiftten (*) yükle ve aleyhine söz geçmiş kimseler hariç aileni ve iman edenleri de!” Zaten çok azından başkası onunla beraber iman etmedi.

(*) Her canlı türden dişi ve erkek iki eş yükle! Ayette ki çift ifadesi erkek ve dişi eşler demektir.

41. Dedi ki: “Haydi ona binin! Onun akıp gitmesi ve onun durması Allah’ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

42. O (gemi) onlarla dağlar gibi dalgaların içinde akıp giderken, Nuh oğluna seslendi ve o bir kenardaydı. “Ey oğulcağızım! Bizimle birlikte sen de bin ve kâfirlerle beraber olma!”

43. O dedi ki: “Bir dağa sığınacağım. O beni sudan korur.” (Nuh) dedi ki: “Bugün rahmet ettiklerinin dışında Allah’ın emrinden korunacak yoktur.” Aralarına bir dalga girdi. Böylece o da boğulanlardan oldu.

44. Ve denildi ki: “Ey yer, yut suyunu ve ey gök, sen de kes!” Su çekildi ve iş yerine getirildi ve (gemi) Cudi’nin üzerine yerleşti ve denildi ki: “Zalimler topluluğu (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun!”

45. Nuh Rabbine seslendi ve dedi ki: “Rabbim! Muhakkak ki oğlum benim ailemdendir ve şüphesiz senin vaadin haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.”

46. (Allah) dedi ki: “Ey Nuh! Muhakkak ki o, senin ailenden değildir. Şüphesiz o, hayırsız iş yapan birisiydi. Artık hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyi de bana sorma! Şüphesiz ki ben, cahillerden olmamanı sana öğütlüyorum.”

47. O da dedi ki: “Rabbim! Muhakkak ki ben, hakkında bilgi sahibi olmadığım şeyi sana sormamdan sana sığınırım. Eğer sen beni bağışlamaz ve bana rahmet etmezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.”

48. Denildi ki: “Ey Nuh! Sana bizden selam ve bereketlerle in ve seninle birlikte olanlardan (türeyecek) ümmetlere de! Kendilerini geçici olarak menfaatlendireceğimiz ümmetler! Ancak öyle ümmetler de olacak ki onları bir süre yararlandıracağız. Sonra onlara bizden acıklı bir azap dokunacaktır.”

49. İşte bunlar gaybın haberlerindendir. Sana onu vahyediyoruz. Bundan önce sen ve senin kavmin, onu bilmiyordun. Öyleyse sabret! Muhakkak ki sonuç, takva sahiplerinindir.

50. Ad kavmine de kardeşleri Hud’u (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Siz iftiracılardan başkası değilsiniz.”

51. “Ey kavmim! Sizden ona karşı bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak beni yoktan yaratana aittir. Akıl etmeyecek misiniz?”

52. “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin sonra O’na tevbe edin ki, üzerinize göğü, bol yağmur olarak göndersin ve kuvvetinize kuvvet katarak sizi çoğaltsın! Suçlular olarak yüz çevirmeyin!”

53. Dediler ki: “Ey Hud! Sen bize bir delil getirmedin. Biz senin sözünden dolayı ilahlarımızı bırakacaklar değiliz ve biz sana inanacaklar da değiliz.”

54. “İlahlarımızdan bazısı sana kötülükle yönelmiş (seni fena çarpmış) demekten başka bir şey söylemiyoruz.” O da dedi ki: “Muhakkak ki ben Allah’ı şahit tutuyorum ve siz de şahid olun ki ben uzağım, sizin ortak koştuklarınızdan,”

55. “O’nun dunundan / astlarından. Haydi, hep birlikte bana tuzak kurun sonra bana hiç mühlet vermeyin!”

56. “Muhakkak ki ben, benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvendim. O’nun, perçeminden tutmuş olduğunun dışında, hiç bir canlı yoktur. Benim Rabbim doğru yol üzeredir.”

57. “Eğer yüz çevirirseniz, artık benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim sizden başka bir topluluğu (isterse) yerinize getirir ve siz O’na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Muhakkak ki Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir.”

58. Emrimiz gelince, Hud’u ve beraberindeki iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Onları çok katı bir azaptan kurtardık.

59. İşte bu Ad (halkı), Rabblerinin ayetlerini inkâr ettiler ve resullerine karşı geldiler ve her inatçı zorbanın emrine uydular.

60. Onlar bu dünyada bir lanete tabi kılındılar ve kıyamet gününde de. Dikkat edin! Muhakkak ki Ad (halkı) Rabblerini inkâr ettiler. Dikkat edin! Hud’un kavmi Ad (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun!

61. Semud halkına da kardeşleri Salih’i (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. O ki sizi bu yerden inşa etti ve size onda ömür sürdürdü. Şu halde O’ndan bağışlanma dileyin sonra O’na yönelin / tevbe edin! Muhakkak ki Rabbim yakındır, (dualara) icabet edendir.

62. Onlar da dediler ki: “Ey Salih! Doğrusu sen, bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. Babalarımızın taptıklarına tapmamızdan, bizi men mi ediyorsun? Muhakkak ki biz, senin bizi kendisine çağırdığın şeyden, elbette kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz.”

63. (Salih) Dedi ki: “Ey kavmim! Ne dersiniz? Ya ben Rabbimden bir delil üzereysem ve O bana katından bir rahmet vermişse, böyleyken O’na isyan edersem, Allah’tan beni kim korur? Zarara sokmaktan başka bana katkınız olmaz.”

64. “Ey kavmim! Bu, sizin için bir mucize olarak, Allah’ın dişi devesidir. O halde onu bırakın, Allah’ın toprağında otlasın ve ona kötülükle dokunmayın! Yoksa sizi yakın bir azap yakalar.”

65. Fakat onu kestiler. Bunun üzerine (Salih) dedi ki: “Yurdunuzda üç gün (daha) menfaatlenin! İşte bu, yalanlanmayacak bir vaaddir.”

66. Nihayet emrimiz gelince Salih’i ve beraberindeki iman edenleri bir rahmetle bizden ve o günün rezilliğinden kurtardık. Muhakkak ki senin Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

67. Zulmedenleri de korkunç bir ses aldı. Böylece diz üstü çökmüşler olarak yurtlarında sabahladılar.

68. Sanki orada hiç var olmamışlardı. Dikkat edin! Muhakkak ki Semud (halkı) Rabblerini inkâr ettiler. Dikkat edin! Semud (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun!

69. Andolsun ki resullerimiz İbrahim’e müjde getirdi. Onlar “Selam” dediler. O da “Selam” dedi. Akabinde kızartılmış bir buzağı getirmesi gecikmedi.

70. Ellerinin ona varmadığını görünce onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Onlar dediler ki: “Korkma! Muhakkak ki biz, Lut kavmine gönderildik.”

71. Hanımı ayaktayken güldü. Biz de onu, İshak’la ve İshak’ın ardından Yakub’la müjdeledik.

72. Dedi ki: “Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve bu kocam da bir ihtiyar olduğu halde doğuracak mıyım? Muhakkak ki bu gerçekten şaşırtıcı bir şey!”

73. Dediler ki: “Allah’ın işinden dolayı şaşırıyor musun? Allah’ın rahmeti ve O’nun bereketleri sizin üzerinizdedir, (ey) ev halkı! Şüphesiz ki O, övülmeye layıktır, iyiliği bol, cömert ve şereflidir.

74. İbrahim’den korku gittiği ve kendisine müjde geldiği zaman Lut kavmi hakkında bizimle mücadeleye başladı.

75. Muhakkak ki İbrahim, yumuşak huylu, çok içli, kendisini Allah’a adamış bir kimseydi.

76. “Ey İbrahim! Bundan vazgeç! Şüphesiz ki o, Rabbinin emri gelmiştir. Muhakkak ki onlar, kendilerine geri çevrilmez bir azap gelecek olanlardır.”

77. Resullerimiz Lut’a geldiği zaman, onların yüzünden kötüleşti ve onlardan dolayı içi daraldı / bir sıkıntı bastı ve dedi ki: “Bu çetin bir gündür.”

78. Önceden kötülükler işlemekte olan kavmi, ona doğru aceleyle koşarak ona geldi. (Lut) dedi ki: “Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır. Onlar sizin için daha temizdir. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve misafirlerim içinde beni rezil etmeyin! Sizden aklı başında bir adam yok mudur?”

79. Onlar dediler ki: “Andolsun ki sen bilmektesin, bizim için senin kızlarında bir hak yoktur. Şüphesiz ki sen, bizim istediğimiz şeyi elbette biliyorsun.”

80. (Lut) dedi ki: “Keşke size karşı bir gücüm olsaydı veya sağlam bir dayanağa sığınabilseydim.”

81. (Resuller) dediler ki: “Ey Lut! Muhakkak ki biz, Rabbinin resulleriyiz. Onlar sana ulaşamayacaklar. Artık gecenin bir vaktinde ailenle yürü ve hanımın hariç, sizden hiç kimse sağa sola bakıp geri kalmasın! Muhakkak ki ona isabet edecek olan, onlara isabet eden şeydir. Şüphesiz ki onlara vaadedilen sabah vaktidir. Sabah vakti de pek yakın değil mi?”

82, 83. Emrimiz geldiği zaman, üstünü altına getirdik ve üzerine taşlar yağdırdık, pişirilmiş çamurdan, birbirini izleyen, Rabbinin katında işaretlenmiş ve o, zalimlerden hiç uzak değildir.

84. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın! Muhakkak ki ben sizi bir bolluk içinde görüyorum ve şüphesiz ki ben, sizin üzerinize çepeçevre kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.”

85. “Ey kavmim! Ölçüyü tartıyı adaletle tam yerine getirin ve insanların eşyalarını eksik vermeyin! Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın!”

86. “Eğer mü’minler iseniz, Allah’ın bıraktıkları sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinize gerçekten bir koruyucu değilim.”

87. Onlar dediler ki: “Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını veya mallarımızda istediğimiz şeyi yapmayı terk etmemizi, sana namazın mı emrediyor? Muhakkak ki sen, elbette yumuşak huylu ve aklı başında birisin.”

88. Dedi ki: “Ey kavmim! Ne dersiniz? Ya ben Rabbimden bir delil üzereysem ve O beni kendinden güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa? Kendisinden sizi menettiğim şeylere karşı, size muhalefet etmek istemiyorum. Gücümün yettiği şeyleri ıslâh etmekten başka bir şey istemiyorum. Benim başarım ancak Allah iledir. O’na güvendim ve O’na gönülden yönelirim.

89. “Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz, sizi musibete uğratmasın ki Nuh kavmine veya Hud kavmine veya Salih kavmine isabet edenlerin benzeri size de isabet edebilir. Lut kavmi sizden pek uzak değildir!”

90. “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na yönelin / tevbe edin! Şüphesiz ki Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.”

91. Dediler ki: “Ey Şuayb! Biz senin söylediklerinden çoğunu derinlemesine kavrayamıyoruz ve muhakkak ki biz seni içimizde, elbette zayıf (güçsüz) görüyoruz. Eğer yakın çevren olmasaydı, seni mutlaka taşlardık. Bize karşı üstün değilsin.”

92. (Şuayb) dedi ki: “Ey kavmim! Yakın çevrem size göre, Allah’tan daha mı üstündür ve sırt dönerek O’nu, arkanızda mı edindiniz? Şüphesiz ki Rabbim yaptıklarınızı çepeçevre kuşatandır.”

93. “Ey kavmim! İmkânınız üzere yapın! Muhakkak ki ben de yapan biriyim. Onu rezil edecek azabın, kendisine geleceği kimseyi ve yalancı olan kimseyi ilerde bileceksiniz. Gözetleyin! Şüphesiz ki ben de sizinle birlikte gözetleyenim.”

94. Emrimiz gelince Şuayb’ı ve beraberindeki iman edenleri bir rahmetle bizden kurtardık. Zulmedenleri de korkunç bir ses aldı. Böylece diz üstü çökmüşler olarak yurtlarında sabahladılar.

95. Sanki orada hiç var olmamışlardı. Dikkat edin! Semud’un uzaklaştığı gibi Medyen de (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun!

96. Andolsun ki Musa’yı da ayetlerimizle ve apaçık bir delille göndermiştik.

97. Firavun’a ve onun ileri gelenlerine. Fakat onlar Firavun’un emrine uydular. Firavun’un emri kesinlikle doğruya yöneltici değildi.

98. Kıyamet günü kavmine öncülük eder. Böylece onları ateşe götürür. Varılan bu yer ne kötü bir varış yeridir!

99. Onlar burada (Dünya’da) bir lanete tabi kılındılar ve kıyamet gününde de. Verilen bu bağış ne kötü bir bağıştır!

100. İşte bu, sana kendisini anlattığımız, o şehirlerin haberlerindendir. Onlardan ayakta olan da var ve tamamen silinmiş olan da.

101. Biz onlara zulmetmedik ama onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri gelince, onların Allah’ın dunundan / astlarından tapmakta oldukları ilahları kendilerinden bir şeyi gidermedi / defetmedi. Kayıpları artırmaktan başka onlara katkıları olmadı.

102. Zulmeder haldeki şehirleri yakaladığı zaman, işte böyledir Rabbinin yakalaması! Şüphesiz ki O’nun yakalaması pek acıdır, pek şiddetlidir.

103. Şüphesiz bunda, ahiret azabından korkan kimse için elbette ibret vardır. İşte o, kendisi için insanların toplandığı bir gündür. İşte o, şahit olunan bir gündür.

104. Biz onu, sayılı bir sürenin dışında ertelemeyiz.

105. Bir gün, o (hesap günü) gelir ki hiç bir nefs konuşamaz ancak O’nun izniyle. Artık onlardan kimi mutsuzdur ve kimi de mutludur.

106. Mutsuzlara gelince, artık onlar ateştedir. Onlar için orada zefir (sıkıntılı ve acı dolu soluk alıp vermeler) ve şehik (solurken iç geçirip hıçkırmalar) vardır.

107. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça, (*) orada sürekli kalacaklardır. Şüphesiz ki senin Rabbin, her dilediğini yapandır.

(*) Sayılı sürenin yani Dünya hayatının sona ermesiyle gelecek olan kıyamet gününden ve bunu takip edecek olan ahiret hallerinden bahsedildiği için, buradaki gökler ve yerden maksat dünyanın değil, ahiretin gökleri ve yeridir. Çünkü İbrahim, 48’de, “O gün yer başka bir yer ile gökler de (başka göklerle) değiştirilir.” buyurulmuştur.

108. Mutlu olanlara gelince, artık onlar cennettedir. Rabbinin dilediği hariç, (*) gökler ve yer durdukça, orada sürekli kalacaklardır. Bu, kesintisiz bir lütuftur.

(*) 107 ve 108. Ayetlerde geçen istisna hali, değişik şekillderde yorumlanmıştır. Öncelikle belirtelim ki cennet ve cehennem hayatının ebedi olması sabittir. O halde bu istisnadan murat edilen nedir? İki görüş hâkimdir. Birincisi cennetlik ve cehennemlikler bakımından elealınmış olan görüştür ve diğeri ise müddete yöneliktir.

Birinci görüşe göre cennetliklerin daha üstün mükâfatlara yükseltilmeleridir. Cennet ehli, zaman zaman (rü’yet-i cemâle ve) arş-ı a‘lâya ve ancak Allah’ın bilebileceği yüksek menzillere çıkarlar da (o tecellîlerle kendinden geçenler için artık cennet ve içindeki ni‘metler bile fark edilmez olur ve) bu bahtiyârlar, cennet’ten daha yüksek bir iltifâta mazhariyetle, bu istisnâyı teşkîl ederler. (Râzî, c. 9/18, 69)

Cehennemlikler için ise şöyle söylenmiştir. Başlangıçta cehenneme giren herkes orada ebedî kalmayacaktır, günahkâr müminler bir müddet cehennemde kaldıktan sonra cennete girecekler ve saadete ereceklerdir.

İkinci görüşe göre ise bu istisna kişilere yönelik değil, ahiret hayatının müddetine aittir. Bu zayıf bir görüştür. Çünkü ebedi hayatın değişkenliği, onun devamlılığını zedeler. Bundan kasıt devamlılığın sebebine atıf olsa gerektir.

Böylece her ne olursa olsun, bilinmelidir ki tüm olması lazım olanların vacipliği Allahu Teâla’ya bağlıdır. Buradaki istisna, yaratıcı ile yaratılan arasındaki farkı ortaya koymak ve Allah’ın zatına ait olan ebediliğin, O’ndan başka hiçbir şeye verilmemesi, O’nun ebediliği gibi bir ebediyyetin asla düşünülmemesi veya hayal dahi edilmemesi içindir. Ahiret hayatı ebedidir ancak ebediliğini Allahu Teâla’dan alır. Varlığı kendisinden değildir. Yani O izin verdiği için ebedidir.

109. Şunların taptıkları şeylerden şüphe içinde olma! Onlar ancak, daha önce babalarının taptıkları gibi tapıyorlar. Şüphesiz ki biz, onların nasiplerini, eksiksiz tastamam ödeyecekleriz.

110. Andolsun ki Musa’ya Kitab’ı verdik. Sonra onun hakkında ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbinden önceden geçmiş bir söz olmasaydı, onların arasında elbette hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar, onun (Kuran’ın) hakkında da kuşkulandıran bir şüphe içindeler.

111. Şüphesiz ki senin Rabbin, onların tümünün yaptıklarını elbette henüz tastamam ödemedi. Muhakkak ki O, yaptıklarından haberdardır.

112. Öyleyse sen ve seninle birlikte tevbe edenler, emrolunduğun gibi istikamet üzere olun ve aşırı gitmeyin! Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir.

113. Zulmeden kimselere meyletmeyin! Yoksa size ateş dokunur. Sizin için, Allah’ın dûnundan / astlarından dostlar yoktur. Sonra yardım edilmezsiniz.

114. Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın vakitlerinde salatı / namazı yerine getir! (*) Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. İşte bu, düşünüp öğüt alanlar için bir öğüttür.

(*) Gecenin iki tarafı ifadesi ile sabah ve akşam namazı, gecenin gündüze yakın vakitlerinde ifadesi ile de yatsı namazı kastedilmektedir.

115. Sabret! Şüphesiz ki Allah iyilik yapanların ecirlerini zayi etmez.

116. Sizden önceki nesillerden, yeryüzünde bozgunculuktan men edecek bırakılanın sahipleri (*) olsaydı ya! Onlardan kendilerini kurtardığımız çok azı dışında (bunu yapan olmadı). Zulmedenler ise içinde şımardıkları şeyin peşine takıldılar ve suçlu kimseler oldular.

(*) Önceki nebiler ve kitaplardan o günlere kadar gelen, kendilerine bırakılan bu bilgileri öğrenen, bilgi birikimine sahip olan kimseler

117. Senin Rabbin, halkı ıslah edicilerken, o beldeleri zulüm ile helak edecek değildi.

118. Rabbin dileseydi elbette insanları tek bir ümmet kılardı. Onlarsa ayrılığa düşenler olmaya devam ediyorlar.

119. Rabbinin rahmet ettikleri hariç. Zaten bunun için onları yarattı. Rabbinin yazgısı tamam oldu. “Andolsun ki cehennemi, tamamen cinlerden ve insanlardan mutlaka dolduracağım.”

120. Resullerin haberlerinden, kendisiyle senin kalbine sebat vereceğimiz şeylerin hepsini, sana anlatıyoruz. Bunda sana hak ve mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma geldi.

121. İman etmeyen kimselere de ki: “İmkânınız üzere yapın! Muhakkak ki biz de yapanlarız.”

122. “Gözetleyin! Muhakkak ki biz de gözetleyenleriz.”

123. Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Bütün işler O’na döndürülür. Öyleyse O’na kulluk et ve O’na güvenip dayan! Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir