Yunus Suresi

YUNUS SURESİ

Resmi Mushaf: 10 / İniş Sırası: 51 / Mekke’de inmiştir. 109 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lâm, Ra. Bunlar hikmetli Kitab’ın ayetleridir.

2. İçlerinden bir adama, insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı olduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu? Kâfirler dedi ki: “Muhakkak ki bu, elbette apaçık bir sihirbazdır.”

3. Muhakkak ki sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arş üzerinde egemenlik kuran ve işi idare eden Allah’tır. Hiç bir şefaatçi yoktur ancak O’nun izninden sonra. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Öyleyse O’na kulluk edin! Düşünüp öğüt almayacak mısınız?

4. Hepinizin dönüşü O’nadır. Allah’ın vaadi gerçektir. Muhakkak ki O, yaratmayı başlatır, sonra iman edip salih ameller işleyenlere adaletle karşılığını vermek için onu tekrarlar. İnkâr edenlerse, onlar için inkâr etmekte oldukları şey sebebiyle, kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap vardır.

5. O ki, güneşi bir ziya kıldı ve ayı da bir nur (*) ve ona yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için menziller takdir etti. Allah bunları ancak hak ile yarattı. Bilen bir topluluk için ayetlerini ayrıntılı olarak açıklamaktadır.

(*) Kur’an’da güneş için ziya, siraç kelimeleri ve Ay için de nur, münir kelimeleri geçmektedir.

Ziya ve Siraç: Siraç, çıra, kandil, lamba gibi yakıtı kendinden olup etrafı aydınlatan alete denir. Ziya ise bunun yaydığı enerjiye denir ki hem ısı, hem de ışık bunda birlikte olur. Güneş’e “sirac” denildiği gibi, “ziya” da denilmiştir. Kamus sahibinin de belirttiği gibi, “ziya” genellikle “nur”dan daha kuvvetlidir. Çünkü enerjisi kendisindendir.

Nur: Etrafa yayılıp eşyayı görmemize yardımcı olan ışık demektir. Kaynağı kendinden değil de başka bir cisimden alıp yansıttığı için Ay’a “nur”denilmiştir.

6. Şüphesiz ki gece ve gündüzün ard arda değişmesinde ve Allah’ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah’a karşı gelmekten sakınan bir toplum için elbette deliller vardır.

7. Muhakkak ki bize kavuşmayı ummayan ve dünya hayatına razı olan ve onunla tatmin olanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar var ya;

8. İşte onların, kazanmakta oldukları şey sebebiyle barınakları ateştir.

9. İman edip salih ameller işleyenleri ise Rableri onları, imanları sebebiyle doğru yola iletir. Naim cennetlerinde onların altlarından, ırmaklar akar.

10. Orada onların duaları: “Ey Allah’ım! Sen her türlü eksiklikten uzaksın, senin şanın çok yücedir!” ve aralarındaki esenlik dilekleri de “Selâm”dır. Dualarının sonu ise “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” dur.

11. Eğer Allah insanlara, iyiliği istedikleri çabuklukta, kötülüğü de acele verseydi, süreleri onlara hemen hükmedilirdi. Fakat bize kavuşmayı ümit etmeyenleri, azgınlıkları içinde bocalar bir halde bırakırız.

12. İnsana bir darlık dokunduğu zaman, yan yatarken veya otururken yahut ayakta bize dua eder. Ancak ondan darlığını giderdiğimiz zaman, sanki kendisine dokunmuş olan darlıktan dolayı bize hiç dua etmemiş gibi hareket etmeye başlar. İşte aşırıya gidenlere, yapmakta oldukları böyle süslü gösterildi.

13. Andolsun ki sizden önceki nesilleri zulmettikleri zaman helak etmiştik. Resulleri kendilerine apaçık deliller getirmişti. Onlar asla iman etmeyeceklerdi. İşte suçlular topluluğuna, böyle karşılık veririz.

14. Sonra, onların ardından yeryüzünde sizi halifeler kıldık. Nasıl amel edeceğinizi görmek için.

15. Onlara ayetlerimiz apaçık bir şekilde okunduğu zaman, bize kavuşmayı ummayanlar dedi ki: “Bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir!” De ki: “Kendiliğimden onu değiştirmem, benim için olacak şey değildir. Ben bana vahyedilenden başkasına uymuyorum. Muhakkak ki ben, Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından korkarım.”

16. De ki: “Allah dileseydi bunu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Elbette ondan önce, sizin içinizde bir ömür geçirmiştim. Akıl etmeyecek misiniz?”

17. Öyleyse Allah’a karşı yalan yere iftira eden veya O’nun ayetlerini yalanlayan kimseden, daha zalim kimdir? Şüphesiz ki o, kurtuluşa eremeyen suçlulardır.

18. Allah’ın dûnundan / astlarından kendilerine bir zararı olmayan ve yararı da olmayan şeylere kulluk ediyorlar ve diyorlar ki: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” De ki: “Siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O her türlü eksiklikten uzaktır, münezzehtir ve onların ortak koştuklarından pek yücedir.

19. İnsanlar tek bir ümmetten başka bir şey değildi. Sonra ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden, önceden belirlenmiş bir kelime / yazgı olmasaydı, onda ayrılığa düştükleri şeyler hakkında, aralarında elbette hüküm verilirdi.

20. Diyorlar ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Gayb ancak Allah’a aittir. Öyleyse, gözleyip bekleyin! Muhakkak ki ben de sizinle birlikte gözleyip bekleyenlerdenim.”

21. İnsanlara, kendilerine dokunan bir darlıktan sonra, bir rahmet tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki onların ayetlerimiz hakkında bir tuzağı olur. De ki: “Allah tuzak kurmada daha hızlıdır.” Muhakkak ki resullerimiz tuzak kurduğunuz şeyleri yazmaktadırlar.

22. O, sizi karada ve denizde gezdirendir. Nihayet siz gemide olduğunuz ve (gemi) onlarla (yolcularla), hoş bir rüzgârla akıp gittiği ve onlar ona sevindikleri zaman, ona sert bir fırtına gelir. Onlara her yönden dalgalar da gelir. Kendilerinin her yönden kuşatıldıklarını zannederler. Dini O’na has kılarak, Allah’a “Eğer bizi bundan kurtarırsan, elbette şükredenlerden olacağız!” diye dua ederler.

23. Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Taşkınlığınız, sadece kendi aleyhinizedir, dünya hayatının geçici yararıdır. Sonra dönüşünüz bizedir. Böylece yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.

24. Dünya hayatının örneği ancak gökten indirdiğimiz su gibidir ki insanların ve hayvanların yediği şeylerden olan yüryüzünün bitkileri onunla karışmıştır. Nihayet yeryüzü süsünü aldığı ve ziynetlendiği ve sahiplerinin de kendilerini ona kadir olduklarını sandığı zaman, gece veya gündüz ona emrimiz gelir. Onu dün var olmamış gibi biçilmiş kılarız. İşte böyle, düşünen bir topluluk için ayetleriayrıntılı açıklarız.

25. Allah esenlik / barış yurduna (cennete) davet eder ve O dilediği / dileyen kimseyi dosdoğru yola iletir.

26. İyilik edenlere daha iyisi ve fazlası vardır. Onların yüzlerini karalık ve zillet bürümez. İşte onlar cennet halkıdır. Onlar onda sürekli kalacaklardır.

27. Kötülükler kazanmış olanlara gelince, bir kötülüğün karşılığı onun mislidir. Onları zillet bürür. Onları Allah’tan kurtaracak da yoktur. Onların yüzleri karanlık geceden bir parçayla kaplanmış gibidir. İşte onlar ateş halkıdır. Onlar onda sürekli kalacaklardır.

28. O gün onların tümünü biraraya toplarız. Sonra ortak koşanlara deriz ki: “Siz ve ortak koştuklarınız yerlerinize!” Böylece onların aralarını ayırdık. Onların şirk koştukları ortakları dedi ki: “Siz yalnızca bize tapmıyordunuz.”

29. “Şimdi sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz biz sizin kulluğunuzdan elbette habersizdik.”

30. İşte orada her nefis, önceden geçirdiği şeyleri dener. Gerçek mevlaları olan Allah’a döndürüldü ve uydurmakta oldukları şeyler onlardan saptı / kayboldu.

31. De ki: “Gökten ve yerden sizi kim rızıklandırıyor? Ya da işitmeye ve görmeye kim sahip bulunuyor? Kim ölüden diriyi çıkarıyor ve diriden ölüyü çıkarıyor? İşi kim idare ediyor?” Diyecekler ki: “Allah” Öyleyse de ki: “O halde Allah’a karşı gelmekten, sakınmayacak mısınız?”

32. İşte sizin gerçek Rabbiniz olan Allah budur. Gerçekten sonra sapkınlıktan başka ne vardır? Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz?

33. Böylece Rabbinin yoldan çıkmışlar üzerine olan sözü gerçek oldu. “Onlar iman etmezler.”

34. De ki: “Sizin ortak koştuklarınızdan yaratmayı başlatacak sonra da onu iade edecek olan var mıdır?” De ki: “Allah yaratmayı başlatır sonra da onu iade eder. Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?”

35. De ki: “Sizin ortak koştuklarınızdan gerçeğe iletecek kimse var mı?” De ki: “Allah hakka iletir. Öyleyse gerçeğe ileten kimse mi tabî olunmaya daha lâyıktır yoksa kendisi iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?”

36. Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Muhakkak ki zan gerçek açısından bir şey kazandırmaz. Şüphesiz ki Allah yapmakta oldukları şeyleri bilendir.

37. Bu Kur’an, Allah’ın dûnundan olanlar tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendi önündekini tasdik eder ve Kitab’ı ayrıntılı açıklar. Onda şüphe yoktur, âlemlerin Rabbindendir.

38. Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenlerseniz, onun benzeri bir sure getirin ve Allah’ın dûnundan / astlarından gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın!”

39. Hayır, aksine onlar ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu henüz gelmemiş şeyi yalanladılar. İşte onlardan öncekiler de böyle yalanladılar. Zalimlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

40. Onlardan kimisi ona iman eder ve onlardan kimisi de ona iman etmez. Rabbin, bozguncuları en iyi bilendir.

41. Eğer seni yalanlarlarsa o takdirde de ki: “Benim yaptığım bana ve sizin yaptığınız da sizedir. Siz benim yapmakta olduklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yapmakta olduklarınızdan uzağım.”

42. Onlardan kimileri seni dinlemek isterler. Akıl etmiyor olsalar bile, sen mi sağırlara işittireceksin?

43. Onlardan kimileri de sana bakarlar. Görmüyor olsalar bile, sen mi körleri doğru yola ileteceksin?

44. Muhakkak ki Allah, insanlara hiçbir zulüm yapmaz. Fakat insanlar, kendilerine zulüm yaparlar.

45. Onları bir araya toplayacağımız gün, (dünyada) sanki gündüzün bir saatinden başka hiç kalmamışlar gibi, kendi aralarında tanışırlar. Allah’a kavuşmayı yalanlayan kimseler, zarara uğramışlardır. Ve onlar, doğru yola iletilenler değillerdi.

46. Onlara vaadettiklerimizin bir kısmını sana göstersek veya seni vefat ettirsek de sonuçta onların dönüşü bizedir. Sonra Allah onların yapmakta olduklarına şahittir.

47. Her ümmet için bir resul vardır. Resulleri onlara geldiği zaman aralarında adaletle hükmedilir ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

48. Diyorlar ki: “Eğer doğru sözleyenlerseniz, bu vaad ne zaman?”

49. De ki: “Ben Allah’ın dilediğinden başka, kendim için bir zarara ve bir yarara sahip olamam. Her ümmet için bir ecel vardır. Ecelleri geldiği zaman, bir saat bile sonraya bırakılmazlar ve öne de alınmazlar.”

50. De ki: “O’nun azabı size gece vakti veya gündüz gelirse, ne dersiniz? Suçlular ondan neyi acele istiyorlar?”

51. (Azap) vaki olduktan / gerçekleştikten sonra mı ona iman ettiniz? Şimdi mi (aklınız başınıza geldi)? Oysaki siz onu, gerçekten acele istiyordunuz!

52. Sonra zulmeden kimselere denilir ki: “Sürekli olan azabı tadın! Kazanmakta olduklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?”

53. Senden haber istiyorlar: “Gerçek bu mu?” De ki: “Rabbime yemin ederim. Muhakkak ki o elbette gerçektir ve siz, gerçekten aciz bırakacaklar değilsiniz.”

54. Yeryüzünde ne varsa, zulmeden her nefse ait olsaydı, onunla fidye verirdi. Azabı gördükleri zaman pişmanlığı açığa vururlar. Aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar, haksızlığa uğratılmazlar.

55. Dikkat edin! Muhakkak ki göklerde ve yerde olanlar Allah’a aittir. Dikkat edin! Muhakkak ki Allah’ın vaadi gerçektir. Fakat onların çoğu bilmezler.

56. O diriltir ve öldürür ve O’na döndürülürsünüz.

57. Ey insanlar! Gerçekten size Rabbinizden bir öğüt ve gönüllerde olanlar için bir şifa ve iman edenler için bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir.

58. De ki: “Allah’ın lütfuyla ve rahmetiyle, işte bununla sevinsinler. O topladıklarından hayırlıdır.”

59. De ki: “Allah’ın size rızık olarak indirdiklerine ve onlardan (kimini) haram ve (kimini de) helal kılmanıza ne dersiniz?” De ki: “Allah mı size izin verdi yoksa Allah’a karşı iftira mı ediyorsunuz?”

60. Allah’a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı elbette lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.

61. Ona (bir işe) daldığınız zaman, üzerinize şahitler olduğumuzun dışında herhangi bir işte olmazsın ve ondan, (yani) Kur’an’dan bir şey okumazsın ve siz herhangi bir iş yapmazsınız. Apaçık Kitap’ta olanın dışında, yerde ve gökte zerre miskal ağırlığınca ve bundan daha küçüğü ve daha büyüğü hiç bir şey, Rabbinden gizli olmaz

62. Dikkat edin! Muhakkak ki Allah’ın dostlarına, onların üzerine, bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

63. Onlar ki iman ettiler ve Allah’a karşı gelmekten sakınıyorlardı.

64. Onlar için dünya ve ahiret hayatında müjde vardır. Allah’ın sözleri için değişiklik olmaz. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.

65. Onların sözleri seni üzmesin! Muhakkak ki izzet tamamen Allah’a aittir. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

66. Dikkat edin! Muhakkak ki göklerde ve yerde olanlar Allah’a aittir. Allah’ın dûnundan / astlarından olanlara dua eden kimseler, şirk koştukları ortaklara tabi olmuyor. Onlar zandan başka bir şeye tabi olmuyorlar. Onlar sadece saçmalıyorlar.

67. O ki geceyi size, onda dinlenmeniz için ve gündüzü de gösterici / aydınlatıcı olarak kılandır. Şüphesiz ki bunda işiten bir topluluk için elbette ayetler vardır.

68. Dediler ki: “Allah çocuk edindi.” O her türlü eksiklikten uzaktır, münezzehtir. O hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, çok zengindir. Göklerdekiler ve yerdekiler O’na aittir. Sizin yanınızda bu konuda hiçbir delil yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

69. De ki: “Muhakkak ki Allah hakkında yalan uyduran kimseler kurtuluşa eremezler.”

70. Dünyada geçici bir menfaat! Sonra dönüşleri bizedir. Sonra inkâr etmekte oldukları sebebiyle onlara şiddetli azabı tattırırız.

71. Onlara Nuh’un haberini oku! Hani o kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Eğer makamım ve Allah’ın ayetlerini size hatırlatmam, üzerinize büyük olduysa (ağır geldiyse), o takdirde ben, Allah’a güvenip dayandım. Artık siz ve de ortaklarınız toplanıp işinizi kararlaştırın! Sonra işiniz sizin aleyhinize bir dert olmasın! Sonra bana karşı uygulayın ve bana mühlet de vermeyin!”

72. “Eğer yüz çevirirseniz, ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim ancak Allah’ın üzerinedir ve ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum.”

73. Fakat onlar onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Öyleyse uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bak!

74. Sonra onun ardından, onların kavmine Resuller gönderdik. Onlara apaçık deliller getirdiler. Onlar da önceden kendisini yalanladıkları şeye asla inanıyor olmadılar. İşte haddi aşanların kalplerinin üzerini böyle mühürleriz.

75. Sonra onların ardından Musa ile Harun’u, ayetlerimizle Firavun ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Ancak onlar büyüklendiler ve suçlular kavmi oldular.

76. Onlara katımızdan gerçek gelince dediler ki: “Muhakkak ki bu, elbette apaçık bir sihirdir.”

77. Musa dedi ki: “Size gelince, gerçek için mi böyle diyorsunuz? Sihir midir bu? Oysa sihirbazlar kurtuluşa ermezler.”

78. Dediler ki: “Sen bizi babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden çevirmek ve bu toprakta büyüklüğün ikinizin olması için mi geldin? Biz ikinize iman edecekler değiliz.”

79. Firavun dedi ki: “Bana bütün bilgin sihirbazları getirin!”

80. Sihirbazlar gelince Musa onlara dedi ki: “Atacaklarınızı atın!”

81. Böylece onlar attıkları zaman, Musa dedi ki: “Sizin o getirdiğiniz şey sihirdir. Muhakkak ki Allah, onu boşa çıkaracaktır. Şüphesiz ki Allah, bozguncuların işini ıslâh etmez / düzeltmez.”

82. “Suçlular kötü görse bile, Allah sözleriyle hakkı ortaya çıkarır.”

83. Kendilerine kötülük yaparlar diye, Firavun ve ileri gelenlerinden bir korku üzere olmalarından, kavminden Musa’ya, bir zürriyetten başka iman eden olmadı. Şüphesiz ki Firavun bu toprakta iyice büyüklenmişti ve muhakkak ki o elbette aşırı gidenlerdendi.

84. Musa dedi ki: “Ey kavmim! Eğer Allah’a iman ettiyseniz, o takdirde O’na dayanıp güvenin! Eğer Müslümanlarsanız.”

85. Böylece dediler ki: “Allah’a dayanıp güvendik. Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu için bir fitne kılma!”

86. “Rahmetinle bizi kâfirler topluluğundan kurtar!”

87. Musa’ya ve kardeşine vahyettik ki: “İkiniz, kavminiz için Mısır’a evler hazırlayıp yerleşin ve evlerinizi kıble / ibadethane kılın ve salatı / namazı yerine getirin! Mü’minleri de müjdele!”

88. Musa dedi ki: “Rabbimiz! Sen Firavun’a ve ileri gelenlerine, dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Rabbimiz! İnsanları senin yolundan saptırmaları için mi? Rabbimiz! Onların mallarını yok et ve kalplerini şiddetle sık! Böylece acıklı azabı görünceye kadar iman etmesinler!”

89. (Allah) dedi ki: “İkinizin duasına icabet edildi. Artık istikamet üzere olun ve bilmeyenlerin yoluna da kesinlikle uymayın!”

90. İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de taşkınlık ve düşmanlıkla onları takip ettiler. Nihayet boğulma ona eriştiği zaman dedi ki: “İsrailoğullarının kendisine iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim ve ben de Müslümanlardanım.”

91. “Şimdi mi? Önce isyan etmiştin ve bozgunculardan olmuştun.”

92. “Senden sonrakilere bir ibret olman için, bugün senin bedenini kurtaracağız.” Muhakkak ki insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden gerçekten habersizlerdir.

93. Andolsun ki biz İsrailoğullarını doğru bir yere yerleştirdik ve onları temiz şeylerden rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki Rabbin, hakkında ayrılığa düşmekte oldukları şeyler hususunda, kıyamet günü aralarında hüküm verir.

94. Eğer sana indirdiğimizden şüphe içindeysen, o takdirde senden önce Kitap okuyan kimselere sor! Andolsun ki sana, Rabbinden gerçek geldi. Öyleyse sakın şüpheye düşenlerden olma!

95. Sakın Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma! Yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun.

96. Üzerlerine Rabbinin sözü hak olan kimseler iman etmezler.

97. Acıklı azabı görünceye kadar bütün ayetler onlara gelse bile.

98. Yunus kavminin dışında iman edip de imanı kendine yarar sağlamış bir kasaba olsaydı ya! Onlar (Yunus kavmi) iman edince onlardan dünya hayatında rezillik azabını kaldırdık ve belli bir süreye kadar (dünya nimetlerinden) onları yararlandırdık.

99. Rabbin dileseydi, elbette yeryüzündeki kimseler, onların hepsi, topluca iman ederdi. Öyleyse insanları, mü’min oluncaya kadar, sen mi zorlayacaksın?

100. Allah’ın izniyle (olan) hariç, hiç bir nefis için iman etmesi mümkün olmaz. Akıl etmeyenlerin üzerine de pislik kılar.

101. De ki: “Bakın! Göklerde ve yerde neler var?” (Fakat) ayetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma hiçbir fayda sağlamaz.

102. Onlar kendilerinden önce gelip geçmiş olanların (başlarına gelen) günlerin benzerinden başkasını mı gözleyip bekliyorlar? De ki: “Öyleyse bekleyin! Şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”

103. Sonra resullerimizi ve iman eden kimseleri işte böyle kurtarırız. Mü’minleri kurtarmak üzerimize bir haktır.

104, 105, 106. De ki: “Ey insanlar! Eğer benim dinimden şüphe içindeyseniz, ben sizin, Allah’ın dûnundan kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Fakat sizi vefat ettirecek olan Allah’a kulluk ederim. Ben mü’minlerden olmakla ve “Hanif olarak (*) yüzünü dine çevir ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma! Allah’ın dûnundan, sana faydası olmayan ve sana zarar da veremeyen şeylere yalvarıp dua etme! Eğer yaparsan, muhakkak ki sen, o zaman zalimlerden olursun.” diye emrolundum.

(*) Tevhit ile iman ederek, hakka yönelen bir kimse olarak

107. Eğer Allah sana bir sıkıntı dokundurursa, O’ndan başka onu giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu geri çevirecek de yoktur. Onu kullarından dilediğine isabet ettirir. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

108. De ki: “Ey insanlar! Size Rabbinizden hak gelmiştir. Artık kim doğruya yönelirse, ancak kendi nefsi için yönelir ve kim de sapıtırsa, ancak kendi aleyhine sapıtmış olur. Ben üzerinize bir vekil değilim.”

109. Sana vahyedilene uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret! O hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir