Tevbe Suresi

TEVBE SURESİ

Resmi Mushaf: 9 / İniş Sırası: 113 / Medine’de inmiştir. 129 ayettir.

Besmele ile başlanmayan tek sûredir.

1. Allah’tan ve O’nun resulünden, müşriklerden antlaşma yapmış olduğunuz kimselere bir ültimatomdur! (*)

(*) M.S. 628 yılında Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Ancak Mekkeli Kureyşlilerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi bu antlaşmaya aykırı biçimde, Müslümanların himâyesindeki Benî Huzaa kabilesine saldırdı. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’ye haber göndererek, öldürülenlerin kan bedellerinin ödenmesini veya Beni Bekir kabilesiyle olan ittifakın sonlandırılmasını, aksi halde Hudeybiye Antlaşması’nın bozulmuş sayılacağını ve savaşa mecbur kalacaklarını bildirdi. Mekkeliler, teklifleri reddettiler ve anlaşmayı hiçe saydılar. Böylece M.S. 630 yılında da Mekke fethedildi. Fakat her şeye rağmen müşrikler kendilerine iyi davranılmasına karşılık yine de Müslümanlar aleyhine işler çevirmeye devam ediyorlardı. Nihayet Tebük Gazvesi sonrasında Tevbe suresi ilgili ayetler indirildi. İnen bu ayetlerle artık müşriklerle Müslümanlar arasındaki anlaşmaların özellikle Hudeybiye anlaşmasının feshedildiği bildirildi.

2. Bu topraklarda dört ay (*) gidiş hazırlığı yaparak dolaşın ve bilin ki siz, Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz. Allah kâfirleri rezil edendir.

(*) Anlaşmanın feshedilmesiyle beraber adalet gereği müşriklere dört aylık bir süreç tanındı. Bu süreç içerisinde Mekke ve çevresini terk edecekler veya tevbe edip Allah’a ve Resulüne iman edeceklerdi. Bu süre içerisinde de onlara kimse zarar vermeyecekti. Ayette geçen ayların şevval, zilkade, zilhicce ve muharrem ayları olduğu tefsirlerde belirtilmiştir.

Bu ayetleri insanlara bildirme görevi verilen Ali radıyallahü anh kurban bayramı günü, Akabe cemresinin yanında hacılara duyurdu. Ayetleri okuduktan sonra da şöyle dedi: “Bana dört şey emredildi. Bu yıldan sonra Beytullah’a hiçbir müşrik yaklaşmayacak, Beyt’i çıplak tavaf etmeyecek, cennete ancak iman eden kimse girecek ve andlaşma yapılanlara sürelerinin sonuna kadar mühlet verilecek.” (Beydavi Tefsiri)

3. Allah’tan ve O’nun resulünden büyük hac gününde insanlara duyurudur ki Allah ve O’nun resulü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, sizin için o daha hayırlıdır. Eğer yüz çevirirseniz de bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. İnkâr eden kimseleri acıklı bir azapla müjdele!

4. Ancak antlaşma yaptığınız müşriklerden size karşı herhangi birşeyi eksiltmeyen ve sizin aleyhinize kimseye yardım etmeyen kimseler hariçtir. Öyleyse onların antlaşmalarını, müddetlerine kadar tamamlayın! Muhakkak ki Allah sakınanları sever.

5. Haram aylar geçtiği zaman, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün! Onları yakalayın ve onları mahsur bırakın (hapsedin)! Bütün gözetleme yerlerinde onlar için oturup bekleyin! Eğer tevbe ederlerse ve salâtı (namazı) ikame ederlerse ve zekâtı verirlerse o takdirde yollarını serbest bırakın! Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

6. Eğer müşriklerden biri senden güvence dileyip yanına gelmek isterse, Allah’ın sözünü dinleyene kadar ona güvence verip yanına al! Sonra onun için güvenli olan bir yere onu ulaştır! İşte bu, onların bilmeyen bir topluluk olmaları sebebiyledir.

7. Mescidi Haram’ın yanında antlaşma yaptığınız kimseler hariç, müşrikler için, Allah katında ve O’nun resulü yanında nasıl bir antlaşma olabilir? O halde onlar size doğru olmak isterse, siz de onlara doğru olmayı isteyin! Allah sakınanları sever.

8. Nasıl olur? Eğer onlar size karşı galip gelselerdi sizin hakkınızda ne bir yakınlık bağı ne de bir anlaşma gözetmezlerdi. Kalpleri karşı çıktığı halde ağızlarıyla sizi razı ediyorlar. Onların çoğu yoldan çıkmışlardır.

9. Allah’ın ayetlerini az bir bedele sattılar. O’nun yolundan alıkoydular. Muhakkak ki onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür!

10. Bir mü’min hakkında ne bir yakınlık bağı ne de bir anlaşma gözetmezler. İşte onlar, aşırı gidenlerin ta kendileridir.

11. Eğer tevbe ederlerse ve salâtı (namazı) ikame ederlerse ve zekâtı verirlerse artık dinde sizin kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

12. Anlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlarsa ve dininize dil uzatırlarsa o takdirde küfrün önderleriyle savaşın! Muhakkak ki onlar, yeminleri olmayanlardır. Umulur ki onlar vazgeçerler.

13. Yeminlerini bozan ve Resul’ü (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve size karşı (savaşı) ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Onlara korku (haşyet) mu duyuyorsunuz? Oysaki Allah, eğer iman edenlerseniz, kendisine korku (haşyet) duymanıza en layık olandır.

14. Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin ve onları rezil etsin ve onlara karşı size yardım etsin ve mü’minler topluluğunun gönüllerini ferahlandırsın.

15. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

16. Yoksa Allah’ın sizden cihad eden ve Allah’tan ve O’nun resulünden ve mü’minlerden başkasını sırdaş edinmeyen kimseleri bilmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yapıyor olduklarınızdan haberdardır.

17. Küfürleri sebebiyle kendileri üzerine şahitler oldukları halde, Allah’ın mescidlerini imar etmeleri, müşrikler için olmaz. İşte onların yaptıkları boşa gitmiştir. Ateşte sürekli kalanların da ta kendileridir.

18. Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve salâtı (namazı) ikame eden ve zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. Artık umulur ki onlar doğru yola erenlerden olurlar.

19. Hacılara su vermeyi ve Mescidi Haram’ı imar etmeyi, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad eden kimse (nin yaptığı) gibi mi kıldınız? Allah katında bir olmazlar. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. (*)

(*) İbnu Ebi Hatim’in Abdullah bin Abbas radıyallahu anh’tan rivayet ettiğine göre, Abbas Bedir’de esir edilince: “Eğer siz Müslümanlık, hicret ve cihadda bizi geçtiyseniz biz de Mescidi Haram`ı tamir eder ve hacılara su verirdik.” dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildiği rivayet edilir. Böylece anlaşılıyor ki iman etmek, Allah yolunda cihat etmek ve Allah rızası için gayret edip dine destek olmak, şekilci dindarlıktan ve bir takım şekli merasimlerden daha önce gelmektedir. Hacılara su vermek, Mescid-i Haram’ı onarmak ve bakımını sağlamak gibi hizmetler, ancak bunlar yerine geldikten sonra Allah nezdinde bir kıymet ifade etmektedir.

20. İman eden ve hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden kimseler, Allah katında derece olarak daha büyüktür. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

21. Rableri onları kendisinden bir rahmetle ve bir rızayla ve cennetlerle müjdeliyor. Orada kendileri için kalıcı nimetler vardır.

22. Onun içinde (cennette) sürekli kalacaklardır. Muhakkak ki Allah, katında büyük ecir olandır.

23. Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi kendinize dost edinmeyin! İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

24. De ki: “Eğer babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve eşleriniz ve aşiretiniz ve kazandığınız mallar ve durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler size, Allah’tan ve O’nun resulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevgiliyse, o takdirde Allah emrini bildirinceye kadar gözetleyip bekleyin! Allah fasıklar topluluğunu doğru yola erdirmez.”

25. Andolsun ki Allah, pek çok yerde size yardım etti. Huneyn günü! Hani çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de size bir fayda sağlamamıştı ve geniş olduğu halde, yeryüzü size dar gelmişti. Sonra da arkasını dönenler olarak dönüp kaçmıştınız.

26. Sonra Allah, kendi resulü ve mü’minler üzerine sekinet / güven duygusu indirdi ve sizin görmediğiniz askerler indirdi ve gerçeği örtüp inkâr edenleri azaplandırdı. İşte bu, kâfirlerin karşılığıdır.

27. Sonra Allah, bunun ardından, dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

28. Ey iman edenler! Şüphesiz ki Allah’a ortak koşanlar pistir. Artık bu yıllarından sonra Mescidi Haram’a yaklaşmasınlar! Yoksulluğa düşmekten korkarsanız, Allah kendi lütfuyla, eğer dilerse, sizi ilerde zengin edecektir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

29. Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen ve Allah’ın ve O’nun resulünün haram kıldığını haram kılmayan ve kendilerine Kitap verilmiş olanlardan hak dini din edinmeyen kimselerle, küçülmüş olarak, zelil ve aciz bir şekilde cizye verinceye kadar savaşın!

30. Yahudiler dedi ki: “Uzeyr Allah’ın oğludur.” (*) Hırıstiyanlar da dedi ki: “Mesih Allah’ın oğludur.” Bu kendi ağızlarıyla söyledikleri onların sözüdür. Önceden gerçeği örtüp inkâr etmiş olanların sözünü taklit ediyorlar. Allah onları katletti. (**) Nasıl da çevriliyorlar?

(*) İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas radıyallahu anh’tan rivayet ettiğine göre tanınmış bazı yahudi bilginleri Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Biz sana nasıl uyarız? Sen bizim kıblemizi bıraktın. Üstelik Uzeyr’in Allah’ın oğlu olduğunu da kabul etmiyorsun!” dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.

(**) “Katele humullahu” ifadesi tam tercümesi “Allah onları katletti” demektir ancak “Allah onların canını alsın!” şeklinde de yaygın bir kullanımı vardır.

31. Onlar hahamlarını ve rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından rabler edindiler. Oysaki “Tek olan ilaha kulluk etsinler!” emrinden başka bir şeyle emrolunmamışlardı. O’ndan başka ilah yoktur. O, ortak koştuklarından münezzehtir.

32. Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah da gerçeği örtüp inkâr edenler kötü görse bile, nurunun tamamlanmasından başkasını reddeder.

33. O, Allah’a ortak koşanlar kötü görse bile, onu bütün dinlerine karşı üstün kılmak için, Resulünü hidayetle ve gerçek dinle gönderendir.

34. Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin çoğu insanların mallarını batılla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. O kimseler ki altını ve gümüşü biriktiriyorlar ve onu Allah yolunda infak etmiyorlar (ihtiyaç sahiplerine harcamıyorlar). İşte onları acıklı bir azapla müjdele!

35. O gün, bu (altın ve gümüşler) cehennem ateşinde kızdırılır da alınları ve yanları ve sırtları onunla dağlanır. Bu, nefisleriniz için biriktirdiğiniz şeylerdir. Öyleyse, tadın biriktirmekte olduğunuz şeyleri!

36. Muhakkak ki Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı gün Allah’ın kitabında, ay olarak on ikidir. Onun dördü haramdır. (*) İşte kalıcı din budur. Onlarda (o aylarda) kendinize zulmetmeyin! Müşriklerin sizinle topyekün savaşmaları gibi siz de onlarla topyekün savaşın! Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.

(*) Haram aylar Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir. Haram aylar, kendisine saldırılması hariç savaş olmayan aylardır.

37. (Haram ayları başka aylara) ertelemek küfürde ziyadeliktir. İnkâr eden kimseler onunla saptırılır. Allah’ın haram kıldığının sayısını denk getirmeleri için, onu bir yıl helal kılıyorlar ve onu bir yıl da haram kılıyorlar. Böylece Allah’ın haram kıldığını helal kılıyorlar. Yaptıkları işlerin kötülüğü, onlara süslü gösterildi. Allah kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.

38. Ey iman edenler! Size ne oldu ki “Allah yolunda sefere (savaşa) çıkın!” denildiği zaman yere çakılıp kaldınız? Ahiretten (vazgeçip) dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysaki dünya hayatının geçici menfaati, ahiretin yanında az bir şeyden başkası değildir.

39. Eğer savaşa çıkmazsanız (Allah) size acıklı bir azapla azap eder ve sizden başka bir topluluğu yerinize getirir. O’na da hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Allah her şeye gücü yetendir.

40. Siz ona (Resulullah’a) yardım etmeseniz de Allah ona yardım etmişti. Hani gerçeği örtüp inkâr edenler onu, (Mekke’den) çıkarmışlardı. İki kişinin ikincisiydi. (*) Hani o ikisi mağaradaydı. Hani arkadaşına demişti ki: “Üzülme! Muhakkak Allah bizimledir.” Böylece Allah da onun üzerine sekinesini (**) indirmişti. Sizin görmediğiniz askerlerle onu desteklemişti. İnkâr edenlerin sözünü aşağı kıldı. Allah’ın sözü ise en yüce olanın ta kendisidir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

(*) Mağaradaki iki kişinin birisi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem idi ve diğeri ise onun yanındaki arkadaşı Ebu Bekir radıyallahu anh idi.
(**) Ayette geçen sekine ifadesi, güven duygusu, iç huzuru, kalben rahatlık, sakinlik, sükûnet demektir.

41. Gerek hafif ve gerekse ağırlıklı (*) olarak sefere (savaşa) çıkın ve mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin! Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

(*) Genç, ihtiyar; binekli, bineksiz; silahlı, silahsız; kolay, zor; hoşunuza gitse de gitmese de her hal u kârda, topyekün

42. Eğer yakın bir menfaat ve kolay bir yolculuk olsaydı mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli mesafe onlara uzak geldi. Yine de “Eğer gücümüz yetseydi elbette sizinle birlikte çıkardık.” diye Allah’a yemin edecekler. Onlar kendilerini helak ediyorlar. Allah bilir ki şüphesiz onlar, elbette yalancılardır.

43. Allah seni affetsin! Doğru söyleyen kimseler sana iyice belli oluncaya ve yalancıları bilinceye kadar onlara niçin izin verdin?

44. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimseler, mallarıyla ve canlarıyla cihat etmeye, senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir.

45. Senden sadece Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen ve kalplerinde şüphe olan kimseler izin isterler. İşte onlar şüpheleri içinde tereddüd edip dururlar.

46. Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi, onun için kesinlikle hazırlık yaparlardı. Ama Allah onların (isteksizce savaşa) kalkışmalarını hoş görmedi ve onları durdurdu. Onlara “Oturanlarla birlikte siz de oturun!” denildi.

47. Eğer onlar sizin içinizde savaşa çıksalardı, zarardan başka size katkıları olmazdı ve sizin için fitne isteyerek aranızda elbette gayret gösterirlerdi. İçinizde onlar için dinleyenlenler vardı. Allah zalimleri bilendir.

48. Andolsun ki onlar önceden de fitne istemişler ve senin için işleri tersine çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi. Onlar hoş görmeseler de Allah’ın emri açığa çıkıp üstün geldi.

49. Onlardan kimi de der ki: “Bana izin ver ve beni fitneye düşürme!” Dikkat edin! Onlar zaten fitnenin içine düştüler. Muhakkak ki cehennem, elbette kâfirleri kuşatıcıdır.

50. Sana bir iyilik isabet etse, onları kötü eder. Sana bir kötülük isabet etse, “Biz önceden işimizi (sağlama) almıştık.” derler ve onlar, sevinerek sırtlarını dönerler.

51. De ki: “Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla isabet etmez. O bizim velimizdir. Artık Mü’minler Allah’a güvenip dayansınlar!”

52. De ki: “Siz bizim için iki iyiliğin (*) birinden başkasını mı gözetleyip bekliyorsunuz? Biz de Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle bir azabı, size isabet ettirmesini gözetleyip bekliyoruz. Öyleyse gözetleyip bekleyin! Muhakkak ki biz de sizinle birlikte gözetleyip bekleyenleriz.”

(*) İki iyilikten maksat, Allah yolunda şehitlik ve zafere ulaşmaktır.

53. De ki: “İsteyerek veya istemeyerek infak etseniz de (ihtiyaç sahiplerine harcasanız da) sizden kabul edilmeyecektir. Şüphesiz ki siz fasıklar topluluğu oldunuz.”

54. İnfaklarının (ihtiyaç sahiplerine harcamalarının) onlardan kabul edilmesine, onların Allah’ı ve O’nun resulünü inkâr etmeleri ve üşenerek (gelmeleri) dışında namaza gelmemeleri ve çirkin görerek (infak etmeleri) dışında infak etmemelerinden başka bir şey onlara mani olmadı.

55. Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin! Muhakkak ki Allah onunla, dünya hayatında onlara azab etmeyi ve kâfir oldukları halde canlarının çıkmasını ister.

56. Muhakkak ki onlar sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Fakat onlar korkaklar topluluğudur.

57. Eğer onlar bir sığınak veya mağaralar veya girecekleri bir delik bulsalardı süratle koşarak oraya yönelirlerdi.

58. Onların kimisi de sadakalar konusunda sana dil uzatır. Eğer ondan verilirse hoşnut olurlar ve eğer ondan verilmezse bir de bakarsın ki onlar, öfkelenirler.

59. Keşke onlar, Allah’ın ve O’nun resulünün kendilerine verdiği şeylere razı olsalardı ve deselerdi ki: “Allah bize yeter. Allah ve O’nun resulü kendi lütfundan bize verecektir. Muhakkak ki biz Allah’a gönülden bağlı olanlarız.”

60. Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak, ancak yoksullara ve düşkünlere ve onun üzerinde çalışanlara (zekât toplayanlara) ve kalpleri ısındırılacak olanlara ve kölelere ve borçlulara ve Allah yolunda olanlara ve yolda kalmış yolculara aittir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

61. Onlardan Nebi’ye eza edenler vardır ve derler ki: “O bir kulaktır.” De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır. Allah’a inanır ve mü’minlere inanır. Sizden iman edenler için bir rahmettir. Onlar ki Allah’ın resulüne eza ederler. Onlar için acıklı bir azap vardır.”

62. Sizi hoşnut etmek için size karşı Allah’a yemin ederler. Eğer onlar iman edenler ise, Allah ve O’nun resulü, kendisini razı etmelerine daha çok hak sahibidir.

63. Bilmezler mi? Şüphesiz her kim Allah’a ve O’nun resulüne karşı gelirse, artık muhakkak ki ona, içinde ebedîyen kalmak üzere cehennem ateşi vardır.

64. Münafıklar, kalplerinde olanı onlara bildirecek bir surenin, kendileri üzerine indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: “Siz alay edin! Şüphesiz ki Allah çekindiğiniz şeyi ortaya çıkarandır.”

65. Elbette onlara sorsan, kesinlikle onlar derler ki: “Biz sadece lafa dalmıştık ve oynuyorduk.” De ki: “Allah ile ve O’nun ayetleri ile ve O’nun resulü ile mi alay ediyordunuz?”

66. Özür dilemeyin! Muhakkak ki siz, imanınızden sonra inkâr ettiniz. Sizden bir grubu bağışlasak bile, bir gruba da suçlu olmalarından dolayı azap edeceğiz.

67. Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emrederler ve iyilikten men ederler ve ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular böylece Allah da onları unuttu. Şüphesiz ki münafıklar fasıkların kendileridir.

68. Allah münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kâfirlere içinde sürekli kalacakları cehennem ateşini vaadetti. O onlara yeter. Allah onları lanetledi. (*) Onlar için kalıcı bir azap vardır.

(*) “Leane humullahu” ifadesi tam tercümesi “Allah onları lanetledi” demektir ancak “Allah onlara lanet etsin!” şeklinde de yaygın bir kullanımı vardır.

69. (Ey münafıklar!) Sizden öncekiler gibisiniz. Onlar kuvvetçe sizden daha şiddetliydiler ve mal bakımından ve evlât yönünden daha çoktular. Onlar (dünyadan) kendi paylarına düşenle faydalanmak istediler. Sizden öncekilerin, kendi paylarına düşenle faydalanmak istedikleri gibi, siz de kendi payınıza düşenle faydalanmak istediniz. Dalıp giden kimseler gibi siz de dalıp gittiniz. İşte onlar var ya! Onların yaptığı işler dünyada ve ahirette boşa gitti. İşte onlar, zarara uğrayanların ta kendileridir.

70. Onlara kendilerinden önceki kimselerin, Nuh kavminin ve Ad’ın ve Semud’un ve İbrahim kavminin ve Medyen halkının ve yerle bir edilmiş olanların haberi gelmedi mi? Onlara resulleri açık deliller de getirmişti. Allah onlara zulmetmiyordu fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

71. Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler ve kötülükten alıkoyarlar. Salâtı (namazı) ikâme ederler ve zekâtı verirler ve Allah’a ve O’nun resulüne itaat ederler. İşte onlar, Allah’ın kendilerine rahmet edeceği kimselerdir. Şüphesiz ki Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

72. Allah mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içlerinde sonsuza kadar kalacakları cennetler ve Adn cennetinde güzel meskenler vaadetti. Allah’tan bir rıza, daha büyüktür. İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.

73. Ey Nebi! İnkâr edenlerle ve ikiyüzlülerle cihad et ve onlara karşı sert davran! Onların barınakları cehennemdir. Ne kötü bir varış yeri!

74. “Söylemedik” diye Allah’a yemin ediyorlar. Andolsun ki küfür sözünü söylediler ve İslam olmalarından sonra inkâr ettiler ve ulaşamadıkları bir şeye giriştiler. Sadece Allah ve O’nun resulü, kendi lütfundan onları zengin etti diye öç almağa kalktılar. Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Eğer yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette acıklı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde ne bir veli ne de bir yardımcı yoktur.

75. Onlardan kimi Allah’a ahdetti: “Elbette eğer kendi lütfundan bize verirse, mutlaka sadaka vereceğiz ve mutlaka salihlerden olacağız.”

76. Böylece Allah kendi lütfundan onlara verince, onunla cimrilik ettiler ve onlar yüz çevirenler olarak sırtlarını döndüler.

77. Bunun üzerine, Allah’a verdikleri sözü yerine getirmemeleri sebebiyle ve yalan söylüyor olduklarından dolayı, ona kavuşacakları güne kadar onları, kalplerinde ikiyüzlülük bulunanlar haline çevirdi.

78. Allah’ın onların sırlarını ve onların fısıldaşmalarını bildiğini ve Allah’ın görünmeyenleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi?

79. İman edenlerden gönülden isteyerek verenleri ve güçlerinden başka bir şey bulamayanları sadakalar hakkında çekiştiren, sonra da onlardan alay eden kimseler var ya, asıl Allah onlardan (alay edenlerle) alay etmiştir. Onlar için acıklı bir azap da vardır. (*)

(*) Buhari ve Müslim`in Abdullah bin Mes`ud (radıyallahu anh)’dan rivayet ettiklerine göre Müslümanlardan Allah yolunda sadaka vermeleri istenince, sırtlarında sadakalarını getirip teslim etmeğe başladılar. Bir adam çok miktarda mal getirip teslim etti. Münâfıklar onun hakkında dediler ki: “Gösteriş için böyle yapıyor.” Sonra bir başka adam gelip bir sa’ (bir ölçü birimidir) sadaka verdi. Münâfıklar onun hakkında da: “Allah’ın bunun sadakasına ihtiyacı yoktur.” dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirilmiştir.

80. Onlar için bağışlanma dile veya onlar için bağışlanma dileme! Eğer onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah’ı ve O’nun resulünü inkâr etmelerinden dolayıdır. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez.

81. Geride kalanlar Allah’ın resulünün hilâfına olarak oturup kalmalarına sevindiler. Mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler. Dediler ki:“Sıcakta savaşa çıkmayın!” De ki:“Cehennemin ateşi sıcaklık olarak daha şiddetlidir.” Keşke derinlemesine kavrıyor olsalardı.

82. Kazanmakta oldukları sebebiyle, bir karşılık olarak, artık az gülsünler ve çok ağlasınlar!

83. Eğer Allah seni onlardan bir topluluğa geri döndürürse, savaşa çıkmak için senden izin isterlerse, o takdirde de ki: “Benimle birlikte sonsuza kadar savaşa çıkmayacaksınız ve benimle birlikte düşmana karşı savaşmayacaksınız. Muhakkak ki siz, ilk defasında oturup kalmaya razı oldunuz. Öyleyse geride kalanlarla birlikte oturup kalın!”

84. Onlardan ölen birinin üzerine sonsuza kadar namaz kılma ve onun kabrinde de durma! Muhakkak ki onlar, Allah’ı ve O’nun resulünü inkâr ettiler ve fasık kimseler olarak öldüler.

85. Onların malları ve onların çocukları seni hayrete düşürmesin! Sadece Allah onlara, dünyada onunla azab etmeyi ve onların kâfirler olarak canlarının çıkmasını istemektedir.

86. “Allah’a iman edin ve O’nun resulü ile beraber cihad edin!” diye bir sure indirildiği zaman, onlardan varlık sahibi olanlar senden izin istediler ve dediler ki: “Bırak bizi, oturanlarla birlikte olalım!”

87. Geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular ve kalplerinin üzerine mühür vuruldu. Artık onlar derinlemesine kavrayamazlar.

88. Fakat Resul ve onunla birlikte olan mü’minler mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar var ya, hayırlar onlara aittir. İşte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

89. Allah onlara içinde sürekli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte bu, büyük kurtuluştur.

90. Bedevilerden özür beyan edenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah’a ve O’nun resulüne yalan söyleyen kimselerse oturup kaldı. Onlardan gerçeği örtüp inkâr edenlere, acıklı bir azap isabet edecektir.

91. Zayıflara ve hastalara ve harcayacak bir şey bulamayan kimselere, Allah ve O’nun resulüne sadık ve samimi oldukları takdirde, bir zorluk yoktur. İyilik edenlerin aleyhine de bir yol yoktur. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

92. Kendilerini bindirmen için sana geldiklerinde: “Üzerine sizi bindireceğim bir şey bulamıyorum.” dediğin zaman infak edecek (harcayacak) bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntülü halde gözleri yaş akıtarak geri dönen kimselerin üzerine de (bir zorluk) yoktur.

93. Yol sadece zengin oldukları halde senden izin isteyen kimselerin aleyhinedir. Onlar geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. Allah kalplerinin üzerine mühür vurdu. Fakat onlar bilmezler.

94. Onlara döndüğünüz zaman, size özür beyan ederler. De ki: “Özür beyan etmeyin! Size inanmayacağız. Allah sizin haberlerinizi bize bildirmişti. Allah ve O’nun resulü amellerinizi görecektir. Sonra görünmeyeni de görüneni de bilene döndürüleceksiniz. Böylece O size, yapmakta olduklarınızı haber verecektir.”

95. Yanlarına döndüğünüz zaman, onlardan uzak durmanız için, size karşı Allah’a yemin edecekler. Öyleyse onlardan uzak durun! Muhakkak ki onlar pistir. Kazanmakta oldukları sebebiyle bir karşılık olarak, onların barınakları da cehennemdir.

96. Kendilerinden razı olmanız için size karşı yemin ederler. Siz onlardan razı olsanız da şüphesiz ki Allah fasıklar topluluğundan razı olmaz.

97. Bedeviler küfür ve nifak olarak daha şiddetlidir ve Allah’ın kendi resulüne indirdiği şeyin sınırlarını bilmemeye daha yatkındırlar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

98. Bedevilerden kimisi, infak ettiğini (ihtiyaç sahiplerine harcadığını) bir kayıp sayar ve sizin başınıza belaların gelmesini gözleyip bekler. Kötü belalar onların üzerinedir. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

99. Bedevilerden kimisi de, Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini (ihtiyaç sahiplerine harcadığını) Allah katında yakınlığa ve Peygamberin dualarına vesile edinir. Dikkat edin! Şüphesiz ki o, onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine sokacaktır. Muhakkak ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

100. Muhacirlerden ve Ensardan ilk öncüler ve onlara iyilikle uyanlar, Allah onlardan razı oldu ve onlar da O’ndan razı oldular. Onlara içinde sürekli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte bu, büyük kurtuluştur.

101. Bedevilerden çevrenizde olan kimselerden münafıklar ve Medine halkından da münafıklığa iyice alışmış olanlar vardır. Sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki kere azap edeceğiz. Sonra büyük bir azaba döndürülecekler.

102. Diğerleri de günahlarını itiraf ettiler. Onlar salih bir ameli, bir başka kötüyle karıştırdılar. Umulur ki Allah, onların tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

103. Onların mallarından sadaka al ki onunla kendilerini temizleyesin ve arındırasın. Onlara dua et! Senin duan onlar için iç huzurudur. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

104. Onlar bilmediler mi? Allah O’dur ki, kullarının tevbelerini kabul eder ve onların sadakalarını alır ve şüphesiz Allah, tevbeleri çokça kabul edendir ve çok merhamet edendir.

105. De ki: “Yapın! Allah ve O’nun resulü ve mü’minler yaptıklarınızı görecek ve gizli olanı da açık olanı da bilene döndürüleceksiniz. Böylece O, yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.”

106. Diğer bazıları da Allah’ın emrine bırakılmışlardır. Ya onlara azap eder ya da tevbelerini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

107. Zarar vermek ve gerçeği örtüp inkâr etmek ve mü’minlerin arasını ayırmak ve önceden Allah’a ve O’nun resulüne savaş açmış kimseler için gözcülük etmek için mescid edinen kimseler (*) var ki onlar, mutlaka “Biz iyilikten başka bir şey istemedik.” diye yemin ederler. Allah şüphesiz onların, yalancılar olduklarına şahitlik eder.

(*) Medine münafıkları, Hıristiyan olan ve İslâm aleyhinde kışkırtmalarda bulunan birisiyle işbirliği yaparak, üs olarak kullanılmak üzere bir mescid inşa etmişlerdi. Peygamberimizden de burada ilk namazı kıldırmasını istemişlerdi. Peygamberimiz o sırada Tebük seferine hazırlanıyordu. “Dönüşte” cevabını vermişti. Sefer dönüşünde bu âyetler nazil olunca Peygamberimiz bu mescidi yaktırdı. Âyette geçen “zarar vermek üzere” bina edildiğini bildiren “dırar” sözcüğü nedeniyle bu zararlı mescid, “Mescid-i Dırar” adıyla anılır olmuştur.

108. Onun içinde asla (namaza) durma! Şüphesiz ilk günden takva üzere kurulan mescid, içinde (namaza) durmana daha layıktır. Orada kendilerini temizlemeyi seven adamlar var. Allah temizlenenleri sever.

109. Binasını Allah’tan sakınma ve rıza üzerine kuran kimse mi hayırlıdır yoksa binasını çökecek bir uçurumun kenarı üzerine kurup da onunla birlikte cehennem ateşinin içine yuvarlanan kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.

110. Kurdukları binaları, kalpleri paramparça olmadıkça, kalplerinde bir şüphe olarak kalmaya devam edecektir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

111. Muhakkak ki Allah, iman edenlerden, onların canlarını ve onların mallarını, cennetin onların olması karşılığıyla satın aldı. Onlar Allah yolunda savaşırlar da O’nun üzerine bir vaad olarak, Tevrat ve İncil ve Kur’an’daki bir gerçek olarak öldürürler ve öldürülürler. Allah’dan daha çok ahdine vefa gösteren kim vardır? Öyleyse onunla yaptığınız alışverişiniz sebebiyle sevinin! İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.

112. Tevbe edenler, kulluk edenler, hamdedenler, (Allah yolunda cihâd etmek ve İslâm’ı tebliğ etmek için yeryüzünde) seyahat edenler / oruç tutanlar (*), rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar, Allah’ın koyduğu sınırları muhafaza edenler var ya, bu Müminleri de müjdele!

(*) Ayette geçen “saihun” kelimesi tefsirlerde genellikle “oruç tutanlar” olarak açıklanmaktadır. Bu kelimenin sözlükteki karşılığı “seyahat edenler, yeryüzünden dolaşanlar”dır. Abdullah ibnu Mes’ud radıyallahu anh ve Abdullah ibnu Abbas radıyallahu anh bu kelimeyle kastedilenlerin “oruç tutanlar” olduğunu ifade etmişlerdir. Böylece “es-Sâihûn” kelimesi, “Oruç tutanlar” şeklinde tercüme edilebileceği gibi “(Allah yolunda) seyahat edenler” şeklinde de tercüme edilebilir.

113. Cehennemin sahibi (cehennemlik) oldukları onlar için belli olduktan sonra, akraba bile olsalar, Allah’a ortak koşanlar için mağfiret dilemeleri, Nebi ve iman eden kimseler için olmaz.

114. İbrahim’in babası için mağfiret dilemesi, yalnızca ona vadettiği bir vaatten başka bir şey değildi. Sonunda onun Allah’a düşman olduğu kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu biriydi.

115. Allah, onları doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayana kadar bir topluluğu saptıracak değildir. Muhakkak ki Allah her şeyi bilendir.

116. Muhakkak ki Allah göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olandır. Diriltir ve öldürür. Sizin için Allah’ın yarattığı astlarından ne bir veli ne de bir yardımcı yoktur.

117. Andolsun ki Allah, Nebi’nin ve onlardan bir grubun kalplerinin neredeyse kayacak duruma gelmesinin ardından, zorluk saatinde ona uyan muhacirlerin ve ensarın tevbelerini kabul etmişti. Sonra (yine) tevbelerini kabul etti. Şüphesiz ki O, onlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir. (*)

(*) Tebük Seferinde, İslâm Ordusu gāyet boğucu bir sıcakta ve büyük zahmetler içinde Şam’a hareket etmişti. O kadar ki, gāzilerin naklettiklerine göre, iki kişi bir hurmayı paylaşıyor, on kişiye bir deve düşüyor ve ona nöbetle biniyorlardı. İslâm târihine “Zorluk Seferi” olarak geçen bu Tebük Seferinde, tahammülü aşan sıcaklar ve sıkıntılar yüzünden, içlerinden bir tâife artık dayanamayıp geri dönmek istemiş ise de, hemen pişmân olup tevbe etmişlerdi. (Celâleyn Şerhi, c. 3, 320)

118. Ve (seferden) geri bırakılan o üç kişinin de (tevbelerini kabul etti.) Hatta geniş olmasına rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Kendi canları da onlara dar gelmişti. O’na sığınmanın dışında Allah’tan başka bir sığınak olmadığını anlamışlardı. Sonra tevbe etmeleri için tevbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametli olandır.

119. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun!

120. Medine halkının ve Bedevî Araplar’dan onların çevresindeki kimselerin, Allah’ın Resulünden geri kalmaları olmaz. Onun canından çok kendi canlarına rağbet etmeleri de olmaz. Onunla kendilerine salih bir amel yazılandan başka Allah yolunda bir susuzluk ve bir yorgunluk ve bir açlık çekmezler. Kâfirleri öfkelendirecek bir yere de ayak basmazlar ve düşman karşısında bir başarı sağlamazlar. Şüphesiz ki Allah, iyilik edenlerin ecirlerini zayi etmez.

121. Allah’ın onlara, yapmakta olduklarının daha güzeliyle karşılık vermesi için, onlara yazılandan başka, ne küçük ne de büyük bir harcama infak etmezler ve bir vadiyi de geçmezler.

122. İman edenlerin toptan sefere (savaşa) çıkmaları uygun değildir. Onlardan her kabileden bir grup, dinde derin bilgiler edinmek için ve (gidenler) kendilerine döndükleri zaman, kavimlerini uyarmak için sefere çıkmasaydı ya! Umulur ki onlar, sakınırlar.

123. Ey iman edenler! Gerçeği örtüp inkâr edenlerden (öncelikle) size yakın olanlarla savaşın! Sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.

124. Bir sure indirildiği zaman, onlardan kimisi der ki: “Bu, hanginizi iman olarak arttırdı?” İman edenlere gelince de iman olarak onları arttırdı ve onlar sevinip müjdeleşirler.

125. Kalplerinde hastalık olanlara gelince de pisliklerine pislik olarak onları arttırdı ve onlar kâfirler olarak öldüler.

126. Görmüyorlar mı ki onlar, her yılda bir kere veya iki kere imtihan ediliyorlar. Sonra tevbe etmiyorlar ve onlar düşünüp öğüt almıyorlar?

127. Bir sure indirildiği zaman, bazısı bazısına bakar “Sizi birisi görüyor mu?” (der). Sonra uzaklaşırlar. Derinlemesine kavrayamayan bir topluluk olmaları sebebiyle, Allah onların kalplerini çevirmiştir.

128. Andolsun ki size, kendinizden bir resul gelmiştir ki sıkıntıya düştüğünüz şey ona çok güç gelir. Size çok düşkündür. Müminlere çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

129. Eğer yüz çevirirlerse o takdirde de ki: “Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben O’na güvendim. O, büyük Arş’ın Rabbidir.”

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir