Enfal Suresi

ENFAL SURESİ

Resmi Mushaf: 8 / İniş Sırası: 88 / Medine’de inmiştir. 75 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Sana ganimetlerden soruyorlar. De ki: “Ganimetler Allah’ın ve Resulündür. Eğer mü’minler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının ve aranızı düzeltin ve Allah’a ve O’nun resulüne itaat edin!”

2. Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen ve kendilerine O’nun ayetleri okunduğunda, iman olarak onları arttıran ve Rablerine dayanıp güvenen kimseler ancak Mü’minlerdir.

3. Salâtı (namazı) ikame eden ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak eden (ihtiyaç sahiplerine harcayan) kimselerdir.

4. İşte onlar, gerçek mü’minlerin ta kendileridir. Onlar için Rabbleri katında dereceler ve bağışlanma ve bol rızık vardır.

5. Tıpkı müminlerden bir grup kesinlikle hoş görmediği halde, Rabbinin seni hak üzere (savaşmak için) evinden çıkarmasına benzer. (*)

(*) Resulullah aleyhisselam Medine’de Ebu Süfyan’ın ticaret kervanının gelmekte olduğunu haber almıştı. Böylece kervanının önünü kesmek üzere hazırlığa başlamışlardı. Bu savaşa çıkılırken mü’minlerden bazıları hazırlıksız oldukları gerekçesiyle itirazda bulunmuşlarsa da yine de yola çıkılmıştı. Ancak Kureyş’ten kervanı korumak üzere müşriklerin geldiği haberi ulaşınca sahabilerden bazılarının “Ya Resulullah! Vallahi biz bu toplulukla savaşacak güce sahip değiliz. Biz kervanın önünü kesmek için yola çıkmıştık.” demelerine rağmen savaşmaya karar verilmişti. Böylece Bedir savaşı gerçekleşmiş ve Bedir savaşında başarılı olunmuştu. Ama savaş sonrasında ganimetlerin paylaşılması konusunda sahabeler arasında hoşnutsuzluk çıkmıştı. İşte ayette, ganimetlerin paylaşımı sırasında karşılaşılan hoşnutsuzluk belirtilmekte olup bu hoşnutsuzluk, sefere çıkılırken de yaşanmış olan hoşnutsuzluğa benzetilmektedir.

6. Ortaya çıktıktan sonra, hak hususunda seninle tartışıyorlardı. Sanki onlar bakar oldukları halde (göz göre göre) ölüme sürükleniyorlardı.

7. Allah size iki gruptan birinin sizin olacağını vadetmişti. Sizse güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.

8. Suçlular hoşlanmasa da hakkı gerçekleştirmek ve batılı yok etmek için.

9. Hani Rabbinizden yardım diliyordunuz da O, size icabet etmişti. “Muhakkak ki ben, birbirini izleyen meleklerden binlercesiyle size imdat edeceğim.”

10. Allah onu bir müjde olmasından ve kalbinizin onunla yatışmasından başka bir şey için yapmadı. Allah’ın katından başka bir yerden de yardım yoktur. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

11. Hani O’ndan bir güven duygusu olarak sizi hafif bir uykuyla bürümüştü. Size gökten su da indirmişti. Sizi onunla temizlemek ve sizden şeytanın pisliğini gidermek için ve kalplerinizi birleştirmek ve ayaklarınızı sabit kılmak için. (*)

(*) Bedir savaşından önceki hazırlık safhaları anlatılıyor. İnananlara nazaran müşrikler hem sayıca hem de silah ve teçhizat bakımından güçlüydü. Bedir’e müşrik ordusu daha önce gelmiş, su kuyularının bulunduğu yere mevzilenmiş ve Müslümanlara su vermiyorlardı. Ayrıca Müslümanların bulundukları yer kumluktu ve hareket imkânları çok zayıftı. Bütün bunlarla beraber müşriklerin sayı üstünlüğü, onların kalbine de vesvese veriyordu. Vesveseden kastedilen, imanları henüz olgunluğa ermemiş bazılarının, şeytanın verdiği vesvese ile “Eğer siz hak ve istikamet üzere bir cemâat olsaydınız, burada susuz kalmazdınız!” diye tereddüde düşmeleridir. Allah, savaştan bir önceki gece, onlara hafif bir uyku vererek sinirlerinin yatışmasını ve morallerinin düzelmesini sağladı. Ali radıyallahu anh’ın rivâyetine göre Peygamberimizden başka herkes uyumuş, o ise sabaha kadar namaz kılıp duâ etmişti. Sabahleyin ise hepsinin gönüllerini mükemmel bir güven duygusu sarmıştı. (Kurtubî)
Savaştan önce de yağmur yağmıştı. Cenâb-ı Hakk’ın bu yağmuru o ihtiyaç ânında ihsân etmesi, zaferin Müslümanlardan yana olacağına dâir kalblere kuvvet veren bir delil olmuştu. Uykuyla kalpleri sakinleşen Müslümanlar bu yağmurla da suya kavuştular, kalplerindeki vesveseleri yok oldu ve zemin sertleştiği için de mükemmel bir hareket kabiliyeti kazandılar. (Beyzâvî, c. 1, 377)

12. Hani Rabbin meleklere vahyetmişti “Şüphesiz ben sizinleyim. İman edenleri sabit kılın! İnkâr edenlerin kalplerine korku atacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne ve vurun onlardan herbirinin parmak uçlarına!”

13. Bu onların Allah’a ve O’nun resulüne karşı gelmeleri sebebiyledir. Kim Allah’a ve O’nun resulüne karşı gelirse şüphesiz Allah cezası çok çetin olandır.

14. İşte böyle, artık tadın onu! Şüphesiz ateşin azabı inkâr edenler içindir.

15. Ey iman edenler! İnkâr edenlerle toplu halde karşılaştığınız zaman, sakın onlara arkalarınızı dönmeyin!

16. Kim böyle bir günde onlara sırtını dönerse, savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir birliğe katılmak hariç, o takdirde Allah’tan bir gazaba uğramış olur ve onun barınağı cehennemdir. Ne kötü bir varış yeri!

17. Onları siz öldürmediniz. Fakat Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın. Fakat Allah attı. Kendisinden güzel bir imtihanla Mü’minleri denemek için. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (*)

(*) Bedir savaşında teke tek vuruşmalardan sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hücum emri vereceği anda Cibril aleyhisselam’ın talimatı üzerine yerden bir avuç toprak alıp, Kureyş ordusunun üzerine doğru fırlattı ve “Yüzleri kavrulsun!” buyurdu. Müşrikler gözlerine giren tozları gidermekle meşgul iken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem orduya hücum emri verdi. Savaş bilinen zaferle sonuçlandı. (Diyanet İşl. Tefsiri)

18. İşte böyle! Muhakkak ki Allah kâfirlerin tuzağını zayıflatandır.

19. (Ey kâfirler!) Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih gelmiştir. Eğer son verirseniz, o sizin için hayırlıdır. Eğer siz dönerseniz, biz de döneriz. Çok olsa bile, topluluğunuz size bir şey sağlamayacaktır. Çünkü Allah müminlerle beraberdir.

20. Ey iman edenler! Allah’a ve O’nun resulüne itaat edin ve siz, işitenler olduğunuz halde, ondan yüz çevirmeyin!

21. Duymadıkları halde “Duyduk.” diyenler gibi olmayın!

22. Muhakkak ki Allah katında canlıların en kötüsü, akıl edemeyen sağırlar ve dilsizlerdir.

23. Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi bile elbette onlar, yüz çevirenler olarak sırtını döner giderlerdi.

24. Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah’a ve Resul’e icabet edin! Ve bilin ki Allah, kişiyle ve onun kalbi arasına girer. Huzurunda toplanacağınız da yalnızca O’dur.

25. Fitneden sakının! Zira o, özellikle sizden zulmedenlere isabet etmez ve bilin ki Allah, cezası çok çetin olandır.

26. Düşünün ki bir zamanlar siz, yeryüzünde azdınız, zayıf düşürülmüş kimselerdiniz. İnsanların sizi yakalayıp götürmelerinden korkuyordunuz. Allah sizi barındırdı ve yardımıyla sizi destekledi ve temiz şeylerle sizi rızıklandırdı. Umulur ki şükredersiniz.

27. Ey iman edenler! Allah’a ve Resul’e hıyanet etmeyin! Emanetlerinize bilerek hıyanet etmiş olursunuz. (*)

(*) Ayet Ebu Lübabe bin Abdilmünzir hakkında indirildiği rivayet edilmiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hendek savaşındaki ihanetlerinden ve Müslümanlarla yapmış oldukları anlaşmayı bozmalarından dolayı Kurayza oğulları yahudilerini kuşatma altına alınca onlar Eriha’ya göçetmeleri için izin vermesini istediler. İzin verilmeyince istişare için sahabeden Ebu Lübabe’nin yanlarına gönderilmesini istediler. Ebu Lübabe’nin malı ve çoluk çocuğu yahudilerin yanında olduğundan onlarla iyi ilişkileri vardı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu gönderdi. İstişare esnasında Ebu Lübabe Sa’d bin Muaz’ın hükmünün boğazlarının kesilmesi olduğunu anlatmak için eliyle boğazına işaret etti. Bunun üzerine bu ayet indirildi. Bu ayet indirilince Ebu Lübabe yaptığına pişman oldu. Kendini Mescid’de direğe bağladı. Tevbesi kabul edilinceye kadar böyle kalacağını bildirdi. Yedi gün sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem tevbesinin kabul edildiğini bildirdi ve direkten çözdü.

28. Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Allah ise katında büyük mükâfat olandır.

29. Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için bir furkan kılar ve kötülüklerinizi sizden örter ve size bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.

30. Hani gerçeği örtüp inkâr edenler, seni bağlayıp hapsetmek veya seni öldürmek veya seni (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kurmuşlardı. Onlar tuzak kurarlarken, Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların hayırlısıdır.

31. Onlara ayetlerimiz okunduğunda “Kesinlikle işittik. İstesek, elbette bunun benzerini biz de söyleriz. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir.” dediler.

32. Hani “Ey Allah’ım! Eğer bu, senin katından (gelen) gerçeğin kendisiyse, bizim üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı bir azap getir!” demişlerdi.

33. Oysa sen onların içindeyken, Allah onlara azap edecek değildir. Onlar bağışlanma dilerlerken de Allah, onlara azap edicek değildir.

34. O’nun (Ka’be’nin) koruyucuları olmadıkları halde, (insanları) Mescidi Haram’dan alıkoyarlarken, onların neyi var ki Allah onlara azap etmesin! Onun (Ka’be’nin) koruyucuları, takva sahiplerinden başkası değildir. Fakat onların çoğu bilmezler.

35. Onların evin (Ka’be) yanındaki salâtları (namazları), ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. “Öyleyse inkâr ediyor olduğunuz şeyler sebebiyle tadın azabı!”

36. Muhakkak ki gerçeği örtüp inkâr edenler, mallarını Allah’ın yolundan alıkoymak için infak ederler (harcarlar). Onu infak etmeye de devam edecekler. Sonra onlara dert olacak sonra da yenilecekler. İnkâr edenler cehenneme toplanacaklar.

37. (Bu) Allah’ın pis olanı temizden ayıklaması ve pis olanın bazısını bazısının üzerine kılması, sonra onu topluca biriktirmesi, sonra onu cehennemde kılması içindir. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendisidir.

38. İnkâr edenlere de ki: “Eğer son verirlerse, geçmiş olanlar onlar için bağışlanır. Eğer (tekrar) dönerlerse, o takdirde evvelkilerin sünneti daha önce geçmişti.”

39. Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Son verirlerse, şüphesiz ki Allah yapmakta olduklarını görendir.

40. Eğer yüz çevirirlerse o takdirde bilin ki Allah sizin velinizdir. O ne güzel veli ve ne güzel yardımcıdır!

41. Eğer Allah’a ve hak ile batılı birbirinden ayıran gün, iki topluluğun (Bedir’de) karşılaştığı gün, kulumuza indirdiğimize iman etmişseniz, bilin ki herhangi bir şeyden, her ne ganimet aldıysanız, onun beşte biri Allah’a ve Resul’e ve yakınlara ve yetimlere ve düşkünlere ve yolda kalmışa aittir. Allah her şeye gücü yetendir.

42. Hani siz yakın vadideydiniz de onlar da uzak vadideydiler ve kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, sözleştiğiniz vakit hakkında ihtilâfa düşerdiniz. Fakat bu, helak olan apaçık bir delille helak olsun ve yaşayan da apaçık bir delille yaşasın diye Allah’ın yapılması gereken bir işi yerine getirmesi içindir. Şüphesiz ki Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

43. Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında çekişirdiniz. Fakat Allah selâmet (*) verdi. Muhakkak ki O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) en iyi bilendir.

(*) “Selleme” ifadesi, selâmet vermek demek olup o da esen olma, esenlik, kurtulma, kurtuluş, her türlü korku, kaygı, tasa ve tehlikeden uzak, barış ve güvenlik içinde olmak demektir.

44. Karşılaştığınız zaman Allah, sizin gözünüzde onları az gösteriyordu ve sizi de onların gözünde azaltıyordu. (Bu) Allah’ın yapılması gereken bir işi yerine getirmesi içindir. İşler Allah’a döndürülür.

45. Ey iman edenler! Bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat gösterin ve Allah’ı çokça anın! Umulur ki kurtuluşa erersiniz.

46. Allah’a ve O’nun resulüne itaat edin ve çekişmeyin! Yoksa gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz gider. Sabredin! Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.

47. Çalım satarak ve insanlara gösteriş yaparak yurtlarından çıkan ve Allah’ın yolundan alıkoyan kimseler gibi olmayın! Allah onların yaptıklarını kuşatandır.

48. Şeytan onlara yaptıklarını süslü göstermişti ve demişti ki: “Bugün insanlardan size üstün gelecek yoktur ve muhakkak ki ben de sizin için bir yardımcıyım.” İki grup birbirini görünce de iki ökçesi üstünde geri döndü. Dedi ki: “Şüphesiz ki ben sizden uzağım, muhakkak ki ben sizin göremediğinizi görüyorum, kesinlikle ben Allah’tan korkuyorum. Allah, azabı çetin olandır.”

49. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olan kimseler demişti ki: “Bunları dinleri aldattı.” (*) Kim Allah’a güvenip dayanırsa, o takdirde muhakkak ki Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

(*) Mücahid`den rivayet edildiğine göre Kureyş`ten Kays bin Velid bin Muğire, Ebu Kays bin Fâkih, Hars bin Zem`a ve Ali bin Umeyye bin Halef gibi bazı kimseler İslâmiyet konusunda tereddüt içindeydiler. Müslümanların sayılarının az olduğunu ve bu az sayıyla kalabalık bir müşrik topluluğun karşısına çıktıklarını görünce: “Bunları dinleri aldattı.” dediler. Yani “Bunlar dinlerinin vaadlerine inanarak, sevap ve cennet tutkusuna kapılarak tehlikeli bir işe girişiyorlar.” demek istiyorlardı. Yüce Allah da onların bu sözlerine karşı bu ayeti kerimesini indirdi. (Ahmet Varol, Kur’an Meali Açıklamaları)

50. Keşke görseydin! Melekler gerçeği örtüp inkâr edenleri vefat ettirirken, yüzlerine ve arkalarına vuruyorlardı. “Tadın yangın azabını!”

51. İşte bu, ellerinizin önceden takdim ettiği şeyler sebebiyledir. Yoksa Allah, kullarına zulmedici değildir.

52. (Bunların durumu) Firavun ailesi ve ondan önceki kimselerin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini inkâr ettiler. Böylece Allah da günahları yüzünden onları yakalayıp cezalandırdı. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, azabı çetin olandır.

53. İşte bu, Allah’ın bir topluluğa verdiği nimeti, onlar kendileriyle bulunanı değiştirinceye kadar değiştirecek olmaması sebebiyledir. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

54. (Bunların durumu) Firavun ailesi ve ondan önceki kimselerin durumu gibidir. Rabblerinin ayetlerini yalanladılar. Böylece biz de onları günahları sebebiyle helak ettik ve Firavun ailesini (denizde) boğduk. Onların hepsi de zalimlerdi.

55. Muhakkak ki Allah katında canlıların en kötüsü gerçeği örtüp inkâr eden kimselerdir. Artık onlar, iman etmezler.

56. Onlar ki kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını hiç çekinmeden bozan kimselerdir.

57. Eğer onları savaşta kesinlikle yakalarsan, onları ürkütüp dağıt! Arkalarında olanlar da umulur ki düşünüp öğüt alırlar.

58. Eğer bir topluluğun hıyanet etmesinden kesin olarak korkarsan, sen de onlara aynı şekilde at! (*) Şüphesiz ki Allah, hainleri sevmez.

(*) Onlarla yaptığın anlaşmayı sen de önlerine at! Anlaşmanın bozulduğunu, savaş açmadan önce antlaşmalarını geçersiz saydığını onlara bildir!

59. İnkâr edenler öne geçtiklerini (kurtulduklarını) sanmasınlar! Muhakkak ki onlar (bizi) aciz bırakamazlar.

60. Onlara karşı gücünüzün yettiğince kuvvet ve bağlı atlar hazırlayın! Bunlarla Allah’ın düşmanını ve sizin düşmanınızı ve onların dûnundan başkalarını korkutursunuz. Siz onları bilmezsiniz. Allah onları bilir. Allah yolunda herhangi bir şeyden ne infak ederseniz (ihtiyaç sahiplerine harcarsanız), size (karşılığı) eksiksiz olarak ödenir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.

61. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a güvenip dayan! Muhakkak ki O, hakkıyla işiten, hakkıyla bilenin ta kendisidir.

62. Eğer seni aldatmak isterlerse, o takdirde muhakkak ki Allah sana yeter. O ki yardımıyla ve mü’minlerle seni destekledi.

63. Onların kalplerinin arasını uzlaştırdı. (*) Sen yeryüzünde bulunanların tümünü infak etseydin (harcasaydın), onların kalplerinin arasını uzlaştıramazdın. Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz ki O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

(*) Evs ve Hazrec kabileleri arasında cahiliye devrinden kalan büyük bir kin ve düşmanlık vardı. Her iki kabile de İslam ile şereflenince Allahu Teâla aralarındaki intikam duygularını kaldırdı, kalplerini birbirine ısındırdı. Öyle ki birbirlerine azılı düşman olan bu iki kabile bir araya gelerek İslam adına düşmana karşı tek vücut oldu.

64. Ey Nebi! Sana ve sana uyan mü’minlere Allah yeter.

65. Ey Nebi! Mü’minleri savaşa teşvik et! Sizden sabırlı yirmi kişi olursa, iki yüz kişiyi yenerler. Eğer sizden yüz kişi olursa, gerçeği örtüp inkâr edenlerden bin kişiyi yenerler. Çünkü onlar derinlemesine kavrayamayan bir topluluktur.

66. Şimdi Allah sizden hafifletti ve sizde bir zayıflık olduğunu bildi. Böylece sizden sabırlı yüz kişi olursa, iki yüz kişiyi yenerler. Eğer sizden bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiyi yenerler. Allah sabredenlerle beraberdir.

67. Bir Nebi’nin yeryüzünde ağır basıncaya kadar esirlerinin olması doğru değildir. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz. Allah ise ahireti istiyor. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

68. Eğer Allah’ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldıklarınız hakkında, elbette size büyük bir azap dokunurdu.

69. Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyin! Allah’a karşı gelmekten sakının! Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

70. Ey Nebi! Ellerinizde bulunan esirlere de ki: “Eğer Allah kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. (*) Allah bağışlayandır, rahmet edendir.”

(*) Taberani’nin el-Mu’cemu`l-Evsat’ta Abdullah bin Abbas radıyallahu anh’tan rivayet ettiğine göre Abbas radıyallahu anh bu ayeti kerimenin kendi hakkında indirildiğini bildirmiştir. Bu rivayete ve daha başka rivayetlere göre Abbas radıyallahu anh Bedir’de savaş giderlerine harcamak üzere yanına aldığı yirmi ukiyye altınla birlikte esir edildi. Sonra gerek kendinin gerekse kendiyle beraber esir olan bazı müşriklerin fidyesi olarak bu altınları verdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Abbas’tan kardeşinin oğlu Ukeyl ile Nevfel’in fidyelerini de ödemelerini istedi. Abbas parasının olmadığını ileri sürünce, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hanımı Ummu’l-Fadl’a bıraktığı altınları hatırlattı. Abbas, bu altınları hanımına gizlice vermişti ve kimsenin haberi yoktu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onları hatırlatması karşısında şaşırarak: “Bunu sana kim haber verdi?” diye sordu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Rabbim haber verdi?” deyince, onun peygamberliği hakkında şüphesi kalmadı ve Müslüman oldu. Abbas radıyallahu anh Müslüman olduktan sonra kendisinin verdiğinin çok daha fazlasına kavuştuğunu bildirmiştir. Böylece Yüce Allah’ın “Eğer Allah kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse size, sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar.” sözündeki vaadi de gerçekleşmiş oldu. (Ahmet Varol Meali Açıklaması)

71. Eğer sana hıyanet etmek isterlerse, daha önce de Allah’a hıyanet etmişlerdi. Bu yüzden (Allah da) onlara karşı (sana) imkân verdi. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

72. Muhakkak ki iman eden ve hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden kimseler ve (onları) barındıran ve yardım eden kimseler, işte onlar, birbirlerinin velileridir. İman eden ve hicret etmeyen kimselerse, hicret edinceye kadar, onların velayetlerinden (*) size bir şey yoktur. Eğer din hakkında sizden yardım isterlerse, o takdirde, sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavme karşı olmaları hariç, üzerinize yardım etmek düşer. Allah yapmakta olduklarınızı görendir.

(*) Burada velayetle kastedilen gerek mirastan gerekse ganimetten pay alma hakkına sahip olmaktır. Ancak iman edip de hicret etmeyenler ise hicret edenlere mirasçı olamazlar ve ele geçirilen ganimetlerden pay alamazlar ve aynı zamanda hicret edenler de hicret etmeyenlere herhangi bir şekilde mirasçı olamazlar demektir. Medine’ye 622’de hicretten sonraki ilk yıllarda muhacirler ve ensar birbirlerine mirasçı olabilmekte idiler. Ancak bu âyetin hükmü yine bu sûrenin 75. âyetiyle neshedildi, hükmü kaldırıldı. Ve artık, neseben akrabâ olmayanlar birbirlerinin vârisi olamadılar. (Celâleyn Şerhi, c. 3, 218)

73. İnkâr edenler de birbirlerinin velileridirler. Eğer onu yapmazsanız, o takdirde yeryüzünde bir karışıklık ve büyük bir bozulma olur.

74. İman eden ve hicret eden ve Allah yolunda cihad eden kimseler ve (onları) barındıran ve yardım eden kimseler, işte onlar, gerçek müminlerin ta kendisidir. Onlara bağışlanma ve bol rızık vardır.

75. Sonradan iman eden ve hicret eden ve sizinle birlikte cihad eden kimseler, işte onlar da sizdendir. Allah’ın kitabında rahimlerin sahipleri / akrabalar birbirlerine daha yakındırlar. (*) Muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir.

(*) Tefsirlerde bildirildiğine göre bu surenin 72. ve 73. âyetlerinde sözü edilen velâyet olayı ile kastedilen ensar ve muhacirlerin birbirleriyle kardeşleştirilmesi ve böylece birbirlerine mirasçı olmalarıdır. İbnu Sa’d’ın Hişâm bin Urve’den onun da babasından nakletmiş olduğu bir rivayette de bu husus bildirilmektedir. Bu rivayete göre: “Allah’ın kitabına göre, akrabalar (mirasta) birbirlerine daha yakındırlar.” hükmü geldikten sonra muhacirlerle ensâr arasındaki miras uygulaması kaldırılmış, sadece akrabalar birbirlerine mirasçı olmaya başlamışlardır. Bütün müminler birbirinin dostudur ancak akrabalar daha yakındır ve mirasta önceliği vardır.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir